Yazılar

23.12.2015

 Şap Hastalığı İnsanlara Bulaşır mı ?

Çift tırnaklı hayvanların viral bir enfeksiyonu olan Şap Hastalığı “teorik” olarak insanlara bulaşabilir.  Ülkemize doğu illerimizden giren ve NEP 84 adı verilen yeni bir Şap virusu tüketiciler arasında tedirginlik yarattı.  Öncelikle söylemek gerekir ki; tedirgin olacak bir durum söz konusu değildir.

Dünyada Şap virusunun insanlara geçtiği bildirilen 40 olgu var.  1929-2001 yılları arasında kayda geçen olgulardan 5’i laboratuvar kazası.  Olgular Almanya, İsveç, Polonya, Rusya, İngiltere, Fransa, Şili ve Hollanda’da saptanmış.  İkisinde A tipi, diğerlerinde O ve C tipleri görülmüş.  Bu “münferit” olgulara bakarak Şap virusunun özellikle direnç sistemi çökmüş kimselere, bağışıklık sistemi bozulmuş insanlara, çocuk ve yaşlılara bulaşabileceği ifade ediliyor.

Yabancı literatürde Şap’ın insanlara bulaşabilme ihtimali “extremely rare” yani “son derece nadir” olarak belirtiliyor ve halk sağlığı problemi olmayacağı vurgulanıyor.

Ülkemiz,  komşularımızdan gelen Şap viruslarına sıklıkla maruz kalmaktadır.  Bu sebeple Şap hastalığı,  ne yazık ki,  tamamen yok olmuyor. Daha önceki suşlar ile aşı uygulaması yapılmakta iken, son zamanlarda değişik bir suşun sebep olduğu Şap hastalığı tekrar gündemimize girdi.  Şap hastalığı insanlara kolayca bulaşsaydı ülke olarak ağzımızdan salya akışı eksik olmaz, ağzımız, ayağımız yaralı bir şekilde gezerdik.

Beşeri hekimlikte Şap hastalığı ile karışan virus etkenli bir hastalık var.  El, ayak, ağız hastalığı.  Yabancı literatürde Şap hastalığı Foot and Mouth Disease,  ayak ve ağız hastalığı olarak geçiyor.  Kısaltılmış hali FMD.  Beşeri hekimlikte, daha çok çocuklarda görülen hastalığın adı ise HFMD.  Belirtiler birbirine çok benziyor.  Belirtilerin benzerliği sebebiyle çok karıştırılan bir durum ortaya çıkıyor.

Hâlbuki hastalık etkeni olan viruslar kesinlikle birbirinden farklı.  El, Ayak, Ağız hastalığı (HFMD) enterovirus ailesinden Coxsackie virus, Şap (FMD) ise Aphtovirus.  Etkenleri farklı, ama belirtiler birbirini andırıyor.  Bazen bu yüzden karıştırılabiliyor.

Dünyada uzun yıllar içerisinde nadiren insanlara bulaştığı saptanan Şap hastalığının çabucak iyileştiği, başka birine bulaşmadığı da saptanmış.

Hayvanlardan insanlara bulaşan hastalıklara “zoonoz” adını veriyoruz.  Zoonoz  hastalıklardan en “ünlü” olanları;  kuduz, şarbon, bruselloz ve tüberkülozdur.  Şap hastalığını bunlarla aynı kategoride görmek, zoonozlardan biri olarak saymak yersizdir.  Zaten OIE  (Uluslararası Salgın Hastalıklar Merkezi), Şap hastalığının dünyada sadece birkaç kişisel olgu olarak görülmesi ve bu olguların da hastaneye bile gitmeden kısa sürede şifaya kavuşması dolayısıyla “halk sağlığı riski oluşturmadığı” kanaatine varmıştır.  OIE resmi sayfasında  bu şekilde belirtilmiştir.

Özet olarak; Şap hastalığı çift tırnaklı hayvanların sahipleri açısından, hayvancılık ekonomisi yönünden büyük bir problem olup, insan sağlığı yönünden tedirginlik yaratacak bir hastalık değildir.

16.12.2015

Şap Salgını

Ülkemiz yine bir “Şap Hastalığı” tehdidi altında.   Ne yazık ki;  hastalık hızla yayıldı ve yayılma sürüyor.  Türkiye’nin en doğusundan en batısına, kuzey ve güney illerimize yayılarak hayvan üreticilerimizin korkulu rüyası oldu.

Şap Hastalığı bilindiği gibi çift tırnaklı hayvanların viral etkenli bir hastalığıdır.  Virusun A, O, Asya tipleri, zaman zaman suş değiştirerek ülkemizde salgınlara sebep olmaktadır. Bu sefer de yine bir A tipi ile karşı karşıyayız.  Ama, hiç tanımadığımız başka bir A tipi şap, A NEP 84  suşu. NEP Nepal’den gelen bir kısaltma.

Şap Hastalığının bu çeşidi 29 Eylül 2015 günü ilk kez VAN ilimizin İpekyolu ilçesinde görüldü.  Sığır dil epitelinden alınan numune Ankara’da Şap Enstitüsünde incelendi.  A NEP 84 suşu saptandı.  Aşı çalışmaları derhal başlatıldı ve 23 Kasım da, yani ilk hastalık çıkışından 55 gün sonra aşı kullanıma sunuldu.  Bu normal süreç olup suş saptanması ve aşının üretimi için hızlı sayılabilecek bir zamandır.  Ancak; virus bu 55 gün içerisinde hızla yayılmıştır.

Aşılar daha önceki suşlardan A 14, O.O7, Asya 14 tiplerini  içeriyor.  Şimdi A NEP 84 de eklendi.  Bu tetravalan (4’lü karma) bir aşı oldu.  Ayrıca A15 ve A NEP 84 suşu ile bivalan (2’li karma) aşı da üretildi ve sahaya sunuldu.

Şap VAN ‘da çıkmıştı.  Ama; şimdi Samsun, Burdur, Aydın, Kars, Çorum, Kırşehir, Denizli, Aksaray, Balıkesir, Kırıkkale illerinden de Şap haberleri geliyor.

Şap hastalığını yayan kamyonlardır.

Yani hastalık; hayvan hareketleriyle, hayvanların taşınmasıyla yayılmaktadır.  Demek ki; yayılmayı önlemenin ilk adımı kamyonların kontrol altına alınmasıdır.

Hastalık Van’da ve hatta İpekyolu ilçesinin Buzhane Mahallesinde hapsedilseydi, başka bir deyimle, çıktığı yerde boğulsaydı, böyle yayılmazdı.

Şap Hastalığının etkeni virüstür ve her türlü yolla bulaşır.  Ancak; bulaşmanın %95 oranında hayvandan hayvana bulaşma tarzında olduğu bilinmektedir.  İnsanlar, araçlar, hava, dışkı, salya, süt bulaşmaya sebep olurlar.  Ama;  hayvan teması başlıca bulaşma yoludur.

Şap Hastalığının asıl yayılma sebebi ise inkubasyon süresidir.   Kuluçka döneminde hayvan virusu taşır, saçar.  Fakat, henüz klinik belirtiler ortaya çıkmamıştır.  O sebeple dışarıdan sağlıklı görünen hayvanlar hasta olmadıkları sanılarak oradan oraya nakledilebilirler.   Tabii, bu arada kuluçka dönemindeki hastalık da nakledilmiş olur.

Şap Hastalığı deprem gibidir.  Sadece yıkıcı etkisiyle değil, başka yönlerden de depreme benzer.  Deprem uzmanları derler ki;  “deprem her zaman olabilir.  Siz binanızı sağlam yapın”.  Şap da öyledir.  Komşu ülkelerden Şap ülkemize giriyor, yine girebilir.  Biz kendi önlemlerimizi iyi alalım.   Deprem olunca herkes depremi konuşur.  Çeşitli önlemlerden söz edilir.  Önemsenir.  Ama; sonra unutulur.  Tekrar olmayacakmış gibi davranılır.  Şap için de aynı şeyler ne yazık ki geçerlidir.

Suş değişikliğinden sonra ortaya çıkan durum bize gösterdi ki; aşı tek başına bir önlem değildir.  En önemli koruma yöntemi olan aşı ancak; 55 gün sonra devreye sokulabilmiştir.  Yeni bir suş için makul bir süredir.  Asıl önlem hayvan hareketlerinin önlenmesiyle alınmalıdır.

Önlemlerde devlete  ve millete görevler düşmektedir.  Ancak; millete düşen görevin tam olarak yerine getirilemeyeceği aşikârdır. Çünkü; kuluçka dönemiyle ilgili bir bilinç yoktur.  Hayvanlar sağlıklı görüldüğü için kimse “sağlıklı”  hayvanlarını taşımakta bir sakınca görmez.  Ama hayvanlar gittikleri yere hastalığı götürür.

Kuluçka süresi sonunda artık iş işten geçmiştir.  Diğer bir engel ise; hayvan sahiplerinin “benim hayvanlarım aşılı, tehlike yaratmaz” diye düşünmeleridir.  Bugünlerde olduğu gibi, suş değişikliklerinde bu düşünce doğru olmaz.

Temel mücadele yöntemi değişmez.  Tıpta salgın ve bulaşıcı hastalıklarla mücadelenin ana fikri, hastayı sağlıklıdan ayırmaktır.

Bu salgından ders çıkararak,  hastalığı çıktığı yerde durdurmak için hayvan hareketlerinin kontrol altına alınmasının önemini algılamalıyız.

Bu zor bir iştir.  Ama; yapılmalıdır.  Konunun tıbbi olduğu kadar sosyal boyutları da göz önüne alındığında, gerçekten,  kolay olmayacaktır.  Hızlı, sert, etkin önlemler alınır ve bir süre sabredilirse hastalık çıktığı yerden çok uzağa gitmeden söndürülür.

Şarbon memeli hayvanların öldürücü bir hastalığıdır.  Evcil ve yabani memelilerde görülür.  Hastalığın diğer adı Anthrax’dır.

Şarbon hastalığında kan ve organlar kömür rengi veya katran rengi bir hal aldığı için, hastalığa Fransızca kömür anlamına gelen Şarbon (veya; Karbon)adı verilmiştir.

Hastalığın etkeni; gram pozitif, çubuk şekilli bir bakteri olan Bacillus anthracis’tir.  Bakterinin en önemli özelliği sporlanmak suretiyle kendini korumasıdır.  Sporlanan bakterinin yıllarca, hatta kırk yıl kadar, toprakta kendini koruyarak canlı kalabildiği bildirilmektedir.  Bu sebeple bir yerde şarbon hastalığı çıktıysa, o bölge mihrak (odak) kabul edilir.

Şarbon hastalığı insanlara da bulaşabilir.  Zoonoz olan bu hastalığın insanlar için büyük tehlike yarattığını bilmeli ve dikkatli olmalıyız.

Şarbon tüm memeli hayvanlarda, sığır, koyun, keçi gibi ot yiyen ve geviş getirenlerde, atlarda, köpeklerde, yaban hayatta geyiklerde görülebilir.  En çok ve en hızlı şekilde geviş getirenlerde ölüme sebep olmaktadır.

Hastalık ağırlıklı olarak bulaşık meralarda otlayan hayvanlarda ortaya çıkar.  Sporlanmış bakteri toprakta, otlarda ve sularda bulunur.  Vücuda sindirim veya solunum yoluyla giren bakteri aktif hale geçer.  Hastalığın kuluçka süresi 1-14 gün olarak bildirilmekte ise de, genellikle bu sürenin 3-7 gün olduğu gözlenmiştir.

Geviş getirenlerde hastalık, genel olarak, bir belirti görülmeksizin ölüme sebep olur.  Hastalık çok hızlı seyreder ve hayvan ölü bulunur.  Bazı durumlarda solunum güçlüğü, titreme gibi belirtilerin ardından hastalık ölümle sonuçlanır.

Ölüm tüm doğal vücut deliklerinden koyu renkli, pıhtılaşmayan kan gelmesiyle birlikte ortaya çıkar.

Hastalığın ölüm sonrası en belirgin özelliği kanın simsiyah olması, dalağın aşırı büyümesi ve çamur kıvamını almasıdır.

Ayrıca; karaciğer, böbrekler, lenf yumruları kanlı ve büyümüş olup, bağırsaklar koyu kanlı bir hale gelmiştir.  Ölen hayvanlarda ölüm sertliği şekillenmez.  Şarbon ani ölüme sebep olan diğer hastalıklarla karışabilir.  Dalağın çok aşırı bir şekilde büyümesi, çamur kıvamı alması belirgin ise de, kesin teşhis laboratuar muayenesi ile konulur.  Laboratuara ölen hayvanın kulağı kesilerek gönderilebilir veya kana batırılan pamuklu çubuk gönderilmesi de teşhis çalışmaları için yeterli olur.

Şarbon şüphesi ile ölen hayvanlara otopsi yapılması önerilmez.  Çünkü; hastalık etkeni toprağa geçip, sporlanır ve yağmur sularıyla, seller ile yayılır. Otopsi yapılması çevreye bakteri saçılmasına yol açacak bir uygulamadır.  Ayrıca; şüpheli durumlarda maske ve eldiven takmayı ihmal etmemek gerekir.

Şarbon hastalığı insanlara yine, hayvanlarda olduğu gibi solunum, sindirim yollarıyla bulaşabileceği gibi, deri yoluyla da bulaşabilir.  Bakterinin vücuda giriş yoluna bağlı olarak tedavi şansı söz konusudur.  Yoğun ve uzun süreli antibiyotik tedavisi başarılı olur.

Hayvanlarda tedavi teorik olarak mümkün gibi görülse de, çoğunlukla tedaviye başlama fırsatı olmadan hayvan ölür.

Şarbon hastalığının sinekler vasıtasıyla mekanik olarak da bulaşabileceği bildirilmektedir.

Ölen hayvanın ve kirlettiği altlığın, bulaşan her şeyin yakılması önerilir.  Tercihen yakma önerilmekle birlikte derin bir şekilde gömmek uygun bir önlem olabilir.  Yabani hayvanların eşelemesini, leşi yemelerini önleyecek şekilde tedbir alınmalıdır.

Hastalığın insanlara bulaşabileceği, sporlanan bakterinin çevresel koşullara çok dayanıklı olduğu unutulmamalıdır.  Veteriner hekimler ve hayvan yetiştiricileri şüpheli durumlarda kendilerini koruyacak önlemleri ihmal etmemelidirler.

Hayvanların hastalıktan korunması aşılama ile mümkündür.  Hastalığa karşı hazırlanmış aşılar mevcuttur.  Tek doz uygulama bağışıklık sağlamak için yeterlidir.  Daha önce şarbon çıkmış yerlerde mutlaka sistemli olarak aşılama yapılmalıdır.

Meraya çıkan hayvanlara her ilkbaharda rutin olarak şarbon aşısı yapılması önerilir.  Zararsız hale getirilmiş ( attenue) canlı aşı olan şarbon aşısının gebeliğin son döneminde yapılması tavsiye edilmez.

Veteriner hekimlerin kesim öncesi ve kesim sonrası muayene yaptıkları yerler mezbahalardır.  Mezbahalar dışında kesilen çiftlik hayvanlarının etleri tüketilmemelidir.

Çok tehlikeli bir bakteri olan şarbon mikrobu Bacillus anthracis aynı zamanda bir terörizm silahıdır.  İlk kez 2001 yılında terörizm amacıyla kullanılmıştır.  Böyle tehlikeli, zoonoz bir hastalığa karşı uyanık, bilgili ve tedbirli olmamız şarttır.

Çift tırnaklı hayvanlarda görülen, çok bulaşıcı VİRAL bir hastalıktır. Ülkemizde daha çok sığırlarda sorun olarak görülür. Ekonomik yönden çok büyük kayıplara sebep olur. Ticarete ve dış ticaretimize engeller yaratır.

Ergin sığırlarda genellikle öldürücü değildir. Ancak; buzağılarda virusun doğrudan kalp kası üzerine etki göstermesi sonucu ani ölümler olur. Şap hastalığı ağız, ayak ve memelerde yaralarla klinik belirti gösterir. Belirtiler önce kabarcık şeklinde olup, sonra kabarcıkların sıyrılması sonucu yaralar ortaya çıkar. Hastalık ağızdan ip gibi salya akması, ağız şapırtısı, topallık ve dişilerde meme uçlarındaki yaralarla karakterize olup, ergin hayvanlar genellikle iki hafta içinde klinik olarak iyileşirler.

Şap hastalığı iyileştikten sonra meme ucu yaraları ile ilgili olarak meme iltihapları (mastitis) ve ayaktaki yaraların sonucu topallık gibi kalıcı problemler hayvanların ve işletmenin başına dert olabilir. Şap virusunun yedi tipi ( A,O, C, Asia 1, SAT1, SAT2, SAT3) ve bunların toplam 60 alt tipi bulunmaktadır. Tipler arasında çapraz bağışıklık söz konusu değildir. Ülkemizde bugünlerde A,O, Asia 1 tipi şap görülmektedir.

Şap virusu kuru ortamlara ve güneş ışığına dayanıksızdır. Ancak kışın hayvan dışkısında altı ay canlı kalabilir. Salyada 14 gün, sütte 9 gün canlı kalabildiği bildirilmektedir. Virus her türlü yol ile hızla bulaşır. Doğrudan temas en önemli bulaşma yolu olup, araçlarla, insanlarla, rüzgarla, sütle bulaşabilir. Hasta hayvanların idrarı, dışkısı, salyası, sütü ve eti bulaşma kaynağıdır. Virusun girişi ağız, burun, boğaz yoluyla olur. Yayılmada hayvan pazarları, ortak kullanılan suluklar ve meralar önemli rol oynar. Hastalık çıkmış yerin on kilometre yarıçapındaki bölge en çok tehlikeye maruz kalan bölgedir. Hastalık çıktığı duyulduğunda işletmeler derhal ” içine kapanmalıdır”. Yani hayvan, ot, saman, malzeme ve insan giriş çıkışı, kesinlikle önlenmelidir. Çalışanların zorunlu giriş çıkışı için giysilerin, çizmelerin değiştirilmesi ve dezenfeksiyon yapılması gibi önlemler alınmalıdır. Hastalık etkeni çamaşır suyu, çamaşır sodası ve sirkeye karşı hassastır. Çamaşır suyunun % 2’lik, çamaşır sodasının %4 ?lük çözeltilerinin dezenfeksiyonda kullanılması uygun olur. Ağızdaki yaraların %10’luk yemek sodası (sodyum bikarbonat) çözeltisi ile yıkanması da rahatlatıcı ve iyileştirmeyi hızlandırıcı bir etki gösterir.

Şap hastalığında bulaşmanın en önemli yolu doğrudan temas olup, buradaki başlıca problem inkubasyon dönemi veya kuluçka dönemi dediğimiz klinik belirtilerin görülmediği zaman dilimidir. Dışarıdan bakıldığında henüz bir belirti görülmediği halde hastalık ilerlemekte ve bulaşma olmaktadır. Klinik belirtiler görüldüğünde ise iş işten geçmiştir. Başka bir yanıltıcı yol klinik iyileşmenin ardından hayvanların bir süre ” taşıyıcı” olarak kalmasıdır. Özellikle yutak bölgesinde altı ay ile 24 ay arasında virusun canlılığını koruduğu bildirilmektedir. Şap virusunun kuluçka süresi 2-14 gün arasındadır. Hastalık genellikle 3-5 gün içinde ortaya çıkar. Karantina süresinin bu bilgiler ışığında 15 günden az olmaması gerekir. Çiftliğe yeni getirilecek bir hayvanın, en az 15 gün karantinada tutulduktan sonra, diğerlerinin yanına konulması yerinde olur. Hastalık çıkmış bölgelerden, hastalık sönmüş dahi olsa, hayvan almamak en akılcı önlemdir.

Şap hastalığı zoonoz hastalıklar listesinde, yani hayvanlardan insanlara geçebilen hastalıklar arasında sayılmakla birlikte, böyle bir bulaşma çok nadirdir. Çift tırnaklı hayvanların bir hastalığı olduğundan insanlar bu viruse karşı duyarlı değildirler. Bağışıklık sistemi çökmüş, direnci kırılmış insanlara, çocuk ve yaşlılara bulaşma ihtimali olabilir.

Ülkenin genel olarak şap hastalığından korunması için alınacak önlemler, hayvan hareketlerinin kontrolü, kordon konulması ve hastalık çıkmış bölgelerdeki yolların hayvan hareketlerine kapatılması olabilir. Şap hastalığının teşhisi klinik belirtilere bakılarak kolayca konulabilir. Kesin teşhis ve tip tayini için laboratuvar testleri gerekir.

Hastalığın tedavisi yoktur. Ağız ve ayakların sodyum bikarbonat (yemek sodası) solüsyonu ya da sirkeli suyla silinmesi yararlı olur. İkincil enfeksiyonların önlenmesi için antibiyotik kullanılması yaygın bir uygulamadır. Hastalık daha önce de söylediğimiz gibi iki hafta içinde, belki bir takım hasarlar bırakarak, iyileşir. Hastalığın koruyucu aşıları vardır. Ülkemizde ikili, üçlü, dörtlü karma aşılar satılmaktadır. Bunlar A,O, Asia 1 ve bazen A.İran 96 tiplerine karşı hazırlanmış aşılardır. Aşılama buzağılar 4 aylık olduklarında başlamalı sekizinci ve on ikinci aylarda tekrarlandıktan sonra, 6 ayda bir rapellerle devam edilmelidir. Sürekli aşılama bağışıklığın devamlılığını sağlayacaktır.