Yazılar

Myostatin kas yapmayı sağlayan bir protein.  Vücutta Myostatin geni ile yönetiliyor.  Ancak; bu genin kontrol altında kalması lazım.  Yoksa insan ve hayvan vücudu kastan görülmez hale gelir.

Myostatin geninin aktivitesini ve aşırı kas gelişimini ise başka bir gen kontrol altında tutuyor.  Doğal bir değişiklik sonucu bazı sığır ırklarında myostatinin etkisini sınırlayan genetik yapı azaldığından kaslanma daha çok oluyor.  Myostatinin işleyişini durduran genin çeşitli oranlarda değişikliğe uğradığı sığır ırkları var.  En belirgin olarak değişiklik Piedmentosa ve Belçika Mavisi sığır ırklarında görülüyor.

Myostatin geni aktif yani daha çok etkin olduğu için bu iki ırkta kaslanma, yani vücudun kas kütlesi daha fazla.

Genetik olarak myostatin proteini x myostatini baskılayıcı protein arasındaki dengede myostatin proteini daha öne çıktığı için bu ırkların etleri yağsız, kemik oranları düşük, derileri daha ince, randımanları yüksek, etleri yumuşak, yüksek kaliteli, usareli, proteince zengin oluyor.

Karkasta iç yağı ve böbrek yağı çok az, bununla birlikte kas içindeki yağlanma da gayet az.  Kas içindeki yağlanmanın az olmasına rağmen et yumuşak.  Kasların aşırı gelişmesi (hipertrofi + hiperplazi) daha çok arka kısımda çift kas olarak kendini gösteriyor.  Buna Double Muscle (DM)= Culard fenotipi adını veriyorlar.  Kas içine giren bağ dokusunun az olması sebebiyle et kolay pişen, kolay çiğnenen, yumuşak ve özsulu (usareli) olmakta.  Böylece bu iki ırk performans ve et kalitesi yönünden öne çıkmakta.

Bu genetik durum ile başka bir yarar daha sağlanıyor.  Üretilen et kolesterol yapıcı yağlar bakımından zayıf olduğu için, yağsız, kolesterolsüz et, dolayısıyla “sağlıklı kırmızı et” olarak nitelendiriliyor.

Böylece; bu ırklar üretici, kasap ve tüketici açısından çok yararlı ırklar oluyorlar.

Myostatin geninin aktivitesi sayesinde hızlı canlı ağırlık artışı, kolesterolsüz kırmızı et, yüksek randıman, düşük kemik oranı Piedmentosa ve Belçika Mavisi ırklarını özel kılıyor.

Buzağılarda kaslanma, çift kas oluşumu (Culard Fenotipi) doğumdan sonra meydana geldiği için güç doğum söz konusu değil.  Belçika Mavisi ineklerde ise M.gluteus medius kasının çift olması sebebiyle, ikinci kasın ilk kası sıkarak gevşemesine engel olmasından dolayı maternal (anneye bağlı) güç doğum oluşuyor.  Safkan Belçika Mavisi ineklerde oluşan bu sorun buzağıdan kaynaklanmadığı için, melezlerde güç doğum söz konusu değil.  Başka bir deyişle, Belçika Mavisi boğa tohumuyla tohumlanan başka ırktan bir inek güç doğum yapmıyor.

Myostatin geni (GDF-8) etkisi ile Piedmentosa ve Belçika Mavisi ırklarının melezlemede kullanılması bizlere daha çok et sağlayacak, etlerinin kaliteli, yumuşak, kolesterolsüz olması açısından da  “özel üretim, özel tüketim” imkanı verecektir.

Bana en çok sorulan sorulardan biri de “mastitisli sütü buzağılara içirebilir miyim?” sorusudur.

Bu konuda benim yanıtım her zaman “hayır” olmaktadır.

Duruma iki yönden bakmak gerekir.

Birincisi, mastitisli süt denilen sıvı gerçekten süt müdür?

İkincisi,  neden mastitis ?

Mastitisli süt deyimi  temelden yanlış. Çünkü meme yangısı (mastitis) süt veren hücrelerin hasta olduğu anlamına gelir. Bu durumda “mastitisli süt” aslında hastalıklı bir organdan çıkan hastalıklı bir sıvıdır.

Diğer yandan süt içeriğiyle bu sıvının hiç ilgisi yoktur.  Bu hastalıklı sıvının protein, toplam kazein, potasyum, kalsiyum, yağ, yağsız kuru madde ve laktoz bakımından süt olmadığı ortadadır.

Öncelikle besin değeri açısından süt değildir.  Bunu bilelim.  Ayrıca; meme yangısı yapan mikroorganizmaların toksinleri ve zararlı enzimleri bu sıvının içerisindedir.

Tehlikeli bir konu da bu sıvı içerisinde canlı mikroorganizmaların olmasıdır.  Bazı mikroplar, özellikle Staph. ailesinden mikroplar doku konakçısı olarak vücuda girer ve dokular içerisine daha hayvanlar buzağıyken yerleşirler.  İleride memelerin şekilleneceği dokuya giren bu konakçılar dişi buzağılar, düve veya inek olduklarında yangıya sebep olurlar.

Gelelim diğer konuya.

Asıl konu mastitisli sütü yavruya içirip içirmemek değil, ineğin mastitis olmasının önlenmesidir.  Doğru sağım sırası, yani memeyi sağıma hazırlama, sağım ve sağım bitince son daldırma solüsyonu kullanılması eksiksiz uygulanırsa mastitis olmaz.

Doğru sağım için önerilenlerin  eksik yapılması, yanlışlar ve ihmaller mastitise yol açar.  Bu bakış açısıyla mastitis bir hastalık değil, bir sonuçtur.

Mastitis sürü yönetimi problemidir.  Mastitisi ele alırken barınak yapımından, kullanılan yem katkılarına, sağımcıların eğitiminden altlık materyaline kadar her konu gözden geçirilmelidir. Hatta kuru dönem beslemesi ve aşılama programı da kritik kontrol noktaları olarak ele alınmalıdır.

Bunlar tamamen doğru yapılırsa ve doğru yapıldığına emin olursak “mastitisli süt” dert olmaktan çıkar.

Çiftliğe zaten büyük maliyeti olan meme yangılarının gözardı edilerek mastitisli sütü ekonomik olarak değerlendirme girişimleri (!) gerçek problemi görmemek anlamına gelir.

ABD’de bir süt sığırcılığı işletmesinin girişine asılan bu yazı sürü yönetiminin önemli konularına değiniyor.

Buzağılamadan sonra anne inek, yavrusunu yalama içgüdüsü ile temizlemeye başlar.  Bu sayede, buzağıda kan dolaşımı uyarılmış olur.  Ayrıca yavru için gerekli olan besin maddelerini de temin eder.  Bu, annelik içgüdüsünün doğal bir yanıtıdır.

Bizim ineklerimizin her birinin ayrı ayrı isimleri vardır.  A’dan Z’ye bu isimlerin her biri diğerinden farklıdır.  2000 inekten doğan buzağılara isim bulmak oldukça güç olmaktadır, önerileriniz var mı?

İnekler serin havayı tercih ederler.  Yaz aylarında fan ve duşlarla onları serinletiriz.  Yaklaşık her 5 dakikada bir olan duşu inekler çok severler.

Süt veren inek gün içerisinde yaklaşık 130 libre (58,96 kg) karışık yem ve yaklaşık 40-45 galon (151-170 litre) da su tüketir.  Bu miktarlar size çok gibi görünebilir, ancak ineğin 1500 libre (680,38 kg) ağırlığını dikkate alırsanız ne çok kaloriye ihtiyacı olduğunu takdir edersiniz.  Bizler ineklerimize lezzetli ve besleyici yemler, temiz ve taze su vermeye özen gösteririz.  Büfe, her zaman önlerinde açıktır!

Bizim ineklerimiz, konforlu kum yataklarda yatarlar ve dinlenirler.  Bu yataklar, günde 3 kez temizlenir ve eksilen kum her 4 – 5 günde bir ilave edilir.

İnekler eğlenceden hoşlanır.  Sağım odalarında otomatik sırt kaşıyıcıları vardır.  İnekler, masaj için sıraya girerler!  Onlar için sosyal bir buluşma olur.

Mutlu inek geviş getirir. Geviş getirme, ineğin yediği yemin tekrar ağzına gelmesi ve onu sakız gibi çiğnemesidir.  İneklerin boynundaki bilgisayarlı tasma sistemi ile 7/24 ineklerimizin geviş getirmesini takip ederiz. Ağzına geri gelen yemi çiğnemesi, geviş getirmesi size rahatsız edici gelebilir fakat ineğin geviş getirmesi her şeyin yolunda olduğunu gösteren en belirleyici faktördür.

İneklerimizin sağlıklı ve mutlu olmasından büyük gurur duymaktayız !

Macaristan’da ve Ülkemizde Sığırcılık

Geçen hafta Macaristan’daydım.  Bir dizi toplantı ve seminere katıldım.  Bunlardan biri Macaristan Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği CEO’su Laszlo Bognar’ın sunumuydu.  Sunumu izleyince bu konuyu değerlendiren bir yazı kaleme almayı düşündüm.

Macaristan’ın nüfusu : 10.198.315

Toplam sığır sayısı: 821.000

 İnek sayısı: 368.000

 Sütçü ırk ineklerin sayısı: 209.000

Kombine ırk ineklerin sayısı: 42.000

Etçi Irk ineklerin sayısı: 117.000

Macaristan küçük bir ülke.  Yüzölçümü 93.030 kilometrekare.  Bizim yüzölçümümüz 814.578 kilometrekare. Yani onlara göre 8.7 kat daha büyük bir yüzölçümüne sahibiz.  Türkiye’nin sadece mera varlığı Macaristan’ın toplam yüzölçümünün bir buçuk katı.   Kayıtlara göre; 146.170 kilometrekare toplam mera  alanımız  var.

Gelelim diğer rakamlara;

Ülkemizin toplam sığır sayısı 13.994.071

Sağılan sığır sayısı: 5.535.773 adet

Sığırdan elde edilen süt miktarımız 16.933.520 ton

Bu rakamlardan gidersek;  sağılan hayvan başına ortalama süt üretim miktarı 3059 kg.

Macaristan’dan 17 kat daha fazla sığıra sahibiz.  15 kat daha fazla ineğe sahibiz. Nüfusumuz 7.7 kat, yüzölçümümüz 8.7 kat fazla.

Kısacası; Macaristan’dan her bakımdan çok büyük bir ülkeyiz.  Bu büyüklümüzün farkına varıp olumlu yönde değerlendirmeliyiz.  Daha çok üretmeliyiz.

Son Macaristan seyahatimden aldığım ders budur.

   03.03.2016

MASTİTİS ÜÇGENİ

İneklerin meme yangıları, yani mastitis bir üçgenin içinde yer alır.  Üçgenin köşelerinden birinde inek ve çevresi, diğerlerinde ise sağımcı ile sağım makinesi vardır.

Mastitis süt sığırcılığı işletmelerinin en büyük dertlerinden biridir.  Gizli ve görünen (klinik) mastitis yukarıda adı geçen üçgenin içerisindedir.  Mastitisler, süt kaybına ve hatta  ineğin kaybına kadar varan büyük zararlara sebep olabilir.

İnek ve çevresi üçgenin bir köşesinde yer alır ki; kuru ve temiz kuralının en çok bozulduğu alandır.  İneklerin ortamını kuru, temiz ve konforlu tutmazsak mastitise yatkın hale gelirler.  İnekleri dinler ve gözlersek, inekler birçok konuyu ifade ederler.

Şişmiş eklemler, diz ve dirseklerdeki yaralar, memesine dokunulmasından hiç hoşlanmayan, insan görünce kaçan, ürken inekler bize konfordan yoksun olduklarını anlatırlar.

İneklerin ayakları, kuyrukları kirli ise “Kuru ve Temiz”  sistemi bozulmuş demektir.  Ayakların, özellikle arka ayakların ve kuyruğun kirli olması mastitise zemin hazırlar.  Zaten bu durum ineklerin ortamının kuru ve temiz olmadığını gösterir.  Özellikle gezinti alanı olan işletmelerde, barınak içinde yeterince konfor sağlayamamış olan işletmelerde bu durum çoğunlukla ortaya çıkacaktır.  Arka ayakların ve tırnakların gübre ya da çamurla bulaşık olması meme başının kirlenmesine, dolayısıyla mastitisin görülme sıklığının artmasına sebep olacaktır.   Arka ayaklarına iyice dikkat edilirse, inek yatarken biri mutlaka memeye değmektedir.  Henüz düve olanlarda meme daha küçük olduğundan, kirlilikten nasibini alan kısım daha geniş bir bölüm olacaktır.

İneklerin yatak yerlerinin gübre ile kirli olması da toplamın yüzde 5 inden az görülmelidir.

Altlıklar ile yapılan çalışmalarda en iyisinin kum olduğu ortaya konulmuştur.  Kurutulmuş gübre, talaş ve kum altlıklar karşılaştırıldığı zaman, mastitis görülme oranının kum altlık kullananlarda daha düşük olduğu izlenmiştir.

Barınak içi havalandırmanın iyi olması, özellikle barınakta saatte 10-11 km hızında bir hava dolaşımının olması mastitis oranını azaltır.  Bunu gözden geçirirken, ahır içerisinde “kör nokta” ların olduğunu da unutmamamız gerekir.

Üçgenin ikinci köşesi sağımcı ile ilgilidir.  Kuru ve temiz ilkesi bu köşede de geçerlidir. Meme sağımcının önüne geldiğinde aşırı kirli ise önce kuru bez  veya kağıt havluyla kaba pisliğinin alınması gerekir.  İşin doğrusu;  gezinti alanlarından veya yatak yerlerinden sağıma gelen ineklerin temiz memelerle sağımcının önüne gelmesidir.

Sağımcı “kilit” personeldir.   Memeyi sağıma hazırlarken temiz, kuru ilkesine uygun ve sakin davranmalıdır.  Sağıma inekleri sevk eden bir eleman varsa, yine ineklere nazik davranmalı, ineklerin canını yakacak, inekleri korkutacak, ürkütecek her türlü hareketten kaçınmalıdır.  Bu esnada eğer kortizol ve adrenalin gibi, stres ve korku hormonları salgılanırsa sağımın daha en baştan başarısız olacağı kesindir.

Sağımın başarısı memenin kısa sürede, tamamen boşaltılmasıdır.  Bu iş sağımcıyı ilgilendirir.  Eskiden memenin sağıma hazırlanması için öngörülen ve altın kural olarak bilinen 60 saniye, şimdi 90 ve 120 saniye olarak belirlenmiştir.

Memenin hazırlanması sakin ve yavaş bir şekilde olursa, yeterli oksitosin hormonu salgılanacak ve sütün inmesi temin edilmiş olacaktır.  Yeterli oksitosin salgılanmadan önce aceleyle, telaşla takılan sağım başlıkları gereksiz vakum yapmakta ve meme başını zorlamaktadır.

Sağımın başında, sağımcı ilk süt damlacığını siyah bir yere (strip-cup) sağmalı, ön daldırma yapmalı, sonra ön daldırma köpüğünü bez, havlu veya kağıt havlu ile temizlemeli, sonra da sağım başlıklarını takmalıdır.

Bunları yaparken sakin ve acelesiz davranırsa hızlı, sağlıklı bir sağım gerçekleşmiş olur.  Sağım süresi 5 dakikadır.  Bunun ilk 2 dakikası memenin hazırlanması için geçse bile, kalan 3 dakikada sütün hızla alınması sağlanabilir.  Eğer memenin hazırlanması telaşla, aceleyle yapılırsa, henüz yeterli oksitosin salgısı olmayacak, dolayısıyla, sütün  memeden alınma hızı yavaşlayacak, meme vakum yüzünden hırpalanacaktır.

Memeden  sütün alınmasında %75 oranında, sağımın ilk başında  zorlanma söz konusu olmaktadır.

Üçgenin diğer köşesinde sağım makinesi vardır.  Meme başlıklarının temiz olması, içinde yırtık, delik, çatlak olmaması çok önemlidir.  Bunlarda sorun yoksa geriye birinci ve ikinci (A ve B) fazın, yani sıkma ve gevşetme fazlarının kilopaskal ve milisaniye olarak doğru ayarlanması kalır.  Yine vakumun memenin sütle dolması ile ilgili olduğunu unutmayalım.

Memeye, sağımın ardından son daldırma uygulanır ve inek sağım bölümünden çıkarılır.  Son olarak yapılması gereken filtrelerin kontrolüdür.  Her sağım sonunda filtrelerin temizliği kontrol edilirse, sağım öncesi memenin ne kadar iyi hazırlandığı veya hazırlanmadığı, temizliğe uyulup uyulmadığı ortaya çıkar.  Böylece sağımcının çalışma disiplini, temizliğe verdiği önem de ortaya çıkmış  olur.  ABD?de her vardiya sonunda filtreler mandal ile asılmakta, vardiya numaraları yazılmakta, bu sayede vardiyalar arasında tatlı bir rekabet oluşturulmaktadır.  Bunu prim olarak değerlendiren işletme sahipleri de vardır.  Kirli bir süt filtresinin ise hiçbir mazereti yoktur.  Süt filtresi sağımcının aynasıdır.

Yukarıda anlatılanlar tam olarak yapılırsa, hem klinik (görünen) hem de gizli mastitis olayları kontrol altına alınmış olur.  Klinik mastitisten ve özellikle de gizli mastitisten dolayı oluşan süt kayıpları önlenir.  Sürünün tank sütündeki somatik hücre sayısı düşer.  Bol ve kaliteli süt elde edilmiş, parasal kayıplar önlemiş olur.

Özet olarak; mastitiste üçgenin her köşesine dikkat etmek başlıca koşuldur.  Problemli, işletmelerde üç köşeye birden bakmak gerekir. Hiçbiri daha önemli veya daha önemsiz değildir.  Eğer problem varsa her zaman üç köşeye de bakılarak çözüm aranmalıdır.

Ruminantların (geviş getiren hayvanların) viral bir hastalığıdır.  Reovirus ( Reoviridae) familyasından Orbiviruslar tarafından oluşturulur.  Koyun ve keçilerde yaygın olarak, sığırlarda da daha az belirtiyle görülür.  Bulaşma sokucu sineklerle ( Culicoides) ile olur.  Bazı serotiplerinin sperma ile bulaştığı da bilinmektedir.

Hastalığın en önemli belirtisi dilin morarması ve şişmesidir.  Bu sebeple hastalık Mavi Dil (Blue Tongue) olarak adlandırılmıştır.

Hastalığın 24 serotipi olduğu bilinmektedir.Culicoides (Sokucu tatarcık sinekleri) tarafından bulaştırılan Mavi Dil hastalığı ile ilgili ülkemizde sığırlar üzerinde, ilk bilimsel yayın Aydın ve civarında çıkan bir hastalık ile ilgili olarak yapılmıştır.Gebe ineklerde yavru atma, yavru ölümleri, anormal yavrular görülmesi üzerine yapılan incelemelerde sığırların Mavi Dil hastalığına yakalandıkları saptanmıştır.  Böylece ülkemizde koyunlarda görülen Mavi Dil hastalığının sığırlarda da görüldüğü ortaya konulmuştur.

Mavi Dil hayvanlar arasında doğrudan bulaşmaz.  Vektörle yani sineklerle bulaşır.  Hastalık insanlara da bulaşmaz. Zoonoz değildir.  Kuluçka (inkubasyon) süresi: 5-20 gündür.

İlk belirti yüksek ateş ve durgunluktur.  Dil ve dudaklar morarır.  Ağızdan salya akar, burundan irinli akıntı gelir.  Tırnakların deri ile birleştiği bölgede yangılanma, çene altında şişlik, topallık, yavru atma, sığırlarda anormal yavru doğumu başlıca belirtilerdir.  Merinos ırkı koyunların ırk duyarlılığı olduğu belirtilmektedir.  Yavrular daha hassastır.  İshal görülen hayvanların sonu genellikle ölümdür.  Hastalık bazen zatürre ile komplike olabilir.  Dilin morarması tipiktir.  Ancak; kesin teşhis laboratuvarda konulur.

Sığırlarda belirtiler koyunlardaki gibi belirgin olmadığından laboratuvar teşhisi şarttır.  Canlı hayvanlardan kan, ölenlerden hastalıklı organ veya tüm koyun laboratuvara gönderilmelidir.

Hastalığın tedavisi yoktur.  Aşısı vardır.  Aşı gebe koyunlara yapılmaz.  Gebe koyunlara aşı yapılırsa yavru atma görülür.  Gebelere kuzulama sonrası aşı yapılır.  Koyun dozu 1 ml?dir ve deri altı olarak uygulanır.  Koçların aşıya bağlı geçici kısırlığı olabileceği için, koçlara , koç katımından sonra aşılama önerilir.  Aşının bağışıklık sağlamasının 1 ay kadar zaman alacağı bilinmelidir.  Sineklerin yaygınlığından 1 ay önce aşı yapılması tavsiye edilir.

Aşı dışındaki önlemler;  karantina tedbirleri, hayvan hareketlerinin kısıtlanması ve sineklerle mücadeledir.  Virus vücut dışında canlı kalamaz.  Sineklerle her türlü olanak kullanılarak  mücadele sürdürülmelidir.

Hastalığı atlatan koyunlar 2 yıl kadar bağışık kalabilirler.

30.10.2015

Montbeliard Sığır Irkı

Fransa’da Holstein ırkından sonra, popülasyon olarak ikinci sırada bulunan, Kırmızı-alaca sığırlardır.

Montbeliard (Montbeliarde) sığırları aslen Franco-Swiss (Fransız-İsviçre) ırkı kabul edilir.  İsviçre’nin batısı ile, Fransa’nın doğusunu kapsayan sınır bölgesinde yetiştirilen bir ırktır.

Irk önceleri Alsatian, Femeline, Tourache, Comtoise, Bernese gibi çeşitli isimlerle anılıyordu.  Mennonite tarikatına bağlı çiftçiler bu ırka “Montbeliarde” ismini verince ırk artık bu isimle bilinir hale geldi.  Resmi olarak 1980 yılından beri ayrı bir ırk olarak tanınmaktadır.

Montbeliard ırkı inekler şu anda Fransa’da toplam sütçü inek popülasyonunun yüzde 18 ini oluşturmaktadır.  Sütçü ineklerin yüzde 66’lık oranını Holstein ırkı, yüzde 13’lük oranını ise Normande ırkı inekler oluşturur.

Son sayılara göre; Fransa’da 671.107 adet Montbeliard inek mevcuttur.  Normande inek sayısı 462.208 adet, Holstein inek sayısı ise 2.578.620 adettir.

Fransa’da Montbeliard ırkı inek sayısı son yıllarda artmıştır.  Artıştaki sebep “kota” olmuştur.  Çünkü;  Montbeliard ırkı Holstein ırkı ile karşılaştırıldığında “daha az süt verimi, buna karşılık daha az dert” anlamına gelmektedir.  Kota zamanında daha çok süt verimi istenmediğinden ve süt miktarı ile ilgili kısıtlamalar olduğundan Montbeliard ırkı inek sayısı toplam popülasyonda %11’den %18’e kadar yükselmiştir.

Bilindiği gibi Avrupa Birliğinde kotalar ve dolayısıyla süt üretimindeki kısıtlamalar bu yıl itibariyle kaldırılmıştır.

Montbeliard ırkı kırmızı-beyaz alacadır.  Başı ve vücudun alt kısımları beyazdır.  Boynuzlar kısadır.  Ergin erkeklerde cidago yüksekliği 1,50 m, dişilerde 1,44 m, ağırlık; erkeklerde 1.100 kg, dişilerde 700 kg civarına ulaşır.

Irk;  Holstein ırkı ile karşılaştırıldığında daha dayanıklı meme yapısı, sürüde daha uzun kalma ve döl tutma konusunda daha yetenekli olarak göze çarpar.  Buna karşılık süt verimi Holstein ırkı kadar yüksek değerlere ulaşamaz.

Fransa ortalaması;  7486 litre süt, %3,9 süt yağı, %3,45 protein olarak bildirilmektedir.

Montbeliard ırkı kombine ırk olarak bilinir.  Sütçü olduğu kadar, erkek danaları kaslı olduğundan etçi yönü de öne çıkmaktadır.  Aslen, ırkın temel özelliği “Peynir” ırkı olmasıdır.  Süt kazeinindeki Kappa Casein B fraksiyonu kaliteli ve bol peynir elde edilmesini sağlar.

Montbeliard ırkı ineklerin sütünden,  B fraksiyonu sayesinde, yüksek kalite ve miktarda teleme elde edilir.  Bu da bölgesel, ünlü peynir çeşitlerinin yapılmasına olanak sağlar.  Gravyer, Emmental peynirlerinin yanı sıra bulundukları bölgenin Comte gibi özel peynirleri Montbeliard ineklerin sütleri ile yapılırlar.

Montbeliard ırkı 1980 yılına kadar Fransız Simmental Birliğine dahil iken, bu tarihten sonra ayrı bir ırk olarak değerlendirilmeye başlanmıştır.

Her ırkta olduğu gibi, bazı ırkların resessif (çekinik) karakterli genetik bozukluklarından biri Montbeliard ırkında da söz konusudur.

SHBG veya Fransızca kısaltmasıyla SHGC (Caprine Like Generalized Hypoplasia Syndrome) adı verilen genetik bozukluk yetiştirme hataları sonucu ortaya çıkabilir. Yetiştirme hatası olmadığı sürece bu kromozon bozukluğu sürülerde ortaya çıkmaz.

Avrupa’da özellikle “Peynir” ırkı olarak bilinen Montbeliarde ırkı inekler ülkemize getirilmiş ve uyum sağladıkları görülmüştür.

Dökümanı görüntülemek için tıklayınız.

Kuru Maddesini bilmek istediğimiz yemden (Silaj-TMR) bir miktar alınır ve tartılır.  Mikrodalga fırına konulur.  Mikrodalga en yüksek derecede 5 dakika çalıştırılır.  Çıkarılıp tartılır.  Tekrar 1 dakika daha mikrodalgaya konup çalıştırılır.  Tekrar tartılır.  Çıkan ağırlık, ilk ağırlığa bölünür.  Yemin veya silajın kuru maddesi bulunmuş olur.

Bu iş için bir mikrodalga fırın ile bir mutfak terazisi gerekir.

Örnek; İlk tartı 1 kg olsun.  5 dakika sonraki tartı 600 gr, takiben 1 dakika sonraki tartı ise 500 gr olsun.  Demek ki yem %50 Kuru madde içermektedir.  Son tartı ilk tartıya bölündüğünde yemin suyu uçurulmuş halde, Kuru Kısmı bulunmuş olur.

Ülkemizde kırk yıl önce 1 milyon 250 bin baş olan manda sayısı yüz bin başa kadar düşmüştür. Halbuki bol yağlı olmasına rağmen sütü kolesterolsüz olan mandanın kaymağı sevilerek tüketilmektedir.  Manda eti de yine kolesterolsüz, sağlıklı et olarak aranmaktadır.  Devlet desteğiyle manda sayısının tekrar arttırılması hedeflenmektedir.

Manda sayısı arttırılırken, bir yandan da verimlerinin arttırılmasına çalışmak, bu yönden mandaları ıslah etmek için suni tohumlama yapmak yerinde olacaktır.

Mandaların gebelik süreleri ineklerden bir ay daha uzundur.  Birçok yönden ineklere benzer olsalar da, farklılık gösterdikleri durumlar söz konusudur.  Kızgınlık gösterme aralıkları ortalama, inekler gibi,  21 gündür.  Ama 18-26 gün arasında değişkenlik söz konusudur. Kızgınlık esnasında üzerine atlamaya izin vermesi en önemli belirtidir.  Ancak; ineklerde olduğu gibi dişiler birbirlerine atlama yerine, ortamda erkek olmasını tercih ederler.

Mandalar mevsimsel olarak, özellikle günlerin kısaldığı aylarda kızgınlık gösterirler.  Kızgınlıkları 12-15 saat sürer.  Tavsiye edilen suni tohumlamanın östrus senkronizasyonu ile,   yani ilaçla ayarlamak suretiyle yapılmasıdır.  Böylece döl tutma oranı yükselecektir.  Çünkü mandaların hepsi normal kızgınlık döngüsü göstermezler.  Bazıları normal kızgınlık siklusu (döngüsü) gösterirken, bazıları ise hiç kızgınlık göstermeyebilir.

O yüzden bu döngüyü ele almak ve ilaçlarla müdahale etmek gerekir.  Östrus senkronizasyonu metodları mandanın normal kızgınlık döngüsü göstermesine veya göstermemesine göre değişir.  Diğer yandan erken,  geç embriyonik ölümler için veya mandanın düşük yapmaması için alınabilecek önlemleri de almak yararlı olur.

Dünya’da en çok manda Asya kıtasında bulunmaktadır.  Bize yakın coğrafyada ıslah edilmiş, mevcut Anadolu Mandasına en uygun ırk  İtalya’daki Akdeniz Mandalarıdır.  İtalya’da Akdeniz Mandalarını yıllar içerisinde sakinlik, süt verimi, süt yağı, süt proteini yönünden ıslah ettikleri için, ellerindeki mandalar uysal mizaçlı ve yüksek verimlidirler.

Ülkemizde mandalar suni tohumlama ile döllenirlerse yılda bir ton süt yerine, ortalama 2.223 kg süt veren, %6,6-%7 yağlı, %4,2 proteinli süt yerine;  %8,3-%9 yağlı, %4,8 proteinli süt veren mandalarımız olacaktır.

Diğer yandan suni tohumlama ile ıslah edilen mandalarımız 230 gün yerine 270 gün sağılabilecek, ilk doğumlarını  36 ay yerine, 28-30 ayda yapabileceklerdir.  Suni tohumlama, görüldüğü gibi, büyük olanaklar sunmaktadır.  Halk elinde ıslah programına alınmış olan manda sürüleri ile ırk koruma altına alınmış ve bu proje içine 10 bin baş manda konulmuştur.  Irk koruma projesi dışındaki sürülerde suni tohumlama uygulaması yapılır ve desteklenirse hem süt verimi, hem de süt içeriği yüksek mandalarımız olacaktır.  Daha çok kazanç sağlayan manda üreticileri ise manda sayılarını arttırma yönünde gayret gösterecekler, manda adedimiz giderek yükselecektir.  Halk tarafından şifalı kabul edilen manda sütü, manda kaymağı, manda yoğurdu daha kolay ulaşabileceğimiz bir yere gelecektir.

Bu bir olanak ve tercih konusudur.  Meranın ıslah edilmiş olması, doğal olarak, çok önemlidir.  İneklerin memelerine zarar verebilecek diken, pıtrak, ayaklarına zarar verebilecek arazi yapısı merayı kullanmamızı kısıtlar.

Merada süt sığırcılığı yapılması mümkündür.  Koşulları organize etmek gerekir.   Bütün işletmelerde uygulanması gereken aşılama ve antiparaziter mücadele yöntemleri mera hayvancılığında daha yüksek derecede önem kazanır.

Merada süt sığırcılığında uygun olan cüsse ve ağırlıkta ineklerin bulunması ise, duruma başka bir boyut kazandırır.  Yol yürüyerek meraya gidecek olan ineklerin iri cüsseli, ağır inekler değil, orta cüsseli, daha hafif yapılı inekler olması istenir.  Sperma seçimi de buna göre yapılmalıdır.

Merada süt sığırcılığı, dünya’da Yeni Zelanda ve Avustralya’da yaygındır.  Sadece mera’da aldığı besinlerle yetinen ineklerden yılda 7-8 ton süt alınabilirken, sağım sırasında ayrıca kesif yem verilen ineklerden yılda 11-12 ton süt alınabilir.  Ama o zaman sütün maliyeti verilen ekstra kesif yemi karşılayabilecek midir?  Bu bir hesap konusudur.  Eğer sadece dışarıda, merada yediğiyle yetinen ineklerin verdiği süt tatminkar ise, ayrıca kesif yem ilavesi yeterli bir getiri sağlamıyorsa, merada, ek  kesif yem vermeksizin süt hayvancılığı sürdürülebilir.

Süt sığırcılığı, tarımın diğer kolları gibi, doğa olaylarına açıktır.  Merada yapılan süt sığırcılığı ise doğadan daha fazla etkilenir.  Kuraklık veya aşırı yağış büyük etkiler oluşturur.  Kurak dönemlerde meranın besini ineklere ve diğer hayvan gruplarına yetmez.  O zaman zorunlu olarak araziye ek besinler koymak gerekir.

Meraların vitamin, özellikle mineral konusunda ineklere verdikleri ve veremedikleri vardır.  Meranın mineral eksiklikleri bilinmeli ve mutlaka tamamlanmalıdır.

Merada süt sığırcılığı yapmanın bir avantajı “organik hayvancılık” olabilir.  Eğer toprak, çevre ve diğer koşullar organik hayvancılık yapmaya uygunsa, bu bir üretim modeli olarak benimsenebilir.  Elde edilen sütü alacak, işleyecek ve diğerlerinden daha fazla fiyat ödeyecek bir alıcının bulunması şarttır.  Böyle koşullarda organik süt, hatta, organik et olanakları devreye girer ve kazanç sağlar.

Sonuç olarak, merada süt sığırcılığı yapılması tamamen olanaklar, hesaplar, avantajlar, dezavantajlar terazisinde tartılarak karar verilmesi gereken bir durumdur.

Manda deyince ülkemizde kaymak, İtalya’da ise mozzarella akla geliyor.  İtalya’da mozzarella ve dolayısıyla manda sütü o kadar değerli ki, mandaya “Siyah Altın” adını vermişler.

İncelendikçe çok değerli olduğu daha iyi anlaşılan mandaların ülkemizdeki sayısı ne yazık ki çok azalmış.  1970 yılında 1.178.000 baş manda varken bu sayı 1997 yılında 194.000 başa düşmüş.  Son yıllarda 80.000 başa kadar gerileyen sayı alınan önlemler, verilen desteklerle ve manda birliklerinin kurulmasıyla tekrar yükseliyor.

Dünya’da manda sayısının %97’si Asya kıtasında bulunuyor.  Onun dışında Afrika’da ve Avrupa’da manda besleniyor.  Avrupa’da İtalya, Romanya, Makedonya, Arnavutluk, Bulgaristan ve Yunanistan’da manda popülasyonu var.

Asya kıtasında mandanın sütünden, etinden ve gücünden yararlanılmakta, sosyal yönü ağır basan bir hayvan olarak bilinmektedir.  Kötü kaliteli kaba yemleri süte ve ete çevirebilmesi, koyun gibi kısa otları tüketebilmesi  ve güçlü hayvan olması sebebiyle Çin, Hindistan, Vietnam gibi ülkelerde özellikle manda beslenmektedir.  Bizde manda azgın hayvan olarak bilinse de Asya ülkelerinde tam aksine sakin mizaçlı hayvanlar olarak bilinirler.

Dünya’da çok sayıda manda ırkı vardır.  Ama; öncelikle iki bölümde incelenirler.  Birinci grup Bataklık Mandalarıdır ve 48 Kromozoma sahiptirler.  İkinci grup Nehir Mandaları’dırlar ve 50 Kromozoma sahiptirler.  Çiftleşmeleri ve melezlenmeleri sonucu ortaya çıkan melezler doğum yapabilirler.  Melezlerin verimleri de daha yüksek olur.

Manda sütü %8 yağlı ve %4,5 proteinlidir.  İlginç bir şekilde; sütte kolesterol oranı inek sütünün yarısı kadardır.  Yıllık ortalama süt verimi 1.850-2.000 litredir.  Manda eti sığır etine göre daha az yağlı olup, sığır etiyle karşılaştırıldığında daha az kolesterol ve daha çok mineral içerir.  Örneğin; manda eti kalsiyum, demir ve fosfor yönünden sığır etine göre daha zengindir.  Manda sütünde doğal antioksidan olarak bilinen tokoferol ( E vitamini) bulunur.  Manda sütünde, Karoten  A vitaminin içinde metabolize olmuş halde bulunduğundan manda sütü ve ürünlerinin rengi tipik olarak beyazdır.

Manda’nın ülkemize Hindistan’dan geldiği tahmin edilmektedir.  Bizden Avrupa’ya ise haçlı seferleri zamanında götürüldüğü sanılıyor.  Yakın çevremizde; Mısır’da 3.717.000 baş manda, İran’da 400.000 baş, Azerbaycan’da 290.000 baş, İtalya’da 265.000 baş manda olduğu biliniyor.

Ortalama sürü büyüklükleri İran’da 34 sağmal, Türkiye’de 8 sağmal, İtalya’da ise 90 sağmal olarak bildiriliyor.  Mısır’da çok sayıda olan mandalar, yine çok sayıda küçük işletmeler halinde besleniyorlar.  Mısır mandalarının rengi ise siyah değil, gri.  Ayrıca, siyah olarak bildiğimiz mandaların Afrika’da Kırmızı olanlarına da rastlanıyor.

Dünya’da 185 milyon 300 bin civarında manda olduğu, en çok manda bulunduran ülkenin Hindistan olduğu ve Hindistan’daki  manda popülasyonunun 105 milyon olduğu FAO verilerinde belirtiliyor.  Ülkemizde manda bulunan iller içerisinde Sinop, Samsun, Çorum, Amasya, Afyon, Balıkesir, Sivas, Muş, Diyarbakır ve İstanbul sayılabilir.

Mandalara bu yörelere göre değişen isimler verilmiştir.  Dombay, Kömüş, Camış, Camız denildiği gibi, eskiden “su sığırı” adının kullanıldığı da biliniyor.

Ülkemizde bulunan Anadolu Mandaları, Nehir Mandaları ırkından gelmektedir.  Nehir Mandalarının alt grubu, Akdeniz Mandası,  Akdeniz Mandasının bir alt soyu ise Anadolu Mandasıdır.  Nehir Mandaları ise çok geniş bir ırk olup, Murrah, Pandharpuri,Kundi gibi alt soyları sayılabilir.  Bu alt soyların 18 adet olduğu biliniyor, bataklık mandalarıyla, dış bakıda boynuz yapıları ile kolayca ayırt edilebiliyorlar.

Mandalar sığırlara göre daha dayanıklı hayvanlardır.  Normal vücut sıcaklığı 38.20C, nabız dakikada 40-60, solunum dakikada 8-20’dir. Kolay uyum sağlayan hayvanlardır.  Ancak; aşırı soğuk, aşırı sıcak ve doğrudan güneş ışığı konusunda hassastırlar.

Tüylerinin az ve seyrek olması mandaları doğrudan güneş ışığına karşı duyarlı hale getirir.  Bu durumda herkesin bildiği gibi, suya ve çamura yatmayı severler.  Manda ırkında, malaklar hastalıklara karşı duyarlı, ergin mandalar ise dirençli olurlar.  Dünya’da mandalarda  deli inek (BSE) hastalığı görülmemiştir.

Malakların solunum yolu enfeksiyonlarından ve ishalden korunmaları dışında büyük bir problemleri olmaz.  Ancak; soğuk rüzgarlar gerek malaklarda, gerekse mandalarda zatürre’ye sebep olabilir.  Mandaların pasteurella enfeksiyonlarına karşı duyarlı oldukları bilinir.  Şap hastalığına ve mastitise karşı ise sığırlara göre daha dayanıklı olurlar.

Çamurda yatan mandalar dış parazitlere karşı bir çeşit koruma sağlasalar da, çamurdan ve sudan geçebilecek hastalıklara da zemin hazırlanmış olur.  Mandaların su ve çamurdan hoşlandıkları bilinir,  ancak manda yetiştiriciliği için su ve çamur şart değildir. Endüstriyel manda yetiştiriciliği inek çiftlikleri gibi işletmelerde yapılır.

Malak eti daha yağsız bir ettir.  Erkek malaklar besicilikte kullanılırlar.   Genellikle kesim 24-30 aylıkken 450-520 kg canlı ağırlığa geldiklerinde planlanır.  Randıman sığıra göre düşüktür.  Çünkü mandaların başı büyük ve derisi kalındır.

Mandaların gebelik süresi 10.5 aydır.  Doğum sonrası boynuz köreltme kesinlikle yapılmaz.  Boynuzla vücut ısısının dengelenmesi için kullanılan bir mekanizmanın parçasıdır.  Dişi mandalarında doğum sonrası prolapsus uteri ( rahimin fırlaması) problemi sığırlardan daha fazla görülür.

Mandalarda, suni tohumlama yapmak ve östrusları sinkronize etmek yani, hormon vererek kızgınlıkları toplulaştırmak mümkündür.

Avrupa’da manda yetiştiriciliğinin en çok yapıldığı ülkenin İtalya olduğunu, İtalya’daki Akdeniz mandasının, ülkemizdeki Anadolu Mandasına en yakın ırk olduğunu belirtmiştik.

İtalyanlar mandaları süt verimi yönünden olduğu gibi uysallık, kolay yönetilebilirlik yönünden de yıllar içerisinde ıslah etmişler.  Mandaların sığırlara göre olgunluk yaşları daha geç.  Gebelik süreleri de daha geç.  İlk doğumu yapmaları da daha geç.  Dolayısıyla ıslah çalışmaları da daha yavaş gerçekleşiyor.  Çalışmalarla İtalya’da ilk doğum yapma yaşı 28-32 aya çekilmişken, ülkemizde bu yaş 36 ay civarındadır.  Anadolu mandalarında ortalama süt verimi 1.000 kg kadarken, İtalya mandalarında 2009 yılı verilerine göre 2.182 kg ortalama süt verimi vardır.  Anadolu Mandalarında laktasyon süresi 230 gün, İtalya’daki Akdeniz Mandalarında 270 gündür.  İtalya’da mandaların süt yağı ortalaması %8, sütte protein ortalaması %4,65 iken, ülkemizde bu oranlar %6,6-8,1 ve %4,2-4,6 arasında değişmektedir.  Mandalarda kızgınlık döngüsü (östrus siklusu) 21 gündür. Ortalama doğum aralığı 425 gün olarak bildirilmektedir.

Zengin içerikli, az kolesterollü sütü, az yağlı, diyete uygun eti, çiftçiler arasında, düşük kaliteli yemlerden daha çok yararlanması ile, sosyo-ekonomik yapısı, gübresinin toprağı zenginleştirmesi, özelikle Asya ülkelerinde çeki hayvanı olarak kullanılması ile dünyada mandalar önemli bir hayvan türü olarak yer almaktadır.

Manda sayısı dünya üzerinde artmaktadır.  Ülkemizde de çok yönlü yararları ile, manda sayısının arttırılması, endüstriyel sürüler haline getirilmesi, verimlerinin yükseltilmesi yönünde yapılan çalışmaların kesintisiz olarak sürdürülmesine ihtiyacımız vardır.

Özellikle sütçü ineklerde, iki tırnağın birleştiği yerde görülen, çok etkenli bir tırnak yangısıdır.  Ağrı, şişlik ve topallıkla ortaya çıkan bu hastalık İtalyan bilim adamı Mortellaro’nun adıyla anılır.  Mortellaro ve arkadaşları 1974 yılında birçok ayak hastalığından biri olan Digital Dermatitisi ( DD) tanımlamışlardır.

Mortellaro Hastalığı çok faktörlüdür.  Asıl etkenin Treponema isimli mikroorganizma olduğu bildirilse de daha birçok mikroorganizmanın Treponema’lara eşlik ettiği sanılmaktadır. Genellikle gram (-) bakterilerin devrede olduğu Digital Dermatitis ( DD) vakalarında henüz bir viral etken izole edilmemiştir.  Ancak; hazırlayıcı faktörlerin hastalık çıkışında rol oynadığı bilinmektedir. Mortellaro hastalığı çoğunlukla doğumu takip eden aylarda ortaya çıkmaktadır.  Hastalığın çıkışında negatif enerji dengesinin yani enerji eksikliğinin, stresin, vücut direncindeki düşmenin rol oynadığı sanılmaktadır.

Birçok ayak hastalığından biri olan Mortellaro Hastalığı çoğunlukla kalabalık ahırlarda, kötü hijyen koşullarında, idrar ve dışkının karışık olarak bulunduğu, sulu gübrenin olduğu ahırlarda görülür.  Hastalığı enfekte hayvanlar sulu gübre vasıtasıyla yayarlar ve hastalık çok bulaşıcı bir hal alır.  Ayrıca ayak bakımı için kullanılan aletler, bıçak, v.s nin temizliğine özen gösterilmezse, bu durum da bulaşmaya neden olabilir.

Mortellaro Hastalığı daha çok Holstein ırkı ineklerde görülür ve çoğunlukla da arka ayakların tırnak çatalında çilek benzeri oluşumlara sebep olur.

Mortellaro Hastalığının ineklerin sürüden mecburi çıkarma oranını arttırdığı, süt ve ağırlık kaybına sebep olduğu, döl tutmama nedenlerinden biri olduğu, iştahsızlığa sebep olmak suretiyle metabolik hastalıkların oluşumuna zemin hazırladığı bilinmektedir.

Treponema’lara karşı henüz bir aşı bulunamamıştır.  Bu yönde çalışmalar vardır.  Hastalığı önlemek için sürü yönetiminin temel ilkesi olan “Kuru ve Temiz” sistemine dikkat edilmesi başlıca koşuldur.   Doğumu takiben aşırı, hızlı zayıflayan negatif enerji dengesindeki ineklerde bu dengenin sağlanması, asidoz yapıcı rasyonların ve yem dağıtma sistemlerinin gözden geçirilmesi hastalığın önlenmesinde büyük rol oynar.  Özellikle süt yağında azalma saptanırsa, asidozla ilgili bir uyarı olarak kabul edilerek bu yönde önlemler alınmalıdır.

Ayak basışında genetik hatalar varsa, bir sonraki nesilde uygun eşleştirme programı ile bu basış hataları giderilmelidir. Ayak-tırnak dayanıklılığını arttırıcı iyot, çinko, kalsiyum gibi minerallerin yemlere katılması da yararlı olabilir.  Periyodik olarak ayak temizliği için ayak banyoları yapılması, ineklerin çinko sülfat ve bakır sülfatlı solüsyonlardan yürüyerek geçmelerinin sağlanması yararlı olur.  Bakır sülfat ve çinko sülfat solüsyonları tedavide de kullanılabilir.

Tedavide tüm araştırmacıların birleştiği nokta, tırnağa Linkomisin- Spektinomisin uygulanmasıyla iyi sonuç alındığıdır.  Lokal olarak tırnak arasına sprey ile uygulanan Linkomisin-Spektinomisin solüsyonları veya Linkomisin tozlarının katıldığı ayak banyoları tedavi önerilerinin başında yer alır.  Eğer Linkomisin ile ayak banyosu yapılacaksa günde 2 kez olmak suretiyle en az 3 gün devam edilmelidir.

Bazı araştırmacılar kuru dönemde memeye konulan kuru dönem mastitis ilaçlarıyla ayağı bandaja alıp, kuru tutarak iyi sonuçlar aldıklarını bildirmektedirler.  Bütün araştırıcılar lokal tedavinin daha başarılı olduğu yönünde görüşbirliğine varmışlardır. Adeleden yapılan antibiyotik tedavilerinin başarı şansının azlığıyla birlikte uzun süre sütün, antibiyotik kalıntıları sebebiyle, dökülmesi gerekir.

Tırnak bakımının temizlik kurallarına uygun olarak, bu işi iyi bilen kişiler tarafından periyodik olarak yapılması lazımdır.

MILC bir kısaltma.  Okunuşu itibariyle İngilizce “süt” demek olan milk’i çağrıştırıyor. Gerçekten de süt ile ilgili bir program.

MILC İngilizce Milk Income Loss Contract kelimelerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltma.  Süt Gelir Kaybı Sözleşmesi anlamına geliyor.  Amerika Tarım Bakanlığı Çiftlik Hizmetleri Ajansının (USDA-FSA) bir programı.  Bu program ülke içinde süt fiyatları belli bir seviyenin altına düştüğünde süt üreticilerinin zararlarını karşılamak için düzenlenmiş.  Diğer yandan programın bir yem kısmı var.  Eğer yem fiyatları belli bir rakamın üzerine çıkarsa yine süt üreticisinin kaybı karşılanıyor.  MILC programı ihtiyaçlardan ortaya çıkmış ve pek çok küçük -orta büyüklükteki süt işletmelerinin, bu işle uğraşan ailelerin desteklenmesi için yararlı olmuş.

MILC 2002 yılında bir yasal düzenlemeye kavuşturularak süt ve yem için alt sınırlar belirlenmiş.  MILC programı uyarınca 2007-2010 yılları arasında bugüne dek Federal Bütçeden 3,5 milyar dolar ödeme yapılmış.

Ödemeler için süt fiyatında Boston 1. sınıf süt fiyatı taban fiyat olarak alınıyor.  Yem de ise; %16 proteinli süt yemi fiyatı ile yonca fiyatı baz alınıyor.  Ödeme talep edilen ayın kanıt olabilecek belgeleri ilgili kuruluşa sunuluyor.  En geç 60 takvim günü içinde ödemenin gerçekleşmesi yasal olarak güvence altına alınmış durumda.  Yem fiyatının belirlenmesi için de mısır, soya fasulyesi fiyatlarının oransal olarak yeme giriş fiyatları göz önüne alınıyor.

Konu hakkında ayrıntılı bilgi ve ödeme için örnek tablolar www.fsa.usda.gov web sitesinde açıklanmış durumda.  Süt üretimi yapan çiftçiler eğer isterlerse kooperatifleri bu paranın alınması için vekil tayin edebiliyorlar.

Bu gelir kaybı karşılama programının yıllık üst seviyesi var. O seviye aşılmamak koşuluyla ödeniyor.  Dolayısıyla çok büyük işletmeler bu yıllık seviyeyi çabuk aşabilecekleri için program daha çok küçük ve orta işletmelerin sektör içinde kalmasını amaçlayan şekilde planlanmış oluyor.  Ayrıca çiftlik dışı gelirleri 500.000 Doları geçen işletmeler bu programdan yararlanamıyor.  MILC programı bir sınırlama daha getirerek ” büyük işletmeler bundan yararlanmak üzere çiftlik büyüklüklerinde yeniden düzenleme yapamazlar” diye bir madde ilave etmiş.

En son yaptığım ABD seyahatinde incelemeye çalıştığım MILC programının çok ayrıntısı var.  Üzerinde çalışılırsa belki ülkemize uyarlanabilir.  Bir sağmal inek rasyonunun optimum fiyatıyla, süt fiyatı için baz oluşturacak fiyat çalışması yaparak işe başlanabilir.

Bu bilgilerin ışığında bir takım fikirler geliştirilebilir.  Üreticilerimizin bu tip desteklere ihtiyacı vardır. MILC programına gerek yukarıdaki web sitesinden, gerekse internet arama motorlarından kolaylıkla ulaşmak mümkündür.

Kalsiyum Fosfor (Ca/P); ineklerin sağlığı, performansı, süt verimi, gebeliği ile ilgili minerallerdir. Belli bir oran içerisinde bulunmalıdırlar. Kalsiyum kemik ve dişlerin gelişimi, kan pıhtılaşması ve kas kontraksiyonları için gereklidir. 

Fosfor yine kemik ve diş gelişiminde rol oynar. Aynı zamanda DNA ve RNA’nın parçası olarak enerji metabolizmasına katılır. Fosfor rumendeki mikroorganizmaların selüloz sindirimi ve mikrobial protein sindirimi için de gereklidir. 

Fosfor büyüme, süt verimi ve gebelik için çok önemli bir mineraldir. 

Kalsiyum eksikliğinde; 
-Raşitizma,
-Osteomalacia,
-Kemiklerin kırılmaya yatkın olması,
-Süt veriminde azalma,
-Büyümede yavaşlama,
-Normal kalsiyum metabolizmasının bozulmasına bağlı olarak süt humması,

Fosfor eksikliğinde;
-Kemiklerde kırılganlık,
-Büyümede gerilik,
-Yenilmeyecek maddelerin yenilmesi,
-İştah azalması,
-Üreme fonksiyonlarında zayıflama,
-Kemiklerde kırılma olmaksızın, eğrilme,

Potasyum (K); elektrolit dengesinin sağlanmasında rol oynar. Kas ve sinir fonksiyonlarında görev alır. Enzim aktivatörüdür.
Eksikliğinde;
-İştah ve süt verimi azalır,
-Tüy dökülmesi, ortaya çıkar,
-Şiddetli eksiklik durumlarında kas zayıflığı, bağırsak hareketlerinde azalma meydana gelir. 

Magnezyum (Mg); enzim aktivatörüdür. İskelet sisteminin (doku ve kemiklerin) yapısında yer alır. Üçyüzden fazla enzimi aktive eder. Biyosentetik işlemlerde, özellikle glukoz kullanımı, genetik kodun aktarılması gibi işlemlerde, gereklidir.
Eksikliğinde; 
-Çayır tetanisi görülür,
-Çabuk irrite olma olayları artar,
-İştah azalır.

Sülfür (S) (kükürt); rumende mikrobial protein sentezinde gerekir. Metionin, cystein, homocysteine, taurin gibi aminoasitlerin ve thiamin, biotin gibi B vitaminlerinin oluşmasında rol oynar. Karbonhidrat, enerji ve lipid metabolizmasında önemlidir.
Eksikliğinde; 
-Süt azalır,
-Yemden yararlanma oranı düşer,
-Gelişme yavaşlar, 

Çinko (Zn); nükleik asit metabolizması, karbonhidrat ve enerji metabolizması ile ilgili ikiyüzün üzerinde enzim sistemi için gerekli bir izmineraldir. Protein sentezi, hücrelerin onarılması, immunite ve üreme sistemi sağlığı, erkeklerde testis gelişimi için gereklidir. Tırnak ve deri sağlığında önemli rol oynar. Meme ucundaki keratin tabakasının yenilenmesini sağlar. Kan plazmasında betakaroten seviyesinde artış meydana getirir.
Eksikliğinde; 
-Ayaklarda dayanıksızlık,
-Büyümede gerilik,
-Döl tutmada problemler,
-Bağışıklık sisteminde eksiklikler,
-Tırnak yangılarında, tırnak arası yangılarda artış,
-Anormal fetus,
-Boğalarda testislerin küçük kalması ve libido eksikliği, spermatozoa’ların olgunlaşmasında azalma,
-Yaraların iyileşmesinde gecikme,
-Yemden yararlanmanın azalması,
-Sütte somatik hücre sayısında artış,
-Parakeratosis,
-Meme ucundaki keratin tabakasının geç yenilenmesi veya yenilenmemesi sonucu Mastitis

Bakır (Cu); süperoxide dismutase, lysyl oxidase ve thiol oxidase enzimlerinin bileşimine atılır. İmmun sistem fonksiyonlarında kan hücrelerinin yapımında rol oynar. Macrofaj ve neutrofillerin fonksiyonları için gereklidir.
Eksikliğinde;
-ZAYIF tırnak yapısı,
-Son atmama olaylarında artış,
-Büyüme hızının yavaşlaması,
-Ayak problemlerinin artması,
-Hücresel savunma sistemi aktivitesi baskı altından kalacağından, hastalıklara karşı duyarlılığın artması,
-Sessiz kızgınlık, embriyonik ölüm,
-Damızlık boğalarda sperma kalitesinde düşüklük,
-Laminitis (özellikle mide asidinin yüksekliği sonucunda bakır emiliminin azalmasıyla ilgili olarak),
-Boğalarda Libido azlığı,
-Ketosis ve pneumoniye yatkınlık,
-Dil yuvarlama,
-Tüylerde renk kaybı ve kabalaşma, sertleşme (özellikle göz çevresinde ve kulak uçlarında),
-Ataxi,
-Anormal tırnak büyümeleri,
-Anemi (kansızlık) (hipokromik macrocytic anemi),
-Plasenta nekrozu,
-İshal,

(simmental ve şarole ırkları bakır yetmezliğine daha hassastırlar)

Manganez (Mn); Üreme, protein sindirimi ve normal kemik gelişimi için gerekli bir mineraldir. Antikorların ve hastalıklara karşı koymada gerekli diğer faktörlerin artmasına yardımcı olur. Superoxide dismutase enziminin yapısına girdiğinden immun sistemi olumlu yönde etkiler.
Eksikliğinde; 
-Gizli ve sessiz kızgınlık,
-Gebe kalma zorluğu,
-Yavru atma olaylarında sıklık,
-Zayıf iskelet yapısı,
-Eklem ve ayaklarda zayıflık,
-Damızlık boğalarda libido ve spermatozoa sayısında azalma,
-Dişilerde ovulasyonun gecikmesi,
-Düşük doğum ağırlığı,

Kobalt (Co); Ruminantlarda B12 vitaminin sentezi için gereklidir.
Eksikliğinde; 
-Anemi (kansızlık),
-Zayıflık,
-İştah azalması,
-Gebelik oranında düşme (fertilite düşüklüğü),
-Isı stresine karşı aşırı duyarlılık,
-Ketosis’e yatkınlık,
-Kolostrum miktar ve kalitesinde azalma,
-Buzağı ölümlerinde artış,
-Tüylerde kabalaşma,

İyot (I); metabolizma düzenleyicisi olarak yaşamsal öneme sahiptir. Tiroid hormonunun (thyroxine) sentezi için gereklidir.
Eksikliğinde;
-Görülebilecek en önemli problem guatr hastalığıdır.
-Gizli kızgınlık veya kızgınlık göstermeme,
-Üreme problemleri,
-Süt azalması,
-Mastitis görülme sıklığında artış,
-İmmun sistemin zayıflaması,
-Sonun atılamaması,
-Ayak hastalıklarında ve solunum yolu enfeksiyonlarında artış,
-Gebelik oranında düşme, ergenliğin gecikmesi,
-Boğalarda Libido eksikliği, düşük sperma sayısı ve kalitesi, özellikle kuyruksuz sperm,
-Erken embriyonik ölüm,

Demir (Fe); hemoglobin ve myoglobinin en önemli komponentidir. Oksijenin hücrelere nakli ve kullanılmasında görev alır.
Eksikliğinde; 
-İştah azalması,
-Solunum güçlüğü,

Selenyum (Se); stres ve serbest radikaller ile mücadelede rol oynar. Vücutta E vitamini ile birlikte çalışır. E vitaminsiz Selenyum’un, Selenyumsuz E vitamininin bir fonksiyonu söz konusu değildir. Vücutta antioksidan rol oynayan Glutathion Peroxidase enziminin fonksiyonunda görev alır. Vücudun immun fonksiyonlarını arttırır.
Eksikliğinde;
-Buzağı ve kuzularda beyaz kas hastalığı,
-Kistik ovarium,
-Sonun atılamaması ve üreme organlarında problemler (metritis gibi),
-İnek ve koyunlarda infertilite,
-Damızlık boğalarda sperm kalitesinde düşüklük,
-Ölü veya çok zayıf buzağı,
-Uterus involusyonunun gecikmesi,
-Büyümede yavaşlama,
-Tüylerde zayıflık,
-Kolostrum kalitesinde ve miktarında azalma,
-Spermatogenesiste problemler,
-Embriyonik dejenerasyon,
-Kuzularda yün üretiminde azalma,
-Kuzularda yem tüketiminde ve büyümede azalma,

Yemlerine Se+E Vitamini katılan sürülerde mastitis görülme sıklığının ve şiddetinin azaldığı, sonun atılamaması olaylarının hemen hemen hiç görülmediği, kistik ovarium problemlerinin %30 oranında daha az görüldüğü çeşitli çalışmalarda ortaya konulmuştur.

Memeli Hücrelerinin Antioksidan Sistemleri ve İzminerallerle ilişkileri

Superoxide dismutase (Cytosol) Bakır ve Çinko
Superoxide dismutase (mitokondria) Manganese ve Çinko
Ceruloplasmin Bakır
Glutathione peroxidase (cytosol) Selenyum
Catalase (cytosol) Demir

Stres İmmun Sistemi baskı altına alır

Sığırlarda stres faktörleri:
1) Yüksek verim
2) Barınakların uygun olmaması
3) Aşırı sıcak-Aşırı soğuk
4) Kötü besleme (yetersiz ve dengesiz besleme)
5) Aşılama, boynuz köreltme v.b. çalışmalar
6) Doğum (buzağılama)
7) Hastalıklar

Mikoplazma, sığırlarda mastitise sebep olan bulaşıcı bir organizmadır.  Hayvanlar hastalanmaz, ilaçla tedaviye yanıt vermez ve enfeksiyon genellikle bir meme lobundan diğer bir meme lobuna yayılır.  Mikoplazma, hayvanlarda solunum yolu enfeksiyonu şeklinde olmazsa, hayvanların hastalanması ve ölmesi nadir olarak görülen bir durumdur.

Pek çok sürüde ilk kez görülmesinde Mikoplazma kaynağı, dışarıdan satın alınan sığırlar ve özellikle yeni doğurmuş düvelerdir.  Bu hayvanlar çoğunlukla uzun bir yoldan gelmiş hayvanlardır.  Mikoplazma genellikle solunum yolu hastalığı ile başlamaktadır.  Eğer meme başları, burun akıntısına ve/veya aerosol kontaminasyona maruz kalırsa, solunum yolu hastalığı hayvanı mastitis riskine sokmaktadır.

Yeni doğum yapmış hayvanlar ile hasta olan hayvanlar, KESİNLİKLE aynı padoğa konmamalıdır.  Eğer, bu hayvanlar beraber tutulursa Mikoplazmanın yayılma riski büyük oranda artar.  Yeni doğum yapmış hayvanlar, yeni hastalıklara karşı en duyarlı olan hayvanlardır ve hasta hayvanlarla beraber tutulduğunda, bulaşıcı hastalıkları kapma riskleri çok fazladır.  Bu durum, pek çok sütçü sığır çiftliğinde yaygın olarak yapılan bir hatadır.

İlk tank sütü kültürü pozitif çıktığında, panik yapmayın.  Yapılacak ilk şey tank sütünden bir kez daha örnek alarak sürünüzün gerçekten pozitif olduğunu öğrenmektir.  Her zaman, örneklerin karıştırılması veya yanlış etiketlenmesi ihtimali vardır.

Eğer bir sonraki tank sütü kültürü de pozitifse, hangi ineklerin enfekte olduğunu tespit etmek için bazı işlemler yapmalısınız.  Belli bir padok veya bölümdeki ineklerden örnekleme yapıp, kültürlemek için bir grup tespit edebilmenizi tavsiye ederim.  Grup veya padok kültür sonuçları laboratuardan gelene kadar ineklerin bir padoktan diğer padoğa geçirilmemesi önemlidir.

Pozitif çıkan grup veya padoklardaki bütün hayvanların kültürlenmesi gerekir.  Bu hayvanlar, sonuçlar laboratuardan gelene kadar başka bir yere alınamazlar.  Bütün pozitif hayvanlar izole edilmeli ve tek tek değerlendirilmelidir.  Kültürleri pozitif çıkan tüm hayvanların satılmasına gerek yoktur.  Mikoplazma çok fazla sayıda saçıldığından, negatif ineklerden pozitif kültür sonucu çıkması olasılığı da vardır.  Eğer ineklerin sütü anormal ve CMT (California Mastitis Testi) yüksek ise inekler satılmalıdır.  İneklerin sütü normal, klinik mastitis mevcut değil ve CMT normal ise ineklerin tekrar kültürlenmesi gerekir.  Bu şüpheli hayvanların ayak bileklerine bant takılarak, sütleri en son sağılmalıdır.  Bu hayvanlar sağıldıktan sonra, süt sağım pençesinin içi ve dışı, diğer inek sağılmadan önce sterilize edilmelidir.  İkinci kültür negatif, süt hala normal ve CMT negatif ise, inekler normal olarak değerlendirilebilir.

Çok sayıda hayvan enfekte olduğu zaman, bir Mikoplazma grubu oluşturulmalı ve bu hayvanları zaman içinde yavaşça sürüden çıkarmanız gerekebilir.  Hayvanları sürüden çıkarmadan önce sütçü sığır çiftliğinin ekonomisinin dikkate alınması önemlidir.

Pozitif Mikoplazma problemi olan bütün sütçü sığır çiftliklerinde, yeni doğum yapmış tüm ineklere, buzağıladıktan sonra kültür yapılmalıdır.  Pozitif hayvanlar izole edilmeli ve bireysel olarak değerlendirilmelidir.  Kültür sonuçları bilinene kadar, yeni doğum yapmış inek grubundan hiçbir hayvan ayrılamaz, aksi taktirde temiz bir hayvan grubunu enfekte etme riski ile karşılaşırsınız.  Bütün klinik vakalarda, Mikoplazma yönünden kültür yapılmalıdır.  Eğer kültürleri pozitif ise bu hayvanlar sürüden çıkarılmalıdır.  Kültür sonucu negatif olmayan inekleri hasta hayvan padoğundan çıkarmayın.

Bir sütçü sığır çiftliğinde Mikoplazmayı önlemenin anahtarı, etkili bir tedavi protokolü hazırlamaktır.  Bazı durumlarda, hasta hayvan barınaklarında, Mikoplazmanın yayılmasını durdurmak amacıyla bütün meme içi tedavi uygulamalarını durdurmak daha iyi bir karar olabilir.  Eğer sütçü sığır çiftliklerinde, Mikoplazma salgını esnasında enfekte olmuş meme lobları tedavi edilecekse her inek için, yeni bir çift eldiven kullanılması gerekir.  Sadece tek kullanımlık tedavi araçlarına izin verilir.  Sütçü sığır çiftliklerinde, Mikoplazmanın yayılmasının yaygın bir şekli, ev yapımı tedaviler veya etiket dışı uygulamalar gibi çok kullanımlık ilaç kaplarıdır.  Çok kullanımlık ilaç kapları, mastitisin meme içi tedavisinde kesinlikle yasaklanmıştır.  Her ineğin sağılmasından sonra, başlıkların hem içi hem de dışı dezenfekte edilmelidir.  Enfekte olmuş ineklerle çalışırken eller, bulaşmanın en önemli kaynağıdır.  Eğer sağım elemanları, hasta hayvan barınağındaki bütün hayvanlarda çok sıkı bir tedavi protokülünü takip etmiyorlarsa, hasta hayvan barınağı Mikoplazma Şehrine döner.

Doğru sevk ve idare uygulamaları (pratikleri) ve pek çok çalışma ile Mikoplazma etkili bir şekilde kontrol edilebilir ya da neredeyse 3 aydan kısa bir sürede eradike edilebilir.  İşin sırrı, sütçü sığır çiftliklerinde yeni vakaların oluşmasını durdurmaktır.  Yeni vakalar durdurulur ise, hastalık hızla uzaklaştırılabilir.  En az bir yıl süreyle, söz konusu sürünün tank süt kültürlerinin aylık olarak alınması gerekir.  Ayrıca bir negatif tank sütü kültüründen sonra en az altı ay süreyle bütün klinik, tüm satın alınan ve yeni doğum yapmış hayvanlarda kültür yapılmaya devam edilmelidir.

Sürünüzde Mikoplazma var ise panik yapmanız gerekmez.  Sürünüze Mikoplazma girdiğinde, etkin bir mastitis kontrol uygulamaları ile, yayılma/bulaşma riski en az seviyededir.  Ne yazık ki, etkin bir mastitis kontrol pratikleri uygulamıyorsanız, Mikoplazma çok hızlı yayılabilir.  Sürünüzdeki enfeksiyon seviyesi size bağlıdır.  Sütçü sığır çiftliğinizden Mikoplazmanın elimine edilmesinde sürü veterinerinizin size yardımcı olması daha iyi sonuç verir.  Onlardan yararlanın.

Kaynak:
Meme Doktoru
Dr.Andrew P.Johnson
Wisconsin-ABD

Dökümanı indirmek için tıklayınız.

Staphylococcus aureus ile Enfekte Sürü.

Giriş

Son yıllarda, klinik mastitis olgusu, sadece klinik yönüyle değerlendirilip bireysel bir sorun olmaktan çıkıp, süt kalitesi açısından anahtar faktör olma yönünde değişim göstermiştir.  Kontrol ve korumaya yönelik son zamanlardaki, ilerleme ve araştırmalara rağmen mastitis, sütçü sürülerde, çiftlikteki karlılık düzeyini de etkileyen en sık görülen ve en pahalı sorunlardan biridir.

İneklerin %50’sinden fazlası, subklinik (doğrudan gözlemlenemeyen) başta olmak üzere, mastitisin herhangi bir çeşidine maruz kalmakta ve bu da özellikle üstün süt verimli olan ve iyi genetik soydan gelenlerde daha yüksek ekonomik kayıplara neden olmaktadır.  Ortalama olarak, yılda inek başına 150-200 Euro civarında maddi kayıp tahmin edilmektedir.

Sığır Mastitisinin neden olduğu ekonomik kayıplar:

1. Süt veriminde azalma
2. Bozuk veya ilaç kalıntısı bulunduran süt
3. Veteriner Hekim ücretleri
4. Fazladan emek
5. Tedavi uygulamaları
6. Laboratuar testi
7. Hayvanların değerinde düşüş
8. Premature doğumlar
9. Mortalite (Ölüm)
10. Döl verimine olumsuz etkisi

Altmışlı yıllardan sonra uygulanan yeni mastitis kontrol programlarına ve bunların standartlaştırılmasına rağmen, bulaşıcı patojenler, meme problemlerinin nedenleri arasında hala üçüncü sıradadır.  Bu durum, söz konusu programların günümüzde tekrar kontrol edilmesine ve aşılama, sevk ve idare ve genetik seleksiyona dayalı olarak korunmaya yönelik düzenlemelere neden olmuştur.

Mastitis kontrol ve önleme programlarında aşılamanın en önemli hedefi, hayvan savunma sistemini aşağıdaki şekilde uyarmaktır:

– Kronik enfeksiyonları elimine edebilecek şekilde hücresel ve/veya humoral bağışıklık yanıtını stimule etmek.

– Yeni enfeksiyonların görülmesini önleme ve şiddetlerini azaltma.

Sadece, kendiliğinden iyileşmede bir artış ve SHS (Somatik Hücre Sayısı)’nda düşüş temin etse bile, aşılama ekonomik olarak katkı sağlamaktadır.

Staphylococcus aureus, enfekte olmuş meme loblarının içinde ve dışında yaşayan Gram pozitif bir koktur. Bu bakterinin neden olduğu enfeksiyonların sayısını azaltan mastitis kontrol programlarının uygulanmasına rağmen, halen klinik ve subklinik mastitise neden olan en yaygın bakteridir.  Sürülerde yüksek prevalansla bulunan ve eradikasyonu zor olan enfeksiyöz mikroorganizmadır. Enfeksiyonun bulaşmasındaki ana mekanizma, sağım esnasında bir meme lobundan diğerine bulaşması şeklindedir. Sadece tek bir inek, aynı yerde sağılan 6-8 ineği enfekte edebilir.  S. aureus’un, meme enfeksiyonlarının %20 ve %30’undan doğrudan sorumlu olduğu ve süt ineklerinin %38’ini ve sütçü sürülerin %80’ini etkilediği tahmin edilmektedir. Ayrıca, düvelerdeki enfeksiyonların yaklaşık %15-%30’una bu bakterinin neden olduğu ve enfeksiyonu laktasyon dönemine taşıdığı bilinmektedir.

İspanya’da S. aureus, mastitislerin %14-%24’ünü meydana getiren, yüksek prevalansa sahip olan bir bakteridir.

Sürülerdeki enfeksiyonun ana kaynağı, genellikle farklı sürülerden getirilen ineklerdir.  Ayrıca, düvelerde buzağılamadan önce söz konusu mikroorganizmanın, “birbirini emen düveler” yüzünden bulaşması önemlidir.  Sinekler de bulaşmaya yardımcı olabilir.  S. aureus enfeksiyonlarının pek çoğu, laktasyonun ilk üç ayı boyunca meydana gelir ve diğer bakterilerin neden olduklarından daha inatçı yapıda seyreder.  İyileşme yüzdesi çok düşüktür (laktasyon süresince %70’den az).

S. aureus enfeksiyonlarının yüksek prevalansı ve antibiyotik tedavisine gösterdikleri direnç yüzünden, aşılama ile ilgili pek çok yeni çalışmaların gelişmesine yardımcı olmuşlardır.  Konakçı direncini engelleyerek meme bezine ulaşma yeteneği, bakteriye ait birbirinden farklı virulent faktörlere bağlıdır. Bunlardan birkaçı aşağıda listelenmiştir:

  1. Adezinler; yüzey reseptörleri konakçıya yapışmasını temin eder ve sağım süresince sütle dışarı akıp uzaklaşmasını engeller.
  2. Dış polisakkarit kapsid; konakçı tarafından tanınması ve Polimorfonüklearlar tarafından fagosite edilmesi zordur. Bu durum bakterinin üremesine ve koloni oluşturmasına yol açar.
  3. Toksinler; klinik semptomlardan sorumludurlar, başlıca ? ve ß toksinleri.

Özel besiyerinde üretilmiş, inaktif S. aureus içeren aşılar ile aşılama, bahsedilen etkenlerin etkisini azaltacak immun yanıtı uyararak, immunoglobulin konsantrasyonunda (IgG1, IgG2, IgA ve IgM ) oluşan bir artış temin etmektedir. Aşılanan hayvanlarda subklinik mastitis oranları, klinik mastitis vakaları ve yeni enfeksiyon oranlarında azalma sağlanmış subklinik enfeksiyonların elimine edilmesinde daha iyi bir kapasite temin edilmektedir.

S. aureus ile Enfekte bir  Sürüde Deneyim

Özet

S. aureus ile enfekte ticari bir sütçü sürü işletmesi.  Bu deneme, MASTİVAC ile yapılan aşılamaya verilen yanıt ile yeni enfeksiyonlar ve enfekte hayvanların yanıtını değerlendirdi.

Tüm inekler (enfekte olmuş ve olmamış), aynı anda aşılandı ve fiziksel durum, selektif süt kültürleri ve somatik hücre sayısı açısından değerlendirildi.

Kontrol (aşılanmamış) ve aşılanan her iki grupta, Somatik Hücre Sayısı ve yeni enfeksiyon oranındaki azalma kontrol edildi ve koruma sağlandı.

Materyal ve Metot

180 sağmal ineği bulunan Navara’daki (İspanya’nın kuzeyinde) bir sütçü sürü işletmesinin, S. aureus enfeksiyon seviyesi % 55 seviyesinde idi.

Aşılamadan önceki ayda Somatik Hücre Sayıları benzer olan 40 inek seçilmiş (Veriler, Resmi SHS Kontrol Örgütü’nden toplanmıştır) ve her bir ineğin S. aureus açısından, enfeksiyon durumu test edilmiştir.  Bireysel süt örnekleri her meme lobundan alınmıştır; örnekler RPF pleyte ekim yapılmış ve 37° C de tutulmuştur.  Her 24. ve 48. saatlerdeki okumalarla, bir S. aureus kolonisinin varlığı pozitif olarak değerlendirilmiştir.

Enfeksiyonun varlığına yada yokluğuna bağlı olarak hayvanlar iki gruba ayrılmıştır:

1. Grup: S. aureus ile enfekte olan 20 inek
2. Grup: S. aureus ile enfekte olmayan 20 inek

Her gruptan 10 inek 5 ml’lik bir doz ile derialtı yolla ve 2 hafta sonra da tekrar aynı şekilde aşılandı.  Diğer 10 inek kontrol grubu olarak tutuldu.
Bu bakteri tarafından oluşturulabilecek enfeksiyonu araştırmak için, her bir ineğin 4 meme lobundan alınan süt örneklerinde mikrobiyolojik test uygulandı.  Ayrıca, bunun değerlendirmesi için her ay Somatik Hücre Sayısı takip edildi.

Sonuçlar:

  1. Somatik Hücre Sayısının Değerlendirmesi:
    a. 1. grupta, aşılanmış inekler grubunda, S. Aureus ile enfekte olmuş olanlarda  Somatik Hücre Sayısında azalma vardı.  Ayrıca, Somatik Hücre Sayısı, söz konusu zaman diliminde ortalamanın %10 altında stabil olarak tutuldu.  Buna ek olarak Somatik Hücre Sayısı artışında önemli pikler olmamıştır.
    b. 2. grupta, enfekte olmayan, aşılanmış ineklerin grubunda, Somatik Hücre Sayısında pik olmadığı, Somatik Hücre Sayısı’nın ortalamanın altında, yaklaşık % 35 daha düşük seviyede, sabit kaldığı gözlendi.

     Aşılanmış
     Aşılanmamış

    Şekil 1: Enfekte İneklerde SHS’nin Değerlendirilmesi

  2. 2. grupta, S. aureus negatif olan, yeni enfeksiyon oranlarına bakıldığında ise, yeni S. aureus enfeksiyonları:

– Aşılanmamış sağlıklı ineklerde???.% 20
– Aşılanmış sağlıklı ineklerde????…% 10       şeklinde idi.

S. aureus ile yeni enfekte olan hayvan sayısındaki azalma oranı % 50’den fazla idi.

 Aşılanmış
 Aşılanmamış

       Şekil 2: Sağlıklı İneklerde SHS’nin Değerlendirilmesi

Tartışma
Elde edilen sonuçlara göre, MASTIVAC ile aşılama, söz konusu bakteriden ari hayvanlarda, yeni enfeksiyonların görülmesindeki azalma ve pozitif ineklerdeki enfeksiyon düzeyinde düşmeye bağlı olarak S. aureus’un neden olduğu mastitisin önlenmesi ve kontrolü için, kullanışlı ve etkin bir araçtır.

Sonuç
Aşılama, mastitis kontrol programlarında yer alan, sağlıklı veya enfekte olmuş sürülerin her ikisinde de yüksek bir ekonomik karlılık sağlayan immunolojik bir profilaksi aracıdır, çünkü:

  1. Geleceğin sağmal ineği olacak düveler başta olmak üzere, inekler için çok önemli bir parametre olan yeni enfekte hayvan oranında düşüş sağlar.
  2. Subklinik enfeksiyonların seviyesinde düşüş, böylece klinik mastitiste azalma ve enfekte ineklerin Somatik Hücre Sayısının azalmasını sağlar.

Mastitis süt sığırcılığında ve süt işleme sanayiinde, dolayısıyla ülke ekonomisinde büyük kayıplara sebep olan, önemli bir hastalıktır. İnek memesinin kendi doğal savunma mekanizmaları olmakla birlikte, bu anatomik, hücresel ve fizyolojik koruma yetenekleri sağlıklı, normal koşullarda çalışır. Diğer yandan ineklerin savunma mekanizmalarına karşı mikroorganizmaların da işgal mekanizmaları vardır. Bütün bunları gözden geçirdiğimizde mastitisle mücadelenin çok kolay bir iş olmadığı ortaya çıkar. Örneğin; bazı mikroorganizmaların sebep olduğu mastitisler subklinik hale geçme eğilimi gösterirken bazıları subklinik hale geçmez. Buna en büyük örnek olarak Staphylococcus aureus ve E.coli’yi gösterebiliriz. Vücudun E.coli ile Staph.aureus’a verdiği yanıtlar farklıdır. Bu durumda enfeksiyonların seyri de farklı olup, Staph.aureus enfeksiyonları subklinik hale gelirler. Ancak E.coli enfeksiyonları subklinik hale dönüşmezler. En son çalışmalar sitokinlerin E.coli mikroorganizmasını temizleyebildiğini buna karşılık, Staph.aureus üzerinde etki gösteremediğini ortaya koymuştur. Spesifik sitokinler Staph.aureus enfeksiyonlarında salgılanamıyor ve enfeksiyon kronikleşebiliyor. Bilim adamları bunu lenfositlerin fonksiyonlarının azalmış olmasına ve Staph. aureus için sitokinleri davet eden mesajı verememelerine bağlamaktadırlar. Rekombinant sitokinlerle yapılan deneysel çalışmalarda Staph. aureusun meme dokusundan temizlenebildiği ortaya konularak, bu konuda geleceğe yönelik bir umut ışığı yanmıştır.

Mastitisle mücadelede son yıllarda artarak üzerinde durulan bir başka konu bağışıklık sistemidir. Bağışıklık sisteminin en çok baskılandığı dönemin doğumu takip eden günler olduğu, mastitisin de bu günlerde daha çok ortaya çıktığı saptandığından, bunun sebepleri araştırılmıştır. Kortison benzeri stres hormonlarının salgılanmasının ve bu arada vücutta aşırı hormonal değişikliklerin bir anda oluşmasının mastitis artışıyla ilgili olduğu sanılmaktadır. mastitis görülme sıklığı doğumu takip eden günlerde 2-12 kat artmakta, mastitis diğer problemlerle birlikte de ortaya çıkmaktadır. Metritis, ketosis, süt humması, şirdenin yer değiştirmesi, sonun atılamaması ile mastitis arasında ilişki olduğu bilinmektedir.

Keton cisimciklerinin immun sistemi baskıladığı zaten bilinmektedir. Enerji eksikliğinin, Ca/P (Kalsiyum/Fosfor), Çinko, Selenyum ve E vitamini eksikliğinin de doğumu takiben ortaya çıkan ve mastitise zemin hazırlayan problemler olduğu ortaya konulduğundan, ineklerin doğuma yakın ve doğumu takiben özel ilgi istedikleri bir gerçektir. Mastitisle mücadele ederken negatif enerji dengesi olmamasına, uygun miktarda selenyum, çinko ve E vitaminin yemlere katılmasına, süt hummasını önleyecek tedbirler alınmasına dikkat edilmesinin çok yararlı olacağı, bunları yaparken sonun atılamaması ve rahim iltihapları problemlerini de önlemiş olacağımızı bilmemiz gerekir.

Mastitisle mücadelede önerilen diğer bir yöntem kayıt tutmadır. Bu bilinen ancak yapılmayan yöntemlerden biridir. Kayıt tutarken önem verilecek konuları şu şekilde sıralayabiliriz:

? Klinik mastitisin görülme sıklığı nedir?
? Kaç adet klinik mastitis tekrar tedavi gerektirmiştir?
? Kültür yaptırıldı mı, sonuçları nedir?
? Bir laktasyon boyunca mastitisi tekrar eden kaç inek var?
? Kaç inek sıvı tedavisi ve yangı giderici gibi ek destek tedavisi görmüştür?
? Revir bölümünde mastitisten dolayı duran inekler kaç gün orada tutulmaktadır?
? Meme ucu problemlerinin sebep olduğu mastitisler var mıdır? Kaç adet?
? Yılda kaç inek mastitisten dolayı sürüden çıkarılmış ya da kesime gönderilmiştir?
? Sürüde 3 meme loblu inek var mıdır?

Bu soruların cevaplarına göre çiftliklerde kayıt tutulur ve aylık ? yıllık gözlem programları geliştirilirse mastitisle savaş etkili olur. 

Sütçü Sığır işletmelerinin en başta gelen sorunlarından biri mastitis yani meme iltihabıdır.  Görünen meme iltihaplarından daha fazla gizli mastitisler problemin başını çekmekte, derecesine göre %25 oranında süt kaybına ve kalitesiz süte neden olmaktadırlar.  İnek sayısı ve süt miktarıyla çarpıldığında işletme ekonomisinin yanı sıra ülke ekonomisine yaptığı zararların boyutunun ne kadar büyük olduğu görülecektir.

Mastitis yapan mikroorganizmalar meme başındaki deliğin açık olduğu zamanlarda, çoğunlukla sağım esnasında, memeye girerek hastalığa sebep olurlar. Bilimsel çalışmalar memelerin “Kuru ve Temiz” olmasıyla mastitisin azaltılabileceğini göstermiştir.  Memelerin sağım öncesi bol suyla yıkanmasının mikroorganizmaları memeden uzaklaştırma yönünden yarar sağlamadığı, ıslak memelerin sağılmasıyla mastitisin arttığı gözlenmiştir.  Son yıllarda ABD Tarım Bakanlığı ile NMC (Ulusal Mastitis Konseyi) kuru sağımı onaylamış ve tavsiye etmeye başlamıştır.  Kuru sağımda bir ön daldırma solüsyonuna batırılan meme ucu, bir ineğe bir havlu esasıyla temizlenerek, sağıma geçilmektedir.  Hiç yıkanmayan, sadece ön daldırma solüsyonunun havlu ile memeden uzaklaştırılmasıyla temizlenen meme başı mikrobiyal yönden sağıma en elverişli hale gelmektedir.  Bu yöntem gizli ve görünen mastitislerin önüne geçmekte, sütte somatik hücre sayısının artmasına, süt kalitesinin bozulmasına zemin hazırlayan problemleri daha en başından ortadan kaldırmaktadır.

1- Tank sütünde SHS ( Somatik Hücre Sayısı) kaçtır ?
2- Aylık Klinik Mastitis oranı kaçtır ? (%)
3- İklim nasıldır ?
4- Doğum bölümü nasıldır ?
5- Meme uçlarında yüzük tarzı sertleşme veya yaygın hiperkeratosis var mı ?
6- Sağım makinasının vakumu nasıldır ?
7- Sağım başlıklarının temizliği nasıldır ?
8- Sağım öncesi sütün indirilmesi prosedürüne dikkat ediliyor mu ?
9- Altlık olarak kullanılan materyal nedir ?
10- Süt’ten kültür yapılmış mıdır ?
11- Süt kültürü yapılmışsa mikroorganizmalar nelerdir ?
12- Meme uçlarında herhangi bir yara, siğil, kabarcık, tahriş, çizik, çatlak var mıdır ?
13- Sağım başlarken strip-cup metodu uygulanıyor mu ?
14- Sağım öncesi teat dip (meme daldırma) yapılıyor mu ? Nasıl yapılıyor ?
15- Sağım sonrası teat dip (meme daldırma) yapılıyor mu ? Nasıl yapılıyor ?
16- Sağımhaneye giden yolun temizliği nasıldır ?
17- Çiftlikte akıtan suluk,musluk var mıdır ?
18- İnekler rahat yatıp kalkmakta zorluk çekiyorlar mı? Yeterli alan var mı ?
19- Çiftlikte klinik mastitis tedavisi nasıl yapılıyor ? Tedaviye ne zaman son veriliyor?
20- Çiftlikte hayvanların bulunduğu bölüm kalabalık mıdır ? Temiz ve kuru mudur?
21- Çiftlikte sağım protokolü var mıdır ?
22- Sağımcılar eğitimli midir ?
23- Sağımcılar eldiven giyerler mi ?
24- Meme başının sağım öncesi ve sağım sonrası kurulanması nasıl yapılıyor ?
25- Sağım sonrası süt filitreleri inceleniyor mu?
26- Sürüden çıkarma yapılıyor mu ? Sürüden çıkarma prosedürü nedir ?
27- Kuruya ayırma döneminde kuru dönem ilacı ve kuru dönem daldırması kullanılıyor mu?
28- Memelerin genel durumu (meme kondüsyonu) nedir?
29- Çiftlikte sinek mücadelesi yapılıyor mu ?
30- Çiftlikte metritis görülme sıklığı nedir ?
31– Sağım sonrası yemleme yapılarak ineklerin bir saat civarında ayakta kalması sağlanıyor mu?
32- Çiftlikte yem katkı maddeleri kullanılıyor mu ?
33- Çiftlikte mastitis’e karşı aşılar uygulanıyor mu ?

Mastitis İçin Kritik Nokta Kontrollerinde Dikkat Edilmesi Gerekenler.


Mastitisli süt

Mastitisli süt


Mastitisli süt


Mastitisli süt


Mastitisli süt

Mastitisli meme lobundan kesit

Gangrenli mastitis

  1- Tank sütünde SHS (Somatik Hücre Sayısı ) 200.bin olmalıdır. SHS çiftliğin mastitis konusundaki en önemli göstergesidir.

  2- Aylık klinik mastitis oranı % 2’yi geçmemelidir. Çiftliklerde klinik mastitislerin 15-40 katı subklinik mastitis (gizli mastitis) söz konusudur. Gizli mastitis sütün miktarını ve kalitesini azaltan ancak yangı belirtisi ile kendini göstermeyen mastitisdir. Gizli mastitislerde etken çoğunlukla Staph.aureus’tur.


Mastitis

  3- İklim’in mastitisle yakın ilgisi vardır. Sıcaklar mastitisi arttırır. Aşırı yağışlı iklimlerde çamur ve sulanmış dışkı yine mastitisi arttıran etkenlerdir. Aşırı soğuk meme uçlarının çatlamasına yol açar. Bu çatlaklarda mikroplar yuvalanır. (1)

  4- Doğum bölümü veya padoğu temiz ve kuru olmalıdır. Doğum stresi ıslaklık ve pislik ile birleşince doğum sonrası mastitisler kaçınılmaz olur. Memenin kendine özgü anatomik ve fizyolojik koruyucu mekanizmaları vardır. Bu koruyucu mekanizmalar memede oluşan hasarlar ve çeşitli stres faktörleriyle bozulduğunda, meme mastitise hassas hale gelir.


Sfinkteri bozulmuş meme ucu

  5- Meme ucunda, sütün çıktığı deliğin etrafında yüzük tarzı sertleşme ve dışa doğru kabarma ile karakterize olan HİPERKERATOSİS sağım makinası hatalarından kaynaklanır. Hiperkeratosis sağım makinasında aşırı vakum,süt bittikten sonra sağım ve pulsasyon hatalarının bir göstergesidir. Hiperkeratosis meme ucundaki koruyucu mekanizmaları bozar ve memeyi mastitise duyarlı hale getirir. (1  2  3)


Hiperkeratosis


Hiperkeratosis


Hiperkeratosis


Hiperkeratosis


Hiperkeratosis

   6- Sağım makinasının vakumu sık sık kontrol edilmelidir. Sağım makinasında istikrar çok önemlidir. (1  2)

  7- Sağım başlıkları düzgün şekilde temizlenmeli, lastikler altı ayda bir yenisi ile değiştirilmelidir. 

  8- Sağım öncesi sütün indirilmesi iyi bir sağımın başlıca unsurudur. Oksitosin salgısı uyarımdan 10-12 saniye sonra kana geçer, 20-25 saniye sonra memeye ulaşır. Vücuttaki etkisi 4-6 dakika sürer. Sağım bu süre içerisinde bitirilmelidir. Sağıma iyi hazırlanan bir inek daha hızlı sağılır. Sağım hızlı,nazik ve tamamıyla gerçekleştirilmelidir. Sağıma iyi hazırlanmamış ineklerde sağım iki fazda gerçekleşir. Önce meme loblarında biriken süt daha sonra alveollerdeki süt alınır. Bu iyi bir sağım değildir. İyi hazırlanmış inekte sağım tek fazda gerçekleşir. Meme loblarında biriken süt ve alveollerden gelen süt tek bir fazda alınır.

  9- Altlık olarak talaş, sap, saman, kurutulmuş gübre ve kum kullanılması mastitise yatkınlık açısından önem taşır. Yapılan çalışmalarda talaş, sap, saman, kuru gübre gibi organik altlıkların kötü altlıklar, kum gibi inorganik altlıkların iyi altlıklar olduğu tesbit edilmiştir. Yataklıklarda en az 10 cm kalınlığında kum olması uygundur.

10- Süt kültürü yapmak ve zaman zaman tekrarlamak ” düşmanı bilmek” açısından önemlidir. Mastitis yapan etkenler başlıca iki kategoride incelenir. 

Kontagiyöz (bulaşıcı) ajanlar.
Çevresel ajanlar.

Kontagiyöz mastitis etkenleri: Staph.eaureus, Streptococcus agalactiae, mycoplasma  gibi etkenlerdir. 

Çevresel mastitis etkenleri: E.coli, Streptecoccus uberis, Strep.dysgalactiae, Klebsiella, Enterobacter.

11- Süt kültüründe ortaya çıkan mikroorganizmalar kontagiyöz mastitis etkenleri ise sağım hijyeninin ,çevresel mastitis etkenleri ise çevre hijyeninin eksikliğini gösterir. Düzeltmelere nerelerden başlanacağı hakkında fikir verir.

12- Meme uçlarında bulunan herpes tipi virusların meydana getirdiği kabarcıklar veya çeşitli tahrişlerle oluşan çatlak ve çizikler özellikle kontagiyöz mastitis etkenlerinin yuvalanmasına sebep olurlar. (1)


Ülserli ve kabarcıklı meme başı (herpesvirus)


Yalancı çiçek hastalığı dolayısıyla meme başlarında görülen lezyonlar


Yalancı çiçek hastalığı dolayısıyla meme başlarında görülen lezyonlar


Meme başı siğilleri (Fibropapillomlar)


Meme başı siğilleri (Fibropapillomlar)

Meme başı siğilleri (Fibropapillomlar)

Tahriş olmuş ve çatlamış meme ucu

Tahriş olmuş ve çatlamış meme ucu

Yaralanmış meme ucu ve meme başı

Yaralanmış meme ucu ve meme başı

13- Strip-cup metodu sağıma başlarken meme ucundaki ilk damlanın koyu renkli bir kaba sağılmasıdır. Bu işlem sağımcıya memenin durumu hakkında bilgi verir. İlk damla süt kanlı veya pıhtılı ise mastitis belirtisidir ve inek ayrı sağılmalıdır. Diğer yandan meme ucuna birikmiş ilk damla süt mikrop yüklü olabileceğinden bu damlanın ayrılmış olması süt kalitesi ve mastitis açısından çok yararlıdır.

14- Sağım öncesi meme daldırma solüsyonları (predipping) meme başının mikrop yükünü % 85 oranında azaltarak iyi bir sağım hijyeni sağlarlar. Sağım öncesi daldırma dört meme başına birden uygulanır ve kurulanır. Daha sonra ikinci kez tekrar daldırma ve kurulama tavsiye edilir. Bu işlem aynı zamanda süt indirme prosedürünün de başlangıcıdır. Predip (ön daldırma) işleminin, ilaç meme başında en az 30 saniye kalacak şekilde yapılması gerekir.

15- Sağım sonrası daldırma özellikle meme başı çevresine bulaşmış süt kalıntısını uzaklaştırmak için gereklidir. Meme başına bir tabaka halinde bulaşan süt, mikropların ve özellikle kontagiyöz (bulaşıcı) mastitis etkenlerinin çoğalması için iyi bir zemin hazırlar. Yine ön daldırmada olduğu gibi; bu işlem meme başının tümünü içine alacak şekilde yapılmalıdır. Sağım sonrası daldırmanın mastitisin önlenmesinde çok yararlı olduğu ispatlanmıştır. (1)

16- Eğer sağımhaneye giden yol ıslak,çamurlu, kirli ise; meme ve meme başı daha çok kirlenecek ve mastitise zemin hazırlayacaktır. Yine sağımhaneye giden yolda inekler telaşla, hızlı bir şekilde gidiyorlarsa memeye pislik sıçraması ve büyük oranda kirlilik söz konusu olacaktır. Sağımhaneye gidişin ve sağımın sakin bir ortamda yapılması gerekir. (1  2  3)

17- Çiftlikte akıtan suluklar,yalaklar veya damlatan musluklar çamur, pislik ve dolayısıyla bulaşma kaynağıdır. Çiftliğin bu yönden sıklıkla kontrol edilmesi gerekir. 

18- İnekler yattıklarında meme veya meme başları gübre çukuruna düşmemeli, ya da başka bir ineğin ezebileceği şekilde olmamalıdır. Bu gibi haller bulaşmaya neden olabilir veya memenin hasarıyla sonuçlanabilir. (1  2  3  4)

19- Klinik mastitis görüldüğünde tedavinin mutlaka en az üç gün, tercihen 5 gün sürdürülmesi ve memenin hem klinik olarak, hem mikrobiyolojik olarak tamamen şifaya kavuşması sağlanmalıdır. Mastitisli memenin süte dönüşmesi bir çok durumda tam bir iyileşme olduğunu göstermez.

20- Mastitisle mücadelenin temel felsefesi TEMİZ ve KURU ortamlardır. Kalabalık ,ıslak zeminli, çamurlu barınaklarda mastitis artar.

21- Çiftlikte sağımcıların kolayca anlayabileceği ve uygulayabilecekleri şekilde, yazılı bir SAĞIM PROTOKOLÜ hazırlanmalıdır. Bu protokol üzerinde sağımcılar eğitilmeli ve uyup uymadıkları kontrol edilmelidir.

22- Sağımcılara ineğin memesini teslim ettiğimize göre, onların eğitimi çok önemlidir. Mastitis sağımcı, sağım makinası ve ortam ilişkisi içinde artar veya azalır. Sağım makinasının tutarlı ve bakımlı, sağımcının eğitimli ve çevrenin ineğe uygun şekilde konforlu olması gerekir.

23- Sağımcıların sağım esnasında eldiven giymeleri, mümkünse tek kullanımlık eldiven kullanmaları mastitisi azaltan bir unsurdur.

24- Meme başı sağım öncesi ve sağım sonrası daldırma işleminden sonra kurulanmalıdır. Kurulama işlemi temiz ve sadece o ineğe ait bir havlu ile yapılır. Havlunun yarısı ile iki meme başı, öteki yarısı ile diğer iki meme başı kurulanır. Kurulama işlemi meme ucunu da içine alacak şekilde, döndürme hareketiyle yapılmalıdır. TEMİZ veKURU meme başları mastitisi önlemenin başlıca yoludur. 

25- Süt filtreleri sağım sonrası mutlaka incelenmelidir. Filtreler bize sağım öncesi ve sağım sonrası temizlik hakkında gayet açık bilgi verir. Sağımcının kontrolünü sağlar. Süt filtreleri en önemli göstergedir. (1

26- Problemi uzun süre halledilemeyen, Staph.aureus, Mycoplasma, Pseudomonas, Proteus gibi mikroorganizmalar tesbit edilen inekler sürüden çıkarılmalıdır. Zaten mastitisli ineklerin en son sağılması her zaman adet edinilmelidir. Sık sık tekrarlayan mastitislerle ortaya çıkan ineklerin, sürünün diğer bireylerinin sağlığı için sürüden çıkarılmaları gerekir. 

27- Kuruya ayırma döneminde mutlaka dört memenin birden KURU DÖNEM ilacıyla ilaçlanması gerekir. Son yıllarda yararları ortaya konulan TEAT SEAL (meme mühürleme) işlemi yapılarak, yani son sağımdan sonra kuru dönem ilacı verilmesinin ardından meme kalıcı bir daldırma ile mühürlenerek doğuma kadar memenin korunması sağlanır.

28- Memelerin genel durumu kontrol edilmeli, sarkık memeli inekler, meme başı aşırı kısa ya da aşırı uzun inekler zaman içerisinde seleksiyona tabi tutulmalı, sağım makinasına  uygun meme başı olan ineklerin sürüde kalması, diğerlerinin ayıklanması yoluna  gidilmelidir. 

29- Çiftlikte sinek mücadelesi yapılması her zaman yararlı ise de, özellikle mastitis açısından çok önem taşır. Sinekler Actinomyces pyogenes’in bulaşmasında rol oynadıkları gibi, Staph.aureus’un yayılmasına da sebep olurlar. Bu yüzden çiftliklerde sistemli bir şekilde sinek mücadelesi yapılmalıdır.

30- Çiftliklerde bazı metritisler mastitisler ile kombine olabilir. Özellikle çevresel mastitis  etkenlerinden Streptococcus uberis metritisli inekler tarafından çevreye saçılmakta  olabilir.

31- Son yıllarda yapılan çalışmalarda meme başındaki koruyucu mekanizmaların, özellikle koruyucu keratin tıkacının yeniden oluşması için yaklaşık bir saate ihtiyaç olduğu, ineğe sağım sonrası yem verilerek ayakta kalmasının bu nedenle mastitisi önleme açısından yararlı olacağı sonucuna varılmıştır.

32- Beslenme ile hastalıklar arasında yakın ilişki olduğu bilinmektedir. Özellikle Selenyum, E vitamini ve Çinko’nun mastitisi önleyici etkileri gözardı edilemez. Bu mineraller ve E vitamini vücudun genel bağışıklık sistemini de uyararak hastalıklara karşı direnç sağlarlar. Mastitisin sıklıkla görüldüğü çiftliklerde yemlere Selenyum, Çinko ve E vitamini içeren katkılar mutlaka ilave edilmelidir. 

33- Mikropların memeye bulaşması yukarıda sayılanları eksiksiz yapmakla önlenebilir.  Ancak mastitise karşı hazırlanmış aşıları kullanmak mastitisin şiddetini azaltır ve çabuk iyileşmesini, çoğunlukla kendiliğinden iyileşmesini temin eder. Mastitis aşısı uygulanan  inekler mastitise sebep olan mikrobu tanıdıklarından vücutlarında gerekli önlemi almışlardır ve mastitis olaylarından zarar görmeden veya en az zararla kurtulurlar.