Yazılar

IBR sığırların viral bir hastalığıdır.

Etkeni Bovine Herpes virus’tur (BoHV-1, BHV  1)

Hastalık bulunduğu ve hasar verdiği organa göre isim alır. Sığırların solunum yolu enfeksiyonlarında Infectious Bovine Rhinotracheitis (IBR) adını alırken, dişilerin üreme organlarında IPV = Infectious Pustular Vulvovaginitis, erkeklerin üreme organlarında IBP= Infectious Balanoposthitis adı verilen hastalıklara sebep olur.

BoHV1 solunum yolunun viral hastalık yapıcı etkenlerinden biri olup, diğer viral etkenlerle örneğin, BRSV ve PI3 viruslarıyla, ayrıca, Mannheimia haemolytica, Pasteurella  multocida, Histophilus somni (Haemophilus somnus), Trueperella pyogenes, Bibersteinia trehalosi gibi bakterilerle birlikte şiddetli solunum yolu enfeksiyonlarına yol açar.

IBR etkeni BoHV1 insanlarda görülen uçuk virusu (Herpes Simplex Virus = HSV) ile akrabadır.  Ortak tarafları,  strese bağlı olarak ortaya çıkmaları ve hastalık oluşturmalarıdır.

BoHV1 6 önemli klinik bulgu ile ortaya çıkar.

Solunum yolu hastalığı (pneumoni, yol vurgunu, nakliye humması), gözde kızarıklık, aşırı gözyaşı ve yavru atma (abortus). Dişi ve erkeklerde cinsel organ enfeksiyonları, beyinde yangısal bozukluklar, buzağılarda beyinde veya genel enfeksiyonlar.

Buzağılarda N569 suşunun Meningo – encephalitis (beyin zarı ve beyin yangısı) yaptığı da biliniyor.

Aynı virus ailesinden başka bir virüs (BMV) ineklerin meme başlarında, deri üzerinde yaralara sebep oluyor ( Bovine mamillitis).

IBR stres faktörlerinin vücut direncini kırmasıyla ortaya çıkar.

Nakliye ve her türlü ani değişiklik sığırlar için stres faktörüdür.

Buzağılarda ise; sütten kesme dönemi stres faktörlerinin başında gelir.  Strese giren ve kortizol salgılayan hayvanın solunum yolundaki mikroskobik tüycükler (cilia) süpürge görevini yapamazlar.  Dururlar.  Bunu fırsat bilen virus ve bakteriler iş birliği ile hayvanı hasta ederler.  (Pneumoni= Zatürre)

Öksürük, sık soluma, korneal ödem, gözde ve burun çevresinde kızarıklık ile birlikte akıntı hastalığın başlıca belirtileridir.  Burun etrafında ve içindeki aşırı kızarıklık sebebiyle,  yabancı literatürde,  IBR hastalığına “Red Nose = Kırmızı Burun” adı verilir.

IBR hastalığının yeni doğan buzağıların ölümlerinde, mastitiste ve interdigital lezyonlarda (tırnak yangıları) rol aldığı da bildirilmektedir.

Hastalık cinsel yoldan gelen akıntılar, gözdeki akıntılar, solunum yolundan çıkan damlacıklar, atıklarda yavru suları, dokuları ve sperma ile yayılır.

Hastalığın yayılması ve şiddetlenmesinde kalabalık barınaklar, toz, amonyak, kötü havalandırma büyük rol oynar.

IBR yüksek maliyetli bir hastalıktır.  Ayrıca dış ticaret açısından ülkelere de zarar verir.

IBR Avusturya, Danimarka, Finlandiya, İsveç ve İsviçre’de  eradike edilmiştir.

Hastalığın dişi üreme organlarındaki şekli IPV başka hastalıklarla karıştırılabilecek belirtiler gösterir.

Üreme organlarından gelen akıntı, bölgede kızarıklık, aşırı kuyruk sallama, sık sık idrar yapma gibi belirtiler şüphelenmeyi gerektirir.

IBR’nin mandalarda da görüldüğü bildirilmektedir.

Solunum yolu enfeksiyonları bazen MCF ( Malignant Catarrhal Fever= KORİZA) ve  şap hastalığı  ile karıştırılabilir.

Kesin teşhis laboratuvar testleri  ile konulur.

IBR-IPV aynı zamanda infertilite’nin (döl veriminde düşüklükler) başlıca sebeplerinden biridir.

Hastalığın tedavisi yoktur.

Ancak; hastalığa eşlik eden bakteriler yönünden antibiyotikler, yangısal belirtileri azaltmak için antiinflamatuar ilaçlar (yangı gidericiler) kullanılır.

Koruyucu hekimlik uygulamaları hastalığı önler.

IBR nin aşısı vardır.  Ayrıca; eşlik eden Pasteurella, , Mannheimia bakterileri için de aşı kullanılabilir.

En önemli Koruyucu Hekimlik ise; uygun havalandırma, stres faktörlerini en az düzeye indirme, stres giderici uygulamaların derhal devreye sokulmasıdır.

Sürüde Seronegatif Latent Carrier’s (SNLC’s)= inatçı, gizli taşıyıcıların saptanarak uzaklaştırılmaları şarttır.

Suni tohumlama da başlıca Koruyucu Hekimlik  uygulamasıdır.

  01.04.2016

Irk Islahında Neredeyiz ?

Sığırların ırk ıslahında Avrupa’dan, ABD’den ve Kanada’dan çok gerilerde olduğumuz ne yazık ki, yadsınamaz bir şekilde gerçektir.

Tarihsel süreçte bulunduğumuz yeri incelemek yararlı olacaktır.  Önce; Irk Islah Birliklerinin kuruluş tarihlerine göz atalım.

ABD Holstein Birliğinin kuruluş  tarihi 1885 yılıdır.  İngiltere Holstein Birliği 1909 yılında kurulmuştur.  Kanada Holstein Birliği 1884’de kurulan bir kooperatifin 1901’de kayıt tutma yetkisi almasıyla Holstein Birliği haline gelmiştir.

İsviçre Holstein  Birliği 1890 yılında, Avusturya Simmental-Fleckvieh Birliği 1894 de, ABD Aberdeen Angus Birliği 1883′ de kurulmuş olup, Aberdeen Angus Birliğinin adı sonradan Angus Birliği olarak kısaltılmıştır.

ABD Jersey Birliği kayıt tutmaya 1868’de,  İngiltere (UK) Jersey Birliği 1878’de, İsviçre Holstein Birliği 1890’da kurulmuş, Almanya Holstein Birliği ise 1876’da kurulan bir Kooperatifin,  Birliğe dönüşmesi suretiyle kayıt tutmaya başlamış.

Fransa Limousin Birliğini 1886’da faaliyete geçirmiştir.

Avustralya  Holstein Birliğinin kuruluşu 1914 yılıdır.  AHA ( Amerikan Hereford Sığır Yetiştiricileri Birliği) 1881’de, İsviçre Brown Swiss Birliği 1897’de, Amerikan Hayvan Yetiştiricileri Birliği (NAAB) 1946’da, İtalyan Holstein Birliği (ANAFİ) 1945’de kurulmuş.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.  Bizim hala tereddütler içinde olduğumuz etçi sığır ırklarının ıslah birliklerini ABD ve Avrupa 120-130 yıl önce kurmuş.  ABD Holstein Birliğiyle,  bizim Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliğini karşılaştırırsak aramızda 110 yıl bir fark olduğunu görürüz.  Yani 110 yıllık bir gecikme.

İşte; bu 110 yıllık farkı kapatamıyoruz.  O yıllarda kara kaplı defterlere yazılan kayıtları bizim şimdi bilgisayarlarla tutma imkânımız olmasına rağmen bu açık kapanmıyor.  Modern çiftliklerin çoğunda hiçbir genetik plan yok.

Onlar kayıt tutar ve ırklarını ıslah ederken biz ne yapıyorduk ?

Biz o yıllarda ülkemizin düşmanlarıyla mücadele ediyorduk.  Yani,  can derdindeydik.   Mal düşünecek halimiz yoktu.

O günlere denk gelen tarihsel olaylara bakalım; ülkemizde neler oluyordu?

Mısır ve Kıbrıs İngilizlere kaptırılmış, Doğu Rumeli Bulgaristan’a geçmiş, Yunanistan Teselya Bölgesini almış, Tunus’u Fransızlar işgal etmişti.

Borçlar ödenmez hale geldiği için Düyunu Umumiye (Borçlar İdaresi) kurulmuştu.

Sığırları eti ve sütü için beslemekle birlikte, çoğunlukla erkekleri çeki hayvanı olarak kullanıyorduk.  O yüzden her ırkın en iri yapılı erkeklerini tercihen buruyor ve öküz yapıyorduk.   Tabii inekleri,  sürünün öküz olmaya layık görülmeyen,  cılız, küçük yapılı erkekleri döllüyordu.  Böylece yerli ırklarımız ıslah edilmek bir yana, geriye gittiler.  Boz ırkı, Yerli Kara’ yı , Doğu Anadolu Kırmızısını,  Güney Doğu Anadolu Kırmızısını böylece ıslah edemedik, geriye götürdük.

Ülkemizde ilk ıslah yasası 904 sayılı Islahatı Hayvanat Kanunudur.  29.06.1926 tarihli 407 sayılı Resmi Gazetede yayınlanmış olan bu kanundan önce, 1892’de Islahı Hayvanat ve Umuru  Baytariye şubesinin kurulduğunu görüyoruz, ama, bu şube daha çok merinos koyunlarıyla ilgilenmiştir.  Çünkü askeriyenin üniformaları için kurulan yapağı fabrikasının buna ihtiyacı vardı.

Yine o yıllarda sığır değil at önemliydi.  Veteriner Fakültesinin Kuruluşu da yine Askeriyenin at ihtiyacı için olup, kuran Godlewsky bir askeri veteriner hekimdi.  Yani sığır ıslahının sırası gelmemişti.

Dünya’da suni tohumlamada ikinci olduğumuzla övünürüz.  Sovyet Rusya’dan sonra ikinci olarak suni tohumlamaya başlamışız.  Genç Türkiye Cumhuriyeti, Sovyetler Birliğinde böyle bir uygulama olduğunu öğrenerek oraya yetiştirilmek üzere elemanlar göndermişti.  Tabii o yılların uygulaması donmuş spermayla yapılmıyordu.  Eğitilenler ülkeye döndüğünde bu konunun gelişmesi mümkün olamadan İkinci Dünya Savaşı çıktı.  Büyük bir boşluk yaşandı.  Yine can derdine düşmüş, malı düşünecek halimiz kalmamıştı.   Suni tohumlama kursu görenler askere alınmış, yıllarca askerlik yapmak zorunda kalmışlardı.

Sonraki yıllarda donmuş sperma kullanımıyla devlet yetkisinde suni tohumlama çalışmaları yapıldı.  İlk kez 1985 yılında özel sektöre suni tohumlama yapma yetkisi verildi.  İlk özel sektöre ait Boğa İstasyonu ve Sperma Üretim Merkezi 1997 yılında kuruldu.

ABD, Kanada ve Avrupa ile aradaki farkı kapatamayacağımız kesin.  Halen damızlık tanımı bile açık bir şekilde yapılamamış.  Etçi ırklarla tanışmamız çok geç oldu.  O da uzaktan bir tanışıklık.

Erkekleri besiye alınabilen sığır ırklarına da “Kombine Irk” diyoruz.  Geriye de Jersey kalıyor zaten.

Her şeye rağmen,  bir şeyler yapılabilir.  Damızlık tanımı yapılmalı, damızlıkçı işletmeler bu tanıma göre düzenlenmeli ve o yönde desteklenmelidir.  Üstün nitelikli genetik yapıya sahip, sağlık yönünden damızlıkçı olabilecek işletmelerin oluşması yönünde adım atılmalı, çok iyi kayıt tutulmalı, ülkenin ve çiftliklerin genetik planları olmalıdır.  Nerede olduğumuz ve nereye varmak istediğimiz belirlenmelidir.  Nerede olduğumuza gelince; ABD Holstein Birliğinin 24 Mart 2016 tarihli resmi beyanına göre; ortalama süt 305 günde 11.473 kg olup, bunun karşılığı olan miktar ülkemizde 3020’kg. dır.

Damızlıkçı süt, et, protein ve yağ ırkı üreten işletmeler dışındaki süt üreten çiftlikler  “Ticari İşletme” olarak görülmeli, “Ticari Süt”  ve “Ticari Et” çiftlikleri ayrı kategoride ele alınmalıdır.

Etçi ve Sütçü yönünden ihtisasa, branşlaşmaya önem verilmeli, mutlaka besiciye yönelik dana yetiştiren çiftliklerin kurulması özendirilmelidir.

Hayvancılık politikaları  plan haline getirilmeli, bu plan kanun ile korunmalıdır.

Isı Stresi ve Rumen Sağlığı
(WDMC 11-13 Mart 2009)

Isı stresinin, rumen sağlığını ters bir şekilde etkilediği uzun zamandan beri bilinmektedir.  İneklerin sıcağın etkisi ile baş edebilme yollarından birisi, hızlı soluk alıp vermeleridir.  Artan respirasyon oranına bağlı olarak CO2 (karbondioksit)’nin nefes ile dışarı atılması da artar.  Kanda etkin bir tamponlama olabilmesi için, vücut 20:1 oranında bir HCO3 (bikarbonat)-CO2 oranı temin etmek zorundadır.  Hızlı soluk alıp vermeye (hiperventilasyon) bağlı olarak kanda CO2 düşer.  Böbrekler, bu oranı sağlayabilmek için HCO3 salgılar.  Bu durum sağlıklı rumeni tamponlayarak koruyan salya içindeki bikarbonat (HCO3) oranını düşürür.  Buna ek olarak, hızlı soluk alan hayvanlarda salya akar ve bu salya akışı, normalde rumende depolanması gereken salya miktarını azaltır.  Dahası, yem alımının azalması ile sıcaklık stresindeki inekler daha az ruminasyon yapar ve buna bağlı olarak daha az salya meydana getirirler.  Salya miktarında ve HCO3 miktarındaki düşüş olması ve rumene daha az salya girmesi sebebi ile sıcaklık stresindeki inekler, subklinik ve akut rumen asidozuna karşı daha hassas durumdadırlar (Bkz. Kadzere ve ark. 2002 derlemesi).

İnekler üzerinde sıcaklık biriktikçe, internal enerjiyi uzaklaştırma çabası ile ekstremitelere kanın tekrar dağılımı söz konusu olmaktadır.  Bunun sonucunda gastrointestinal kanalda azalmış kan dolaşımı meydana gelmekte ve besin maddeleri alımından ödün verilmektedir (McGuire ve ark., 1989).  Buna bağlı olarak fermentasyon yarı ürünleri (VFA/Serbest Uçucu Yağ Asitleri) muhtemelen birikmekte ve pH düşüşünü arttırmaktadır.

Isı stresi ile azalan yem tüketimine ve kaba yemlerin ısı ile ilişkili fermente olmasına bağlı olarak, genellikle beslenme uzmanları rasyonda enerji dansitesini arttırırlar.  Bu durum çoğunlukla, ekstra konsantre yem ve daha az kaba yem şeklinde ortaya çıkar.  Bunun ayarlanması çok dikkatli yapılmaz ise düşük rumen pH’ına yol açar.  Daha yoğun bir hal almış bu rasyon ve ineklerin azalmış olan rumeni nötralize edebilme yeteneğinin kombinasyonu ile (çünkü azalmış salya HCO3 muhtevası ve artmış salya salgısı) doğrudan rumen asidozis riskini arttırır.  Bu durumda, dolaylı olarak sağlıksız bir rumenin olumsuz yan etkilerini teşvik eder (örn. laminitis, süt yağı oranında düşme, vb.)

Kaynak: Baumgard, L.H ve Roads, R.P., Department of Animal Sciences, Arizona Universitesi, ABD.
Dokuzuncu Western Dairy Management Conference (WDMC) Sunumları, 11-13 Mart – Reno, NV ABD (sayfa 192)