Yazılar

Çiftlik hayvanlarımızın başına dert olan birçok hastalık var.  Ama; ikisi, tüberküloz (verem) ve brusellosis, bu iki sürü hastalığı işletmelerimizin başındaki en büyük dertler.

Ülkemizdeki yaygınlıkları hakkında kesin bilgi ve bulgu yok.  Rivayetler muhtelif.

Ben neden bu iki hastalığa “yeraltı çetesi” adını taktım?  Çünkü; gizlenmeye çalışılıyor. Tahlil yaptırılması ve hastalıkların ortaya çıkarılması konusunda büyük bir tedirginlik var.  Herkes birbirini “tahlil yaptırılmaması” yönünde uyarıyor.  Böylece bu sürü hastalıkları sürü içinde sanki “yokmuş” gibi oluyor.

Tahlil yaptırılmasındaki en büyük çekince “Karantina” uygulaması.

Çiftlikte bu hastalıklar çıkarsa etin, sütün pazarlanamayacağı söylendiğinden kimse gerçeği bilmek istemiyor. Tahlil yaptırmaktan kaçıyorlar.  Böylece hastalıklar yer altına iniyor.

Brusella ile mücadele yönetmeliğinde; Madde 5-1 de “hastalığın varlığı ve şüphesi durumunda yetkili birime bildirilmesi zorunludur” yazıyor.

Madde 5-2 de tedaviye yönelik işlemlerin yapılmasının yasak olduğu yazıyor.  Uygulama böyle mi?

Duyduğumuza göre tedaviyi deneyenler varmış.  Demek ki; her iki maddeyi de birlikte ihlal edenler var.  Özellikle brusellozda sütün uygun görülen pastörize veya UHT teknolojisine sahip bir üniteye rahatlıkla verilebilmesini sağlamak üzere, yönetmelikte düzeltme yapılması yerinde olur. Ya da süt tozu yapılması öngörülebilir.  Böylece yan yollara sapmak, gizlemek gerekmez.  Tahlil yaptırmaktan kaçınanlar, böyle olursa, tedirgin olmadan tahlil yaptırabilirler.

Bu şekilde hastalıkların ülkemizdeki durumu hakkında “muhtelif rivayetler” ortaya atılması da önlenebilir.

Öyle görüyorum ki; uygun bir düzenleme yapılmazsa tüberküloz ve bruselloz iyice ülke sathına saçılacak.  Yeraltı çetesi hayvancılığımızı kemirmeye devam edecek.

Tüberküloz ve/veya bruselloz olan hiçbir işletme sürdürülebilir olamaz.

Her taş yerinde ağırdır sözünden yola çıkarak bu başlığı attım.  Ülkemiz yerli koyun ırklarımız yönünden zengindir.  Ayrıca bilimsel çalışmalar ile yapılan Avrupa ırklarının yerli ırklarımızla melezlenmesi yöntemiyle dayanıklı, verimli ve uyum yetenekleri yüksek koyun ırkları elde edilmiştir.  Buna rağmen koyun yetiştiriciliğinde coğrafyanın, iklimin ve her yönden çevre koşullarının büyük önemi vardır.  Yerli koyun ırklarımız bunlara paralel olarak belli yörelerde gelişmiştir.  Yöresel ırklar kendi bölgelerinde daha verimli olmaktadırlar.

Bu bakış açısıyla, koyun ırklarımızı gözden geçirelim;

İvesi koyunu; Güneydoğu Anadolu Bölgesi. Bu ırkımız sıcak ve kurak iklim koşullarına uyum sağlamıştır. Akkaraman Orta Anadolu, Mor Karaman Doğu Anadolu bölgelerimizde bulunur.  Kangal Akkaraman İç Anadolu Bölgesinde, özellikle Sivas ve çevre illerde, Dağlıç  İç ve Batı Anadolu, %50 İvesi %50 Doğu Friz kanı taşıyan ASAF koyunu Orta Anadolu’da, etiyle ün salmış Kıvırcık ırkı koyunlar Tekirdağ, Marmara ve Kuzey Ege’de, Sakız Koyunu Çeşme, İzmir, Aydın illerimizde, Ege sahillerinde, Güney Marmara sahillerinde yetiştirilir.

Akkaraman ırkı ile Alman Et Merinosu melezlemesiyle elde edilen Orta Anadolu Merinosu adını aldığı bölgede,  Alman yapağı, et merinosu ile Akkaraman’ın melezlemesiyle elde edilmiş olan Anadolu Merinosu Polatlı ve çevresinde, Alman Et yapağı merinosunun Kıvırcık ile melezi Karacabey Merinosu ise çoğunlukla Marmara ve Güney Marmara’da yetiştirilmektedir.

Karayaka koyun ırkı Sinop, Trabzon arasında Karadeniz’in kıyı ve dağlık kesimlerinde, Tokat ve Amasya çevresinde, Ramboillet (Ramboye) Dağlıç melezlemesiyle elde edilen Ramlıç ırkı koyunlar Orta Anadolu ile Batı Anadolu geçit bölgelerinde, Pırlak ırkı Kütahya, Afyon, Uşak, Manisa, Isparta, Burdur çevresinde, Pırıt ırkı yine bu bölgelerde, özellikle Isparta’nın Yalvaç, Senirkent ilçelerinde bulunur.

Akkaraman ile Ille de France koyun ırkının melezlenmesi sonucunda ortaya çıkan Polatlı koyunu da Orta Anadolu ve Polatlı çevresinde bulunmaktadır.

Sakız ve Karayaka ırklarının melezlenmesiyle elde edilen BAFRA koyunu Karadeniz kıyı bölgelerinde melezlemeden gelen uyum yeteneğiyle kendisine yer bulmuştur.

Şavak koyunu veya Şavak Akkaraman Tunceli, Elazığ, Erzincan taraflarında, Tahirova koyunu Güney Marmara ve Ege bölgelerinde, Koçeri koyunu başta Siirt, Mardin, Şırnak ve Bitlis illerinde, Zom koyunu Mardin, Şanlıurfa yöresinde, özellikle Derik ilçesi ve çevresinde tamamen lokal şartlarda yetişen ırklardır.

Karakaş koyunu Van, Batman, Siirt, Bitlis, Bingöl, Elazığ, Malatya, Diyarbakır, Diyarbakır’ın bazı ilçelerinde bulunur.  Eşme Koyunu, Uşak’ın Eşme ilçesi başta olmak üzere Uşak’ın diğer ilçelerinde, İmroz Koyunu Gökçeada ve Çanakkale’de,  Acıpayam koyunu Denizli, Afyon, Isparta, Antalya çevresinde,  Malya koyunu Kırşehir ili ve çevre illerde, Hemşin koyunu Artvin, Rize ve Doğu Karadeniz’de, Herik koyunu Amasya’da bulunmaktadır.

Tuj ırkı koyunlar Kars, Çıldır, Iğdır, Ardahan, Karagül koyunu  Tokat, Çine Çaparı Aydın, Çine ve Bozdoğan ilçeleri ve Madra Dağı yöresinde,  Güney Karaman Irkı Antalya, Mersin, Hatay, Gaziantep illerinde yer alan ırklarımızdır.

Norduz koyunu ise, Van ilimizin Gürpınar ilçesinde yetiştirilen yöreye özgü bir koyun ırkıdır.   (Kaynak; www.tarimdanhaber.com)

11.01.2016

2015’den 2016’ya Hayvancılığımızın Durumu

Hayvancılık sektörümüz 2015’ten 2016’ya bazı problemlerle girdi.  Başlıca problemleri sayarsak; Şap Hastalığı, basının Afrika Hastalığı adını verdiği  LSD (Sığır Çiçek Hastalığı, Sığırların Nodüler Ekzantemi) ülke çapında yayıldı.  Diğer iki konu ise; çiğ süt fazlalığı, kırmızı et kıtlığı.

2015’ten devreden iki bulaşıcı hastalık bize hayvan hareketlerinin önemini bir kez daha hatırlattı.  Büyüklerde hayvan kayıpları fazla olmamakla birlikte, özellikle şap hastalığından dolayı buzağı kayıplarımız oldu.

Ülkemizin daha önce tanışmadığı A- NEP 84 tipi NEPAL ŞAPI zaten kaybettiğimiz buzağıların kaybını arttırdı.  Bu arada büyük sığırlardan kayıplar olduğu gibi, ekonomik kayıplara da neden oldu.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanımız Sayın Çelik;Karacabey’deki bir ödül töreninde yaptığı konuşmada çiğ süt arzında fazlalık olduğunu söyledi.  Çiğ süt fiyatları, bilindiği gibi, artmadı.

Arz-Talep dengesi arz yönünde bozulmuştur. Çiğ süt fiyatları Ulusal Süt Konseyinde (USK) belirleniyor.  USK içinde piyasanın tüm oyuncuları temsil ediliyor.  Aslına bakarsak; çiğ süt fiyatlarını “piyasa” belirliyor.  Ne yazık ki; çiğ süt fiyatları dalgalı bir seyir izlemektedir.  Süt üreten çiftlikler kötü günlerde ayakta kalabilmenin, varlıklarını sürdürebilmenin derdine düşmüşlerdir.

Ancak; yem ve süt fiyatları üreticinin doğrudan doğruya elinde olmayan iki önemli konudur.  Bu kötü manzara zaman zaman karşımıza çıkmaktadır.

Süt fiyatlarının tatmin edici seviyede olması, tabii,  en çok istenen durumdur.  Ama; böyle olmadığını, yem /süt paritesinin bazı dönemler bozulduğunu biliyoruz.  Ayakta kalabilmek, özellikle böylesi kriz dönemlerinde varlık sürdürebilmek için süt/yem dışındaki konulara da önem vermek şarttır.  Süt sığırcılığında kaybetmeyen kazanır.  Yani süt, döl ve buzağı kayıplarının kesinlikle önlenmesi, bunun başarılması için de ayrıntılara dikkat edilmesi gerekir.

Diğer konu ise; kırmızı et kıtlığıdır.  Geçen yıl canlı hayvan ve bir miktar et ithal edildi.  Bu yıl ne olacağını hep birlikte göreceğiz.  Geçen yıl ithal edilen besilik danalar sayesinde bir süre durumu yönetebiliriz.  Kalıcı çözüm için bir şeyler yapmak gerekecektir.  Şu anda DAP, KOP, DOKAP, GAP bölgelerinde uygulanan etçi ırklarla melezlemeye prim verilmesi yöntemi çok benimsenmiş gibi görünmüyor.

Kesinlikle et tedarik zincirinde besiye uygun dana yetiştiren “cow and calf = inek, buzağı” metodu desteklenmelidir.

Zincirin eksik halkası budur.  Fakat devletin yol göstericiliği ile destekleri olmadan bu yönde atılım olmaz.  Süt hayvancılığının “süt” geliri vardır.  Ayrıca; devlet sütün her kilogramı için destek vermektedir.

İnek-buzağı işletmesi yapmayı düşünen biri için her ikisi de eksiktir.  Bu yöntemde sütü buzağı içer.  Et olur.  Süt satmadığı için bu işletmeye devletin “süt primi” yardımı da yoktur.

Bu durum girişimcilere cesaret vermemektedir.  Girişimcileri yüreklendirecek bir destek sistemi olsa karkas ağırlık ortalamamız yükselecek, et tedarik zincirimiz tamamlanacak, yediği yemi ete çeviren danalarımız olacaktır.

2016’da bu sorunlar çözülecek midir?

Hepsinin çözümü bir yıl içinde mümkün değildir.  Ancak; her şey başlamakla olur.  Aynı işler, aynı şekilde yapılırsa, hep aynı sonuçlar alınır.  Doğru kararlar alınıp, adımlar atılırsa ileride işlerin düzelmesi için umut vardır.

Dünyada nam salmış etçi sığır ırkı Hereford,İngiltere Adasının güney batısında, Bristol Kanalının kuzeyinde yer alan Herefordshire bölgesinden köken almıştır. Kırmızı-beyaz renkleriyle tanınır.  Kırmızı ton kahverengiden kiraz kırmızısına kadar değişen niteliktedir.

Enseden başlayıp başı, boynu ve gerdanı takip ederek karın altına doğru uzayan beyaz kısım gayet tipiktir.  Irkın başının beyaz oluşu çok belirgin ve dominant (baskın) bir özelliğidir.  Beyazlık aynı zamanda ayaklarda uzun veya kısa çorap şeklinde de görülür.  Kuyruk ucu da beyazdır.  Enseden başlayarak karın altına kadar uzayan beyazlık Simmental ırkından Hereford’u ayıran en önemli özelliklerdendir.

Hereford etçi bir ırk olup, yavrusunu büyütebilecek kadar süte sahiptir.

Hereford’lar kolay idare edilen (DOC=Docility), her koşula dayanıklı, kolay adapte olabilen, uzun ömürlü, kaba yemlerden yararlanıp hızla canlı ağırlık artışı sağlayabilen sığırlardır.

Hereford sığırlar nemli ve soğuk bölgelerde olduğu gibi, sıcak ve tropikal bölgelerde de kolayca adapte olabileceğini göstermişlerdir. Ancak; başlarının, göz çevresinin ve memelerinin beyaz olması güneşten gelen problemlere karşı duyarlılık yaratabilir.

Doğum ve döl tutma kolaylığı da bu ırkın tercih edilme sebebidir.

Çabuk besi tutar, yemden yararlanma yeteneği yüksektir,  besicilikte kâr ettirir.

Et ve karkas kalitesi de kesimcileri ve yetiştiricileri memnun eder.

Kullanma melezleri için çok kullanılan bir ırktır.  ABD’li besi yeri sahipleri özellikle “beyaz kafalı” Angus x Hereford melezleri tercih ederler.  Beyaz kafalılar anne Angus, baba Hereford veya baba Angus, anne Hereford olarak elde edilebilir.  Yavrular “Beyaz Kafalı” olurlar.  Bunlar safkan Hereford veya Safkan Angus’tan daha fazla canlı ağırlık artışı sağlarlar.  ABD’li besiciler %5 civarında daha fazla ağırlık artışı sağladıkları için böyle melezleme yapan Cow-Calf (inek-buzağı) işletmeleri sıkı takip ederler.

Hereford aynı zamanda Şarole ve Kırmızı Angus ırklarıyla da çok güzel melezler verir.  Bu tip kullanma melezlemelerinde hızlı kilo artışı, buzağıların dayanıklılığı, ineklerin uzun ömürlülüğü, sütten kesme ağırlığına kısa sürede ulaşma gibi olumlu kazançlar elde edilir.

Hastalığın geçmişi “hastalığı hazırlayan sebepler” anlamındadır. Hastalıkların arkasında hazırlayıcı sebepler vardır ki; bunların önlenmesi hastalığın ortaya çıkmasını önleyecek, dolayısıyla “koruyucu hekimlik” yapılmış olacaktır. Bu yönden bakarsak;  işletmelerde, çiftliklerde çalışan veteriner hekimlerin hastalıkların geçmişiyle ilgili sorumlulukları ve alabilecekleri önlemler vardır.  Eğer bir işletmede hastalık ortaya çıkmışsa olayın geçmişine iyice bakılmalıdır.  Bu sayede hastalığın tekrarlama ihtimali azaltılmış olur.

Bu konu çiftlikte çalışan veteriner hekim ile, dışarıdan hasta hayvan tedavisine giden veteriner hekimin bakış açılarını ve sorumluluklarını da etkiler.  Hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi için davete edilen veteriner hekimin hastalığın geçmişiyle ilgili sorumluluğu olmasa da, çiftlik içerisinde görevli olanın mutlaka sorumluluğu söz konusudur.

Hayvancılık işletmelerinde çok miktarda ilaç kullanılmakta, bunların büyük çoğunluğunu ise antibiyotikler oluşturmaktadır.  Hastalıkların geçmişine bakıldığında antibiyotik kullanımlarının bir takım ihmaller sonucunda olduğu anlaşılacaktır.  Hatta; antibiyotik kullanımlarının birer “gösterge” niteliğinde ele alınarak gelecek için önlem alınmasına yönelik sonuçlar çıkarılması yerinde olur.  İneklerin gizli dertleri yani subklinik hipokalsemi, subklinik mastitis, subklinik asidoz ve subklinik ketosis daha sonra ardından başka hastalıkları getirecek olan problemlerdir.  Saydığımız dört gizli yani subklinik hastalık bir sonraki safhada antibiyotik kullanmayı gerektirecek olan “artçı sarsıntılara”sebep olacaktır.

Temizlik, dezenfeksiyon kurallarından, koruyucu aşılamalara,  sürü yönetimi kurallarından, ineklere zamanında profesyonel yardımda bulunulmasına, stres faktörlerinin önlenmesinden, sineklerle mücadeleye kadar her türlü çalışma hastalıkları önleme yönünde yarar sağlayacaktır.  Tersini de söylemek gerekir.  Saydığımız konulardaki ihmal, eksiklik ve yanlışlar ise daha çok hastalık, daha çok antibiyotik kullanımı, daha az verim anlamına gelecektir.

Çiftlik yönetiminde rol alan veteriner hekimlerin serbest veteriner hekimlerden farklı bir yaklaşıma sahip olmaları, tedavinin değil, koruyucu hekimliğin ön plana çıkması gerekmektedir.

Bazı hayvan hastalıkları, hayvan hareketleriyle yayılır veya ortaya çıkarlar.

Hekimliğin temel kuralı;  hastalarla sağlamları ayırmaktır. Hayvan hareketleri ise bu kuralın tersine bir davranıştır.

Bu hastalıklar ülke ekonomisine zarar verdikleri gibi, yatırımcılar üzerinde caydırıcı, hayal kırıklığı yaratıcı etkiler gösterirler.  İhracatımıza engel olurlar.  İnsanlara bulaşabilirler, yani Zoonoz’lar arasında yer alırlar.

Hayvan hareketleriyle yayılan veya ortaya çıkan hastalıklardan beşini bu yazıda gözden geçireceğiz.  Şap hastalığı, Leptospirosis, Brusellosis, Tüberkülosis (Verem), Pasteurellosis.

Şap Hastalığı:
Hayvan hareketleriyle ülkemizin her tarafına yayılan bulaşıcı bir hastalıktır.  Etkeni Aphtovirus grubundan viruslardır.  Dünya’da Ayak ve Ağız Hastalığı (FMD) olarak bilinir.  Ülkemizin bazı yörelerinde “DABAK” olarak anılır.

Virusun 7 ayrı serotipi,  onların da 60 alt tipi bulunur.  Ülkemizde A, O ve Asia tiplerinin oluşturduğu Şap hastalığı zaman zaman görülmektedir.

Şap hastalığı ağız şapırdatma, ip gibi salya akışı, topallık, ağız içinde yaralar, ayaklarda ve dişilerde meme uçlarında yaralar ile kendini gösterir.  Ağızda önce kabarcıklar, kabarcıkların patlamasıyla da yaralar oluşur.  Virus 14 gün salya da, 9 gün sütte canlı halde kalabilir.  Kuluçka süresinin 2-14 gün arasında değişkenlik gösterdiği bildirilmektedir.  Hastalığın yayılmasında özellikle kuluçka süresi içerisindeki hayvan hareketleri önemli rol oynar.  Çünkü, hayvanlar hastalık belirtisi göstermedikleri için bu dönemde şüphelenilmez ve sağlıklı hayvanlar gibi nakledilirler.   Kuluçka dönemi bitiminde, belirtiler görüldüğünde iş işten geçmiştir.  Şap hastalığı hayvan hareketleriyle birlikte, her türlü hareket ile, yani, insan ve araçların hareketleriyle de bulaşmaya devam eder.

Şap virusu yutak bölgesinde 6-24 ay canlılığını koruyabilir.  Hastalık ergin sığırlarda öldürücü olmamakla birlikte, buzağılarda kalp kasının etkilenmesiyle, belirtiler bile görülmeden, ölüm meydana gelir.

Şap hastalığının tedavisi yoktur. Aşısı vardır.  Tedavi girişimleri belirtilere yönelik veya ikincil enfeksiyonları önlemeye yönelik olarak yapılabilir.

Korunma; hayvan hareketlerinin kısıtlanması, karantina tedbirleri ve aşılama sayesinde mümkün olabilir.  Temizlik ve dezenfeksiyon da korunmada yardımcıdır.  Ancak; hızlı taşıtlarla hastalığın kısa sürede yayılabileceği unutulmamalı, hatta hastalık çıktığı bilinen bölgeden hayvan almamak gibi kökten önlemler düşünülmelidir.

Şap hastalığı bağışıklık sistemi çökmüş kimselere, çocuklara ve yaşlılara bulaşabileceği için zoonoz kabul edilmektedir.  İlk anda; çocuklarda görülen, el ayak ve ağız hastalığı olarak bilinen, başka bir virus tarafından oluşturulan, hastalıkla karıştırılabilir.  Şap hastalığı “İhbarı Mecburi Hastalıklar” listesindedir.

Leptospiroz: 
Sarılık ve kan işeme ile kendini gösteren, insanlara da bulaşabilen bir hastalıktır.   L.hardjo ise meme yangısına sebep olabilir.  Beş ayrı suş ve alt suşları vardır.  Yaz aylarında piroplasmoz    (Babesiosis) hastalığıyla karıştırılabilir.  Özellikle genç hayvanlarda öldürücüdür.  Suyla, idrarla, kemirgenlerle yayılır.  Kuluçka süresi 3-7 gün arasındadır.  Kesilen hayvanların karkasları sarı olduğundan imha edilir.  Aşısı vardır.  Tam olarak tedavisi yoktur.  Belirtiler geçse bile böbrekten saçılım sürer ve bu durum diğer hayvanlar için tehlike oluşturur.  Hastalığın kontrolü; aşılama ve eğer biliniyorsa, hastalıklı sürülerden hayvan almamak ile mümkün olur.

Bruselloz:
İhbarı mecburi ve zoonoz hastalıklardan biridir. Yavru atma ile ortaya çıkar.  Kuluçka dönemi 2 hafta ile 1 yıl arasında değişir.  Hayvanlarda tedavisi yoktur.  Ülkeden tamamen yok edilmesi yani eradikasyonu mali kaynak, kararlılık, işbirliği, süreklilik ve iyi bir organizasyon ile mümkün olabilir.  Hastalıklı hayvanların nakliyesi ile sürekli yayılma eğilimindedir.

Tüberküloz (Verem):
İhbarı mecburi ve zoonoz hastalıklardan biridir. Mycobacterium mikroorganizmasının hastalık yapma gücüne bağlı olarak değişen inkubasyon (kuluçka) süresi vardır.  Her yolla bulaşır.  Sığırlarda damlacık enfeksiyonu en önemli bulaşma yoludur.  Yerleştiği organa göre belirti gösterir.  Akciğerlerde problemler, eklem veya meme yangıları, kısırlık, göz ve beyinde yangı olarak ortaya çıkabilir.  Mezbahada tüberkülozlu et teşhis edilirse ya imha edilir ya da veteriner hekim kararına göre şarta tabi tüketime sunulabilir. Dışarıdan işletmeye hayvan almamak en iyi korunma yöntemidir.  Mezbahadan geriye giden takip sistemi ve tüberkülin testi ile mücadele sürdürülmelidir.  Test ile işletmeye hayvan alınacaksa, ya hep, ya hiç kuralı uygulanmalı, grupta bir sığır bile pozitif çıksa, tüm grup reddedilmelidir.

Pasteurellosis:
Bu hastalığın yukarıda sayılanlardan çok farklı bir oluşumu vardır.  Ancak;  hayvan nakliyesi  hastalığın en önemli çıkış sebebi olduğundan bu konu içerisine alınmıştır.

Pasteurellosis hastalığının hazırlayıcı sebebi strestir.  Nakliye, kötü koşullar, ani değişiklikler stres sebebidir.  Daha sonra viruslar devreye girer.  IBR, BVD, Parainfluenza ve BRSV virusları hastalığı başlatırlar ve Pasteurella, Mannheimia mikroorganizmaları ise hayvana son darbeyi vururlar.

Öksürük, sık soluma, hızla zayıflama hayvan sahipleri tarafından fark edilecek olan belirtilerdir.  Tedavisi vardır.  Fakat; nükseden bir hastalıktır.  Tedavi her zaman başarılı ve ekonomik olmaz.  Hastalığa yakalanan hayvanlar tedavi olsalar bile normal gelişme ve verimlerine göre geri kalırlar.  Buzağılarda ölüm oranı yüksektir.

Etkenlere karşı aşıları vardır.

Stres ise; bilinçli davranışlar ve hayvanın stresi çabuk atlatmasını sağlayan yem katkılarıyla, en az zarar verecek şekilde çözümlenebilir.

Barınakların havalandırma koşullarına, nakliyelerin sıkışık olmamasına özen gösterilmelidir.

SORU: Hasat edilmiş ve kuruması için tarlaya yayılmış yoncanın yağmurda ıslanması durumunda ne yapılmalıdır?

CEVAP: Hasat edilmiş ve tarlada kurumakta iken üzerine yağmur yağması durumunda, yoncalar yağmurdan zarar görmez.   Bitkinin gövdesinin üzerinde doğal bir ceket gibi yer alan tabaka, yağmur suyunun bitkiye nüfuz etmesine izin vermez/engel olur.  Bu sebepten, yağmur yoncanın içerisindeki nem seviyesini değiştirmez.  Asıl problem, kurutulma işlemi sırasında yoncanın tamamen kuruması için çevrilerek/altüst edilerek kurutulmaz ise küf oluşmaya başlamasıdır.  Eğer bu engellenmezse, kuru yoncanın kalitesini düşürür.   Benim tavsiyem, mahsulün üst tabakasının tamamen kurumasını beklemek ve sonra alt kısımların da kurumasını sağlamak için tırmık ve benzeri bir alet kullanarak yoncaları çevirmeniz/alt üst etmenizdir.  Bu işlem sırasında protein kaynağı olan yonca yapraklarının ziyan olmasının, kuru yoncanın protein değerinde kayıplara neden olacağı akılda tutulmalıdır.

SORU: Islanan yoncadan yonca silajı yapılabilir mi?

CEVAP: Islanan yoncanın kuru maddesi % 35-40’ı geçmez ise yonca silajı yapılabilir.

Lindell Whitelock
Teknik Danışman
World Wide Sires

Devlet tarafından hayvancılığa çeşitli kalemlerde destek verilmektedir.  Hatta bu kalemler tam anlamıyla “çok çeşitli” dir.

Hayvan başına destek verilmesi geçmiş dönemlerde hayvan fiyatlarının artması sonucunu doğurmuş, üretimden fazla, bu işin alım satımını yapanlara para kazandırmış, alınan krediler de, daha en başta, yüksek fiyatlı hayvanlara gitmiştir.  Ekonominin temel ilkesi içerisinde hayvan alımında krediyi eline geçirip ” alıcı” olanlar arttıkça hayvan fiyatları da artmıştır.  Destek miktarları azımsanmayacak düzeyde olmasına rağmen, aynı oranla üretime yansımamıştır.  Yine de bakıldığında inek sayısının artışı ve süt miktarının artışı söz konusu olmuştur.  Maksat hasıl olmuş ise, artık desteklerin yönü değiştirilebilir.

Sorunların başlıcaları bilinmektedir.  Kaliteli kaba yem eksikliği, yaygın hastalıklar ve pazarlama.

Devlet bu sorunların hepsini bilmektedir.  Her birinin üzerine ” maksat hasıl olana kadar” gidilmelidir.  Şap ve bruselloz hastalıklarıyla mücadeleye daha çok önem verilmeli, üreticilerin pazarlama yeteneğini arttıracak şekilde kooperatiflerin desteklenmesi sağlanmalıdır.  Destek verme yöntemi, kooperatifleri temel alan şekilde olmalıdır.  Destekler her zaman faturalara dayandırılmalı, aşırı bürokrasiden arındırılmış olmalıdır.

Desteğin ulaşım kanalı kooperatifler olmalı ve üreticilere ulaşması için kısa yollar seçilmelidir.  Desteklerin aşırı bürokrasiden ve kanaldan geçerek üreticiye ulaşması önlenmelidir.  Sıraya konulan sorunlar bir destekleme takvimi takip edilerek çözülebilirler.  Örneğin; beş yıl kaba yem üretiminin desteklenmesi, ardından beş yıl yaygın hastalıklarla, şap ve brusellozla mücadele, onun ardından ise kooperatifleşmenin özendirilmesi yönünden destekler ile sorunlara odaklanan bir sistem geliştirilebilir.  Yıllar ve sıralar örnektir.  Azımsanmayacak miktarda desteklerin yoğunlaşmış bir şekilde belli sorunlar üzerinde kullanılması bir yöntem olarak denenebilir.

Soru:  Kolay buzağılama özelliği kanıtlanmış boğaların spermalarıyla tohumlanmış düve veya ineklerin bazen güç doğum yaptıkları gözleniyor.  Güç doğum ile düve ya da ineklerin beslenmesi arasında bir ilişki var mıdır?

Yanıt: Türkiye’deki sütçü sığır işletmelerindeki idare koşulları ile ilgili durumları bildiğimden bu sorunun rumende emilmeyen fazla proteinle yemleme ile ilgili olduğunu düşünmüyorum.  Laktasyon dönemindeki rasyondaki yem hammaddelerini incelemeden önce, aşağıdaki hususların kontrol edilmesini öneriyorum:

1-Kuru dönem süreci ne kadardır? Kuru dönemde hangi yemler veriliyor?  Kuru dönem rasyonundaki protein miktarı ne kadardır?  Mineral dengesi,  özellikle de Ca, P ve Mg seviyeleri kontrol edilmelidir.  Kuru dönemin başında fazla kalsiyum verilmesi veya kuru dönemin çok uzun olması, zayıf kasılmalara neden olarak güç doğumlara yol açmaktadır.

2-Doğum süreci, usulüne uygun olarak takip edilmekte midir?  Çoğu zaman çiftlik sahibi sabırsız davranmakta ve doğuma erken müdahale etmektedir.  Müdahale ettiği için de doğuma “güç  doğum”  denmektedir.

3-Güç doğumların gerçek sayısı nedir?  Örneğin; %7 güç doğum özelliği olan bir boğanın,  %7 oranında güç doğuma neden olacağını unutmamak gerekir.

Güç doğum ile ilgili problemlerin, laktasyon dönemindeki yemleme ile ilgili değil, yukarda bahsedilen nedenlerden olması daha muhtemeldir.

Yanıtlayan : Lindell Whitelock, WWS Teknik Koordinatörü

Dökümanı görüntülemek için tıklayınız.

Kaynak: İnfovet Dergisi – Ağustos 2011 Sayısı / Türkiye Kasaplar, Besiciler Et ve Et Ürünleri Esnaf ve Sanatkarları Federasyonu Raporu’ndan alıntıdır.

Hastalıktan ari işletmeler Sığır Tüberkülozu ve Brusellozu yönünden sığır işletmelerinin ari olmasını konu alan bir yönetmelik çerçevesinde belirlenmektedir.  Resmi gazetenin 13.04.2007 tarihinde, 26492 sayılı nüshasında yayınlanan 2007/20 nolu tebliğ ile yürütülen çalışmalar şu anda 25 ili kapsamaktadır.  Aynı zamanda “Hayvancılığın Desteklenmesi” ile ilgili Bakanlar Kurulu kararı bu illerdeki “Hastalıktan ari işletmelere” diğer işletmelerden farklı olarak, fazladan destek verilmesini öngörmektedir.  Adı geçen 25 il şunlardır; Afyonkarahisar, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bilecik, Bolu, Burdur, Bursa, Çanakkale, Denizli, Düzce, Edirne, Eskişehir, Isparta, İstanbul, İzmir, Kırklareli, Kocaeli, Kütahya, Manisa, Muğla, Sakarya, Tekirdağ, Uşak, Yalova.

Hastalıktan ari işletmelerde konu alınan Sığır Tüberkülozu ve Brusellozu zoonoz hastalıklar olup, aynı zamanda ihbarı mecburi hastalıklardır.  Tarım Bakanlığı A.B Konsey Direktifleri doğrultusunda Brusella ile mücadele yönetmeliğini, Tüberküloz yönetmeliğini ve ihbarı mecburi hastalıklar yönetmeliğini gözden geçirerek yeni halleriyle tekrar yayınlamıştır.

Sığır Tüberkülozu yönetmeliği 02.04.2009, Brusella ile mücadele yönetmeliği 03.04.2009, İhbarı mecburi hayvan hastalıkları yönetmeliği ise 22.01.2011 tarihli resmi gazetelerde yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Bu yönetmelikler incelendiğinde ülkenin tümünün veya bir bölümünün arilik statüsü kazanması mümkün görülmektedir.  Yukarıdaki illere bakıldığında ise ülkemizin batısının bu hastalıklardan ari olması için çaba gösterildiği anlaşılmaktadır.

Hastalıktan ari işletmeler ve hayvancılığın desteklenmesi kararları ile Bruselloz -Tüberküloz yönetmelikleri incelendiğinde işletmelerin çeşitli statülere ayrıldığı, bu şekilde takip edilecekleri ifade edilmektedir.

Sığır Brusellozu ile mücadele yönetmeliğine göre işletmeler B1-B2-B3-B4, Sığır Tüberkülozu yönetmeliğine göre T1-T2-T3 olarak sınıflandırılacaklardır.

En iyi statü Bruselloz için B4, Tüberküloz için T3 seviyeleri olup, arilik ve destekleme için uygun görülen sertifikalandırılmış işletmeler halini alacaklardır.  B3 seviyesinde S19 aşılı arilik, B4 seviyesinde ise aşısız arilik statüsü verilecek olan işletmeler bu sertifikaları almaya hak kazanacaklardır.

Teşhis ve tahlil yöntemleri ilgili yönetmeliklerde bildirilmiştir.  Tb için teşhis yöntemi intradermal tüberkülin testidir.  Bruselloz için öngörülen testlerin başında Rose-Bengal testi gelmektedir.  Elisa  ve Komplement Fiksasyon testlerinin kullanılacağı durumlar ise ayrıca belirtilmiştir.

İşletmelerin hastalıktan ari statüsünü kazanmaları, belgelendirilmeleri, statünün askıya alınması ve statünün kaybedilmesi yönetmeliklerde açıkça bildirilmiştir.

Her iki hastalık için de karantina koşulları yazılmıştır.  Bu hastalıklar tazminatlı hastalıklardır.  İşletmeye yeni giren hayvanların mutlaka karantinaya alınmaları, Tüberkülozda en az 42 gün sonra intradermal test,  Brusellozda 30-60 gün arayla 2 kez serolojik muayene yapılması şarttır.

Bruselloz ve Tüberküloz tesbiti durumunda, kesimhaneye giden hayvan dışında, sürüden hayvan çıkışı veya sürüye hayvan girişi yasaktır. Sütler ise satışa sunulamaz.  Brusellozda atıklar ve atıklara temas etmiş olan samanlar, çöp, vesaire imha edilir.

Bruselloz hastalığına yakalanmış sığırlar genellikle gebeliğin yedinci ayında (5 inci ve 8 inci aylar arasında) yavru atarlar.  Bazen gebeliğini tamamlayan inekler olsa da doğumu takiben buzağılar ölür.  Ölmezlerse, enfekte inekten doğan buzağılar gizli olarak enfeksiyonu taşırlar.  Birden fazla atık yapmış inekler bağışıklık kazanabilirler ancak portör olarak kalırlar.

Sığırlarda Brusellozun tedavisi yoktur.  Antibiyotiklerle tedavi başarılı olmaz.  Portörlük ise ortadan kaldırılamaz.

Sığır Tüberkülozunda ise tedavi, aşı  veya duyarlılığın giderilmesi yönünde muamele yasaktır.

Ocak 2011 de Tarım Bakanlığından alınan bilgilere göre;

Hastalıktan ari 223 işletmede toplam 34.263 adet sığır vardır.

2010 yılı içerisinde Bruselloz için hastalık çıkışına bağlı olarak 13.354 adet, ari işletmeler için 21.125 adet, toplam 34.479 adet test yapılmıştır.

Tüberküloz için 2010 yılında 9826 adet hastalık çıkışına bağlı olarak, 40.308 adet ari işletmelerle ilgili olarak toplam 50.134 test yapılmıştır.

Resmi gazetenin 24.02.2011 tarihli ve 27856 sayılı nüshasında yayınlanan 2011-1430 sayılı Bakanlar Kurulu kararına göre ari işletmedeki sığırlara 300 TL/baş olarak destekleme ödemesi yapılmaktadır.

Ayrıca Brusellosis S19 ve Şap Aşısı yapılmış dişi sığırlar için 25 TL/baş destekleme ödemesi yapılması söz konusudur.

Tüberküloz ve Brusellozun zoonoz olması sebebiyle ve AB direktifleri doğrultusunda yapılan yönetmeliklerle Tarım Bakanlığı konuya önem vermektedir.  Ancak, tüm ülke hayvancılığımız göz önüne alındığında 223 ari işletmede bulunan 34.263 adet hayvan sayısı çok azdır.  Gayretler ve çalışmalar sürdürülmektedir.  Çalışmaların başarıya ulaşması, gayretlerin boşa gitmemesi için daha sert ve ekonomik olarak etkin önlemler alınmalıdır.

Hastalıklardan ari işletmeler yönetmeliği batı illerimizi kapsamaktadır.  Tüberküloz ve Bruselloz hastalıkları tüm ülkede görülmekte olup, Bruselloz görülme sıklığının doğu illerinde arttığı söylenmektedir.  Suni tohumlamanın az olduğu, doğal aşımın tercih edildiği doğu illerimizde Brusellozun yaygın olması doğaldır.  Özellikle suni tohumlamaya özendiren, sığır sahiplerini doğal aşımdan uzaklaştıran önlemlerin alınması gerekir.

Bruselloz için çiftlik sütü taramaları uygun periyodla yapılmalı, pozitif çıkan sürülerde geriye doğru tarama ile enfekte hayvan tesbit edilmelidir.
Sürüye dışarıdan sokulacak hayvanlar serolojik teste tabi tutulmalı, negatif olsalar dahi 30-60 günlük karantina süresinden sonra ikinci tahlilde de negatif çıkmaları halinde diğerlerinin yanına konulmalıdır.
Mezbahaya gitmeyen sığırların satışında ve naklinde TB ve BR için ” Enfekte değildir” belgesi istenmelidir.

Hayvan sahiplerinin bu işten zarar gördükleri yönünde eğitilmeleri ve ikna edilmeleri gerekir.

Brusellozu ve Tüberkülozu ülke çapında yaygınlığını önlemek amacıyla “Kaçak test kitlerinin” kullanılması gerçek anlamda yasaklanmalıdır.  Kaçak test kitleri ve ülkemizde yerleşik ” Celeplik” kurumu birleştiğinde Bruselloz ve Tüberküloz hastalıklarının yayılması önlenemez bir hale gelmektedir.  Bruselloz ile mücadele yönetmeliğinde ” Bruselloz tesbit edilen hayvanlar izole edilir ve işaretlenir, 30 gün içerisinde kestirilmeleri sağlanır” denmektedir. Ancak; işaretleme yöntemi ve mezbahaya sevk sistemi etkin olarak işletilememektedir. Devlet kurumlarına haber vermeden kaçak test kitleriyle yapılan tesbitler sonucu celeplerin eline geçen hayvanlar ülkenin her yerine götürülmekte ve hastalıklar da bu suretle ülke çapında yayılmaktadır.  Brusellozla mücadelenin sığırcılıkla uğraşan herkesin yararına olacağı ve bu konuda ilgili herkesin sorumluluğu olduğu her şekilde vurgulanmalıdır.  Sorumluluklarını yerine getirmeyenlerin ceza ile karşılaşabileceği kanaati herkes tarafından bilinmelidir.

Tüberküloz yönetmeliği halen intradermal tüberkülin testi yapılmasını öngörmektedir.  Ancak; bunun dışında, henüz kabul görmemiş yöntemlerle hastalık teşhisi yapılmakta ve bu hayvanlar celepler vasıtasıyla elden çıkarılmaktadır.

Tüberküloz ve Bruselloz tesbit edilen hayvanların mezbahalara gitmeleri dışında elden çıkarma yöntemi söz konusu değildir.  Nakillerin kontrol altında olması ve ilgili belgelerle yapılması yönünde sert önlemler alınmalıdır.

Bruselloz tesbit edilen hayvanların işaretlenmesinde kulak küpesi kesinlikle uygun bir yöntem değildir.  ABD’de 1950 li yıllarda uygulanan Brusella ile mücadele yönteminde hayvanların yanaklarına ve kalçalarına büyük B harfi yakma suretiyle damgalanmakta, bunların satışları engellenmekteydi.  Daha sonra işletmelere devlet tarafından gönderilen hayvan taşıma araçları B ile damgalanmış hayvanları alarak doğrudan mezbahalara götürmekteydi.

Bu durumda yapılması gereken hayvan bedelinin hızla ve değerinin bir miktar üzerinde olacak şekilde üreticiye ödenmesi olmalıdır. Başta devlet olmak üzere, ilgili herkes TB ve BR ile yüzleşmeye hazır olmalı, hayvan sahiplerinin gönlü hoş tutulmalı ve işbirliği yapmaları sağlanmalıdır.

Tüberküloz ve Bruselloz ile mücadele sert önlemleri ve para harcamayı gerektirir. Her şeyden önce kararlılık gerekir.  Kararlılık olunca yurtdışı fonlarından, AB’den, ABD’den, Dünya Bankasından veya akla gelebilecek her yerden kredi almak, yardım istemek mümkündür.

Diğer bir öneri ise şudur;
ABD’de bulunmuş ve hem kuzey Amerika’da, hem de Güney Amerika’daki ülkelerde yaygın olarak kullanılan marker Bruselloz aşısı RB51 ile kombine edilen bir eradikasyon programı uygulanabilir.  RB51 aşısı kanda antikor titresi vermeyeceğinden 10 yıllık bir geçiş periyodunu takiben bütün pozitif reaksiyon veren hayvanlar kesime sevk edilerek tazminatları ödenir.   Ya da kesime sevkedilenlerin yerine ithal edilen ” temiz” düveler verilir.

Bruselloz ve Tüberküloz ile mücadeleye ne kadar erken başlanırsa o kadar erken sonuç alınacaktır.  Mevcut sistem celeplikle bütünleşmiş olup, sonuca varmayı engelleyen birçok problem söz konusudur.

Özet olarak; ekonomik olarak desteklenmiş sert önlemleri ivedilikle almak gereklidir.

Süt beslenmemizde çok önemli yeri olan hayvansal kaynaklı bir üründür. Özellikle bebeklerin, büyüme çağındaki çocukların beslenmesinde, kas ve iskelet sistemlerinin gelişmesinde, menopoz dönemine girmiş olan hanımlarda ortaya çıkan osteoporosis (kemik erimesi) denilen hastalığın sağıtmında protein ve kalsiyum kaynağı olarak çok önemli bir yere sahiptir. İnsan beslenmesinde, özellikle de bebeklerin ve çocukların beslenmesinde keçi sütünün çok daha özel bir yeri bulunmaktadır. Son yıllarda yapılan araştırmalar, bilim ve teknolojideki gelişme, bilimin üretilmesi ve bilginin paylaşılmasındaki son derece hızlı gelişmeler keçi sütünün insan beslenmesindeki bu ayrıcalıklı yerinin daha iyi ve çok daha geniş kitleler tarafından anlaşılmasını sağlamıştır.

Keçi Sütünün Genel Özellikleri ve Bileşimi
Keçi sütü bileşim ve besin elementlerinin zenginliği bakımından anne sütüne en yakın süt olduğu bilinmektedir. Bileşim açısından inek sütüne de yakın değerlere sahiptir. Keçi sütü proteinlerinin %75’i kazeinden oluşur ve bundan dolayı “Kazeinli Sütler” grubundadır. Karoten oranı düşük olduğu için (Karoten A vitamininin provitaminidir, yani ön formudur, turuncu renktedir, havuca turuncu rengi veren renk maddesidir) inek sütünden daha beyazdır. Karoten süte Vitamin-A olarak geçmektedir. Yeni sağılan keçi sütünün asitliği: 6.4-10 °SH, yoğunluğu 1.028-1.041 g/ml arasındadır. Kuru maddesi ortalama %13-14 arasındadır. Çizelgede keçi sütünün bileşimi ve inek sütü ve anne sütü ile karşılaştırması ayrıntılı olarak verilmiştir:

Çizelge.1 Kültür Irkı Keçi Sütü ile İnek ve Anne Sütlerinin Ortalama Değerleri

Keçi Sütü İnek Sütü Anne Sütü
Kuru Madde 12,48 12,69 12,4
Protein 3,34 3,42 1.22
Kazein 2.47 2.63 0.40
Albumin+Globulin 0.43 0.60 0.70
Laktoz 4,08 4.78 6.72
Yağ 3.8 3.7 3.6
Mineral Madde 0.79 0,73 0.31
Kalsiyum 0.194 0,184 0,042
Fosfor 0.270 0,234 0,060
Klor 0,154 0,105 0,060
Demir 0,068 0,080 0,15
Bakır 0,053 0,057 0,055
Vitaminler
A (IU/g Yağda) 39 21 391
D (IU/g Yağda) 0,7 0,7 0,27
B1 (mg/100 ml) 68 48 17
B2 (mg/100 ml) 210 159 255
C (mg/100 ml) 2 2,0 3,6
Kalori 70 69 68

Beslenme Fizyolojisi Bakımından Keçi Sütü
Çizelge 1’de görülebileceği gibi keçi sütünün, kalsiyum içeriği inek sütünden daha yüksektir. Bu durumda keçi sütünün bebek gelişimi için iyi bir kalsiyum kaynağı olduğunu söylemek mümkündür. Bu sebeple keçi sütü bebek maması üretimi için ideal bir kaynak olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak, demir, vitamin-B12 ve folik asit bakımından fakir olan keçi sütünü, zenginleştirmek gerekmektedir. Keçi sütü A-vitamini bakımından inek ve anne sütüne oranla yaklaşık 2 kat daha zengindir.

Keçi sütü yağının yaklaşık % 99’u trigliseritlerden oluşur. Keçi sütünün, kısa zincirli yağ asitlerince zengin olması  özellikle sindirim yeteneği henüz gelişmemiş bebeklerin beslenmesinde keçi sütünden yararlanılmasını ya da keçi sütünden üretilmiş bebek mamalarının kullanımını ideal kılmaktadır.

Nükleotidler, serbest amino asitler ve poliaminler gibi birçok bioaktif bileşik keçi sütünde doğal olarak yüksek seviyelerde mevcuttur. Keçi sütü, tekli doymamış yağ asitleri, çoklu doymamış yağ asitlerince inek sütünden daha zengin bir içeriğe sahiptir.

Keçi, doğası gereği dağlık, engebeli ve yeşilin, yani oksijenin bol olduğu yüksek rakımlı yerlerde yaşamayı sevdiği için sütünde çok nadir verem mikrobuna (Mycobacterium tuberculosis) rastlanır, inek sütünden daha az mikroorganizma ve pestisit (zirai ilaç kalıntısı) kalıntısı içermektedir. Keçi sütünde, diğer patojen ve saprofit mikroorganizmaların sayısı da inek sütünden çok daha azdır.

Keçi sütü inek sütüne kıyasla mide asitliğini daha iyi nötralize ettiği için özellikle de bebeklerin beslenmesinde yararlanılabilir. Keçi sütünden üretilmiş bebek maması yüksek seviyelerde ve kolay emilebilme özelliğinde olan orta zincirli yağ asitleri (MCFA) içermektedir. Keçi sütünde yağ taneciklerinin çapının küçük olması, sindirimini kolaylaştırır. Ayrıca alfa-s1 kazein içeriğinin düşük olması sebebiyle de yumuşak bir pıhtı oluşturarak mide-barsak (gastro-intestinal) sağlığın korunmasına yardımcıdır. Proteinler ve fosforca zengin olan keçi sütü midede asit ve alkalileri tamponlayıcı bir özellik göstermektedir. Bu özelliğinden dolayı, alkali veya asit zehirlenmelerini önlemede ve peptik ülserleri iyileştirmede yararlıdır. Tamponlama kapasitesi yüksek olan keçi sütünün gastrik ülser tedavisinde kullanımı tavsiye edilmektedir.

1999 yılında yapılan bir araştırmada keçi sütü ile beslenen gelişme çağındaki çocuklarda, inek sütü ile beslenenlere kıyasla demir, magnezyum, fosfor miktarı ve kemik yoğunluğunun daha fazla olduğunu tespit edilmiştir. Ayrıca keçi sütünün inek sütünden daha fazla miktarda biyoyararlanılabilir demir içerdiği tespit edilmiştir.

Keçi sütü Konjuge Linoleik Asit (CLA) dediğimiz bir yağ asidince de oldukça zengindir. Bu asit vücudumuz tarafından üretilmeyen, dışarıdan alınması gereken (esansiyel) yağ asitlerinden biridir. Bu asit yağların vücutta depolanmasına yardım eden LPL enziminin çalışmasına engel olur ve vücutta depolanan yağ miktarının azaltılmasına yardımcı olur. Aynı zamanda depolanmış yağların kaslarda enerji kaynağı olarak kullanılmasında, vücuttaki yağ miktarının azaltılmasında, yağsız kasların ve kas kitlesinin artırılmasında destekleyici rol oynar. Diyet yapan kişilere önerilen önemli bir beslenme desteğidir. Bu asit vücutta depolanan yağ miktarını azaltır ve daha önceden depolanmış yağları serbest bırakarak kana dönmesini sağlar. Kan dolaşımına geri dönen yağlar kaslarda enerji kaynağı olarak kullanılır. Vücuttaki 1 gr yağ, 1 gr kastan iki kat daha fazla yer kaplar. Zayıflamak için yapılan düşük kalorili bir diyet programı vücuttaki yağ miktarı ile beraber kas miktarını da düşürmektedir. Halbuki CLA vücutta depolanan yağ miktarını azaltırken kas miktarını arttırmaktadır. Zayıflama için yaptığınız diyet bırakıldıktan sonra kaybolan kasların yeri yağ ile doldurulacağından, vücut yoyo (jo-jo)etkisi denen yeniden tekrar hızla kilo alma problemi ile karşı karşıya gelir. CLA içeren herhangi bir diyet, kilo verme veya egzersiz programıyla beraber veya sonrasında kullanılabilir. Bu durumda yoyo (jo-jo) etkisi denen yeniden hızla kilo alma sorununun giderilmesinde de yardımcı olur.

Araştırmalar CLA’nın sadece vücuttaki yağları azaltan bir yağ asidi değil, aynı zamanda dikkate değer bir şekilde anti-katabolik (kas yıkımının önlenmesi), anti-oksidan (yaşlanma etkilerinin ve serbest radikal hasarın azaltılması), bağışıklık sistemi güçlendiricisi, kolesterol düşürücü ve kanser önleyici etkileri olduğunu da göstermiştir. CLA, özellikle göğüs kanseri, prostat kanseri ve damar sertliği riskini azaltmaktadır. Ayrıca CLA, insüline karşı duyarlılığı arttırarak yağ asitlerinin ve glukozun yağ dokusundan kas dokusuna geçişini arttırmakta ve yağ oranında azalma sağlamaktadır. Bu özelliği ile CLA, şeker hastalarının kan şekerini kontrol altına almalarına da yardımcı olmaktadır.

Keçi sütü, protein içeriği ile inek sütü protein içeriği benzer olmakla birlikte proteini oluşturan unsurların oranları birbirinden farklıdır. Süt proteinlerinden alfa-s1-kazein, alerjiye sebep olan önemli bir proteindir. Bu protein keçi sütünde inek sütüne oranla çok daha azdır.

İnek sütü alerjisi, 1 aydan daha küçük çocuklarda gıdalara bağlı alerjilerin toplamının % 12,6’sını meydana getirmektedir. Bu alerjiler “Cow Milk Allergy” olarak bilinmekte ve bu tip alerjilerin genel popülasyondaki görülme sıklığı ise; % 0,3 ile % 7,5 arasında değişiklik göstermektedir. İtalyaâ??da yapılan bir çalışmada çocukların % 2,5’inde ilk yaşta, % 12-30’unda ilk 3 ayda alerji probleminin görüldüğü belirlenmiştir. Yine İtalya’da yapılan bir başka araştırmada 2 yaşın altındaki bebeklerde % 3 olduğu ve bu bebeklerde inek sütü yerine keçi sütü verildiğinde şikayetlerin % 40-50 oranında azaldığı tespit edilmiştir. Fransa’da yapılan bir başka çalışmada inek sütüne alerjisi olan bebeklerin, keçi sütü ile beslendiğinde % 93 oranında şikayetlerinin azaldığı belirlenmiştir. Araştırmalar bebek beslenmesinde anafilaktik şok gibi durumların oluşmaması için, keçi sütünün ya da keçi sütünden üretilmiş mama tercihinin doğru bir seçim olduğu göstermektedir.

Cilt sorunları, migren, sindirim bozuklukları ve astım gibi alerjik reaksiyonlara yol açan Laktoalbumin gibi proteinler inek sütünde yüksek seviyede bulunurken keçi sütünde anne sütüne yakın seviyelerde bulunmaktadır. Keçi sütü beta-laktoalbumin inek sütündekinden daha kolay sindirilir.

Amerika Birleşik Devletleri Sağlık Bakanlığı raporlarına göre bebeklerdeki ölüm nedenlerinin 1/5 inin ani ölümler olduğu belirtilmekte ve uykuda görülen ani ölüm olaylarının 1/3 ünde inek sütüne alerjisi neden olarak gösterilmektedir. İngiltere’de ise her yıl 40.000 bebekten 4000’e yakınının inek sütüne olan alerjik durumları nedeniyle öldüğü belirtilmektedir.

İstatistikler gösteriyor ki alerji sebebiyle ilk 6 aylık dönemde bebek ölümleri ile sıklıkla karşılaşılmaktadır. Keçi sütü, özellikle inek sütüne alerjisi ve sindirim problemi olan bireyler tarafından rahatlıkla tercih edilebilecek doğal bir kaynaktır.

Süt Teknolojisi Açısından Keçi Sütü:
Keçi sütü teknolojik açıdan peynir mayasıyla inek, koyun gibi diğer geviş getiren hayvanların sütlerine göre daha kolay ve çabuk pıhtılaşmaktadır. Bu nedenle keçi sütünden üretilen peynirin sindirimi daha kolaydır.

Keçi sütünün viskozitesi (kıvamı) inek sütüne göre daha yüksektir. Yağ tanecikleri çok küçük olduğundan yağının ayrılması zordur, çok kolay homojenize olur ve çok geç kaymak bağlar. Bu nedenle keçi sütünden çok değerli ve özel peynirler üretilmekte ve çok yüksek fiyatlara satılmaktadır.

Hijyenik olmayan ağıl ve sağım koşullarında, süt elle sağıldığında, ağılda bekletildiğinde, kötü bakım ve besleme koşullarında keçi sütünde hoş olmayan bir koku (teke kokusu) ve aroma ortaya çıkar. Bu keçi sütünden üretilen peynir, yoğurt gibi süt ürünlerine de geçer. Ancak iyi bakım ve besleme koşullarında, sağlıklı koşullarda ve makineyle süt sağımında bu kötü koku ve tat kaybolmaktadır. Keçi sütü çok özel ve pahalı peynirlerin yapıldığı değerli bir süttür. Özellikle Fransa, İtalya ve İspanya gibi Akdeniz’e kıyısı olan Avrupa ülkelerinde çok sevilerek tüketilen ve diğer peynirlere göre en çok tercih edilen peynirler keçi sütünden yapılmaktadır. Fransa’da yemeklerden sonra keçi peyniri yemek bir gelenektir. Ölkemizde ise daha çok koyun ve inek sütüyle karıştırılarak işlenir ve en çok peynir yoğurt üretiminde yararlanılır.

Keçi sütü, dondurma yapımında da çok önemli bir hammaddedir. Ünlü Maraş dondurmasının sırrı, yörede zengin florada otlayan keçilerden üretilen lezzetli keçi sütü ve yine yörede doğal olarak yetişen nadide salepte gizlidir.

Sonuç olarak keçi sütü, sahip olduğu özellikleri ve insana sunmuş olduğu lezzetli ve vazgeçilmez ürünleriyle hayatımızın önemli bir parçası olmuştur. Bununla beraber, keçi ormanın düşmanı ve ormanlarımızın azalmasının yegane sebebi olarak adeta bir günah keçisi ilan edilerek son 30 yılda sayıları 18 milyonlardan 5 milyonlara kadar düşürülmüştür. Oysa dünyada bu süreçte keçi sayısında artış olmuştur. Türkiye keçi sütü üretiminde dünyada söz sahibi iken bugün ilk on içerisine girememektedir. (304.000 ton/yıl ile 11. sırada). Sanayicimiz sağlıklı, her mevsim bol keçi sütü talep etmektedir. Keçi sütü üretimimizdeki handikaplardan birisi de üretimin mevsimsel olması, pazara sürekli olarak hijyenik süt arz edilememesidir. Devlet-Sanayici-Öniversite el ele vermeli ve yasaklama yerine sorunlara kalıcı çözümler getirecek projeler üretilmelidir. Türkiye küçükbaş hayvancılıkta sahip olduğu potansiyeli iyi değerlendirmelidir.

Prof. Dr. Nedim KOŞUM
Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü
Bornova- İZMİR

Hipokalsemiyi önlersek;

Güç doğumu, uterus prolapsusunu, sonun atılamamasını, abomasumun (şirdenin) yer değiştirmesini, metritisi ve mastitisi de büyük ölçüde önlemiş oluruz.

Hipokalsemi, bilindiği gibi, kandaki kalsiyum azlığıdır.  İleri safhasında “süt humması” veya “doğum felci” denilen metabolik hastalık ortaya çıkar. İnek yatar, kalkamaz.  Böyle bir durumda damar içi verilen uygun kalsiyum solüsyonları ile sağıtım gerçekleştirilir. Bu durum klinik hipokalsemidir.  Belirtileri ortaya çıktığında sağıtıma girişilmesi ve sonuç alınması mümkündür.  Ancak;  yatıp, kalkamama olayı ortaya çıkmadan yani, doğum felci veya süt humması durumu oluşmadan vücuttaki kalsiyum eksikliği ile ilgili olarak gizli hipokalsemi veya subklinik hipokalsemi adı verilen metabolik bozukluk ortaya çıkabilir.

Bilindiği gibi kalsiyum kaslar ve sinirler arasındaki iletişimi sağlayan, kasların tonusunu meydana getiren mineraldir.  Eksikliğinde kasların hareketliliği, tonusu azalır.  Gevşeyen kas sistemleri sonucu şirdenin yer değiştirmesi, sonun atılamaması, rahim yangısı (metritis), mastitis, rahimin dışarı fırlaması (prolapsus uteri) gibi problemlere yatkınlık artar.  Doğum esnasında annenin yeterli kas kontraksiyonu (kasılması) yapamaması sebebiyle güç doğum olma ihtimali yüksektir.  İşkembenin hareketleri de zayıflayacağından, gizli hipokalsemiye bağlı olarak, iştahsızlık ve sindirim bozuklukları şekillenebilir.

Doğum; gebelik günü dolduğunda, buzağının hacminin ve ağırlığının artması sonucu oluşan stres ve buna bağlı stres hormonu kortisol’ün salgılanmasıyla başlar.  Kortisol vücudun bağışıklık sistemini baskılayan hormondur.  Subklinik (gizli) hipokalsemi vakalarında kortisol hormonunun normalden 5-7 kat daha fazla salgılandığı tespit edilmiştir.  Kalsiyum eksikliğinde ineklerin bağışıklık gücü azalmakta, T hücrelerinin aktivasyonu gerilemekte, Nötrofil fonksiyonları zayıflamakta, inek çevresel bulaşmalara karşı daha duyarlı hale gelmektedir.  Diğer yandan; kas kasılmalarının azalması ile ilgili olarak rahim kasılmaları da azalmakta, inek gerekli rahim temizliğini yapamamakta, rahimin eski halini alma olayı (uterus envolusyonu) gecikmektedir.  Vücudun savunma sistemindeki zayıflık ile birleştiğinde subklinik hipokalsemi geçiren ineklerde metritis, mastitis ve ayak yangıları daha çok olmaktadır.

Kalsiyum kasların kasılması için gerekli olduğundan, meme başı sfinkterinin de sıkılmasını sağlamaktadır.  Yeni doğum yapmış ve gizli hipokalsemili ineklerde meme başı sfinkteri yeterince sıkılamamakta, açıklıktan çevresel mikroorganizmalar, özellikle E.coli, memeye girmekte, savunma sisteminin yetersizliği sebebiyle vücut yeterli yanıtı veremediği için de doğumu takip eden günlerde mastitis olayları artmaktadır.

Bilindiği üzere, tırnak yapısının temel taşlarının başında kalsiyum gelmektedir.  Kalsiyum azlığı tırnak yapısının yumuşamasına, yumuşayan tırnağın dış etkenlerden daha kolay zedelenmesine sebep olmakta, savunma mekanizmasının sekteye uğramasıyla kombine olarak tırnak yangılarının artması yönünde yatkınlık ortaya çıkmaktadır.  Açıklanmaya çalışıldığı gibi; gizli hipokalsemi bir dizi problemi ardarda getirerek “zincirleme kazalara” yol açmaktadır.

Doğumu takip eden günlerin, yani lohusalık döneminin, ineğin en duyarlı olduğu günler olduğunu biliriz.
Bunun getireceği problemleri önlemenin yolu “geçiş dönemi” beslemesinden geçer.  Bununla birlikte, doğuma bir hafta kala (2-8 gün kala) gebe ineğe uygulanacak yüksek dozdaki D3 vitamini hipokalsemiyi önleyici rol oynar.  Doğumu takip eden dakika ve saatlerde ağızdan verilecek Kalsiyum takviyeleri de gizli ve görünen hipokalsemiyi önleyici rol oynayacaktır.  Ayrıca bu gibi koruyucu müdahaleler nükseden hipokalsemi olaylarının da önüne geçebilmemize olanak sağlayacaktır.

Doğumu takiben uygulanan “Lohusa izleme programı” da önlemler arasında sayılabilir.

Özet olarak; subklinik hipokalsemiyi önleyerek,  ineğin süt humması, şirdenin yer değiştirmesi, sonunu atamama, metritis, mastitis, uterus prolapsusu, ayak yangıları, gibi problemlere yatkınlığını önlemiş oluruz.

Doğum öncesi D3 vitamini enjeksiyonu, doğumdan sonra ağızdan kalsiyum takviyeleri bu yönden çok etkin bir koruyucu hekimlik yapmamızı sağlar.

Hücreye Bağlı Bağışıklık:
Vücuda giren yabancı maddelere karşı, hücre seviyesinde verilen yanıta, hücreye bağlı bağışıklık denir. Bu sistem, bir enfeksiyonu (hastalık) veya aşılamayı takiben, vücudun özel antijeni tanıması için T-lenfositler tarafından kontrol edilir. T-hücreleri, hastalık etkeni olarak veya aşılama ile vücuda giren herhangi bir yabancı maddeyi önce tanır ve belleğine kayıt eder. Aynı etkenlere, tekrar maruz kaldığında, T hücreleri bellekteki bilgiye bağlı olarak hızla harekete geçer ve lenfokinlerin* salgılanmasını temin eder. Lenfokinlerin pek çok fonksiyonu olmakla beraber, genelde, akyuvarları* doğrudan uyararak enfekte olmuş hücrelere saldırıp onları yok etmelerini sağlarlar.

Antijene bağlı bağışıklıkta olduğu gibi, hücreye bağlı bağışıklık da T-lenfositler tarafından başlatılır ve bir belleğe bağlıdır. Söz konusu antijen*, vücuda tekrar girdiğinde, bu bellek sayesinde verilecek olan yanıt daha kuvvetli olmaktadır.

İnaktif aşı ile immunoterapi
Son yıllara kadar, hücreye bağlı bağışıklığın sadece canlı viral ve bakteriyal aşılarla olduğu düşünülmekte idi. Ancak, ölü aşılar ve bakterinler, uygun bir adjuvant* ile karıştırıldığında (hücreye bağlı bağışıklığı temin etmekte ve inaktif aşılar ile hücre seviyesinde, uygulandıktan 18-24 saat sonrasında hastalık etkenlerine karşı mücadele başlamaktadır. Bu tip uygulamalara immunoterapi* denmektedir. Vücudun savunma sistemini harekete geçirerek yabancı ajanlara karşı yok edici, eritici ve imha edici savunma elemanları aktif hale gelmektedir.

lenfokin: yabancı ajanı imha eden madde
akyuvarlar: vücudun başlıca savunma ajanları
antijen: vücuda giren yabancı madde
adjuvant: aşıların bağışıklık yanıtını arttırmak için kullanılan kimyasal maddeler
immunoterapi: bağışıklık sistemine bağlı terapi

Orjinal formatı görüntülemek için tıklayınız.

ENDAM (STATURE-ST)   SAĞRI POZİSYONU
(THURL POSITION ? TH)
Birincil Özellik   İkincil Özellik
1-5 puan Çok kısa   1-5 puan Çok yüksek
25 puan Orta   25 puan Orta
45-50 puan Çok uzun   45-50 puan Çok düşük
      Hayvanın en yüksek yerinden sağrı eklem noktasına olan mesafe

GÜÇ (STRENGTH ?SR)   SAĞRI GENİŞLİĞİ
(RUMP WIDTH ? RW)
Birincil Özellik   Birincil Özellik
1-5 puan Aşırı dar ve zayıf   1 puan = 2″ Aşırı dar
25 puan Orta   25 puan = 4-1/2″ Orta genişlikte
45-50 puan Aşırı güçlü ve geniş   50 puan = 7″ Aşırı geniş

VÜCUT DERİNLİĞİ

(BODY DEPTH – BD)

  ARKA BACAKLAR, YAN GÖRÜNÜM

(REAR LEGS, SIDE VIEW ? LS)

Birincil Özellik   Birincil Özellik
1-5 puan Aşırı sığ vücut   1-5 puan Arkaya doğru ve düz
25 puan Orta   25 puan Orta derecede eğik
45-50 puan Aşırı derin vücut   45-50 puan Aşırı içe doğru eğik

SÜTÇÜLÜK KONDİSYONU (FORMU) (DAIRY FORM ? DF)   ARKA BACAKLAR, ARKADAN GÖRÜNÜM

(REAR LEGS, REAR VIEW ? RL)

Birincil Özellik   Birincil Özellik
1-5 puan Aşırı dar (sıkı)   1-5 puan Tırnak ucu aşırı derecede dışa
25 puan Orta      doğru açık
45-50 puan Aşırı açık   45-50 puan Tırnak ucu dışa doğru değil

SAĞRI AÇISI
(RUMP ANGLE ? RA)
  AYAK AÇISI
(FOOT ANGLE ? FA)
Birincil Özellik   Birincil Özellik
1-5 puan Sağrı yumrusu, oturak yumrusundan belirgin derecede düşük   1-5 puan Aşırı dar açılı
25 puan Oturak yumrusuna doğru hafif eğimli   25 puan Orta derecede açılı
45-50 puan Oturak yumrusuna doğru aşırı eğimli   45-50 puan Aşırı dik açılı

ÖN MEME LOBU BAĞLANTISI

(FORE UDDER ATTACHMENT?FU)

  ÖN MEME BAŞI YERLEŞİMİ

(FRONT TEAT PLACEMENT ? TP)

Birincil Özellik   Birincil Özellik
1-5 puan Aşırı derecede zayıf   1-5 puan Meme lobunun dışına doğru aşırı açık yerleşim
25 puan Orta derecede güçlü   25 puan Meme lobu üzerinde merkezi yerleşim
45-50 puan Aşırı derecede dar ve güçlü   45-50 puan Aşırı derecede birbirine yakın meme başı tabanı, meme lobunun iç kısmına doğru

ARKA MEME LOBU YÜKSEKLİĞİ

(REAR UDDER, HEIGHT ? UH)

  MEME BAŞI UZUNLUĞU

(TEAT LENGTH ? TL)

Birincil Özellik   Birincil Özellik
1-5 puan Aşırı derecede alçak   1-5 puan 1-1/4 inç veya daha küçük
25 puan Orta yükseklikte   25 puan 2-1/4 inç
45-50 puan Aşırı derecede yüksek   45-50 puan 3-1/4 inç veya daha uzun

ARKA MEME LOBU GENİŞLİĞİ(REAR UDDER, WIDTH ? UW)   MEME LOBU EĞİMİ
(UDDER TILT ? UT)
Birincil Özellik   İkincil Özellik
1-5 puan Dar arka meme lobu   1-5 puan Arka meme loblarının derinliği
25 puan Orta genişlikte   25 puan Ön ve arka meme loblarının seviyesi
45-50 puan Aşırı derecede geniş arka meme lobu   45-50 puan Ön meme lobları derinliği

MEME LOBU AYRIMI
(UDDER CLEFT ? UC)
  ARKA MEME BAŞI YERLEŞİMİ
(REAR TEAT PLACEMENT ? RT)
Birincil Özellik   İkincil Özellik
1-5 puan Zayıf lob ayrımı   1-5 puan Meme lobunun dışına doğru aşırı geniş yerleşim
25 puan Orta   25 puan Meme lobu üzerinde merkezi yerleşim
45-50 puan Aşırı derecede güçlü ayrım   45-50 puan Aşırı derecede birbirine yakın meme başı zemini, meme lobunun iç kısmına doğru

MEME LOBU DERİNLİĞİ
(UDDER DEPTH ? UD)
  VÜCUT KONDİSYONU
(BODY CONDITION – CS)
Birincil Özellik    
1-5 puan Çok sarkık meme tabanı diz seviyesinin çok altında   1-10 puan  
25 puan Meme tabanı diz seviyesinin üstünde   21-30 puan  
45-50 puan Meme tabanı dizlerin çok üstünde   41-50 puan  

FİNAL SKOR
Bir ineğin final skoru, beş ana klasifikasyon kategorisine ya da ön taraf/kapasitesi, sütçülük kuvveti, sağrı, ayak ve bacaklar ve meme lobunun puanlanmasına dayanır.  Sınıflandırmayı yapan uzman tarafından, her kategori, 1 ila 100 puan aralığında sayısal olarak skorlanır.  Söz konusu ineğin her bir kategoride arzu edilen seviyede gösterdiği değerin gerçek model ile kıyaslanmasının skorlarıdır.  Final skor, aşağıda belirtilen beş ana inceleme skorların toplamıdır.

İNEKLER   BOĞALAR  
Ön taraf/Kapasite % 20 Ön Taraf/Kapasite % 40
Sütçülük Kondisyonu % 20 Sütçülük Kondisyonu % 25
Sağrı % 5 Sağrı % 10
Ayak ve Bacaklar % 15 Ayak ve Bacaklar % 25
Meme lobu % 40    

 Ana inceleme skorlarının toplamında, uzman, şu faktörleri göz önünde bulundurur: yaş, laktasyon sayısı ve laktasyonların dönemi.  Ana inceleme ve final skor, sayısal olarak belirtilir.  Bu sayılar, aşağıdaki parantez içinde belirtilen değerlendirmeleri ifade eder.

Mükemmel [E] 90-97 puan İyi [G] 75-79 puan
Çok İyi [VG] 85-89 puan Orta [F] 65-74 puan
İyi Artı [GP] 80-84 puan Zayıf [P] 50-64 puan

 BAŞLICA DEĞERLENDİRME TANIMLARI

ÖN TARAF/KAPASİTE
Ayak, bacak ve sağrı bölgeleri hariç ineğin iskeletinin bölümleridir.  Öncelik sırasına göre, değerlendirilecek özellikler aşağıdaki gibidir.

Ön Taraf ? Ön bacakların doğruluğu, birbirinden aşikar şekilde uzak ve kuvvetli şekilde yerleşmiş olmalıdır.  Omuz çıkıntıları ve dirsekler, göğüs duvarına karşı kuvvetli şekilde yerleşir.  Hayvanın omuzlarının arkasındaki boşluk uygun dolulukta olmalıdır.

Göğüs ? Derin ve geniş bir taban temin ederek ön kaburganın iyice yayılıp omuzlara bağlanmasını sağlar.

Karın (Bel) ? Uzun, derin ve geniş: kaburganın derinliği ve yayılması arkaya doğru artar ve geniş bir böğür temin eder.

Sırt/Arka (Fileto)? Sırt düz ve kuvvetli olmalıdır.  Fileto geniş ve kuvvetli ve neredeyse dümdüz olmalıdır.

Boy/Pos/Endam ? Ayak kemikleri uzunluğunun tüm vücut yapısı boyunca mevcut bir uzun kemik kalıbı ile dahil edildiği yüksekliktir.  İki omuz ve kalça arasındaki bölgelerin yere olan yüksekliği göreceli olarak orantılı olmalıdır.

Irk Özellikleri ? Irka ait genel stil ve dengeli dağılımı göstermelidir.  Başın genel görünümü feminen olmalı, kesin kenarlı, hafif çukurca geniş burun, açık burun delikleri ve kuvvetli çene yapısı olmalıdır.

SÜTÇÜLÜK KUVVETİ
Sürekli verim ve uzun ömürlülüğü destekleyici şekilde sütçülük özellikleri ve kuvvetin (gücün) bir kombinasyonudur.  Başlıca değerlendirmeler; genel olarak vücudun derinliği (açıklığı) ve yuvarlak hatların olmasının yanında, güçlü bir yapı, göğüs genişliği, ön kaburgaların yayılması, kemiklerin düz yapıda olması ve kaba kemik yapısının olmaması yönündedir.  Öncelik sırasına göre, değerlendirilecek özellikler aşağıdaki gibidir.

Kaburgalar ? Birbirinden ayrı olarak durmalıdırlar.  Kaburga kemikleri düz, derin ve arkaya doğru yatar vaziyette olmalıdır.

Göğüs Genişliği ? Geniş olmalı ve hayati organlar için yeterli kapasitede olmalıdır.

Ön Kaburga Dağılımı ? İyi dağılım (yayılım) göstermiş, dolgun yapıda ve dirseklerin olduğu noktadan yayılan şekilde.

Kalça ? Yana doğru eğimli, arka kısımdan ayrılarak yanlara doğru düzleşen şekilde eğim gösteren.

Cidago ? Bel kemiği çıkıntısı ile belirginleşmiş (kesin).

Boyun ? Uzun, eğimli ve omuzlara yumuşak bir şekilde bağlanmış; belirgin boyun, gerdan ve göğüs (döş).

Deri ? İnce, gevşek ve esnek

SAĞRI
Hareketliliği teşvik etmesi için kalça uzun olup kalçaların ortasına yerleşmelidir.  Öncelik sırasına göre, değerlendirilecek özellikler aşağıdaki gibidir.

Sağrı Genişliği ? Kalçalar birbirinden ayrı durmalıdır (geniş).

Sağrı Açısı ? Oturak kemiği çıkışları sağrı kemiği çıkışlarından hafifçe daha aşağıda olmalıdır.

Sağrının Pozisyonu ? Kalça çıkıntısı ve oturak kemiklerinin ortasında olmalıdır.

Kuyruk Tepesi (Başladığı Yer) ? Belirgin şekilde kalça kemiği çıkıntılarının arasında hafifçe yukarda olacak şekilde bulunmalı ve kaba olmamalıdır.

Vulva ? Hemen hemen dikey durumda olmalıdır.

AYAK VE BACAKLAR

Bu değerlendirme ayaklarda yapılırken arka bacaklara ön bacaklardan biraz daha fazla önem verilir.  Ayak ve bacaklar değerlendirilirken, hareketlilik kanıtlarına dikkat edilir. Öncelik sırasına göre, değerlendirilecek özellikler aşağıdaki gibidir.

Ayak ? Kısa, dik açı ve derin topuk, iyi bir şekilde yuvarlak kapalı tırnak uçları.

Arka Bacaklar ?

Arkadan Görünüm ? Düz, ayaklar kuvvetli ve birbirinden uzak bir şeklinde yerleşmiş.

Yandan Görünüm ? Diz seviyesine orta derecede bir açı olmalıdır.

Diz Seviyesi ? Yeterli esneklik ile düzgün biçimli ve kabalıktan, şişkinlikten (kabartı) ya da şişmeden uzak.

Bukağılar ? Biraz esneklik ile kısa ve kuvvetli.

MEME LOBU
Meme lobu özelliği en çok ağırlık verilen konudur.  Yüksek süt verimi ve uzun üreme ömrü sağlamaya dikkat edilir.  Öncelik sırasına göre, değerlendirilecek özellikler aşağıdaki gibidir.

Meme Derinliği ? Yeterli kapasite ve belirginlikte olan memenin dize olan uzaklığı.  İneğin laktasyon sayısı ve yaşı dikkate alınır.

Meme Başı Yerleşimi ? Her bir lobun altında sağlam bir şeklinde yerleşmiş, dik olup kenarlardan ve arkadan bakıldığında düzgün konumlanmış olmalıdır.

Arka Meme Lobu ? Geniş ve yüksek, yukarıdan aşağıya uniform olmalıdır.  Meme tabanına doğru hafifçe yuvarlanmalıdır.

Meme Lobu Ayrımı ? Kuvvetli bir destekleyici ligament (bağın) varlığı görülmeli ve yeterli bir şekilde ortadan ayrım temin edilmelidir.

Ön meme Lobu ? Kuvvetli bir şekilde bağlanmış, orta uzunlukta ve geniş kapasitede olmalıdır.

Meme Başları ? Silindirik şekilde, orta uzunlukta ve çapla birlikte uniform ölçüde olmalıdır.

Meme Lobu Dengesi (Balansı) ve Yapısı ? Lob kenarlarından bakıldığında eşit düzeyde olduğunu gösteren bir meme tabanı seviyesi olmalıdır.  Yumuşak, esnek olmalı ve sağımdan sonra iyice sönmüş olmalıdır.

 Orjinal formatı görüntülemek için tıklayınız.

İneklerde, sütçü koyun ve keçilerde görülen, doğum sonrası serum kalsiyum miktarının düşmesi sonucu felç ile karakterize bir hastalıktır. Hipokalsemi’de ırk, yaş, vücut kondüsyonu hazırlayıcı faktörler arasındadır. Jersey ırkı inekler bu hastalığa daha çok yakalanırlar. Dört yaşından yukarı ineklerde görülme ihtimali daha fazladır. Şişman ineklerde, karaciğer yağlanması olanlarda sıklıkla görülebilir. Hipokalsemi’ye mastitis, şirdenin yer değiştirmesi, sonun atılamaması ve ketosis hastalığı da yatkınlık yaratabilir ya da hipokalsemi bunlarla birlikte seyredebilir. Ayrıca toksik metritis, mastitis, kalçada kırık, çıkık, kalça bölgesinde sinir ezilmesi, yatalak inek hastalıklarıyla hipokalsemi karıştırılabileceği gibi, kombine de olabilir.

Kalsiyum ihtiyacı, doğumdan sonra süt verimiyle birlikte ani bir şekilde artar. Kurudaki bir ineğin ihtiyacının iki katına çıkar. Hipokalsemi genellikle doğumu takiben 72 saat içerisinde görülür. Buna rağmen doğumdan bir hafta önce , ya da bir hafta sonra ortaya çıkan vakalar da vardır.

Hipokalsemi kulakların soğuması, kasların seğirmesi, arka tarafın titremesi gibi belirtilerden, göğüs üstü yatma, başını açlık çukurluğuna dayama ya da tamamen koma hali gibi çeşitli evrelerde görülebilir. Tedavide gecikildiği sürece bu evreler birbirini takip eder.

Hipokalsemi süt kaybı, bazen ineğin kaybı, işçilik, veteriner hekim ve ilaç masrafları gibi kayıplarla işletmenin ekonomik olarak başına dert açabilecek bir hastalıktır. Hastalığın en önemli sebebi dengesiz Kalsiyum/ Fosfor oranıdır. Bu oran 1/1’den 2/1’e kadar olup, özellikle kuru dönemdeki hatalı beslemeyle ortaya çıkar. Bunun yanısıra kemiklerdeki kalsiyumun harekete geçmesi, bağırsaklardaki Kalsiyum/Fosfor emilimi bozuklukları da hipokalsemiye sebep olabilir.

Hipokalsemi tedavisinde damar içi kalsiyum uygulaması başarılı olur. Kalsiyum, magnezyum ve fosfor içeren hazır preparatlar (CALFOSET) damar içi verilir. Takiben ineğin durumu düzelir. İdrar ve dışkı yapar. Kalp atışları normale döner. İnek ayağa kalkar. Yemeye başlar. Verilecek olan kalsiyumun kesin bir dozu yoktur. Normal olarak 45 kg vücut ağırlığı için 1 gr elemental kalsiyum gerekir.

İnek 8-12 gr. elemental kalsiyum aldığında ayağa kalkacak hale gelir. Bu rakam 500 kg ağırlığında bir inek için 11 gr’dır. Kalsiyum verilirken kalp sıklıkla kontrol edilmeli, kalp atışlarında ritim bozukluğu tesbit edilirse kalsiyum verilmesini durdurup, sonra tekrar başlanmalıdır. Verilecek miktar ise bu şekilde düzenlenmiş olur. Doğumu takip eden kas titretmeleri, düşük ateş, iştahsızlık, kulak uçlarının soğuması hemen hipokalsemiyi akla getirmeli ve gerekli önlemler alınmalıdır.

Hipokalsemi’den inekleri korumak için kuru dönemde kalsiyumdan zengin yemler verilmemelidir. Son yıllarda hipokalsemi’den korunmanın diğer bir yolu olarak doğuma 2-8 gün kala adele içine yüksek dozda D3 vitamini enjeksiyonu önerilmektedir. Her bir ml.sinde 1 milyon ünite D3 vitamini (kolekalsiferol) bulunduran enjeksiyonluk preparattan 10 ml (10 milyon ünite) bir kez olmak üzere uygulandığında süt humması vakaları büyük ölçüde azaltılmış olur. Kayıt sistemine dikkat ederek doğru günlerdetek enjeksiyon yapılmalıdır. Bilindiği gibi, D vitamini hipervitaminosis’e sebep olabilir. Bu yüzden ikinci bir enjeksiyon tavsiye edilmez.

Doğumu izleyen saatlerde ve ertesi gün iki uygulama şeklinde ağızdan verilen kalsiyum şelatları da hipokalsemiyi önleme konusunda yardımcı olur.

Hibrid Vigor’u dilimize “tür azmanı” veya “melez azmanı” diye çevirebiliriz. Sığırlarda iki ayrı ırkın çaprazlamasından elde edilen, anne ve baba ırkından daha üstün özelliklere sahip olan heterozigot melezlere hibrid vigor denir. ABD’de özellikle kesimlik besi materyali yetiştirmek için uygulanan, çok başarılı bir yöntemdir. Hibrid Vigor elde etmek tamamen ticari bir melezleme şeklidir. Bu yöntemle elde edilen melez sığırlar, buzağıların dayanıklılığı, danaların her türlü iklime ve koşula uyumu, hızlı canlı ağırlık artışı, ekonomik yemden yararlanma oranı, değerli etlerin büyük olması, etlerinin kaliteli olması konularında çok üstün olurlar. ABD’deki besi yerlerinde beslenen danaların çoğunluğu bunlardan oluşur.

Hibrid Vigor elde etmek için daha çok etçi sığır ırkları kullanılır ve çeşitli heterozigot çaprazlamalar yapılır. Yöntemlerden biri renklere göre çaprazlama yapmaktır.

Kırmızı ırklar (Hereford, Red Angus, Main Anjou, Simbrah, Salers, Limousin), Siyah ırklarla (Angus, Siyah Simmental) veya Beyaz ırklarla (Şarole, Chianina, Romagnola, Marchigiana) çaprazlanarak Hibrid Vigor elde edilebilir. Örneğin; bir kırmızı ırk ile bir beyaz ırk çaprazlanırsa, çıkan dişi bu sefer siyah ırkla çaprazlanabilir. Her seferinde daha üstün bir tür azmanı elde edilmiş olur. İkinci yöntem İngiliz kökenli ırklarla (Angus, Red Angus, Hereford, Galloway, etçi Shorthorn, Devon, South Devon), Kıta Avrupası ırklarının ( Şarole, Belçika Mavisi, Gelbvieh, Pinzgauer, Simmental, Chianina, Marchigiana, Piedmentosa, Romagnola, Blond d’aquitane, Limousin, Maine Anjou, Salers, Tarantaise, Normande) çaprazlanmasıdır.

Üçüncü yöntem ise Bos İndicus x Bos Taurus çaprazlamasıdır. Örneğin; Brahman , Sahiwal, Nellore gibi Bos indicus ırklar , Angus, Hereford gibi Bos Taurus ırklarla çaprazlanabilir. Böylece diğer üstünlüklere ek olarak, annelik yeteneği, kenelere ve sıcak iklime dayanıklılık gibi ek üstünlükler de elde edilmiş olur. Bütün Hibrid Vigor’larda kolay idare edilebilirlik özelliği de gelişmiştir. Hibrid Vigor elde edildiğinde erkek ve dişiler kesime gidebilir. Eğer dişiler tekrar heterozis için kullanılacaksa, tek dikkat edilecek husus, anne ve babasının ırkından olmayan, başka bir ırktan boğa tohumuyla tohumlamaktır. İkinci, üçüncü, dördüncü, beşinci ırklar da katılmak suretiyle heterozigotluk geliştirilebilir. Hibrid Vigor danalarda sağlanan hızlı besi yeteneğinin yanı sıra et işleyen işyerlerine değerli et kısımlarının (bonfile, kontrfile,antrikot, sokum, nuar, ayna, yumurta) büyük ve kaliteli olması da ayrı bir avantaj sağlayacak, böyle olunca kıymalık et kısımları nispeten ucuzlayacaktır. Hibrid Vigor ile besicilik yapanların kazancı artacak, besi sonunda elde edilen birim et maliyeti düşecek, ülkenin karkas ortalaması yükselecektir. Yerli ve melez ırklarımızdan anne olarak yararlanılmak suretiyle, etçi ırkları baba olarak kullanarak Hibrid Vigor elde edilebilir. Etçi ırkların güç doğum oranları üzerinde karşılaştırma yapıldığında en uygun etçi ırkın Angus olacağı düşünülmektedir. Eğer Angus ırkından doğan dişiler kasaplık olarak beslenmez ve yine gebe bırakılmaları düşünülürse ona Limousin uygulamak suretiyle ikinci derece bir heterozigotluk sağlanabilir. Böylece besi çiftliklerinin dana ihtiyacı en akılcı bir şekilde temin edilmiş, diğer yandan Angus ırkının her türlü iklim koşuluna uyum sağlama yeteneğinden de yararlanılmış olacaktır.

Konuyla ilgili sunum için tıklayınız.

Normal Rektal Isılar ( °C )
Hayvan Türleri:

Etçi İnek 38.3 °C
Sütçü İnek 38.6 °C
Kedi 38.6 °C
Köpek 38.9 °C
Keçi 39.1 °C
Kısrak 37.8 °C
Aygır 37.6 °C
Domuz 39.2 °C
Tavşan 39.5 °C
Koyun 39.1 °C

Nabız Sayıları

Hayvan Türleri Nabız Sayısı (Dakikada)
Kedi 120-140
Civciv 350-450
Tavuk 250-300
Süt İneği 48-84
Köpek 70-120
Fil 25-40
Keçi 70-80
Kobay 200-300
Hamster 300-600
At 28-40
Fare 450-750
Öküz 36-60
Domuz 70-120
Tavşan 180-350
Sıçan 250-400
Maymun 80-300
Koyun 70-80

Dinlenme Anındaki Solunum Sayısı

Hayvan Türleri Solunum Sayısı
(Dakikada)
Kedi 16-40
Süt İneği 26-50
Köpek 18-34
At 10-14
Domuz 32-58
Koyun 16-34

HASTALIKLARDA KORUYUCU AŞILARIN ÖNEMİ:

Aşılar koruyucu hekimliğin ve sürü yönetiminin vazgeçilmez, en önemli unsurlarıdır. Aşılar bunları bulanların, üreterek bize sunanların bağışladıkları birer nimettir.  Aşılar hastalıklarla mücadelenin, işletmelerdeki kazancın ve başarının anahtarı olup, kullanmasını bilenlerin en güçlü silahıdır.  Aşılamalar sağlık, zaman ve para kazandırır.

Aşılama yapmamak “kumar” oynamakla eşdeğerdir.  Aşılama yapılmadığında, eğer ilgili hastalık ortaya çıkmadıysa, çok az bir miktar para ve zaman kazanılmış gibi görünebilir.  Ancak; hastalık çıkarsa büyük miktarda para ve zaman kaybedilecektir.  Böyle riskli bir kumar oynamaya değmez.  Bu tip ihmaller her zaman problemleri birlikte getirir.

Günümüz modern işletme anlayışında artık veteriner hekimlerin görevi tedavi yapmak değildir.  Veteriner hekimlerin başlıca görevi sürü sağlığı yönetimi ile çiftçilere para ve zaman kazandırmaktır.  “Sürü sağlığı yönetimi” deyince akla Koruyucu Hekimlik, “Koruyucu Hekimlik” deyince de akla büyük ölçüde aşılamalar gelir.  Veteriner hekimlerin önerisiyle hastalıkları kontrol altında tutmayı başaran işletmeler mali kaynaklarını ve zamanlarını verimi artırıcı etkinliklere yöneltebilirler.   Ayrıca birçok hayvan hastalığının zoonoz nitelikte olduğunu, yani hayvanlardan insanlara bulaşabileceğini de düşünürsek yapılan hizmetlerin halk sağlığı yönünden de önemi ortaya çıkacaktır.

Bölgeye ve çiftliğe uygun aşılama programları, uygun barınak, uygun rasyon, dengeli mineral, vitamin ve hijyen ile birleştirilirse sürünün doğru yönetildiği, sonuçlarıyla kendini gösterecektir.

Aşılama, bilimsel olarak, bağışıklık sağlamaktır.  Daha genel bir açıklamayla; vücut ile düşmanın tanıştırılmasıdır.  Hayvanların başına, dolayısıyla işletmeye dert olabilecek viral, bakteriyel ya da paraziter düşmanların önceden tanıştırılmasıyla vücudun hazırlanması sağlanır ki, bu bağışıklık biliminin temelidir.

Bağışıklık; doğal korunma sisteminin yanı sıra, anneden geçen bağışıklık ve sonradan elde edilen bağışıklık şeklinde sıralanabilir.  Vücudun kendini koruma sistemi vardır.  Vücut bunu enzimlerle, mide asidiyle, salyayla, gözyaşıyla bir yere kadar başarır.  Yeni doğmuşlarda anneden gelen bağışıklık maddeleri ile, ağız sütünde olduğu gibi, geçici bir korunma sağlanır.  Ancak; bir bağışıklık yardımına, yani profesyonel ve özel yardıma ihtiyaç olduğunu da biliriz.  Örneğin; şap hastalığı bu konuda hemen akla gelebilir.  Ani ölümlere sebep olan, hiçbir müdahale olanağı tanımayan septisemi, enterotoksemi gibi hastalıklar da yine bağışıklık konusunda yardıma ihtiyaç duyulan durumlardır.

Aşılamalar belli zamanlarda ve belli aralıklarla yapılmalıdır. Bazı aşılar yapıldıktan 2-4 hafta içinde tekrar yapılırlar. Buna “rapel” diyoruz.  Bu iş hafıza (bellek) hücrelerinin uyarılması, başka bir deyişle hatırlatma işlemidir.  Bu tip aşılar yine yıllık hatırlatmalar şeklinde sürdürülür. Aşılamalarda diğer bir konu ineklerin kuru dönemlerinin kaçırılmamasıdır.  Birçok aşı, örneğin IBR – BVD – Parainfluenza gibi aşılar ile, E.coli aşıları bu dönemde yapılırlar.  Böylece zenginleştirilmiş ağız sütü ile buzağıların korunması sağlanmış olur.

Vücudun bir takım koruyucu mekanizmalarının olduğunu söylemiştik.   Aşı uygulandığında vücut koruyucu maddeler üretir ve hazırlanır.  Bununla birlikte vücudun koruyucu sisteminin harekete geçmesiyle derhal hücreye bağlı bağışıklık oluşur ki, bu da aşıların becerdiği koruyucu faktörlerdendir. Yani vücut hem koruyucu maddeler üretip hazırlanırken, hem de koruyucu sistemin uyarılmasıyla derhal harekete geçer.  Özellikle ölü aşıların kullanılması konusunda, sürüde hastalık çıkmış bile olsa, aşılamanın bize verdiği olanakları kullanmaktan vazgeçmemeliyiz.

Aşılar sigorta gibidir.  Hasar oluşmadan önce sigorta yapılması gerektiği gibi, hastalık oluşmadan önce aşılama yapılması ve gerektiği şekilde periyodik uygulamanın sürdürülmesi başlıca koşuldur.

Aşılar normalde hastalık çıkmasın diye sağlıklı hayvanlara yaptırılırlar.  Ülkemizde çiftlik hayvanları için canlı aşı ithaline Tarım Bakanlığınca izin verilmemektedir.  Ölü aşılar ise çaresiz kalınan durumlarda, vücudun doğal savunma yeteneklerinin kullanılması amacıyla zaman kaybedilmeden uygulanmalı, buna ek olarak, varsa, yapılabilecekler yine yapılmalıdır.

Özet olarak; veteriner hekimlerin kontrolü altında uygun görülen aşıların, ihmale meydan vermeyecek şekilde, programlı olarak uygulanması, aşılamanın aksatılmasının büyük riskler taşıdığının bilinmesi gerekmektedir.  Aşısı olan bir hastalığın tedavisiyle uğraşmak pahalı, çoğunlukla sonuçsuz, akılcı olmayan bir yöntemdir.  Ucuz, akla yatkın, risksiz yöntem ise aşılama yapmaktır.  Koruyucu aşılama yapılması önerilen hastalıkların ya ölümcül,
ya nükseden ya da tedavisi çok masraflı hastalıklar olduğu unutulmamalıdır.

HASTALIK

ÖNERİLEN İLAÇ

ÖNERİLEN AŞI

Mastitis Lactomast (Meme İçi Pomad)
Colicillin
Co-Trimoxazole
Amoxyphen
Mycogal
Procpen 30
Maksigen
Enjeflox
Prolipen
Mames
Lactovac
Mastivac
Lysigin
Sığırlarda Solunum Yolu Enfeksiyonu Amoxyphen
Co-Trimoxazole
Colicillin
Procpen 30
Maksigen
Enjeflox
Mycogal
Prolipen
Mames
Vira Shield 6 + Somnus
Pasteurella Bacterin
Sığırlarda İnterdigital Dermatitis (Tırnak arası iltihabı) Amoxyphen
Tetraoxyphen L.A.
Prolipen
Linkospekto-Kombin
EDDİ (Yem Katkısı)
Acticell (Yem Katkısı)
 
Leptospirosis Procpen 30
Prolipen
Mycogal
Enjeflox
Lepto 5
Buzağı Septisemisi    Bovine Pili Shield
Bovi Sera
Buzağı İshalleri Linkospekto-Kombin
Enjeflox
Amoxyphen

Colicillin
Co-trimoxazole
Maksigen
Bovi Sera
Buzağılarda Poliarthritis
(Buzağılarda Eklem İltihabı)
Amoxyphen Bovi Sera
Septisemi Co-Trimoxazole
Enjeflox
 
Metritis Maksigen
Procpen 30
EGE VET D3
(Koruyucu olarak)
 
Üriner Sistem Enfeksiyonları Maksigen
Amoxyphen
Mames
 
Sığırlarda Ketosis Alfapred-Forte
Alfatrip

Rapidcor
 
Sığırlarda Actinobasilloz Co-trimoxazole
EDDİ (Yem Katkısı)
Procpen 30
Prolipen
Mycogal
 
İç ve Dış Prazitler Nitromectin
Paramectin
Alfamec %1
İç ve Dış Prazitler + Karaciğer Kelebekleri Nitromectin