Yazılar

Geviş getiren hayvanların işkembelerinde veya midelerinde bazen taşlaşmış kıl yumakları oluşur ve ölüme sebep olabilir.  Bu kıl yumaklarına “bezoar” adı verilmektedir.

Bazen bu tüy ve kıl yumakları kalitesiz kaba yem artıklarıyla birlikte olabileceği gibi, süt pıhtısı veya ağızdan verilen ilaçların taşlaşmış hali olarak da karşımıza çıkarlar.

Gençlerde daha çok görülen bir durumdur.  Bu yumaklar ya ön midelerin birbirine geçiş yerlerinde, ya da midede (abomasum) tıkanıklıklara sebep olurlar.  Böyle durumlarda dışkının kuru ve sert olması, kabızlık, durgunluk, iştahsızlık, karın bölgesinde aşırı gerginlik, sancı, karın şişkinliği, halsizlik, zayıflama, kusma belirtileri görülür.  Ancak; bu belirtilerin çoğunluğu genel belirtiler olup, tüy yumaklarının teşhisi için özel belirtiler değillerdir.

Eğer daha önce kabızlık tedavisi yapılmış ve sonuç alınamamış vakalar varsa yün yumakları (tüy yumakları) akla gelebilir.

Koyun sürülerinde tüy çekme (yün yolma, yün yeme) varsa, bazı koyunlarda yer,yer tüysüz bölgeler varsa yumaklaşma olabileceğinden şüphelenilmelidir.

Uyuz ve bit gibi parazitler dolayısıyla aşırı yalanma, kaşınma ya da, yukarıda sözü edilen, tüy çekme kıl yumaklarında sebep olabilir.

Besleme ve barınma koşullarındaki hatalar tüy yumaklarının sebepleri arasındadır.

Kalitesiz kaba yemler, işkembedeki yararlı bakterilerin azalması ve stres kıl yumaklarının oluşmasına zemin hazırlar.

Mineral eksikliklerinin, özellikle çinko noksanlığı ve çinkonun emilimini önleyen etmenlerin tüy çekmeye neden olduğu, bunun da yün yumaklarına yol açabileceği belirtilmektedir. Fakat gerçek sebebin stres, sıkışık, kalabalık barınaklar, normal ortamlarının dışındaki koşullar olduğu daha uygun bir açıklamadır.

Çinko ve diğer mineral noksanlıklarının hiç olmaması sağlanmalıdır.  Problem oluştuktan sonraki çinko takviyeleri çoğunlukla olumlu sonuç vermez.  Çünkü; yün yolma sürü içerisinde kötü bir alışkanlık olarak yayılır.

Tüy yumaklarının teşhisi klinik olarak zordur.  Yumaklar genellikle mezbahalarda kesim sonrası veya hayvan ölürse otopside ortaya çıkar.

Önceden teşhis edilebilirse tedavi cerrahi yolla yapılabilir.  Yumakları operasyon ile almak mümkündür.

Tedavide aşırı su kaybını gidermeye yönelik damar içi sıvı tedavisi, yangı gidericiler, bağırsak çalıştıran ilaçlar denenebilir.  Çoğunlukla vaka hayvanın kaybı ile sonuçlanır.

Konu her zamanki gibi sürü yönetimindeki temel ilkeler ile önlenebilecek niteliktedir.

Parazit mücadelesi, besleme hatalarının önlenmesi, stres oluşturan faktörlerden, kalabalık, sıkışık barınaklardan uzak durulması, iyi gözlem yapılması şarttır.

Mineral eksikliklerinin ortaya çıkmayacağı şekilde takviyeler gereklidir.

Kaba yem kalitesinin bu konudaki önemi akılda tutulmalıdır.

Süt endüstrisinde 2025’e kadar neler olacağı hakkında tahmin yürütebilir miyiz ?

Bu yönde süt sektörünün verilerini toplayan ve yayınlayan sütçülük araştırma merkezi IFCN’nin birtakım öngörüleri var.

IFCN Dünya nüfusunun 2015-2025 yılları arasında 1 milyar kişi artacağını tahmin ediyor.  Bu duruma göre; süt üretimi artacak ve süt üreten ülkeler bu yönde büyümeye devam edecek.  Tabii ilgili endüstri de gelişmesini sürdürecek.

Tahminler sürpriz içermiyor.  Süt hayvanı sayısı artacak, çiftliklerdeki hayvan adetleri artarken, çiftlik yani sütçü sığır işletmesi sayıları azalacak.

Giderek piyasayı tüketici istekleri belirleyecek.  Kalite, izlenebilirlik, kalıntılar, özellikle antibiyotik kalıntıları, hayvan refahı ve organik üretim gibi konular öne çıkacak.

Geleceğe tüketiciler yön verecek ve tüketicilerin ağırlığı hissedilecek.

Nüfus artışına paralel olarak süt tüketimi de artacak.  Buna ek olarak kişi başına süt tüketiminin de artması bekleniyor.

IFCN tarafından yapılan 2014-2025 yılları arasındaki tahminler inek sütü üretiminin yılda %2,4 ile 12 yılda %29 artması bekleniyor.  Hayvan başına ortalama süt veriminin yılda  %1,3, 12 yılda  %16 artması da öngörüler arasında.

Dünya süt ticareti ise yılda %5,6, 12 yılda %82 oranında artış gösterecek.

Ama  dünya süt ticareti daha da globalleşecek.  Örneğin; Türk süt üreticisi,  Yeni Zelanda süt üreticisiyle rekabet yapmak zorunda kalacak.

Genetik olarak ineklerde yapılan ilerlemenin süt sığırcılığı yapanlarda da olması gerekecek.  Yani; süt sığırcılığı yapan işletme sahipleri ineklerden daha yüksek süt verimi elde ederken, daha çok gebelik elde etme becerisini de kazanmak zorunda olacaklar.

Sütçü inekler yemden yararlanma oranı yüksek, daha verimli, daha uzun ömürlü, süt miktarında olduğu kadar süt bileşenlerinde de yüksek seviyelere ulaşan inekler haline gelirken, sahipleri de bunları sağlayacak bilgilere ulaşmak zorundalar.

Başka bir deyişle genetik ilerleme, sürü yönetimindeki ilerlemeyle birlikte yürütülecek.

Madem ki IFCN öngörüsüne göre; çiftliklerdeki hayvan sayıları artacak, o zaman çiftlik yöneticileri daha çok insanı yönetmek zorunda kalacaklar.  Çünkü; sığırcılık işletmelerinde sadece sığırlar yoktur.  İnsanlar da vardır.

Tüm dünyada süt sığırcılığı sektörünün en önemli problemi işçi bulmaktır.

Bu sorun daha da artacaktır.  Ülkemizde de bu sorunun büyüyeceği belirgin bir gerçektir.  Çiftlik sahipleri veya yöneticileri işlerini hafifletici şirketlerle çalışmak isteyeceklerdir.  Süt sağımı, yem dağıtımı, buzağı beslemesi gibi işlerde robotların konumu öne çıkacaktır.

Ayrıca kızgınlık takibi, her türlü bilgisayar teknolojisi ve iletişim yöntemleri devreye sokulmak zorundadır.

Kızgınlık takibi için etkin alet, malzeme, bilgisayar yardımı, kayıt tutma ile kolaylık sağlayacak olan her şey giderek daha da önem taşıyacaktır.

Hastalık takibi, transponderler,  uzaktan çiftlik kontrolleri, kızgınlık gösteren ineği olduğu gibi, iştahsız inekleri de bildiren teknolojiler büyük oranda kullanıma girecektir.

Çiftlik çalışanlarının etkin işgücü haline getirilmeleri için eğitimlerinin her zamankinden daha büyük önem taşıyacağı da akılda tutulmalıdır.

Gıda sektöründe, özellikle hayvansal kökenli gıda sektöründe geleceğin vizyonu iki yönden öne çıkacaktır.  Birincisi kalite, ikincisi ise kooperatifleşme olacaktır.

Süt kalitesinin önemi:

Kalitesiz bir hammaddeden kaliteli bir ürün elde etmek mümkün değildir.  Kaliteli süt ise gelecekte hem üreten işletmelere, hem de bu sütü işleyen işletmelere kazanç sağlayacaktır. Kaliteli süt;  tekniğine uygun olarak sağılmış, derhal soğutulmuş, en kısa sürede işleneceği üniteye ulaştırılmış, belli bir miktardaki, yağ ve protein değerleri uygun olan süttür.

Bu tanımı biraz daha açarak, inceleyelim.  Süt kalitesi iki başlık altında ele alınmalıdır. İlki memenin içindeki süt, ikincisi ise memeden alınan, yani sağıldıktan sonraki süt.

Hasta bir organın çıkaracağı salgı da sağlıklı olmayacaktır.  Burada özellikle “gizli mastitis” veya “gizli meme iltihabı”ndan söz etmek gerekir.

Görünen meme iltihabı zaten sütün pıhtılaşması, memenin şişmesi, kızarması ile kendini gösterir.  Ancak; gizli yangılarda meme dokusu dış bakıda kızarık ve şiş, süt ise; görünüm olarak pıhtılı ve kanlı değildir.  Meme dokusuna gizlenmiş mikroorganizmaların, özellikle Staph. aureus dediğimiz mikroorganizmanın sebep olduğu gizli mastitis ile vücut arasında bir savaş, bir mücadele söz konusudur.  Bu mücadele esnasında meme dokusunu savunmaya çalışan akyuvarlar ölerek sütün içine düşerler.  Savaş ne kadar zorluysa, sütün içine düşen akyuvarlar da o kadar fazla olur.  İşte, dış bakıda görülmese de meme içinde süregelen bu mücadelenin göstergesi ” somatik hücre”lerdir.  Eğer sütün içinde somatik hücre çoksa meme “gizli mastitis” olayıyla karşı karşıyadır.  Somatik hücre sayısını öncelikle CMT (Kaliforniya Mastitis Testi) ile saptayabiliriz.  Kesin sayıyı bilmek için somatik hücre sayımı yapmak gerekir.  Sağlıklı bir memeden çıkan süt 200.000’in altında somatik hücre içermelidir.  Bu değerin ne kadar altında olursa o kadar kaliteli bir süt elde etmiş oluruz.  ABD’de 300.000’in üzerinde somatik hücre sayımı olan süt çiftliklerine önce uyarı yapılır.  Problem devam ederse o çiftliğin sütü alınmaz.   Bu sanayinin koyduğu bir kuraldır.

Gizli mastitis etkenleri bulaşıcı etkenlerdir.   Memeden memeye, inekten ineğe bulaşabilirler.  Diğer yandan gizli mastitis, somatik hücre sayısıyla orantılı olarak, sütün miktarını azaltır. Bu kayıp, örneğin; 500 bin somatik hücre sayımı yapılan bir sütü sağdığımız ineğin her gün 2 litre eksik süt vermesi anlamına gelir.  Her gün ve birçok inek için bu durum söz konusuysa kaybın miktarının çok büyük boyutta olacağı açıkça ortadadır.

Somatik hücre sayısı yüksek olan sütlerden yapılan mamüllerin ise dayanıklılığı az, yani raf ömürleri kısa olur.  Daha erken bozulurlar. Mamül istenilen tadı vermez ve acılaşma söz konusudur.

Süt kalitesini etkileyen diğer konu sağım esnasındaki hijyen ve sağım sonrası soğutmayla ilgili olan bir göstergedir.  Bu ise “toplam bakteri sayısı” olarak bilinir.  Sütü sağarken usulüne uygun davranılmazsa ve sağılan süt derhal soğutulmazsa toplam bakteri sayısı artar.  Böyle sütler “kalitesiz süt” kabul edilir. Bunlardan yapılan mamüller de kalitesiz olacağı gibi, elde edilen miktar da az olur.  Milyonlarca mikroorganizmanın süt içerisinde üremesi sütün protein ve şekerinin bu bakteriler tarafından tüketilmesine sebep olacağı için daha az mamül elde edileceği gibi, erken bozulan yani raf ömrü kısa, çabuk acılaşan, istenen tadı vermeyen ürünler elde edilir.  Dolayısıyla süt sanayicisi tarafından beğenilmeyen bir hammaddedir.

Bu günlerde başlamış olan bir uygulama, geleceğin gıda vizyonunda iyice yerleşecek, kaliteli hammaddeye iyi fiyat, kalitesiz hammaddeye kötü fiyat verilecek veya kalitesiz hammaddeler reddedilecektir.  Ödül ve prim ile, bunun tersi, ceza yöntemi birlikte işleyecektir.  Bu yüzden doğru sağım teknikleriyle sağılmış, derhal soğutulmuş sütlerin daha iyi gelir sağlayacağı kesindir.

Geleceğin gıda vizyonunda kooperatifleşmenin önemi: 
Kooperatifleşme öncelikle süt üretimi yapan küçük çiftliklerin yaşaması için önemlidir.  Bugün önemli olduğu gibi, gelecekte çok daha fazla önem taşıyacaktır.  Endüstriyel boyuttaki hayvancılık işletmeleri artmakta ve her gün aynı standartta, toplu süt isteyen süt sanayicisi tarafından tercih edilmektedir. Küçük işletmelerin,  ne yazık ki; kooperatifleşmezlerse ileride ayakta kalmaları zor olur.  Kooperatifleşme el ele tutuşarak sallantıları başarıyla atlatma yeteneğini geliştirir.  İyi kooperatifleri örnek almak suretiyle, bu yönde atılım yapmak gerekir.  Kooperatifleşme konusunda da, her konuda olduğu gibi, kötü örnek “örnek” değildir.

Kooperatiflerin devlet projelerinden yararlanmaları,  desteklere, teknolojiye ve bilgiye ulaşmaları, süt soğutma tankı almaları çok daha kolay olur.  Kooperatiflerin alıcıyla ve satıcıyla, yani sütü sattıkları üniteyle ve tedarikçilerle pazarlık şansları vardır.

Kooperatifler soğutulmuş kaliteli ve toplu sütlerine daha kolay alıcı bulacakları gibi, daha iyi fiyat sağlayabilirler.  Böylece, üreticiler, kaliteli süt tanımına uygun olarak belli bir miktarı kapsayan, en kısa sürede işleneceği üniteye nakledilmiş, somatik hücresi ve toplam bakterisi gayet düşük sütlerini iyi fiyata pazarlama şansını elde etmiş olacaklardır.

İnek gebe kaldıktan sonra süt verim seviyesini bir süre daha aynı çizgide devam ettirir ve   150 -180 gün sonra yavaş yavaş süt veriminde bir azalma olur.  Süt eğrisinin aşağıya doğru dönmesi, doğum sonrası loğusa izleme programının uygulanmasıyla, aynı zamanda dengeli besleme ile ilişkili olarak erken veya geç olabilir.  Bu şekilde, her şey normalse aylık %7 civarında bir azalma ile süt verimi düşer.  Doğuma iki ay kala ineğin kuruya ayrılması gerekir.  Bunu tam olarak bilmek için iyi kayıt tutulması şarttır.  İki ay sonra doğuracak olan inek sütten kesilir, kuruya ayrılır.  İşte ineğin yaşamında, süt ve döl veriminde en önemli dönem şimdi başlamaktadır.  İneğin “kuru ve temiz”ilkesine uygun olan ayrı bir bölmeye alınması gerekir.  Bunu gözardı etmemeliyiz.

Gözardı edilmemesi gereken diğer bir kural ise;  kuru dönem mastitis pomadının dört meme lobuna sıkılarak, meme başlarının daldırma solüsyonuna batırılmasıdır.

Kuru dönem; ineğin ve dolayısıyla işletmenin geleceğini belirler.  İneğin ve doğacak olan buzağının sağlığı, ineğin süt verimi ve tekrar gebe kalması tamamen bu dönemdeki özene, bakım, beslemeye bağlıdır.

Kuruya ayrılırken ineğe yapılması gereken aşı uygulamaları kesinlikle ihmal edilmemelidir.  Geniş etki alanı olan parazit mücadelesi, mastitis aşısı uygulaması, viral enfeksiyonlara karşı karma aşı, pasteurella aşısı,  buzağıyı korumak amacıyla yapılan aşılar ile klostridumlara karşı uygulanacak aşılar hep bu dönemde yapılır.

Eğer gerekiyorsa, aşıların rapelleri de bu dönem içinde uygulanır.  Genellikle kuruya ayrılırken ilk aşılamalar ve doğuma 3 hafta kala yapılacak olan tekrarlar ( rapeller) ile aşılar tamamlanır.  Leptospiroz yönünden problemli bir bölgedeysek, doğuma üç hafta kala inek tek enjeksiyonla Leptospirosis’e karşı aşılanmalıdır.

Gebeliğin son üç haftası ineğin en kritik dönemidir.  Son yirmi bir gün için ” geçiş dönemi yemlemesi” uygulanmalıdır.  Geçiş dönemi yemlemesi ineğin doğum yaptıktan sonra tüketeceği yeme alıştırılmasıdır.

İnek rahim içerisinde bir buzağı büyütmektedir.  Son günlerde derisiyle, kemikleriyle, tüyleriyle bir buzağı oluşturan inek vücudundan birtakım maddeleri yavrusunu geliştirmek için kullanmaktadır.  Diğer yandan doğumu takiben buzağıya gerekli olan ağız sütünün meme içerisinde oluşturulması safhasına geçilmiştir.  Ağız sütü koruyucu maddeler içerdiği gibi, yoğun besin maddeleri de içerir.  Koruma ve besleme açısından zengin bir ağız sütü üretimi yaşamsal önem taşır.  Sütten kesme ve kuru dönem günlerinde işkembenin yapısında da birtakım değişiklikler olmuştur.  İşkembe o dönemin yemlerine ve sindirimine göre kendini ayarlamıştır.  İnfusorialar, mikrobiyal yapı ve pililer kuru döneme adapte olmuşlardır.  Bütün bunları gözönüne alarak doğuma 3 hafta kala ” geçiş dönemi yemlemesi” yapılması şarttır.  Geçiş dönemi yemlemesinde temel kural loğusalık ve süt verme dönemindeki yemin aynı formülde alıştırarak verilmesidir.  Yem formülü aynı olmak suretiyle, miktarı düşük tutularak ineğe verilir.  Zaten, karnının gayet büyük bir bölümü yavru ile doldurulmuş ve işkembe hacmi küçülmüş olan inek fazla yem tüketemez.

Tekrar edersek; miktar olarak değil, ama formül olarak, loğusalıkta yiyeceği yeme, inek gebeliğinin son 3 haftası içerisinde alıştırılmalıdır.  Geçiş dönemi yemlemesi yapılmazsa kaliteli ağız sütü oluşamaz.  İnek genetik yeteneğinden gelen süt verimine ulaşamaz veya pik seviyesine ulaşması daha geç olur.

Gebeliğin en önemli döneminin kuru dönem olduğunu belirtmiştik.  Bir önemli konu da bu dönemdeki vücut skorudur.  Bu dönemde inek kesinlikle şişmanlatılmamalıdır.  Kuru dönemde farkına varmadan inekler şişmanlayabilir.  Vücut skoru her zaman aynı kişi tarafından kontrol edilmeli, ineğin şişmanlamasına izin verilmemelidir.  Doğuma girerken ideal vücut skoru 3,5 olmalıdır.

Şişman inek doğumu takiben büyük problemlerin habercisidir.  Yağlı karaciğer hastalığı, güç doğum, yatalak hastalığı, ketosis, döl tutmama gibi sorunlar sayabileceklerimizin başlıcalarıdır.

Doğumu takiben oluşabilecek problemlerin biri de hipokalsemidir. Gerek gizli (subklinik) hipokalsemi, gerekse süt humması= doğum felcini önlemenin yollarından birisi de gebe ineklere doğuma bir hafta kala yüksek dozda D3 vitamininin enjeksiyon şeklinde uygulanmasıdır.  Doğuma 1 hafta kala uygulama, genelde doğumdan 2-8 gün önce olacak şekilde yapılırsa, Kalsiyum-Fosfor dengesi sağlanmış olur.  Bu durumda; vitamin D3 enjeksiyonuyla hipokalsemik vakaları önlersek, aynı zamanda güç doğumu, rahimin dışarı fırlamasını, sonun atılamamasını, abomasumun (şirdenin) yer değiştirmesini, rahim ve meme iltihaplarını, topallığı da büyük ölçüde önlemiş oluruz.

Özet olarak; kuru dönemde ineklerin “kuru ve temiz” bir ortamda bulundurulmasına, aşılarının eksiksiz yapılmasına, geçiş dönemi yemlemesine, hipokalsemiden korunmalarına ve şişman olmamalarına dikkat etmeliyiz.

ABD’deki sütçü sığır işletmelerinde “inek konforu” düşünülerek yatak yerlerine konulan bir yükseltidir. İneğin yattığı yerde, daha ileriye gitmesini engeller. ABD’de yatak yerlerine kesinlikle konulan bu yükselti ülkemizde kullanılmıyor ve bilinmiyor.

Bir süt sığırcılığı işletmesinin iki ana ürünü vardır.  Süt ve buzağı.  Demek ki süt verimi ile döl verimini normal seviyede tutan işletmeler iyi ürün elde ederek, başarılı olacaklar, bunları kaybedenler ise başarısız olacaklardır.

Uygun süt ve döl verimi, genetik yeteneği olan sütçü sığırların, sağlıklı olmaları ve iyi beslenmeleriyle mümkündür.  Bu yönden bakarsak büyük çiftliklerin kazançları büyük olacağı gibi, hatalar yapılırsa, kayıpları da büyük olur.  Sağmal inek sayısına paralel olarak karlılık artacağı gibi, gerekli önlemler alınmazsa zarar da artabilir.  Halk deyimiyle, büyük başın derdi büyük olur.

Döl verimi problemleriyle ilgili olarak ABD’de yapılmış hesaplamalarla ortaya konulmuş finansal kayıplara bakalım.  Ülkemizdeki duruma uyarlayabilirsek ve kayıt tutarsak biz de buna benzer kayıpları hesaplayabiliriz.

Döl kayıplarıyla ilgili olarak dört konu üzerinde duruluyor.  İneklerin uzun süre boş kalması, buzağılama aralığının uzaması, kuru dönemin uzaması, düvelerin ilk buzağılama yaşı.

İneklerin uzun süre boş kalması:  
İnekler 120 günden daha fazla boş kalırlarsa, bu boş günlerin maliyeti ABD’de 2 Dolar olarak hesaplanmış.  120 günün üzerindeki boş günler 2 Dolar ile ve sağmal inek sayısıyla çarpılırsa önemli bir zarar ortaya çıkacaktır.

Buzağılama aralığının uzaması:
Normal buzağılama aralığı 13,5 ay olarak kabul edilmektedir.  Birçok çiftlik 13,5 aylık bir buzağılama aralığı başarısını yakalayamaz.  Örneğin; buzağılama aralığı 15 ay olan 50 başlık bir sütçü sığır işletmesinde, yılda dört buzağı ve tahminen iki düve kaybı olacaktır.  Sadece 45 günlük bir gecikme 50 baş sağmalı olan çiftliğin 2 düvesine mal olacaktır.  Diğer iki buzağının erkek olduğunu düşünürsek kaybın boyutları hesaplara eklenmelidir.

Kuru dönemin uzaması:
Kuru dönem 60 gündür.  Daha fazla olması ekonomik olarak bir artı değer sağlamaz.  ABD’de günlük kaybın 5 dolar olduğu hesaplanmış.  Örneğin, 60 gün kuruda kalması gereken bir inek 65 gün kuruda kalırsa 25 dolar kayba sebep olur ki, inek sayısıyla çarpıldığında zarar büyük boyutlara ulaşır.

Düvenin süt vermeye başlaması:
Düvenin ilk doğumunu yapma yaşı 2’dir.  Yani 24 aylıkken düve ilk buzağısını doğurmuş olmalı ve süt vermeye başlamalıdır.  ABD’de geciken her ay için 150 dolar gereksiz masraf hesaplanmıştır.

Bütün bunları kayıt altına alır ve alt alta yazıp hesaplarsak döl verimindeki problemlerin çiftliğe getireceği olumsuz yansımaları görmüş oluruz.

Hangi önlemleri almalıyız? :
– Kuru dönemde ineklere iyi bakmalıyız.  Ayrı bir bölümde, yeterli alan ve konfor sağlanmış olan kurudaki inekleri son 3 hafta içerisinde geçiş dönemi yemlemesi ile doğuma hazırlamalıyız.
– Buzağılama günü gereksiz yere doğuma yardım etmeden, ancak gerekli olduğu hallerde temizliğe dikkat ederek yardım sağlamak suretiyle ineğe zarar vermeden doğumun gerçekleşmesini sağlamalıyız.
– Doğum sonrası on beş gün ineği izlemeli ve loğusa inek programını, ihmal etmeden, uygulamalıyız.
– İneklerin kızgınlıktayken döl tutacağı gerçeğinden hareketle, etkin bir kızgınlık takibi uygulamalıyız.  Genel öneri ABD’de son yıllarda başarısı kanıtlanmış olan “boya ve tohumlama” sistemidir.  İneklerin kızgınlıklarının kaçırılması boş geçen günlerin başlıca sebebi olarak görülmektedir.  Bunun için sürüdeki döl tutması gereken inekler her gün aynı saatte kontrol edilmeli ve kuyruk üstlerine sürülen boyanın silinip silinmediği görülmelidir.  Atlamaya izin veren ineğin boyası silinecektir. Diğer, ikincil kızgınlık belirtileri de izlenerek inek tohumlanmalıdır.

Yukarıda sayılan dört ana işlemin yanı sıra dikkat edilecek önemli hususlar şunlardır.

? İneklerin vücut kondisyonu
? İneklerin geviş getirme oranı
? İneklerin laktasyon eğrilerinin izlenmesi
? Kaba yem kalitesi
? Toplam yemin kuru maddesi
? Toplam yemin besin değeri

– Vücut kondisyonu süt verimi başlangıcında biraz düşük olsa da, kuru dönemde düşük veya aşırı yüksek kondisyon her zaman zararlıdır.
– İnekler dinlenirken gözlendiğinde her an için mutlaka yarısı geviş getiriyor olmalıdır.  Bu oran %40’ın altındaysa asidoz, selüloz kaynağında eksiklik gibi problemler yönünden incelenmelidir.
– Pik seviyesine çıkamayan veya orada fazla tutunamayan inekler bize yemdeki besin yoğunluğu ve işkembe sağlığı ile ilgili problemleri işaret etmektedirler.
– Kaliteli kaba yem her şeydir.  Silaj kullanılıyorsa, hasat edilmesi, muhafazası kadar açıldıktan sonraki gösterilen özen de çok önemlidir. Kötü silaj ineklerin başına dert açabilir.
– İneklere verilen yemler veya hammaddeler selüloz, enerji ve protein değerleri açısından bilinmelidir.  Bu da tahlil ile ortaya çıkar.  Değerler bilinmezse yapılan yem formülasyonu doğru olmaz.  Ayrıca kuru madde açısından da mutlaka bir tahlil yapılmalıdır.
– Kağıt üzerindeki yem formülasyonlarının uygulamada da incelenmesi gerekir. Uygulama hatalıysa kağıt üstündeki rasyonun doğru olması bir şey ifade etmez.
– Rasyonda sık sık değişiklik yapılması önerilmez.  Çok gerekli değilse, rasyon değişiklikleri yapılmamalıdır.
– Yemliklerde yem artmalıdır.  “Artmayınca yetmez” deyişine uygun olarak, artan kısmın yem değeri olmalıdır.  Yani yenmeyecek kısımların artmış olması “artan yem” sayılmaz.  Artan kısım gerçekten tekrar verildiğinde yenebilecek nitelikte olmalıdır.  Yemliğin önünde boş yemliğe bakan inekler varsa işler yolunda değildir.
– Yemin içerisinde hayvanın bulunduğu dönem ve grup ile ilişkili olarak vitamin ve mineral bulunmalıdır.  Süt vermeye henüz başlamış olan inek, kurudaki inek, geç laktasyon dönemindeki inek farklı protein, enerji oranlarına ihtiyaç duyacağı gibi, vitamin ve mineral ihtiyaçları da farklıdır.

– Sürüyü sürekli gözle
– Gözün hayvanların üzerinde olsun
– Gözlemekten vazgeçme
– Kızgınlığı gözle
– Vücut skorunu gözle
– Yemleme esnasında yemliğe gelişi gözle
– Yemliği gözle
– İneğin yatıp yatmadığını gözle
– İnekleri geviş getirirken gözle
– Geviş getirenlerin oranını gözle
– Doğum sonrası en az 15 gün gözle
– Hayvanı yürürken gözle
– Hayvanların derisini, tüylerini gözle
– Hayvanların yüzüne, gözüne bak, dikkat et
– Yemlik boş mu, dolu mu gözle
– Yenmeyen kısımları gözle
– Kaba yemin partikül büyüklüğünü gözle
– Suluğu gözle
– Dışkıyı gözle her türlü kaydı tut ve gözle 
– Doğumu takip eden beşinci günde sütteki somatik hücre sayısını
kontrol et ve gözle
– Doğumu takip eden beşinci günde süt verimini tespit et ve gözle
– Kızgınlığı kontrol ederken ikincil belirtileri de gözle
– Pedometre, aktimetre ile hareketler izlense bile, ikincil belirtileri
yine gözle
– Masrafları kontrol et ve gözle
– Düvelerin gelişimini gözle
– Her şeyi sistemli yap, zamanında yap, zamanında gözle
– Buzağıların ağız sütü alıp almadıklarını gözle
– Göğüs ölçerle ölçerek veya tartarak büyümeyi gözle
– Buzağı ve düvelerin gelişimini gözle
– Buzağıların buzağı maması, kuru yonca, buzağı başlangıç
yemi tüketimini gözle
– Buzağıların solunumunu gözle
– Buzağıların göz çukurlarını kontrol et
– Buzağıların dışkılarını, rengini, kıvamını gözle
– Doğumu takip eden günlerde vücut ısısını, iştahını, hareket,
halsizlik gibi belirtileri, bakışları gözle
– İneklerin laktasyon ( süt verimi ) eğrilerini yap ve gözle
– Sürüdeki hastalıkları istatistiksel olarak gözle
– Kızgınlık takibi yaparken her gün aynı saatlerde gözle 
– Tohumlama tarihini yaz. 3 hafta sonra o inekleri tekrar gözle
– Döl tutma konusunda;
boş kalan günlerini
iki doğum arasındaki günleri not ederek, gözle
– İneklerin pik seviyesini ne kadar zamanda çıktıklarını, ne kadar
pik seviyesini muhafaza ettiklerini not ederek, gözle
– İneklerin ayak-bacak ve meme yapılarını gözle
– İneklerin sürüde kaldıkları süreyi not et ve gözle
– Doğum sonrası zayıflamayı, ne kadar sürdüğünü gözle
– Kurudaki ineklerin şişmanlayıp, şişmanlamadıklarını gözle
– Memeden çıkan ilk süt damlacığını gözle
– Süt proteinini, süt yağını belli aralıklarla tahlil ettir, not tut ve gözle
– Kuruya aldıktan sonra, takip eden günlerde ineklerin memelerini gözle
– Mastitis olduğunda mikrobik tahlil yaptır, not et ve gözle
– Sağımcıları gözle, sağımın nasıl yapıldığını, kurallara uyulup
uyulmadığını gözle 

Yem katkıları hayvanların verimlerini, yemlerin kalitelerini arttırmak amacıyla yemlere katılan maddelerdir.

Yem katkı maddeleri çok geniş bir yapıyı içinde bulundurmaktadır.  Verim artırıcı özelliklerinin yanında, yem fabrikalarında teknolojik olarak kullanılan, lezzet artırıcı, sindirim kolaylaştırıcı, iştah arttırıcı olarak kullanılan çeşitli yem katkıları vardır.  Yem katkıları ilaç olarak kullanılamazlar.  Etkilerini devamlı, uygun aralıklarla ve uygun miktarda alındıklarında, zaman içerisinde gösterirler.

Yem katkı maddelerinin hayvanlara, insan gıdalarına ve çevreye zarar vermemesi esastır.  İnsan sağlığı ve gıda güvenliği yönünden son yıllarda antibiyotik ve antikoksidiyal içeren yem katkı ve büyütme faktörleri yasaklanmıştır.  Ancak mikroorganizmalar boş durmamaktadırlar.  Bunlara yönelik olarak tamamen organik, bitki özlerinden, esanslı yağlardan oluşan yem katkı maddeleri piyasaya verilmiştir.

Yem katkı maddeleri özellikle süt veren hayvanlarda vücudun süte geçirdiği mineral ve vitaminleri yerine koyacak şekilde formüle edilerek sürekli kullanım ile yarar sağlarlar.  Bu katkılar ya yem fabrikalarında yemlere katılırlar ya da kendi yemini kendi yapan işletmelerde yemlere katılarak kullanılırlar. Yem katkıları öncelikle kalsiyum, fosfor, magnezyum, gibi temel maddeleri içerdikleri gibi, çinko, selenyum gibi mikromineralleri de içermelidirler.

Bunun dışında vitaminlerden A, D, E, K vitaminleri gibi yağda eriyen vitaminleri, B grubu ve C vitamini gibi suda eriyen vitaminleri veya aminoasitleri içeren yem katkı maddeleri de kullanılmaktadır.  Diğer yandan acil enerji ihtiyacını karşılamak, vücudun bağışıklık sistemini hazır halde tutmak için kullanılan yem katkıları da mevcuttur.

Bazı yem katkıları da özel durumlar için hazırlanmış özel formüller şeklinde olurlar.  Özel durumlar deyince akla gelebileceklerin başında gebeliğin son günleri ile, doğumu takip eden günleri sayabiliriz. Doğum her zaman stres faktörüdür.  Yem katkılarının çoğunluğu antistres faktör olarak kullanılır. Vücut stresin etkisiyle savunma sistemini yitirirse hastalanma, verim düşüklüğü, kaçınılmaz olacaktır. Önemli stresli günlerin özel hazırlanmış yem katkı maddeleriyle hasarsız atlatılmasına yardımcı olunmalıdır.

Hayvanların destek istedikleri günler vardır.  En önemli destek maddeleri yem katkılarıdır.  Destek verilmesi gereken günlerin başında süt veriminin her gün yükseldiği, buna karşılık ineğin her gün zayıfladığı, doğumu takip eden günler gelir.  Doğum sonrası problemlerin başında gelen sonun atılamaması, abomasumun (şirdenin) yer değiştirmesi, ketosis, süt humması gibi problemler ineklere yapılacak profesyonel yardımlarla önlenebilir.  Başka bir stres faktörü ise ani hava değişikliğidir.  Ani değişen her şey, hava, yem ve yer değişiklikleri her zaman stres faktörüdür.  Stres ise verimin azalması yanı sıra hastalıklara davetiye çıkaran bir olaydır.  Stres bağışıklık sistemini sarsıntıya uğratır.  Sistem destekleyicilerin örneğin; selenyum, E vitamini, çinko, A vitamini, magnezyum, iyot gibi mineral ve vitaminlerin yemlerle verilmesi direnci arttırıcı etki yapacaktır.  Yem katkı maddeleri süt verimini, et verimini artıracağı gibi, döl tutma yönünde de olumlu etki yaparlar.

Dolayısıyla önemli bir verim olan yavru verimini de arttırırlar. Kötü beslenmenin, buna bağlı olarak ortaya çıkabilecek hastalıkların da önüne geçmek için kullanılır. Kızgınlık ve tohumlama dönemlerinde yemleme suretiyle yardımını gördüğümüz yem katkı maddeleri de söz konusudur.  Eksikliği halinde birçok problemle karşılaşacağımız vitamin ve mineraller yem katkı maddelerini içeriğinde yer aldığından, bu katkıları işletmelerde kullanılması şart olan materyaller arasında sayabiliriz.

İneklerin genetik olarak verim yetenekleri arttıkça, bunu karşılayacak bakım ve beslemeye olan ihtiyaçları da artar.  Verim artışı daha çok enerji ihtiyacı, daha çok vitamin ve mineral ihtiyacı demektir.  Yemler bu katkılarla desteklenmezse birçok metabolik hastalıkla karşılaşacağımız gibi, vücudun savunma mekanizmasındaki aksaklıklar dolayısıyla enfeksiyonlara karşı duyarlılıkta artacak ve hayvanlarımız daha çok ve daha çabuk hastalıklara yakalanacaktır.

Her türlü verim arttırıcı, iştahı ve yemden yararlanmayı arttırıcı, sindirim düzenleyici, stresten koruyucu etkileriyle yem katkı maddeleri hayvancılık işletmelerinin vazgeçilmezleri arasında yer almaktadır.

Yem katkılarını seçerken insanların gıda güvenliğine saygılı, organik, esanslı yağlar (karanfil yağı, tarçın yağı, kekik yağı) ve bitki özlerinden (karanfil, keçiboynuzu, kekik, mercanköşk, keten tohumu, ekinezya, maya, bira mayası kabuğu, kumkuma, ortanca, at kuyruğu, keklik otu, çemen otu, enginar özü, çam özü)  elde edilmiş olanlarının seçilmesine dikkat edilmelidir.

GENOMİCS Çalışmaları Hakkında Genel Bilgi:

USDA (ABD Tarım Bakanlığı) tarafından 2004 yılında başlatılan DNA ve Sığır Gen Haritası çalışmaları ve İllumine Bovine SNP 50 projesiyle çıkarılan genetik markerler sayesinde yapılan GENOMİCS araştırmaları boğaların test edilmesi aşamasında yepyeni olanaklar yarattı.  İllumine Bovine şirketi şu anda bir tarama ücreti olarak 250 USD ($) alıyor.  Bugüne dek 2000 yeni boğa (1998-2008 yılları arasında) ve 3500 eski boğa  (1996 yılına kadar) taramadan geçirildi.  Taramadan geçirilen boğalarda mevcut durum ile tahmin edilenler karşılaştırıldı.
Öncelikle hangi genlerin ya da gen gruplarının hangi karakterleri etkilediğine bakıldı.  Örneğin; süt verimi bir tek gen, somatik hücre sayısı ise bir gen grubu tarafından etkileniyor.  DNA tahlili için kuyruk tüyü, kan, sperma ve kıl kökü kullanılabiliyor.  Her ay 1000 yeni boğa taranarak veriler hızla biriktiriliyor.  Özellikle embriyo transferinden doğmuş anne, babası bir, tam kardeş boğaların hangisinin ileride üstün olacağını bildiren bir buluş olduğu için genomics çalışmasına önem veren şirketlerin en doğru boğayı seçeceklerine “garanti” gözüyle bakılıyor.

Örneğin; aynı anne babadan doğan iki kardeş boğa, biri Moscow, diğeri Dublin.  Pedigriye göre PTAM 1583, Yağ 26 değerlerini taşırken, genomics çalışması sonucu Dublin PTAM’de +634, Moscow +1633, Yağda Dublin -17, Moscow +28 çıkıyor.

Genomics çalışmaları sonucunda 2009 yılından itibaren pedigrilere PTA gibi GPTA kısaltılması konulmaya başlandı.  G görüldüğünde genomics çalışması yapıldığı anlaşılacak.  Bu çalışmalarla genlerin anne ve babadan çocuklara geçişinin çok varyasyon gösterdiği ortaya konuldu.  Hangi gen, hangi kardeşte kendini gösterecek?  İşte bu sorunun yanıtı genomics ile veriliyor.
Genomics ile Reliabilite, yani gerçekleşebilirlik (REL) değerleri verimde %40’tan %70’e, Tipte %37’den %65’e, sağlık ve vücut yapısı ile ilgili bilgiler %31’den %60’a çıktı.  İşte bunun üzerindeki bilgileri ise, PROGENY Test tamamlıyor.
Ancak; bu henüz yeterli değil.  Progeny test çalışmalarına devam edilmesi gerekiyor.  REL değerleri %80’in üzerine çıktığında progeny test’e gerek kalıp kalmadığı tekrar düşünülecek. WWS firması en çok genomics çalışması yapan firma olarak 5-10 yıl daha progeny çalışmalarını sürdüreceğini açıkladı.

Genomics çalışmalarıyla nerelere ulaşılır?
1- Yeni inek aileleri, akrabalık olmayan hatlar keşfedilecek.
2- Genetik etkinin, bakım ve besleme koşulları elimine edilerek, tam anlamıyla hangi genetik faktörlere dayandığı ortaya konulacak
3- Metabolik hastalıklara karşı dayanıklılık, somatik hücre sayısı, uzun ömürlülük gibi genetik karakterler ortaya konulacak.
4- Gebelik süresi 7-8 gün kısaltılabilecek.  Hatta bu şekilde güç doğum problemleri önlenebilecek.  Buna en güzel örnek OMAN isimli boğa.  OMAN Dünya’nın en iyi boğası olmasının yanısıra, kolay doğum ihtimali en yüksek boğa, aynı zamanda, OMAN’ın kızları normal inek doğum periyoduna göre 7-8 gün önce doğuruyor.
5- Fertilite yönünden çok büyük gelişmeler sağlanacak.  Çünkü Fertilitesi yüksek boğalar veya boğa aileleri keşfedilecek.

ABD’de genomics çalışmalarını basitçe poker oyunu şeklinde açıklıyorlar.  Geleneksel olarak yapılan boğa testlerinde beş kağıdın beşi de bilinmeden oyuna başlanırken. Genomics ile beş kağıdın üçü bilinerek oyuna başlanmış olacak. Şimdilik kalan iki kağıdı ise “progeny test” açacak.

Genomics çalışmaları boğa istasyonu ve sperma üretim merkezlerine progeny test sonucunda hayal kırıklığına uğramama ve daha isabetli seçim yapma şansını tanıyacak.

Süt sığırcılığında bilindiği gibi en çok ve en uygun kullanılan teknoloji suni tohumlamadır. Diğer bir ıslah yöntemi ise embriyo transferi olup, birkaç adımlık mesafeyi bir adımda katetmeyi sağlar. Bu işin teknolojisiyle uğraşan şirketler her geçen gün daha ileriye gitmenin yolunu aramayı sürdürmekteler. Yeni geliştirilen teknolojileri şöyle sayabiliriz;

1- Dişi sperma (Cinsiyeti belirlenmiş sperma)
2- Affirm
3- Bovatel
4- Igenity
5- Health Mark
6- Bilgisayarlı Eşleştirme
7- Kızgınlık kontrolünde yardımcı materyal
8- Döl tutma problemlerine profesyonel yaklaşım.

1. Dişi Sperma ( Cinsiyeti belirlenmiş sperma):
Dondurulmuş sperma üreten şirketler teknolojinin olanakları ve piyasanın istekleri doğrultusunda yeni araştırmalarını sürdürüyorlar. Bu araştırmaların en çarpıcısı XY teknolojisi ya da Flow cytometer teknolojisi olarak bilinen cinsiyeti belirlenmiş sperma. Özellikle Holstein ırkı ve diğer sütçü sığır ırkları için ” dişi sperma” teknolojisi olarak algılayabileceğimiz bu teknik son on yıldan beri üzerinde çalışılan, ancak son iki yıldan beri ticari olarak piyasaya sürülen bir teknik. Flow cytometer, laser, elektrik yükleme teknolojilerinin bir araya getirildiği ” dişi sperma” uygulaması giderek yaygınlaşıyor. Ancak; normale göre döl tutma oranındaki düşüklük ve pahalılık gibi bazı problemleri var.

2. AFFİRM: 
ABD’de bir sperm üretim şirketinin patentli keşfi olan Affirm teknolojisi “fertility first” yani “önce döl tutma” sloganıyla oluşturulmuş. Geleneksel üretimde, dondurulmuş sperma hücrelerinin ilk bir saatten sonra giderek hareketleri ve canlılıkları azalırken, bu yöntemle üretilen sperm hücreleri üç saat sonra bile aynı hareket ve canlılıklarını korumaktadırlar. Böylece döl yolunda daha çok canlı spermatozoit bulunmakta, döl tutma oranları % 6,5 civarında artmaktadır.

3. Bovitel:
Bu yöntemin patenti yine Affirm ile aynı firmaya ait olup, ” dişi yönünden zenginleştirilmiş sperma” olarak adlandırılabilir. Geleneksel üretime göre; % 10 daha fazla dişi buzağı doğmasını taahhüt eden bu yöntemde, döl tutma oranında düşüklük söz konusu olmuyor.

4. Igenity: 
Igenity teknolojisi aslında bir DNA teknolojisidir. Böyle bir ihtiyaç embriyo
transferinden doğan annesi, babası aynı erkek buzağılar arasında en iyisinin seçilmesi için doğmuştur. Daha sonra progeny test adayı olan erkek danaların isabetli seçimi için kullanılmaya başlanan bu teknolojiden giderek daha yaygın yararlanma olanakları ortaya çıktı. Şimdi boğaların aktarabildikleri genleri bulmakta yararlanılıyor. Verimlilik ömrü, sütçülük formu, süt verimi, süt yağı, süt proteini, peynir verimine etki eden beta ve kappa casein, beta lactoglobulin gibi genlerin yanı sıra, holstein ırkında kırmızı genin olup olmadığı ya da genetik hastalık yapan genlerin olup olmadığı yine Igenity teknolojisiyle belirleniyor. Örneğin, *CVM, *BLAD, *DUMPS gibi resessif ( çekinik) genlerle aktarılan genetik bozukluklar bu teknikle belirlenebiliyor. Bu tekniğin günden güne ileriye gitmesi çok uzun yıllar sonra progeny test’e gerek kalmaması hayalini de beraberinde getiriyor. Yapılan çalışmalar progeny test sonuçlarıyla Igenity sonuçlarının paralellik gösterdiğini ispat ediyor. Bilindiği gibi progeny test yüksek maliyetli, meşakkatli ve uzun zaman alan bir iş. Belki Igenity çok yıllar sonra progeny test yapmaktan daha kolay bir yöntem olarak onun yerini alabilir. Tabii şimdilik bu bir hayal olmaktan öteye gidemiyor.

5. Health Mark: 
Bu ise; Igenity teknolojisinin uyarlanmış hali ABD’deki büyük sperma üreticisi bir firmanın patentini aldığı Health Mark uygulaması DNA tekniğiyle bazı markerlerin belirlenmesi işlemi. SCS ( somatik hücre sayısı), boğanın kızlarındaki gebelik oranı (DPR) ve verimlilik ömrü (PL) ile ilgili genlerin markerleri ile döllerine aktarılma yüzdeleri tesbit ediliyor. Bu yöntemle yeni başlatılan bir çalışma sayesinde Leptin geni de incelenmeye başlandı. Böylece besleme, yağlanma, vücut yağı genleriyle, bunlara ilişkin olarak döl verimi yeteneği ortaya konulacak. Sürekli yeni markerler bulunarak laboratuvardaki sonuçlarla, canlı üzerindeki çalışma sonuçları arasındaki korelasyonlar inceleniyor. Yıllar geçtikçe birçok yetenek konusunda önceden belirleme yapmak mümkün olacak. Böylece boğalar daha genç yaşta güvenle kullanıma geçebilecek.

6. Bilgisayarlı Eşleştirme:
Sperma kullanımında çiftlikteki sürünün gerçek ihtiyaçları belirlenerek o yönde düzeltme yapabilecek boğaların kullanılmasını sağlayan bir yöntemdir. Konusunda yetişmiş uzmanlar tarafından puanlanan inekler eksik yönünü geliştirecek boğa spermalarıyla tohumlanırlar. Aktarma yeteneği ve yüzdesine göre bir sonraki nesillerde bu eksiklikler olmaz. Örneğin; cüsse, sütçülük görünümü, meme başının uzunluğu, meme sarkıklığı, ayakların basışı, kalça genişliği ve benzeri birçok fiziksel yapı bu sayede düzeltilir. Diğer yandan pedigri bazında bilgiler girilirse kan yakınlığı oluşmayacak şekilde boğa seçimiyle resessif (çekinik) genlerin bir araya gelmesi önlenir. Böylece *CVM, *BLAD, *DUMPS gibi genetik bozuklukların ortaya çıkmasına engel olunur. Fiziksel eksikliklerin giderilmesiyle meme problemleri, doğum güçlükleri ve akla gelebilecek birçok problem önceden önlenmek suretiyle bir çeşit ” koruyucu hekimlik” hizmeti de yerine getirilmiş olur.

7. Kızgınlık Kontrolünde Yardımcı Aletler:
İneklerde kızgınlık kontrolünün en önemli belirtisi ineğin durması, yani üzerine atlanmasına izin vermesidir. Kızgınlık tesbitinde başarılı olmanın yolu ise iyi bir gözlemdir. İnekler özellikle verimleri yükseldikçe daha gösterişsiz kızgınlık göstererek ilgilileri yanıltabilir. Bu yanılmalar kızgınlığın gözlenememesi, tohumlamada geç kalınması, ineğin döl tutmada gecikmesi ve işletmenin zarar görmesi gibi sonuçlar doğurabilir. Kızgınlık kontrolünde insanlara yardımcı olabilen boyalı, saatli, kazı ?kazan tarzında, mıknatıslı, aktivite artışını kaydeden, atlama sayısını belirleyen yardımcı aletler üzerinde çalışılmış olup, bu konudaki etkin arayışlar devam etmektedir.

8. Döl Tutma Problemlerine Profesyonel Yaklaşım:
Döl tutma problemleri süt veriminin artışıyla birlikte artış göstermiştir. İnek konforu, barınak dizaynı, yem formulasyonu, stres faktörleriyle mücadele, aşılama ve diğer koruyucu hekimlik yöntemleri, yem katkı maddelerinin yerinde kullanılması, sperma uygulamasının dikkatli yapılması gibi birçok konuyu içeren profesyonel yardımlar doğrudan çiftliklere taşınarak döl kayıplarının önüne geçilmeye çalışılmaktadır. Son yıllarda bu konularda gelişmeler olmuş, döl tutmanın metabolik hastalıklarla, besleme şekliyle, barınak yapısıyla ve özellikle sıcaklıkla yakın ilgisi ortaya konmuş, mücadele yöntemleri belirlenmiştir. Üreticilerin de teknolojileri kullanmaları halinde büyük zararlardan kurtulacakları gayet açıktır.

* CVM ( Complex Vertebral Malformation)
* BLAD ( Bovine Leucocyte Adhesion Deficiency)
* DUMPS ( Deficiency of Uridine Monophosphat Syntase)

Dosyayı görüntülemek için tıklayınız.

Süt sığırcılığı yapan işletmelerde mastitis ( meme yangısı) ile yapılan mücadelede, yapılan masrafların beş katı kazanç sağlandığı ortaya konulmuş. ABD’de yapılan çalışmalarda mastitisle mücadelenin bir masraf kapısı değil, bir yatırım olduğu vurgulanırken, masraf olarak görülen meme daldırma solüsyonu, deterjan, kuru dönem meme tüpü gibi harcamaların beş katıyla işletmeye kazanç olarak geri döndüğü ifade ediliyor.

Bu konuyu irdelemeden önce; mastitis’le mücadelede kullanılan yöntemlere bir göz atalım. Sağım öncesi ve sonrası daldırma, masititis’e karşı aşılama, ineğin kuruya ayrılması esnasında memeye ilaç bırakılması, sağımda doğru tekniklerin uygulanması, genel temizlik kurallarına uyulması. Bunlara ek olarak problemi çözümleyen ineklerin sürüden çıkarılması ile mastitis’li ineklerin en son sağılmasını da, mastitis kontrol yöntemleri arasında sayabiliriz.

Mastitis, sütçü sığır sürülerine en çok zarar veren hastalıkların başında gelir. İşletme gizli ya da klinik mastitis sebebiyle süt kaybeder, fazladan işçilik masrafı ve zaman kaybı ortaya çıkar. Antibiyotik masrafları, veteriner hekim giderleri, diğer ilaç giderleri, antibiyotikli sütün satılamaması gibi problemler çiftliğe yük olmaya devam eder. Mastitis bazen ineğin ölümüne sebep olabilecek hale gelebileceği gibi, çoğunlukla ineğin sürüden erken çıkarılması söz konusu olur. Mastitis kontrol programları, çiftliğe en fazla ekonomik yarar sağlayan uygulamalardır.

Süt, inek ve zaman kayıplarını hesap edersek, bir de kaliteli sütün değerini bilen bir işletmeden, kaliteli sütümüz için prim alabiliyorsak, uygulamaların ekonomik geri dönüşünün mükemmel olacağı ortadadır. Bu şekilde bakarsak meme daldırma solüsyonlarına, kuru dönem meme tüpüne, mastitis aşılarına ve deterjanlara ödenen paranın, geri dönüşü itibariyle, çiftliğin sigortası gibi algılanması da mümkündür. Gelin, bu küçük masrafları yapalım, ineklerimizi mastitis’ten koruyalım ve 1 e 5 kazanalım.

Soru: Gebeliğin son 3 aylık döneminde, kortizon (Dekzametazon ve Prednizolon) kullanıldığında, düşüğe sebep olmaktadır.  Bunun nedeni nedir? Dekzametazon ve prednizolonun sebep olduğu düşük mekanizması nasıldır?

Cevap: Dekzametazon gibi glukokortikoid (GCT) hormonlar, ineklerde aborta/düşüğe neden olabilir ya da doğumu başlatabilir.  Glukokortikoid alan hayvanlarda, tipik olarak sonun atılamaması ve doğumu başlatan diğer komplikasyonlar (erken doğum, metrit, vb.) görülmesine rağmen, mekanizma normal doğum mekanizmasına çok benzemektedir.

Fetüs ergin hale geldiğinde, tipik olarak fetüsün hipotalamusunun, CRH (kortikotropin salgılatıcı hormon) olarak adlandırılan bir hormon salgılama yeteneği vardır.  Bu hormon, hipofiz bezi yolu ile ACTH (adrenokortikotropik hormon) hormonunun salgılanmasını stimule eder.  Bundan sonra, ACTH hormonu, böbrek üstü bezi korteksini stimule eder ve bir kortikosteroid olan kortizol salgılanır, böylece kortizol de doğum sürecinde yer alır.  Bu hormonlar, aynı zamanda stres yanıtında yer alırlar.  İnsan veya hayvanlar stres altında iken, stres oluşturucu faktöre karşı tepki olarak, kortizol salgılanması artar.  Uterusun içinde fetüsün ölçüsü büyüdükçe dokuların gerilmesi ve daha fazla büyümeye imkan vermeyen kısıtlı alan, belli seviyede “stres” oluşturarak fetüsün CRH/ACTH/Kortizol salgılayarak yanıt vermesine yol açmaktadır.

Gebeliğin son üç aylık periyodunda, kortizol, utero-plasental bölüm üzerinde etkili olarak östrojen ve prostaglandinler salınmasına yol açar ve aynı zamanda progesteron üretimini baskılar.  Östrojen ve prostaglandin, oksitosin hormonu ile birlikte uterusun kontraksiyonuna yol açarak doğumu teşvik eder.

Diğer yandan progesteron, uterusu kontraksiyondan uzak tutar ve gebeliği sürdürür.  Normal doğum sürecinde buzağı ergin hale geldiğinde ve yeterli miktarda kortizol salgılayabilecek kapasitede olduğunda, doğal olarak uterusu kasacak hormonların üretilmesini temin eder ve uterusu durağanlaştıracak hormonların salgılanmasını da baskılar.  Bunun sonucunda doğum kanalı gevşer, serviks açılır, uterus kasılır ve buzağı doğar.

Gebeliğin son üç ayında, glukokortikoid (GCT) hormonlarının uygulanması ile de yukarıda anlatılan bu etkiler yaratılmaktadır.  Ancak abort/düşük, 25 mg dekzametazon’un gebeliğin sadece 220/230’uncu günlerinde verilmesi ile meydana getirilebilir.  Prostaglandin ile birlikte verilirse, gebeliğin hemen hemen her döneminde düşüğe/aborta neden olur.

Gebeliğin son üç aylık periyodunda, gebe ineklere GCT hormonlarının verilmesinin kritik olması bu nedendendir.  Aslında, iyi bir uygulama olarak GCT hormonlarının gebe hayvanlarda hiç kullanılmaması en iyisidir.

Dr. Jose E.P. Santos
Hayvan Bilimleri Profesörü, Florida Üniversitesi