Yazılar

İşletmedeki Mastitisli ineklerde  Staphylococcus aureus, Streptococcus,  Corynebacterium, E.coli etkenleri çıktığında Mastitis uzmanı Dr A.Johnson’un önerileri aşağıdaki gibidir:

Her ineğin sütünden kültür yapılmalıdır. Staphylococcus aureus bulunan inekler diğer ineklerden ayrı tutulmalıdır. Bu inekler sürüden çıkarılmalı veya en son sağılmalıdır. Bu inekleri ayırabilmek için ayak bileklerine bant takılmalıdır. Staphylococcus enfeksiyonu olan bu inekler sağıldıktan sonra sağım başlık ünitesi iyice yıkandıktan sonra dezenfekte edilmelidir.  Bu ineklerin çoğu tedavi edilemez ve bu meme iltihabı bulaşıcıdır.   Hem sağım ünitesi hem de sağımcının elleri bu inekler sağıldıktan sonra yıkanıp dezenfekte edilmelidir.

Streptococcus agalactiae çıkan ineklerin tümü sürüden ayrılmalı ve tedavi edilmelidir.  Tedavi bittikten 7 gün sonra kültür yapılmalı, pozitif olanlar tekrar tedavi edilmelidir. Sonra üçüncü kez sütünden kültür yapılmalıdır. Tekrar pozitif çıkan inekler sürüden çıkarılmalıdır.

–        Diğer Streptococcus türleri olan vakaları 5 gün boyunca tedavi edin.

–        Staphylococcus aureus dışındaki Staphylococcus türlerine 3 gün tedavi uygulayın.

–        Corynebacterium vakaları 3 gün tedavi edilir.

Bu etkenlerin meme iltihabına yol açtığı  işletmede çok iyi bir sağım tekniği uygulanmalı ve yüksek kalitede % 1’lik iyotlu son daldırma kullanılarak meme başları tamamen kaplanmalıdır. Ön daldırma da iyotlu ya da klorheksidinli dezenfektanla yapılmalıdır.

Her loğusa inek sağmal sürüye katılmadan önce mutlaka sütünden kültür yapılmalıdır. Pozitif çıkanlara yukarıda tavsiye edilen tedaviler uygulanmalıdır.

E.coli Mastitis olan ineklerde tedavi önerileri:

İneğin durumuna göre karar verilir.  Eğer sistemik olarak hasta (ateşi çıkmış) veya toksik durumda ise serum bağlanabilir, antienflamatuvar ilaçlar veya memedeki şişliği indirmek için steroidler verilebilir.  Eğer ineğin genel durumu kötü değil ise sütü normalleşene kadar hasta barınağında tutulmalı, sıklıkla meme boşaltılmalıdır.  Dışarıdan naneli meme ilacı da uygulanabilir.  Antibiyotik veya antienflamatuvar ilaçlar nadiren fayda sağlar.

Coxiella riketsiya ailesinden, gram negatif bir bakterinin adı.  Hayvanlarda Coxiellosis hastalığına sebep oluyor.  İnsanlarda ise Q fever (Q ateşi, Q humması) hastalığının etkeni anlaşılacağı üzere hayvanlardan insanlara bulaşan hastalıklardan biri, yani zoonoz hastalık.

Hastalık Avustralya’da insanlarda ilk defa görüldüğünde, teşhisi henüz konulamayan bir ateşle ortaya çıktığı için, İngilizce sorgu anlamındaki  “Query” kelimesinin baş harfi olan Q alınarak Q ateşi ( Q humması)adı verilmiş.  Bakteriye ise üzerinde çalışan Harold Cox ve Macfarlane Burnet isimli bilim adamlarının adına Coxiella burnetii denmiş.

Coxiella başta koyunlar olmak üzere, sığır ve keçi gibi geviş getirenlerde, geyiklerde görülen, yavru atmaya sebep olan bir mikroorganizma.  Nadiren kedi, köpek ve yaban tavşanlarında da görüldüğü bildiriliyor.  Çok dayanıklı bir bakteri ve zoonoz olması sebebiyle potansiyel biyoterörizm ajanı olarak görülüyor.

Q humması ilk defa Avustralya’da 1935 yılında mezbaha çalışanları arasında görülmüş.  Hastalık grip vakası gibi ortaya çıkmış.  İnsanlarda yüksek ateş, baş ağrısı, kas ağrıları ile ortaya çıkıp, öksürük, kusma ve ishale sebep oluyor.   Kadınlarda prematüre doğuma, ölü doğuma veya düşük yapmaya sebep olabiliyor.

İnsanlar arasında mezbaha çalışanları dışında, çiftlik çalışanları, veteriner hekimler, kırkımcılar, kasaplar risk grubunda.  İnsanlara hayvanlardan bulaşık karkas, tüy, yün, pastörize edilmemiş süt veya hava yoluyla bulaşabiliyor.  Hastalık etkeni Coxiella burnetii güneş ışınlarına, dezenfektanlara, çevresel koşullara, sıcağa dirençli.

Coxiella burnetii koyunlarda yavru atmaya sebep oluyor.  Klinik belirtilerle teşhisi mümkün değil.  Mutlaka laboratuvar tahlili gerekiyor. Yavru atma olan sürülerde ilk akla gelen hastalık Brusellosis’tir.  Özellikle aşılı sürülerde yavru atma meydana gelmişse, laboratuvar tahlili yaptırmak şarttır.

Bruselloz dışında Klamidya veya Coxiellosis’ten yavru atma olduysa derhal gerçek sebebi bulmak ve önlemleri o yönde almak lazımdır.  Koyunlar hasta olduklarında iştahsızlık ve ateş gibi belirtiler gösterseler bile, bunlar tipik değildir ve teşhise yardımcı olacak belirtilerden sayılmazlar.

Hasta hayvanlar ayrıca belirti göstermeksizin etkeni taşıyabilirler.

Etken sütte yüksek ısı uygulanan pastörizasyon yöntemiyle ölür.  Coxiella hasta hayvanların sütü, idrarı, dışkısı, atık yavruları ve doğum sularıyla diğer hayvanlara ya da insanlara bulaşabilir.  Bir başka bulaşma yolu ise kenelerdir.   Q hummasının, insanlara yönelik olarak hazırlanmış olan bir aşısının Avustralya’da üretilmiş olduğu biliniyor.

Hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalarda ülkemizde de Coxiellosis’in olduğu saptanmış.  Özellikle;  Elazığ, Kars, Ağrı, Erzurum illerinde seropozitif hayvanların olduğu belirtiliyor.  Yavru atma söz konusu olduğunda sadece bruselloz’a takılıp kalmamak, tahlil ve ileri araştırmalar için laboratuvar yardımı almak yerinde olur.

Korunma yöntemlerinin başında hastaları sağlıklılardan ayırmak gelir.  Sütün kesinlikle pastörize edilmeden tüketilmemesi gerekir.  Hasta hayvanlardan ölen olursa tüy ve yünleri dahil yakılması önerilir.

Hastalığın insanlarda ve hayvanlarda tedavisi mümkündür.

Avrupa da sığır ve keçilere uygulanmak üzere hazırlanmış bir aşı mevcuttur.

Aşılar koruyucu hekimliğin ve sürü yönetiminin bir parçasıdır.  Hastalıkları önlemek, görülme sıklığını veya belirtileri azaltmak amacıyla kullanılırlar.

Süt sığırcılığında, besicilikte, koyun ve keçi yetiştiriciliğinde kullanılan aşıları hatırlayalım:

Süt sığırcılığı işletmelerinde;
Septisemi, Pasteurella, Mastitis aşıları, viral enfeksiyonlara (IBR-BVD-PI3-BRSV) karşı aşılar,  Klostridiyal enfeksiyonlara (Yanıkara, enterotoksemi, nekrotik hepatit, basiller ikterohemoglobinüri) karşı aşılar,  Şap, brusellosis, theileriosis, leptospirosis, kuduz aşıları.

Besicilikte;
Şap, leptospirosis aşıları, klostridyum enfeksiyonlarına, viral pnömoni etkenlerine karşı aşılar, pasteurella aşısı, bölgesel olarak ihtiyaç halinde şarbon (Anthrax) aşısı.

Koyun ve keçi yetiştiriciliğinde;
Enterotoksemi ve diğer klostridyum enfeksiyonlarına karşı aşılar, Brusellosis, Ektima, mastitis, PPR (Koyun-keçi vebası), keçi ciğer ağrısı, Agalaksi, Şap, Pseudotüberkülosis (Kazeöz Lenfadenitis), Piyeten, Pasteurella, Çiçek aşıları.

Ülkemizde uygulanmakta olan aşılama programlarında bu sayılanların tümü veya bir kısmı kullanılmaktadır.  Dünyada ise milyonlarca doz aşı kullanılmakta, bazen, nadir de olsa istenmeyen etkiler ortaya çıkmaktadır.  İstenmeyen etkilerin başında; aşının yapıldığı yerdeki şişkinlik, apse, kaşıntı, tüy dökülmesi, lokal nekroz gibi problemler gelir.  Genel problemleri ise süt veriminde azalma, geçici topallık, ishal, iştah azalması, vücut ısısının yükselmesi, yavru atma olarak sayabiliriz.

Aşılamalarda yaşanabilecek en büyük problem, anafilaktik şok veya alerjidir.  Bunlar çeşitli derecelerdeki hipersensitivite olaylarıdır.  Aşılamayı takiben saniyeler içerisinde veya birkaç saat içerisinde ortaya çıkabilecek reaksiyonları önceden tahmin etmek mümkün değildir.  Vücudun yabancı bir proteine ani tepki göstermesi olarak basitçe tanımlayabileceğimiz bu durumlar, hiç hesapta yokken IgE şekillenmesi ile ortaya çıkıp, salya artışı, hızlı soluma, göz çevresi, vulva ve anüste ödem, tüylerin kabarması, vücudun aniden kabarcıklarla dolması, titreme gibi belirtilerle kendini gösterirler.  Hangi hayvanın hangi şiddette hipersensitivite göstereceği önceden bilinmediği için korkutucu bir hal alabilir.  Hayvanın ölümüne sebep olabilir.  Zaten bu yüzden aşıları, yanında gerekli ilaçları bulunduran veteriner hekimlerin yapması önerilir.

Aşılar, sağlıklı hayvanlara, koruyucu amaçla yapılırlar ve iki ana kategoride incelenirler; ölü aşılar canlı aşılar.  Ölü aşıların ve canlı aşıların kendilerine göre dezavantajları ve avantajları vardır.  Ancak; Tarım Bakanlığı yurtdışından aşı ithalinde canlı aşılara izin vermez.  Bu sebeple, ithal canlı aşılardan dolayı ortaya çıkabilecek problemler söz konusu değildir.  Ülkemizde üretilen aşılar içerisinde ölü aşılar olduğu gibi, attenüe canlı aşılar da vardır.  Örneğin; Mavi Dil, Şarbon, PPR aşıları attenüe canlı aşılar olup, Bruselloz aşıları, Şap aşısı da canlı aşılar grubunda sayılabilecek aşılardır.

Yurtdışında uygulanan IBR ve BVD gibi hastalıklara karşı hazırlanmış MLV (modifiye canlı aşı) tipindeki aşıların nadiren yavru atma ve fetusta hasara sebep oldukları bildirilmektedir.  Bu hastalıklara karşı yurtdışından ithal edilen aşılar ise killed (ölü) aşılar olup, istenmeyen etkileri söz konusu değildir. Aşılar; antijenler, toksinler, adjuvan ve yardımcı maddeleri içeren sıvı kısımlardan oluşurlar.  Aşı kompozisyonunda yer alan adjuvanların da bazen lokal veya genel problemlere sebep oldukları bilinmektedir.  Yağlı adjuvanların aşı yerinde şişlik yaptığı, bazen alüminyumlu adjuvanların alerjik reaksiyonlara sebep olduğu bilinir.  Adjuvanlar aşının bağışıklık yanıtını kuvvetlendiren maddelerdir.  Toksin, antijen, yabancı protein, alüminyum gibi aşı bileşenleri, her aşıyı potansiyel olarak tehlikeli yapsa da, bu durumlar çok nadiren meydana gelir.  Örneğin, yurtdışında yapılmış bir çalışmada Mavi Dil aşısının % 0.02 oranında anafilaktik reaksiyona sebep olduğu bildirilmiştir.

Aşıların sağlıklı hayvanlara uygulanması gerekir.  Anafilaktik reaksiyonların ortaya çıkabileceği durumları tam olarak bilemesek de, aşı uygulamaları için bazı konulara dikkat ederek bu problemleri azaltabiliriz.

Öncelikle, buzağıların sağlığı için ağız sütünü tam olarak aldıklarından emin olmalıyız.  Sadece antikor geçişi için değil, gerekli enerji, protein ve minerallerin de yavruya aktarılması için ağız sütünün tam olarak verilmesi başlıca koşuldur.

Aşılamaların başarılı olabilmesi için diğer bir şart, antiparaziter mücadelelerdir.  Aşıların antiparaziter mücadele yapılmış sürülere uygulanması önerilir.  Mineral ve vitamin eksikliklerinin önlenmesi de başarılı aşılama sonucu elde etmek için gereklidir.  A, D, E vitaminlerini, selenyum ve çinko gibi mineralleri örnek olarak verebiliriz.

Aşı uygulamalarında en önem verilecek ve dikkat edilecek konu aşı prospektüsünün veya etiketinin iyice okunmasıdır.  Uygulama yöntemi, örneğin; deri altı, adele içi, göze, buruna uygulama gibi.

Uygulama zamanı; Tohumlama öncesi, kuru dönem gibi.

Uygulama yeri, kürek kemiği üstü gibi.

Ayrıca varsa, gebelik konusundaki özel durumlara dikkat edilmelidir.  Örneğin koyun çiçek aşısı, gebeliğin son ayına girmiş koyunlara kesinlikle uygulanmaz.

Gebelikle ilgili prospektüste veya etikette özel bir uyarı yoksa ve aşı daha önce hiç uygulanmamış, bu yönde bir deneyim yoksa, üretici laboratuara sorulabilir.  Örneğin, ülkemizde üretilen PPR attenüe canlı aşısının prospektüsünde, “gebelerde güvenle kullanılır” yazmaktadır.  Ancak, Mavi Dil, şarbon (Anthrax) aşılarının prospektüslerinde, attenüe canlı aşı olmaları dışında, gebelikle ilgili bir bilgi yoktur.  Şap aşısıyla ilgili de benzeri bir sorun söz konusudur.  Gebelikle ilgili bir uyarı olmasa da, yetiştiriciler arasında ileri gebelere uygulanmasının sakıncalı olduğu düşüncesi yaygındır.

Aşıların kendisi kadar, uygulama öncesinde veya esnasında yaşanan stres de olası problemler açısından önemli bir yer tutmaktadır.  Birçok problem stres yüzünden ortaya çıkar.  Aşılama öncesi strese; uzun süren nakliyeler, kırkım dönemi, aşırı soğuk veya aşırı sıcak gibi hava koşullarını örnek olarak verebiliriz.  Hava sıcaklığının 30ºC’nin üzerinde olduğu günlerde aşı yapılması önerilmez.  Aşırı yağışlı havalarda, havasız barınaklarda, çamurlu, kirli ortamlarda da aşı uygulanması önerilmez.  Çok zorunlu durumlarda ise aşılamaların sabah erken saatlerde yapılması uygundur.  Aşılama esnasındaki stres, yakalama, sert davranma, peşinde koşma, sıkıştırmaya çalışma, ayak kayması, düşme, vurma gibi olayların tümüdür.  Stres hormonu Kortisol’ün salgılanması, aşının bağışıklık oluşturmasını ters yönde etkileyeceği gibi, yavru atma, istenmeyen reaksiyonlar gibi problemlere de sebep olabilir.  O yüzden genel prensip şudur; stres altındakilere aşılama yapma, stres yaratma!

Yurtdışında yaygın olarak kullanılan aşılama padoklarının ülkemizde de uygulamaya konulması, stres önleyici bir faktör olacaktır.  Yaralanma, gereksiz koşuşturma, sıkıştırmaya çalışma, darbeye maruz kalma, ayak kayması gibi stres sebeplerini ortadan kaldırmaya yönelik bu düzenekler, aynı zamanda 23 Aralık 2011 tarihli ve 28151 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Hayvan Refahı Yönetmeliğinin 10/4 maddesine de uygun olacaktır.  Tahminen ileriki yıllarda bu düzeneklerin zorunlu olması beklenmektedir.

Aşılamaların istenmeyen etkileri yönünde önlem almak, aşıyı üreten laboratuara bilgi vermek amacıyla, uygulanan aşının seri numarası, son kullanma tarihi bir yere not alınmalıdır.  Bu şekilde (aynı zamanda) aşı etiketi okunmuş ve doğru aşı yapılmış olacaktır.

Aşı uygulamalarına başlarken alerjik reaksiyon veya hipersensitivite ya da anafilaksi durumları için hazırda adrenalin, antihistaminik veya kortizon içeren ilaçlar bulundurulmalıdır.  Bu amaçla, aşı sonrası sürü en az 1 saat gözlenmeli, gerekli hallerde korku, telaş olmaması için hayvan sahibine de bilgi verilmelidir.

Farklı aşılar aynı şırıngada karıştırılmamalı, iki farklı aşıdan daha fazla aşı aynı anda uygulanmamalıdır.  Ölü aşıların daha güvenli oldukları bilinmekle birlikte, canlı aşılarla aynı gün uygulanmalarından kaçınılmalıdır.  Aşı şişeleri kullanım öncesi köpürtülmeden çalkalanmalıdır.

Diğer konular;
Aşıların kazayla insanlara yapılması, şırınganın insanlara değmesi gibi olaylar nadiren görülmüştür.  Bu yönde dikkatli olunmalı, eldiven, gözlük gibi koruyucular öneriliyorsa, önerilere uyulmalıdır.

Aşılamaların çevre kirliliğine yol açmasına izin verilmemeli, boş şişeler ve varsa diğer ekipmanlar kaynatılmalı, yakılmalı, atıklar atılması gereken çöp kutularına atılmalı ya da imha edilmelidir. Çocukların eline geçmesi önlenmelidir.

Aşılama yapmak koruyucu hekimliğin en önemli gereklerinden biridir.  Aşılama, ölümleri ve zararı önleyen, ekonomik bir yöntemdir.  İhmal edilmemelidir.  Belirtilmiş olan lokal yan etkiler geçicidir ve bir süre sonra ortadan kalkarlar.  Genel etkilerin ise çoğu geçicidir.  Anafilaktik şoklara zamanında müdahale ile çözüm bulunabilir.  Aşıların yararları yanında, nadiren çıkabilecek bu reaksiyonlar, önemsizdir.  Aşılardan kesinlikle vazgeçilmemeli, ancak her konuda olduğu gibi tedbir elden bırakılmamalıdır.

KONUYLA İLGİLİ SUNUM İÇİN TIKLAYINIZ

Soru:
Çiftliğimde mastitis olaylarıyla başa çıkamıyorum. Neler yapmam gerekir?

Cevap:
1-) Kuru dönemdeki inekler çiftliğin en temiz yerinde barındırılmalıdır.  Söz konusu barınakta kuru gübre üzerinde barındırılmakta olan inekler için temiz ve kuru altlık kullanılmalıdır.  Yaklaşık 10 cm uzunluğunda, temiz sap, altlık olarak ineklerin yattıkları yerlere konulmalı ve her gün değiştirilmelidir.  Çalıştığım pek çok çiftlik, her gün sapın yenisi ile değiştirilmesi için gereken işçilik ve sapın maliyetini göz önünde tutarak inekleri kuru gübre üzerinde barındırmaktan vazgeçmiştir.

2-) Tüm süt sığırcılığı işletmelerinde kuru dönem tedavi programı mutlaka uygulanmalıdır.  İnekler kuruya alınırken, her ineğe kuru dönem için hazırlanmış özel preparatlar her meme lobuna ayrı olmak üzere uygulanmalıdır.  İnekler gübre üzerinde yattıkları için, piyasada mevcut ise, meme başını mühürleyen preparatlar da kullanılması yerinde olur.

3-) Çiftlikte mastitis bir sorun olduğu için loğusa inek programının bir parçası olarak inekler tek tek taranmalı (süt tahlili) ve hangi ineklerde mastitisin olduğu erken bir şekilde tespit edilmelidir.  Bu uygulama, loğusa takip programına ilave edilmesi gereken bir adımdır.

4-) Ayrıca tank sütünden örnek alınarak, numune süt mikrobiyolojisinde uzmanlaşmış bir laboratuara gönderilmeli ve tam olarak hangi patojenin soruna neden olduğu tespit edilmelidir.

5-) Eğer tank sütünde bulaşıcı patojen etkenler tespit edilir ise sürüye bir aşılama programı uygulayarak sürüdeki hastalık etkenini uzaklaştırma yoluna gidilebilir.  Tekrar vurgulamak isterim ki en önemli husus ineklere temiz ve kuru ortamın temin edilmesinin gerekliliğidir.  Ne yazık ki bu çiftlikte bu tip bir ortam ineklere sağlanamamıştır.

Lindell Whitelock
Teknik Danışman
World Wide Sires

Zamanımızdan 2200 yıl önceki şiir ve yazılarda adı geçen “dev gibi, beyaz boğalar” bugünkü İtalya’nın seçkin lokantalarında servis edilen Chianina danalarının etleriyle aynı ırktan söz ediyor.  Chianina (Kiyanina) ırkı sığırların İtalya yarımadasına günümüzden 3500 yıl önce Asya’dan geldiği sanılıyor.  Romalılar zamanında, Hıristiyanlıktan önce tanrılara kurban edilmek, çeki hayvanı olarak kullanılmak ve etinden yararlanmak amacıyla yetiştirilen Chianina sığırları şimdi “Bistecca alla Fiorentina” yapılırken kullanılıyor.  İtalya’da birçok bölgede, özellikle de Toscana bölgesinde sadece Chianina etinden yapılmış yemekleri sunan restaurantlar var.

Bistecca alla Fiorentina, yani Floransa usulu biftek her ırk sığırın T-Bone Steak haline getirilmiş etinden yapılsa da gerçeği Chianina etinden yapılandır.  Böyle bir biftek pişmeden önce 10 cm kalınlığında, 2,5 kg ağırlığında bir et parçasıdır.

İtalya’daki geçmişi 22 yüzyıl geriye giden Chianina ırkı sığırlar ismini Toscana Bölgesindeki Chiana vadisinden yani Val di Chiana’dan alırlar.  Yağsız ve yumuşak eti, beyaz rengi ve iriliğiyle ünlü bir ırktır.  Bu uzun ve iri hayvanların cidago yüksekliği 2 metre’ye kadar çıkabilir.  Bacakları uzun, tırnakları sağlam, sıcağa dayanıklı bir ırktır.  Aslında her türlü kötü koşula dayanıklı olup, soğuğa karşı da dayanıklı olduklarını ispatlamışlardır.

Chianina ırkı danalar 16-18 aylık olduklarında 650-700 kg canlı ağırlığa ulaşırlar ve kesildiklerinde % 64-65 randıman verirler. Beyazlıkları ünlüdür, ama vücudun uç kısımları siyahtır.  Burun ucu, ayak uçları, göz çevresi, kuyruk ucu siyah olabilir.  Nemli havalara ve çevre koşullarına çabuk adapte olurlar.  Etleri yüksek protein, düşük kolesterol ihtiva eder.  İriliklerine karşın son derece sakin mizaçlı, yönetimi kolay hayvanlardır.  Hızlı büyürler.  Doğumları kendiliğinden olur.  Buzağıların başları küçüktür.  Güç doğuma rastlanmaz.

Chianina ırkı sığırlar İngiliz etçi ırklarıyla ve tropikal ırklarla çok iyi melezler verirler. Bu sebeple hibrid vigor (Tür Azmanı) elde etme programlarında çok kullanılırlar.

Uzun ömürlü, üreme yönünden üstün yetenekli ırktır.  Belirgin derecede kaslı olurlar.  Boynuzları kısa, kulakları büyüktür.  Buzağıları 45-50 kg ağırlıkta doğarlar.  Kırmızımsı, sarımsı bir renkte doğan buzağılar beş ay içerisinde beyaz bir renk alırlar.

Chianina ırkının inekleri ortalama 800-900 kg, cidago yüksekliği 1,65 m olup, boğaları ortalama 1,8 m cidago yüksekliğinde ve 1600 kg canlı ağırlığındadırlar. Şampiyon, ünlü  Chianina boğası Donetto 1.740 kg olarak tartılmıştır.

Kaslı bir ırk olması, geniş cidago, uzun ve geniş sırt yapısı, kalça kaslarının dolgunluğu değerli etlerin oranını arttırır.  Chianina dünyadaki en iyi etçi ırkların arasında sayılabilir.

ABD’de Chianina ırkında Angus ile Chiangus, Hereford ile Chiford, Main Anjou ile Chimaine ırkları elde edilmiştir.  Heterosiste çok başarılı sonuçlar alınmıştır.  Buzağıları dayanıklı olup, sadece annelerini emerek yüksek sütten kesme ağırlığına ulaşırlar.  Yani annelerinin sütlerini ete çevirirler.

Chianina ırkının ineklerinde süt miktarı çok azdır.  Sadece doğumu takiben ilk 120-140 gün süt verirler.  Bu dönemde sütleri 12-20 kg’a kadar çıkabilir.  İneklerin memeleri küçük, ancak buzağının emmesine uygundur.

Kolay adaptasyon, kolay yönetilebilme, kolay doğum özellikleriyle, hızlı canlı ağılık artışı, yüksek randıman yetenekleriyle Chianina ırkını besicilikte değerlendirmeliyiz.

İtalya Etçi Sığır Irkları Birliğine Göre
Chianina Irkının Genel Özellikleri

* Chianina Ortalama Doğum Ağırlığı: 50 kg (60 kg’a kadar çıkabiliyor)
* Chianina İneklerin Ortalama Ergin Ağırlığı: 800-900 kg (1000kg’a kadar çıkabiliyor)
* Chianina Boğaların Ergin Ağırlığı: 1700 kg’a kadar çıkabiliyor
* Chianina Günlük Canlı Ağırlık Artışı: 2,1 kg
* Chianina İdeal Kesim Ağırlığı: 650-700 kg (16 ? 18 aylık)
* Chianina Verim (Randıman) : % 64 ? 65 (saf ırkta)
* Chianina Aşırı soğuk ve sıcak havalara karşı dayanıklılık.
* Chianina iri olması (somatik jigantizm) özelliğiyle tanınmasına rağmen, melezlemelerde bile yüksek derecede kolay buzağılama oranı mevcuttur.
Kaynak: ANABIC (Associazione Nazionale Allevatori Bovini Italiani Carne) resmi internet sitesi (http://www.anabic.it/index_uk1.htm)

 

Chianina – Pedigri Sözlüğü İçin Tıklayınız

 

CHİANNİA IRKI BOĞALARIMIZ

                                                          

                  İDOLO için tıklayınız                                                                                                    RAGGİO için tıklayınız

Çiğ inek sütünün 1 kilogramının maliyeti işletmeden işletmeye küçük değişiklikler gösterebilir.  Ama herkes tarafından sütün maliyetine en büyük etkiyi yapan unsurun yem olduğu bilinir.

Süt sığırcılığı işletmeleri adı üzerinde birer “işletme” olup, her işletmede geçerli olan temel kurallar orada da geçerlidir.  İşletmeyi en randımanlı biçimiyle çalıştırmak, karlılık işin başlıca koşuludur.

Süt sığırcılığı işletmelerinde birçok girdi vardır, sonunda iki yönlü bir üretim beklenir. Süt ve buzağı.  Sütü ve buzağıyı çeşitli sebeplerden kaybeden işletmeler ise bu işten kazanç sağlayamazlar.

Buzağı kaybı deyince akla iki konu gelir.  Döl tutmama ve buzağılama aralığının uzaması, buzağının doğduktan sonra ya da gebelik esnasında kaybı.

Tekrar dönelim, çiğ sütün maliyetine.  Bilindiği gibi süt; doğumu takip eden günlerde, en ucuz maliyettedir.  İneğin doğumu takiben kırkı çıkınca, pik seviyesine çıkan süt üretimi besleme, bakım koşullarına göre 150 inci veya 180 inci güne kadar yüksek seviyede kalır.  Daha sonra süt verimi giderek azalır. Üç yüz gün civarında sağılan inek kuruya alınır.  İki ay kuruda kalır.  Sonunda da bir buzağımız olur ve inek tekrar süt verimine başlar.  Bu döngü normal koşullarda böyle devam edip, gider.  Eğer inek doğumu takip eden 100 gün içerisinde gebe bırakılamamış ise “en çok süt verdiği dönemi” tekrar yakalayamaz ve ucuza süt malettiği döneme kavuşamayız.  Demek ki inek ne kadar boş kalırsa yem maliyetimiz o kadar yükselecektir.  Çünkü ineğin doğumu takip eden 40 ıncı ve 150 inci veya 180 inci günler arası çok süt vermesi dolayısıyla 1 kg yemle alınan süt 2,5-2,75 kg civarındadır.  Halbuki 180 inci günden sonra inek 1 kg yemle, 1 kg süt verecektir.

Bu da yem maliyetimizin yükselmesi dolayısıyla süt maliyetimizin artması anlamına gelir.

Teorik olarak ineklerden bir yılda 1 buzağı alınması idealdir.  Fakat bu teorik pratikte geçerli olmayıp, iyi koşullarda bile yılda 1 buzağı elde etmek mümkün olmaz. İdeali 400-405 günde yani  13,5 ayda 1 buzağı elde edebilmektir.   Kayıtlar düzgün tutulursa, birçok işletmede ne yazık ki bunun da mümkün olmadığı görülecektir.

İneğin çok süt verdiği dönemi sık sık tekrarlaması, sütün maliyetini ucuzlatacağı gibi, 1 kg süt elde etmek için gereken yem maliyetini de aşağı çekecektir.  Uzun süre boş kalan ineklerle inek sahibini mutlu eden bu periyodu yakalayamayız.  Buradan çıkan sonuca göre, döl verimindeki aksamalar buzağılama aralığının uzaması ve eksik buzağı almamıza sebep olması dışında, yem maliyetimizin artmasına da sebep olmaktadır.

Kaybımız sadece bir buzağı değildir.  Aslında pahalıya mal edilmiş süt sonucunda işletme zarara uğramaktadır.  İşletme sahibine para kazandıran dönemin sık sık tekrarlanması, ineğin en azından her 400 günde bir yavru vermesiyle mümkündür.

Süt fiyatına ve yem fiyatına çok büyük etki yapamayacağımıza göre, hiç olmazsa ineğin çok uzun süre boş kalmaması için özen göstermemiz gerektiğini bilerek hareket etmeliyiz.  Bunun anahtarı uygun bakım, besleme, geçiş dönemi yemlemesi ve kızgınlık takibinin dikkatle yapılmasıdır.

Etken Sebep olduğu hastalık
Clostridium novyi
(Clostridium oedematiens)
Nekrotik hepatit
(Hepatit nekrozan = Kara hastalık= Black Disease= Infectious Necrotic Hepatitis = Big head= Swelled head)
Clostridium septicum Malignant ödem (Malignant Edema)
Bradzot (Braxy)
Clostridium sordellii Malignant ödem (Malignant Edema, Big head= Swelled head)
Clostridium chauvoei
(Clostridium feseri)
Yanıkara ( Gazlı gangren, Gangrenea emphysematosa, Black Leg)
Clostridium haemolyticum
(Clostridium novyi-Tip D)
Basiller ikterohemoglobinüri – (Bacillary Hemoglobinuria = Red Water Disease)
Clostridium perfringens
(Clostridium welchii)
Enterotoksemi=Enterotoxaemia=Enterotoxemia
Clostridium perfringens tip D=çelerme=ot hastalığı= pulpy kidney disease= yumuşak böbrek hastalığı=overeating disease
Clostridium perfringens tip B=kuzu dizanterisi=newborn lamb dysentery
Clostridium perfringens tip C=struck=buzağı ve kuzularda ani ölüm=hemorajik enterotoksemi=hemorrhagic enterotoxemia=acute enterotoxemia

 

CVM nedir?
CVM, Kompleks Vertebral Malformasyon (Complex Vertebral Malformation) resesif bir gen ile geçen genetik bir kusur olup, Danimarkalı bilim adamlarınca 2000 yılında keşfedilmiştir. CVM’nin embriyonik ölümlere, abortlara ve bazen görünüm deformasyonları olan erken doğan buzağılara neden olduğundan şüphelenilmektedir. Önemli olan CVM’nin yeni olmadığını anlamaktır. Bu gen, Holstein ırkında pek çok nesiller boyunca bulunmakta idi. Yeni olan ise, bu kusurları ortaya çıkaran DNA testidir.

Sürüde CVM var mı yok mu nasıl bileceğiz?
CVM’den etkilenen buzağılar ya abort olur ya da ölü doğar. CVM ile ilgili abortlar gebeliğin herhangi bir döneminde olabilir. Erken doğan buzağılar 1-2 hafta önce doğar ve en dikkat çeken kusurlar, gelişmemiş bacaklar ve arka bacakların bukağılık kısmının sertleşmesi şeklindedir. Kısa bir boyun da görülebilir. Omurganın anormal eğimi, kaynaşmış vertebralar, kaynaşmış veya eksik kaburgaların tespit edilmesi için patolojik bir muayene genellikle gerekli olur. ABD’de sürü sahipleri, şüpheli buzağıları Holstein Birliğine veya suni tohumlama temsilcilerine bildirmeleri için teşvik edilmektedirler.
Gebeliğin başında, CVM’den etkilenen pek çok buzağı veya fötusların tanı konmadan kaybedilmesi (embriyonik ölüm vb.) durumu olabileceği akılda tutulmalıdır. CVM dışında başka nedenlerden de abort ve erken doğum olabileceği de ayrıca akılda tutulmalıdır.

CVM sürüyü nasıl etkiler?
CVM taşıyıcı ineklerin yüzdesi tam olarak belirlenmese de, pek çok sürüde birkaç taşıyıcı olabilir. Pek çok popüler boğa ailesi bu kusuru geçtiğimiz 20 veya 30 yılda taşımış olduğundan, sürülerdeki taşıyıcı hayvan durumu bu boğaların kullanım seviyeleri ile ilgilidir. Buna rağmen CVM’nin etkisini kısıtlayacak stratejiler bulunmakta olup, aşağıdaki hususlar belirlenmiştir.

CVM sadece Holstein ırkına özel midir? Diğer ırklarda da bazı taşıyıcılar var mıdır?
Şu anda CVM sadece Holstein ırkında tanımlanmıştır.

CVM Holstein ırkının kalıcı bir sorunu mu olacak?
Hayır, önümüzdeki 5 yıl içinde kayda değer şekilde düşecektir. Modern genetik araçların kullanılması, DNA testi ile CVM taşıyan boğalar ve inekler doğru bir şekilde belirlenecek ve suni tohumlama istasyonlarının CVM genini taşıyan genç boğaları satın alması engellenecektir. Buna bağlı olarak CVM taşıyıcısı olan boğa sayısı, önümüzdeki 4-6 yılda çok azalacaktır. Benzer bir durum BLAD geni ile tecrübe edilmişti. 150 adet suni tohumlama Holstein boğası BLAD taşıyıcısı idi. Ancak bugün çok az sayıda BLAD taşıyıcısı boğa bulunuyor. 

CVM’yi ve diğer arzu edilmeyen genetik resesif kusurları sürüden uzaklaştırmak için ne yapılmalı?
CVM gibi genetik kusurları kontrol etmede yapılacak olan ilk adım, sürüdeki tüm hayvanların pedigri kayıtlarını tutmaktır. Bu yapıldıktan sonra taşıyıcı olduğu bilinen boğaları, babası veya anne tarafından büyük babasının taşıyıcı olduğu bilinen ineklerle tohumlamamalıdır. Çünkü tüm suni tohumlama boğaları test edilmiş olacaktır. Pedigriler incelendiğinde bu durum belirlenebilir. 

Suni tohumlama boğalarının taşıyıcı olup olmadığını nasıl anlayacağız?
Pek çok suni tohumlama boğası test edilmiştir. Kalanlar da yakında test edilecektir. Holstein Birliği, CVM taşıyıcılarını “CV” kodu ile, negatif olanları da “TV” kodu ile işaretlemektedir.

Dişilerin içinde taşıyıcı olanlardan korkmayın, çünkü birkaç yıl içinde pek çok suni tohumlama boğası CVM’den ari olacaktır.

Hızlı ve güvenilir genetik araçlarla arzu edilmeyen genlerin belirlenmesinden memnuniyet duyulmalı ve paniğe neden olacak, herhangi yeni bir durumun söz konusu olmadığı bilinmelidir.

Kaynak:
Commonly Asked Questions Regarding CVM
Dr Kent Weigel
Extension Genetics Specialist, University Of Wisconsin and Genetic Programs Administrator, National Association of Animal Breeders, November 5, 2001.

ABD Holstein birliği CVM (Complex Vertebral Malformation / Kompleks Vertebral Gelişim Bozukluğu) isimli yeni bir genetik hastalık bildirmektedir. Söz konusu genetik bozukluğu taşıyan hayvanlar, ABD Holstein Birliği tarafından düzenlenen pedigriler üzerinde “CV” kodu ile, taşımayan hayvanlar ise “TV” kodu ile ifade edilmektedir.


CVM’den etkilenmiş bir buzağı

CVM, tek bir resesif gen ile geçmektedir. Hastalık ile ilgili ortaya çıkan belirtiler şöyledir; gelişmemiş fetusun abortu, embriyonik ölümler, beklenen doğum tarihinden 1-2 hafta önce ölü doğum görülmesi.

CVM’den etkilenmiş buzağılarda görülen en belirgin arazlar, bükülmüş katı bilekli, sakat bacaklar, kısalmış bir boyun ve omurgada eğriliktir.


CVM’den etkilenmiş bir buzağı

CVM teşhisi, DNA testi ile yapılmaktadır. Sonuçlar 3 hafta içinde çıkmaktadır. Bu test için hayvanın tüyü veya sperm örneği gerekmektedir.

CVM hastalığı resesif bir gene bağlı olduğu için CVM taşıyıcısı bir ineğin, CVM taşıyıcısı bir boğa ile tohumlanması ile hastalık ortaya çıkmaktadır.

Ege Vet bu resesif geni taşıyan boğa spermalarını ithal etmemektedir.

   

Cryptosporidiosis coccidia tipi bir parazit olan Cryptosporidium parvum’un sebep olduğu yaygın bir hastalıktır. Başta genç ruminantlar olmak üzere, hayvanlarda ve nadiren insanlarda enterocolitis’e sebep olur. Özellikle bağışıklık sistemi baskılanmış insanlara hayvanlardan bulaşabilir. Bulaşması dışkı ? ağız yoluyladır. Kuluçka süresi 4 gün civarındadır. Üç haftalığa kadar olan buzağılar hastalığa karşı çok duyarlıdır. Hastalığın başlıca belirtileri; iştahsızlık, hızlı zayıflama, ishal, sık sık ıkınmadır.


Rotavirus ve Crytosporidia Karışık enfeksiyonlu bir buzağıda sarı renkli ishal

Cryptosporidium parvum diğer bağırsak patojenleriyle birleşerek daha da şiddetli belirtilere sebep olabilir. Komplike olmamış Cryptosporidiosis enfeksiyonları nadiren öldürücü olmakla birlikte, diğer patojenlerle komplike olarak öldürücü hale gelir. Bazen hastalık belirtileri göstermeden sinsice ilerleyebilir. Sarımsı ishal hastalık için dikkat çekici olabilir.

Otopside bağırsak içeriği sarımsı, bağırsak mukozası hiperemiktir. Mikroskopta bağırsak villileri atrofiktir. Cryptosporidium parvum membranların içine yerleşen bir protozoa olduğundan mücadelesi zor bir problem halini alır.

Teşhis için laboratuvara bağırsak kazıntısı veya taze dışkı gönderilir. Mikroskopta C.parvum oocystlerinin görülmesiyle kesin teşhis konulur.

Hastalığın tedavisi yoktur. Destek tedavileri yapılabilir. Rehidrasyon tedavisi, asidozu düzelten ve enerji dengesini sağlayan tedaviler başarılı olabilir (Sky High Energy). C.parvum oocystleri çok dayanıklıdır. Dezenfeksiyonda sadece %5’lik amonyak çözeltisi yarar sağlayabilir.

Hastalığın spesifik tedavisine yönelik çalışmalar sürdürülmektedir. Spiramisin uygulamalarında yarar umulabilir. Asıl yararlı olan immun sistemin uyarılması yönünde desteklerdir.

Hastalıktan korunmada temizlik çok önemlidir. Buzağıların kuru ve temiz ortamlarda bakılmaları gerekir. Mama kovalarının ya da biberonların temiz ve özellikle KURUolmasına dikkat edilmelidir. C.parvum enfeksiyonlarının self-limiting (kendini sınırlayıcı) bir özelliği olması büyük şanstır.

Hayvanlarda hastalık oluşturan bu mikroorganizmalar sporlu bakteriler olup toprakta ve hayvan gübrelerinde uzun süre canlı kalırlar. CI.Perfringens tip A, B, C, D, E ise normal olarak hayvanların bağırsaklarında bulunurlar. Sporlar uygun ortam bulduklarında vegetatif hale geçerek çıkardıkları ekzotoksinlerle (alfa, beta, gama, delta, epsilon vb.) hastalık oluştururlar. Anaerob olan bu mikroorganizmalar, yara enfeksiyonları şeklinde klinik belirtilerle veya beslenme değişikliklerinde hiçbir semptom göstermeden hastalık oluştururlar. Ölüm oranı yüksektir ve enterotoksemilerde hiçbir belirti gözlemeden hayvan ölü bulunur.

YANIKARA
(Gazlı Gangren-Gangrenea Emphysematosa)
Etkeni=(Cl. Chauvoei)

Ender olarak koyunlarda da görülmesine rağmen sığırlara özgü bir hastalıktır. Özellikle 9 aylıktan 2 yaşına kadar olan genç,kondüsyonu iyi dana, düve ve tosunlarda görülür. Koyunlarda yara enfeksiyonlarından sonra görülmesi ile birlikte, sığırlarda bulaşık su ve yemlerle alınır. Sindirim kanalından mukozaya geçen etkeni makrofajlar fagosite ederek kan yolu ile çeşitli dokulara taşırlar.

SEMPTOMLAR
Etken en çok sevdiği kas dokusuna (arka bacaklar, bel ve sırtbölgesi, kostalar üzeri, ön göğüs ve scapula bölgelerinde) yerleşir. Kas dokusuna yerleşen etken toksin salgılayarak bağ dokusu ile kas dokusunda ödem ve kanamalarla başlayan yaygın bir yangıya sebep olur. Etkenin kendisi ise kas dokusundaki glikojeni ayrıştırarak gaz ve organik asitleri ortaya çıkarır. Toksin ve diğer metobolitler kan yolu ile vücuda yayılıp çeşitli doku ve organlarda sekunder bozukluklar da yapar. Semptomlar enfeksiyondan 1-5 gün sonra başlar. Genel semptomların yanısıra kas gruplarında ağrı ve şişlik ayaklarda topallama dikkati çeker. Şişliklerin üzerine basıldığında çıtırtı (krepitasyon) sesi duyulur. Deride renk değişikliği ve nekrozlar gözlenir. Hayvan 24-48 saat içinde ölür. Kadavra ileri derecede timpaniktir. Ağız kurumuştur. Anüs ve vulvadan kanlı seröz eksudat sızar.

MALİGNANT ÖDEM
Etkeni (Cl. Septicum)

Birkaç Clostridium etkeni tarafından oluşturulur. Derideki yaraların enfekte olması ile ortaya çıkar. Yaranın bulaşmasından 12-48 saat sonra lokal semptomlar ve takiben genel semptomlar başlar. Topailık, titremeler, halsizlik dikkati çeker. Ödemler oluşur. Ödemli bölgelerde çıtırtı sesi duyulabilir. Yanıkara ile karışır.

BRADZOT
Etkeni (Cl. Septicum)

Koyunlara özgü olup toklu ve genç hayvanlarda görülür. Kış aylarında soğuk, karlı, donmuş yem ve bulaşık sularla etken alınır. Hastalık abomasum yangısı ile başlar ve toksinler vücuda yayılarak, özellikle sinirlerde tahribat yaparak hayvanın kısa sürede ölmesine neden olur. Hastalık ani başlar ve kısa sürer. Kadavranın karın bölgesinde gaz toplanır ve şişer.

ENFEKSiYÖZ NEKROTiK HEPATiT (KARA HASTALIK)

Etkeni (CI. Novyi = Cl.Oedematiens)

Fasciola (kelebek) invazyonlarının çok yoğun olduğu bölgelerde koyunlar arasında büyük telefatlara yol açan bir hastalıktır. Etken sağlam hayvanların bağırsaklarında ve karaciğerlerinde bulunur.
Dışkı ve ölen hayvanın kadavrası ile hastalık yayılır. Yem ve sularla bulaşır. Besi durumu iyi 2-4 yaşlarındaki hayvanlarda görülür. Fasciola’ lar tarafından tahrip edilen karaciğerlerde etken hızla faaliyete geçer ve toksin salgılamaya başlar.

Salgılanan toksinler karaciğerlerde nekroz yapmalarının yanısıra özelliklerle sinirler üzerinde toksiktirler. Hayvanlar halsizdir.  Sürünün gerisinde kalırlar, stermum üzerine yatarak çırpınma hareketleri yaparlar ve birkaç dakika içerisinde ölürler. Semptomlar uzun sürmez. Kadavrada burundan kanlı akıntı gelebilir. Deri altı dokuları siyahımtırak görünüşte olduğu için bu hastalığa “KARA HASTALIK” denmiştir.

Kuzularda hemen doğumdan sonra başlar 3 haftalık yaşa kadar görülür. Şiddetli ishal ile seyreder. Etken beta ve epsilon toksinieri salgılar. Beta toksinieri enterit yapar. Epsilon toksinieri ise bağırsaklarda proteolitik sindirim enzimleri ile (tripsin, kemotripsin) aktif zehir haline gelebilir. Hastalık perakut seyreder. Sağlam görülen kuzular birden düşer, sancılı bir yatma gösterirler. Konvülziyonlar vardır, ishal bazen kanlı olabilir ve kuzu kısa bir süre sonra ölür. Yaşları büyük olan kuzularda süre biraz daha uzun olur.

STRUCK
Etkeni (Cl.Perfingens tip C.)

Genç kuzularda, besi durumu iyi erişkin koyunlarda, keçilerde ve buzağılarda görülür. Hasta hayvanlarda titreme, timpani, sancı ve ishal olursa da bu semptomlar görülmeden hayvan ölür. Ölümler çok ani olup hastalığın ne zaman olduğu gözlenemez.

ENTEROTOKSEMİ
(Pulpy Kidney-Çelerme-Ot Hastalığı)
Etkeni (Cl.Perfingens tip D.)

En çok koyunlarda olmak üzere keçi ve buzağılarda da görülür. Özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında yem değişikliği yapıldığı dönemlerde ani ölümlerle ortaya çıkar. En önemli özelliği hiçbir belirti göstermeden ölümlerin olmasıdır. Akşam dama, ağıla kapatılan sağlıklı hayvanlar sabaha ölü olarak bulunurlar. Hastalık ishalle başlar. Toksinlerin artması sonucu (epsilon toksin) kana geçen toksinler merkezi sinir sistemine giderek önce stimulasyon, takiben depresyon meydan getirir. Damar endotellerinin tahrip olması sonucu hayvanda şok meydana gelir ve ani ölümler gözlenir. Hastalık çok hızlı seyrettiği için sağıtım olanağı yoktur.

SIĞIRLARDA BASİLLER HEMOGLOBİNÜRİ
(Red Water Disease)

Etkeni (CI. Novyi tip D) = (CI. Haemolyticum) Sığır ve mandalarda, nadiren koyunlarda görülür. Sonbahar aylarında görülen karaciğer nekrozu, yüksek ateş ve hemoglobinüri semtomları ile seyreden öldürücü bir hastalıktır. Etkenin sporlarıyla bulaşık ot ve yemlerin yenmesiyle bulaşır. Karaciğere yerleşen etken hızla çoğalarak nekrozlar yapar. Bunun sonucu yüksek ateş ve icterohemoglobinüri ortaya çıkar. Besi durumu iyi olan hayvanlar merada ölü bulunurlar. Genel semptomların yanında hayvan ızdıraplı görünüştedir, inler, sancılıdır, beden ısısı yükselir, dışkı koyu kahve, idrar koyu kırmızı görünüştedir. Spesifik bir sağıtımı yoktur, hayvanlar ölmeye devam eder ve ölen hayvanların kadavraları etkenin yayılmasında önemli rol oynarlar.

KUZU DİZANTERİSİ
Etkeni (Cl.Perfingens tip B.)

Choline: Choline B kompleks grubu, suda eriyen vitaminlerdendir. Asetilkolin oluşmasında gereklidir. Fosfolipidlerin molekül yapısının bir parçası olarak vücut yağlarının mobilizasyonu ile görevlidir. İneklerde normal koşullarda rumen protozoaları tarafından sentezlenir. Ruminantların stresli dönemlerinde, özellikle gebeliğin son, laktasyonun ilk döneminde dışarıdan yeme katılmasına ihtiyaç vardır. Choline yağ metabolizması için yaşamsaldır. İneklerde eksikliğinde ketosis ve yağlı karaciğer hastalığı gibi sağlık riskleri ortaya çıkar. Buzağılarda eksikliğinde kas zayıflığı , karaciğerde yağ infiltrasyonu ve böbrek kanamaları görülür. Yemlere Choline katılması besi danalarında performans arttırıcı olarak etki gösterir.

Niacin: (Amide formu: Nicotinamide) Bazı literatürlerde B3 vitamini veya vitamin PP olarak geçer. NAD (nicotinamide adenine dinucleotide) ve NADP (nicotinamide adenine dinucleotide phosphate) ismi verilen iki çok önemli koenzimin yapısında yer alır. Karbonhidrat, lipid, aminosit metabolizmalarında rol oynar. Vücutta kortizon, thyroxine, insulin, östrojen, progesteron, testesteron gibi hormonların üretilmesi için gereklidir. Mikrobiyal protein sentezini arttırır. Vücut yağları ve keton cisimciklerinin yıkımlanmasında büyük rol oynadığı gibi, keton cisimciklerinin oluşumunu önler. İneklerde süt verimini arttırdığı gibi süt yağını ve süt proteinini de arttıran bir etki gösterir.

İneklerde gebeliğin son döneminde ve laktasyonun başlangıcında yemlere katılması çok yararlıdır. Ketosis ve yağlı karaciğer hastalığında koruyucu ve aynı zamanda tedavi edici olarak etkilidir. Yapılan çalışmalarda ineklerin laktasyon performansını desteklediği ispatlanmıştır.

Doğumdan önce yağlanmış (şişman) ineklerde doğum sonrasında, laktasyonun ilk döneminde süt üretimine bağlı olarak oluşan enerji açığı sebebiyle, yağların ani metabolizasyonuna bağlı olarak oluşabilecek yağlı karaciğer ve ketosis problemlerini önler.

Buzağıların sütten kesilmesinden hemen önce ve ishal geçirmiş buzağılarda kullanılması çok yararlıdır.