Yazılar

 

 

11.10.2018

 

Buzağılarda Salmonellosis

 

Salmonellosis (Salmonelloz) tüm sıcak kanlı hayvanlarda görülebilen, insanlara bulaşma potansiyeli olan, yüksek oranda bulaşıcı, ölümcül bir hastalıktır.  Hastalık etkeni Salmonella adı verilen gram negatif bir bakteridir.

Salmonelloz buzağılar için çok tehlikeli bir hastalık olup, tüm dünyada buzağılar yönünden başlıca sağlık ve hayvan refahı sorunu olarak kabul edilir.

Buzağılarda görülen Salmonellosis etkenleri Salmonella typhimurium, S.newport ve Salmonella dublin ( Salmonella enterica, Subspecies enterica serovar dublin) olarak bilinmektedir.

Hastalık buzağılarda 2-12 haftalık yaşlarda (14-84 günlükken) görülür.

Bağırsak yangısı, şiddetli ishal, dizanteri tarzında ishal, sancı, yüksek ateş, durgunluk, hızlı zayıflama şeklinde ortaya çıkar.  Aşırı su kaybı, koma, mikroorganizmanın ve toksinlerinin kana karışması ile birlikte durum ölüme kadar gidebilir.

İshal kötü kokulu, kanlı, pıhtılı, sümüksü halde olur.  Dışkı çoğunlukla gri renkli ishal şeklinde olduğu gibi, taze kan izleri de görülür.

Hastalık zatürre ile kombine olabilir.  Ölmeyen buzağılarda öksürük süreğen hale gelebilir.

Bazı buzağılarda eklem yangısı ve beyin zarı yangısı da görülebilir.

Sürüde yavru atma, erken doğum, ölü doğum, zayıf, yaşama gücü olmayan buzağı gibi vakalar görülüyorsa Salmonelloz akılda bulundurulmalıdır.

Hastalık stres, kalabalık, sıkışık ortamlar, kötü havalandırma gibi koşullarda ortaya çıkar.

Nakliye, besleme hataları, besin maddeleri eksiklikleri hastalığı tetikler.

 

 

 

 

Salmonelloz akla gelebilecek her türlü yolla bulaşır ve yayılır.

Asıl bulaşma yolu fekal- oral yoldur. Yani dışkı-ağız yoluyla bulaşma hastalığın yayılmasında başlıca rolü oynar.

Bunun yanı sıra ağız ve burun akıntıları, ağız sütü, süt, başıboş kedi ve köpekler, kemiriciler, yabani hayvanlar, sinekler, kuşlar ve insanlar hastalığı bulaştıran, yayan sebepler arasında sayılabilir.

İçirme sondaları, biberonlar, giysiler, çizmeler, malzeme ve ekipmanlar, gübre taşıyıcıları, kovalar yayılma sebebidir.

Bulaşık yem hammaddeleri, yemlik ve suluk yayılmada rol oynar.

Mikroorganizma toprakta, tozda, suda, nemli ortamlarda 4-5 yıl canlı kalabilir.  Hava yoluyla da bulaşabilir.  Donma halinde; -40C nin altında Salmonella bakterisi ölür.  Antiseptiklerin birçoğu mikrobu öldürür.

Mikroorganizma iç organlara, lenf yumrularına yerleşerek hayvanların taşıyıcı olmasına yol açar.

Enfekte sürülerden bilmeden alınarak getirilen hayvanlar, sağlıklı sürüye hastalığı da taşımış olur.

Sürüde koşullar kötüyse, nemli, kötü havalandırmalı, kapalı, kalabalık, sıkışık barınaklarda uygun nemi ve pH aralığını bulduğunda Salmonella bakterisi hızla çoğalır.

Hayvanlar arasında belirti göstermeyen, subklinik (gizli) vakaların olabileceği akıldan çıkarılmamalıdır.

Hastalığın yayılmasında ve şiddetlenmesinde en önemli etkenin kötü çevresel koşullar, sürü yönetimindeki aksaklıklar olduğu bilinmelidir.

Salmonelloz tedavisi mümkündür.  Antibiyotikler, ağızdan ve damardan verilen sıvılar ile hastalar tedavi edilebilir.  Tedaviye erken başlamak, hızlı ve etkin bir tedavi yapmak şarttır.  Uzayan tedavilerin antibiyotik direnci, yararlı bakterilerin yok olması, işkembe ve abomasumda mantar enfeksiyonlarına yol açması gibi sorunlar oluşturacağını göz önüne almak gerekir.

 

Hastalığın yurtdışında aşısı vardır.  Buzağılar için, mikroorganizma tesbiti ile, otovaksin (özaşı, çiftliğe özel veya bölgeye özel aşı) yapılabilir.

Salmonellozda korunmanın temeli “Kuru ve Temiz” ilkesine dayanır. Bilinen tüm  biyogüvenlik önlemleri eksiksiz alınmalıdır. Buzağıların direncini kırabilecek stres faktörlerinin düzeltilmesi şarttır. İyi havalandırma, konfor , buzağıların erginlerden ayrı tutulması, hastalık şüphesinde derhal hastaların sağlıklılardan ayrılması , ağız sütünün ve sütün pastörize edilerek kullanılması alınacak diğer önlemlerdir.

Hastalık bir eradikasyon ve biyogüvenlik protokolü ile sürüden uzaklaştırılabilir.

Test yaparak hastalıklı olanların tesbiti ve sürüden çıkarılmaları ile sonuç başarılı olabilir.

İshal ile seyreden hastalıklar birbiriyle karışabilir. Hastalığın zoonotic potansiyeli olduğu yani insanlara bulaşacağı bilindiğinden, çiğ sütün insan tüketiminde kullanılmaması gerekir.

 

 

 

                                                                                                                                  28.09.2018

 

Buzağılarda Su Zehirlenmesi

 

Buzağıların ani ve aşırı miktarda su içmelerinden kaynaklanan bir hastalıktır.  Uzun süre önünde su olmayan, susamış dana ve buzağıların birdenbire, çok miktarda su içmeleri “su zehirlenmesi” ne sebep olur.

Buzağıların sütten kesme döneminde bu duruma daha sık rastlanılır.

Sorunun en önemli belirtisi kan işeme’dir.

Aşırı su içen buzağı ve danalarda soğuk hava, soğuk su gibi etmenler hastalığın belirtilerinin şiddetlenmesine yol açar.

Kan işeme ile birlikte vücut ısısı düşer, nabız, solunum hızlanır ve yüzlek bir hal alır.

Burnun her iki deliğinden köpüklü akıntı gelir.

Salya akıntısı, sık işeme, titreme, kasılma, halsizlik, boynun arkaya veya yana doğru kasılması görülebilecek diğer belirtilerdir.

Hastalık elektrolit dengesizliği (mineral tuzlarının kaybı), alyuvarların parçalanması, aşırı kansızlık, durgunluk, yatar pozisyon ve bunlara bağlı olarak ölüm ile sonuçlanabilir.

Su zehirlenmesinde belirgin olarak tuz (sodyum ve klorür) kaybı söz konusu olacağından sinirsel belirtiler öne çıkar.  Böbrek ve karaciğerde bozukluklar, akciğer ve beyinde ödem söz konusu olur.

Karnın genişlemesi ve gergin bir hal alması belirgindir.

 

 

 

 

Kan işeme Babesiosis ve Leptospirosis hastalıkları ile karışabilir.  Bu yüzden buzağı ve danalarda görülen kan işemelerde “su zehirlenmesi”nin akılda bulundurulması yerinde olur.  Çünkü erken müdahale ile ölümler önlenebileceği gibi, tedavi de kolaylıkla yapılabilir.

Aşırı tuz kaybı ve ödemler olduğu için tedavi bu yönde sürdürülür.

Tuzlu serum ve idrar söktürücü ilaçlar ile tedavisi mümkündür.

Ayrıca veteriner hekimin gerekli göreceği destek tedavileri ile olumlu sonuç alınır.

Şüpheli hallerde ilk iş olarak dana ya da buzağıların önlerinden su kaldırılır. Suya ulaşımları engellenir.

Kan işeme ile karşılaşıldığında böyle bir sorun olabileceğini bilmek, babesiosis ve leptospirosis dışında da kan işeme olabileceğini akılda tutmak yararlı olur.

Çünkü başka hastalıklarla ilgili olarak oyalanıp, zaman kaybedildiğinde beyin, böbrek, karaciğer, akciğer bozuklukları şiddetlenir ve durum buzağı kaybı ile sonuçlanabilir.

 

 

 

 

28.09.2018

 

BUZAĞILARDA IKINMA

 

Buzağıların ıkınması hayvanı olduğu gibi, sahiplerini de çok üzen bir durumdur.  Sorunun çözümü için öncelikle doğru teşhis ve ona göre tedavi yapmak gerekir.  Çünkü ıkınma bir belirtidir.

Ikınma birçok hastalığın ya da bozukluğun belirtisi olarak görülür.  Hiçbir zaman tek başına bir belirti değildir.  Başka belirtilerle birlikte ortaya çıkan ve diğer belirtilerle birlikte değerlendirildiğinde doğru teşhis konulabilir.

Yeni doğmuş bir buzağıda ıkınma gözleniyorsa, derhal arkasına bakmak gerekir.  Doğmasal anormallik olarak bazen dışkı deliği şekillenmiyor (Atresia ani).  Bu yönden durum kontrol edilmeli.  Böyle bir anormalliğin çözümü cerrahidir.  Veteriner hekim cerrahi yöntemle anüsü açabilir.

Ikınma belirtisi ile karşımıza çıkabilecek hastalıklar; Koksidiyoz, nekrotik bağırsak yangısı, Kurşun zehirlenmesi, Kripto enfeksiyonu, tetanoz, salmonellosis, kış ishali, karaciğer kelebekleri, karaciğer apsesi ile kombine sarılık, karaciğer bozukluğu ile ilgili beyin hasarı (HE= Hepatik Ensefalopati), böbrek yangısı, rektumun tahriş olması, kanlı bağırsak hastalığı, aşırı miktarda bağırsak kurdu istilası, özellikle kahverengi kurt denilen ostertagiaların bağırsakta bulunması, kabızlık.

Görüldüğü gibi ıkınma bize birçok hastalığı işaret etmektedir.

Başka belirtilerle ve gerekirse laboratuvar muayeneleriyle birleştirilerek teşhise gidilmelidir.

 

 

Yukarıdaki ıkınma ile seyreden hastalıkları kısaca gözden geçirelim.

Koksidiyoz ve Kripto bağırsaklardaki protozoan parazitlerdir.

Koksidiyozda ıkınma koyu renk dışkı, kanlı ishal ve susuzluk belirtileriyle birliktedir.

Tetanoz akılda bulundurulmalıdır.  Buzağılarda göbek kordonunun dezenfekte edilmemesi sonucunda ortaya çıkabilir.

Hepatik Ensefalopati Karaciğerin hasarı, buna bağlı olarak temizleme görevini yapamaması sonucunda zararlı atıkların, özellikle de amonyağın kana karışarak beyne ulaşması ile ilgili bir bozukluktur.  Ikınma sinirsel belirtilerle, saldırganlık ve körlükle birlikte olabilir.

Nekrotik bağırsak yangısı (nekrotik enteritis) E. coli ile Klostridyum perfringens mikroorganizmalarının birlikte oluşturdukları bir enfeksiyondur.

Çok kesin olmamakla birlikte etkenlerin bu iki mikroorganizma olduğu tahmin edilmektedir.

Atık akülerle temas eden hayvanlarda Kurşun zehirlenmesi olabileceği bilinmelidir.

Kanlı bağırsak hastalığında küflü yem veya silajdan gelen toksinlerle Klostridyum perfringensin beraberce hastalık yapabileceği unutulmamalıdır.

Ikınma diğer belirtiler de göz önüne alınıp, kesin teşhis konulduğunda uygun tedavi ile giderilebilir.

 

                                                                                                                                  28.09.2018

 

Buzağılarda Su Zehirlenmesi

 

Buzağıların ani ve aşırı miktarda su içmelerinden kaynaklanan bir hastalıktır.  Uzun süre önünde su olmayan, susamış dana ve buzağıların birdenbire, çok miktarda su içmeleri “su zehirlenmesi” ne sebep olur.

Buzağıların sütten kesme döneminde bu duruma daha sık rastlanılır.

Sorunun en önemli belirtisi kan işeme’dir.

Aşırı su içen buzağı ve danalarda soğuk hava, soğuk su gibi etmenler hastalığın belirtilerinin şiddetlenmesine yol açar.

Kan işeme ile birlikte vücut ısısı düşer, nabız, solunum hızlanır ve yüzlek bir hal alır.

Burnun her iki deliğinden köpüklü akıntı gelir.

Salya akıntısı, sık işeme, titreme, kasılma, halsizlik, boynun arkaya veya yana doğru kasılması görülebilecek diğer belirtilerdir.

Hastalık elektrolit dengesizliği (mineral tuzlarının kaybı), alyuvarların parçalanması, aşırı kansızlık, durgunluk, yatar pozisyon ve bunlara bağlı olarak ölüm ile sonuçlanabilir.

Su zehirlenmesinde belirgin olarak tuz (sodyum ve klorür) kaybı söz konusu olacağından sinirsel belirtiler öne çıkar.  Böbrek ve karaciğerde bozukluklar, akciğer ve beyinde ödem söz konusu olur.

Karnın genişlemesi ve gergin bir hal alması belirgindir.

 

 

 

 

Kan işeme Babesiosis ve Leptospirosis hastalıkları ile karışabilir.  Bu yüzden buzağı ve danalarda görülen kan işemelerde “su zehirlenmesi”nin akılda bulundurulması yerinde olur.  Çünkü erken müdahale ile ölümler önlenebileceği gibi, tedavi de kolaylıkla yapılabilir.

Aşırı tuz kaybı ve ödemler olduğu için tedavi bu yönde sürdürülür.

Tuzlu serum ve idrar söktürücü ilaçlar ile tedavisi mümkündür.

Ayrıca veteriner hekimin gerekli göreceği destek tedavileri ile olumlu sonuç alınır.

Şüpheli hallerde ilk iş olarak dana ya da buzağıların önlerinden su kaldırılır. Suya ulaşımları engellenir.

Kan işeme ile karşılaşıldığında böyle bir sorun olabileceğini bilmek, babesiosis ve leptospirosis dışında da kan işeme olabileceğini akılda tutmak yararlı olur.

Çünkü başka hastalıklarla ilgili olarak oyalanıp, zaman kaybedildiğinde beyin, böbrek, karaciğer, akciğer bozuklukları şiddetlenir ve durum buzağı kaybı ile sonuçlanabilir.

 

 

Buzağının gözü bize çok bilgi verir.  Yeni doğanlarda ve buzağılık döneminin ileri günlerinde değişik sorunlar karşımıza çıkabilir.  Sorunların bir kısmı doğrudan göz ile ilgili olabileceği gibi, bir kısmı da başka hastalıkların belirtisidir.

Örneğin; göz üzerinde deri parçası kalması gözün doğrudan bir sorunudur.  Gözde tümör olması da öyle.   Bunlar cerrahi müdahaleler ile halledilecek problemlerdir.

Gözün dışarıya doğru fırlamış olması ve şaşılık tek başına sorunlar olabileceği gibi hastalık belirtisi de olabilir.

Hastalık belirtisi olabilecek göz bozukluklarından “Buzağıların Sinirsel Hastalıkları” yazımda söz etmiştim.

Buzağının gözü bize en çok BVD-MD ve IBR hastalıkları konusunda ipuçları verir.

Katarak, gözün küçük olması, göz sinirinin yangısı veya gelişmemiş olması, beynin su toplaması, göz içi basıncının olmaması, gözde bulutlanma (boz görünüm) hep birlikte ortaya çıkan belirtiler kombinasyonudur ve BVD – MD habercisidir.

Böyle buzağılar ya ölü doğmuştur ya da tahminen doğumdan sonra 12 saat içerisinde ölürler.

Böyle buzağıların bizlere verdiği sinyali doğru değerlendirerek BVD-MD yönünden laboratuvar incelemelerine başvurmak yerinde olur.

Yeni doğanlarda septisemi çoğunlukla ölümle sonuçlanır. Bazı durumlarda gözlerin bulutlanması “neonatal septisemi” belirtisi de olabilir.

İleriki günlerde buzağıların başına başka dertler de gelebilir.  Moraxella bovis sineklerle bulaşan bir göz enfeksiyonu olup bütün sürüyü tehdit eder.

Çoğunlukla ani ölüm ile sonuçlanan, TEME (Tromboembolik Meningoencephalitis) hastalığına yol açan Histophilus somni enfeksiyonlarında da gözde lezyon oluşur.

Listeriosis hastalığında da göz lezyonları görülür.

A vitamini eksikliğini akılda tutmak şarttır.  Ülkemizde çok miktarda ADE kombinasyonu enjeksiyonluk ürünler kullanılsa da, A vitamininden vücudun yararlanmasını engelleyen durumların da olabileceğini bilmeliyiz.

Gözler çok şey anlatır. Ama; gözardı etmemek gerekir.  Gözdeki sorunlardan yola çıkarak gerçek sorunu bulmak mümkündür.  Durumu sadece gözdeki bir problem olarak görüp arkasını aramamak yapılabilecek en büyük ihmallerden biridir.

Buzağılarda sinirsel belirtilerle sık sık karşılaşırız. Bu belirtilerin arkasında neler var?

Sinirsel belirtiler bazen diğer genel belirtiler ile birlikte, kombine olarak da görülür.  Belirtiler buzağıların kaç günlük olduklarına göre değişen şekildedir.  Süt içen, yem yiyen, katı yem tüketimine ve silaj tüketimine başlayan buzağıların problemleri ile sinirsel belirtiler farklıdır.

Belirtiler olarak; şaşılık, dönme, titreme, hızlı soluma, körlük, boynun geriye doğru kasılması, dengesizlik, durgunluk, iştahsızlık, yutma güçlüğü, gözlerin havaya dikilip bakılması, kas zayıflığı, yatar pozisyon, ağızdan aşırı salya akıtma, nöbet şeklinde sinir krizleri, diş gıcırdatma, başı bir yere dayama, emme refleksinin olmaması, başı veya boynu düz tutamama, ayakta durma güçlüğü, gözde boz bulanık görüntü, şişmiş gözler, gözlerin fırlaması, ıkınma, istemsiz hareketler, sendeleme gibi belirtileri sayabiliriz.

Çoğunlukla bu sorunlar açlık, aşırı zayıflama ve ölüm ile sonuçlanır.

Sinirsel hastalıklar başka hastalıkla birlikte seyredebilir.  Örneğin; göbek yangısı, eklem yangısı, ishal, solunum yolu enfeksiyonları, orta kulak yangısı sinirsel belirtilerle bu hastalıkların belirtilerinin beraberce izlendikleri vakalar halinde ortaya çıkabilir.

Sinirsel hastalıklara nelerin sebep olduğunu bilmemiz, teşhis etmemiz ve eğer mümkünse tedaviyi ona göre yapmamız gerekir.

Buzağılarda görülen sinirsel hastalıkların arkasında çok çeşitli sebepler vardır.

Bunların başında septik menenjit’i sayabiliriz.  Doğmasal anomaliler ise zaten hemen göze çarpan durumlardır.

Doğmasal anomaliler dışında akla gelen hastalıkları sıralayalım;

Thiamine (B1 vitamini) eksikliği, A vitamini eksikliği, Haemophilus somnus (Histophilus somni) enfeksiyonları = TEME, toksinler, Coccidiosis (Koksidiyoz) sinirsel şekli, Neospora caninum enfeksiyonu, kurşun zehirlenmesi, Fusobacterium necrophorum tarafından oluşturulan beyin apseleri, Mycoplasma bovis tarafından oluşturulan beyin yangıları, E.coli, Streptococ, Pasteurella, Chlamidia pecorum, Trueperella gibi  mikropların beyne ulaşmasıyla ortaya çıkan beyin ve beyin zarı yangıları.

BVD ve IBR gibi viral hastalıkların sinirsel şekilleri, listeriosis, tetanoz gibi hastalıklar sinirsel hastalıklar olarak karşımıza çıkan sorunlardır.

Ayrıca; Salmonella, Klebsiella, Staphylococcus, Clostridium perfingens tip D, Camphylobacter gibi bakteriler de sinirsel problemlere yol açabilirler.

Görüldüğü gibi karşımızda uzun bir liste vardır.  Besleme, virüs, bakteri kaynaklı hastalıklara doğru teşhis koymak tedavi için şarttır.  Teşhis laboratuvar muayeneleriyle mümkündür.

Asıl hastalık teşhis edilir veya laboratuvara beyin-omurilik sıvısı gönderilir.

Erken ve doğru teşhis ile tedavisi mümkün olan hastalıklar vardır.

Antibiyotiklerle, vitaminlerle ve belirtilere yönelik diğer tedavi yöntemleriyle iyi sonuç alınabilecek vakalar söz konusudur.  İleri vakalarda, viral hastalıklarda, septisemi ile kombine olan durumlarda genellikle iyi sonuç alınamaz.

Hipomagnesemik (Magnezyum eksikliğine bağlı) durumlarda Magnezyum, B1 vitamini eksikliklerinde B1 vitamini enjeksiyonları iyi sonuçlar verir.

En doğru yöntem koruyucu hekimlik ve uygun şekilde sürü yönetimidir.

Doğumda göbek kordonunun temizlenmesi, ağız sütünün en kısa sürede, uygun miktarda içirilmesi ve uygun aralıklarla tekrarı çok önem taşır.  İyi gözlem, kuru ve temiz barınaklar coccidiosis (Koksidiyoz) için alınacak başlıca önlemlerdir.

İşkembe sağlığı, sütten kesme dönemindeki stresin önlenmesi, küflü ve bozulmuş yemlerden, özellikle silajdan uzak durmak gerekir.  Küflü ve bozuk silaj Listeriosis’e sebep olacağı gibi, karaciğerdeki toksik etkiler beyinde sorunlara sebep olabilmektedir.  Bu yönde dikkatli olunmalıdır.  Vücutta B1 vitamini (Thiamine) sentezini ya da kullanımını engelleyen sülfür, sülfat içerikli gıdalar veya sular, işkembedeki yararlı mikroorganizmaların yok olmasına sebep olan aşırı karbonhidrat ile besleme PEM (poliencephalomalasi) hastalığına yol açacağından, beslemede bu konulara özen gösterilmesi şarttır.

Aşısı olan hastalıklara karşı sistemli aşı yapılması gerekir.  IBR, BVD, E.coli, Clostridyum perfingens Tip D, Haemophilus somnus (Histophilus somni), Pasteurella gibi.

Sinirsel belirtiler gösteren buzağılar için basit, tek bir teşhis ve basit bir tedavi şekli söz konusu değildir.

Arkasının iyi araştırılması sürünün geleceği için büyük önem taşır. Laboratuvar muayeneleri ve koruyucu hekimlik uygulamaları ihmal edilmemelidir.

Buzağıların sağlığı, doğal olarak, öncelikle sahiplerini ilgilendirir.  Ancak; “Buzağılar ölmesin” dediğimizde birçok sektör bu konuda işin içerisindedir.

Buzağı sağlığı, tabii ki, kuzu ve oğlakların sağlığı, ülkemiz ve tek tek işletmeler için büyük önem taşımaktadır.

Buzağı kayıplarını önlememiz şarttır.  İki önemli nokta ile başlayalım.  İlki Tarım Bakanlığımızın yaptığı çalışmalardır.  “Buzağılar ölmesin” sloganıyla başlatılan aşılama çalışmalarının yanısıra şap hastalığı, brusellosis gibi buzağı kayıplarına yol açan sorunlarla Bakanlık ilgilenmektedir.  Fakat asıl görev işletme sahiplerine düşmektedir.

Bu yüzden işletme sahiplerinin ve eğer varsa, işletmede çalışan bakıcıların bilinçli, bilgili, eğitimli olmaları gerekir.

Veteriner hekimler koruyucu hekimlikte ve tedavide olduğu gibi eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarında da rol almaktadırlar.

Aşı ithalatçıları ve üreticileri buzağıların sağlıkları için en önemli sektör paydaşlarıdır.

İlaç üreticileri ve ithalatçıları da öyle.

Barınakların doğru yapılması, uygun havalandırma, kuru ve temiz ilkesine uygun barınaklar buzağı sağlığı için vazgeçilmez unsurlardır.

Öyleyse; bu konularla ilgili, dizayn edenden, havalandırma işlerini yapanlara kadar, buzağı boksu imalatı yapandan, altlık materyali satana kadar herkes buzağı sağlığı ile ilgilidir.

Buzağı sağlığı laboratuvar malzemesi satanları bile ilgilendirir.  Örneğin; ağız sütü kalitesi için Kolostrometre (Dansimetre)satanlar buzağı sağlığına hizmet etmiş olurlar.

Buzağı maması, yem ve yem katkı maddeleri ile ilgili sektörler “Buzağılar ölmesin” sloganının en önemli destekçileridir.

Dezenfektan, temizlik malzemeleri sektörü de aynı yönde hizmet veren en önemli sektördür.

Mama kabı, emzirme kapları, biberonlar buzağılar için önemlidir.

Görüldüğü gibi “Buzağılar ölmesin” dediğimizde, birçok sektöre görev düşmektedir.

Barınağıyla, beslemesiyle, aşılamasıyla, tedavisiyle, koruyucu desteklerle buzağı sağlığında görev alan bu sektörlerin çalışanları işlerini doğru, eksiksiz, zamanında yaparlarsa, buzağı kayıplarımız en düşük seviyeye inecektir.

Böylece işletmeler ve ülkemiz kazançlı, sürdürülebilir hayvancılık için ilk adımı atmış olacaktır.

Daha iyi düveler, daha iyi besi danaları ve bol hayvan materyali için birçok sektörün elele vermesi başlıca ihtiyacımızdır.

Koksidiyoz (Coccidiosis) tek hücreli bir bağırsak paraziti (protozoa) tarafından oluşturulan, kanlı ishalle seyreden bir hastalıktır.

Etken Eimeria zuernii veya Eimeria bovis’tir.

Dünya’da yaygın bir sorundur.

Büyümede geri kalan, tüyleri matlaşmış, koyu renkli sulu dışkısı olan, sıklıkla ıkınan, durgun, halsiz, zayıf buzağılar varsa bu hastalıktan şüphe edilir.  Ayrıca; diğer ishal tedavileri denenmiş, fakat iyi sonuç alınamamış ise, yine koksidiyoz akla gelmelidir.  İştah kaybı ve gelişme geriliği belirgindir.  Ikınma bazen aşırı derecede şiddetli olabilir.  Hatta titreme, ayağını yere vurma, tepinme, boyun kaslarının gerilmesi, şaşılık gibi sinirsel belirtiler bile ortaya çıkabilir (Nervöz Koksidiyoz).  Bazen ölüm şekillenebilir.  Hastalık buzağıların gelişmesini gerilettiği için, ayrıca işçilik, altlık ve tedavi masrafları sebebiyle önemli derecede ekonomik kayba sebep olur.

Koksidiyoz ikincil hastalıklara da zemin hazırlar.  Örneğin; koksidiyozlu buzağılar diğer ishal etkenlerine ve zatürre’ye (pneumoni) karşı da çok hassas olurlar.  Kolayca öksürüğe yakalanabilirler.

Koksidiyoz fekal-oral (dışkı-ağız) yoluyla yayılır.  Ağızdan alınan bir adet yumurta bağırsaklarda açılır ve bağırsak duvarını işgal ederek çoğalır. İki hafta içinde milyonlarca yumurta dışkı yoluyla saçılmaya başlar.

Hastalık barınakta veya merada hızla yayılır.  Yayılma dışkı ile bulaşmış yemlikler, suluklar, altlıklar ve hayvanların tüyleri ile olur.  Birbirini yalayan buzağılar arasında koksidiyoz hızla yayılır.  Koyu renkli, bazen belirgin kanlı ve sümüksü dışkının erken fark edilmesi yani, gözlem yayılmanın önlenmesi bakımından çok büyük önem taşır.

Koksidiyoz hijyen eksikliği olan işletmelerin başlıca hastalığıdır.  Buzağılara annelerinden veya çevrelerindeki büyük hayvanlardan da bulaşır.  Erginler hastalığı gizli veya kronik olarak, belirti göstermeden taşıyor olabilirler.

Hastalığa zemin hazırlayan faktörler stres, kalabalık, nemli ortamlar, nakliye, büyüklerle buzağıların bir arada olması, sütten kesme dönemi, yem değişiklikleri, dışarıdan sürüye hasta hayvan getirilmesi, pazara hayvan götürmek ve getirmek olarak sayılabilir.

Koksidiyozun kesin teşhisi mikroskobik muayene ile olur.

Şüpheli durumlarda, ayırıcı tanı için bile olsa, Koksidiyoz yönünden mikroskobik muayene yaptırılması yerinde olur.

Kolibasilloz başta olmak üzere, besleme, toksin ve  parazit kaynaklı ishaller bakımından koksidiyozu ayırt etmek gerekebilir.

Kışın, aşırı soğuk ve nemli havalarda, ani hava değişikliklerinde kış Koksidiyozu akılda tutulmalı, koyu renkli ve yumuşak dışkı görüldüğünde Koksidiyozdan şüphe edilmelidir.

Hastalığın aşısı yoktur.

Tedavisi vardır.

Antikoksidiyal ve Koksidiostatlar kullanılarak tedavi yapılabileceği gibi, saçılım da önlenir.

İleri vakalarda ağızdan ve gerekli görülürse damardan sıvı tedavisi yapılabilir.

Koruyucu hekimlik:

Koksidiyoz da birçok hastalık gibi sürü yönetimi eksikliğinde ortaya çıkan bir sorundur.

Korunmada sürü yönetiminin temel ilkeleri olan kuru -temiz ortamlar ile iyi gözlem şarttır.

Hijyen korunmanın anahtarıdır.

Stresi önlemek, buzağıların vücut dirençlerini sarsmamak gerekir.  Stres kalabalıkta, sütten kesme döneminde, nemli ortamlarda, sık sık yapılan değişikliklerde artar.   Buzağılar annelerinden ve diğer büyüklerden ayrı tutulmalı, hastalar derhal ayrı bir yere alınmalı, altlıklar değiştirilmeli, tedavi ayrı bir yerde yapılmalıdır.  Buzağıların bulundukları ortamda tedavileri başarı şansını azaltır.  Çünkü reenfeksiyon (tekrar tekrar hastalık etkenine maruz kalma) ihtimali yüksektir.

Yemlik ve sulukların yerleri yayılma konusunda önemlidir.  Dışkıların yemliğe veya suluğa yapılmış olması muhtemel ise derhal bu yönde önlem alınmalıdır.

Dışkı ile bulaştığı gözlenen yem kısımları atılmalı, dışkı bulaşmış suluklar temizlenmelidir.

Koşulları düzeltmek, kuru ve temiz ortamlar sağlamak en önemli koruma yöntemidir.

Hidrosefalus adı verilen bu doğmasal anormallik doğum esnasında göze çarpar.  Buzağının beyninde aşırı sıvı birikmesi, kafatasının içinde su toplanması sonucunda başın ön tarafı kubbeleşmiş, baş öne doğru büyümüştür.

İlk belirti güç doğum olarak karşımıza çıkabilir.  Buzağının başı büyük olduğu için doğum kanalına sıkışır.  Böyle durumlarda bazen kafatası içindeki sıvı, kafanın ön tarafı delinerek akıtılır, buzağı dışarı alınır ve anne kurtarılır.

Zaten buzağı çoğunlukla ölü doğar.  Nadiren canlı doğsa bile, zayıf, emme refleksi olmayan, kör ve titreyen buzağı kısa sürede ölür.

Hidrosefali vakaları körlük ile birliktedir.  Göz sinirinin zedelenmesi, optik kanalın daralması körlüğe sebep olur.

Buzağılardaki durumun benzeri kuzularda da görülebilir.

Sorunun arkasındaki sebepler çoğunlukla viral hastalıklardır.

Bunların başında BVD (Bovine Viral Diyare) gelir.  Ayrıca sineklerle bulaşan, birbirine akraba virüsler tarafından oluşturulan Akabane, Schmallenberg, Mavi dil hastalıklarında da hidrosefali görülür.

Hidrosefali’ye sebep olan etmenler arasında A vitamini eksikliği (A Avitaminosis) ve genetik de sayılabilir.

Resessif (çekinik) bir gen nadiren hidrosefali’ye sebep olmaktadır.  Birçok ırkta olabilmekte, ama Şarole ırkında biraz daha fazla görüldüğü bildirilmektedir.

Koruyucu hekimlik:

En başta yapılacak iş; aşısı olan virüs etkenli hastalıklara karşı aşılamanın ihmal edilmeden yapılmasıdır.

Akrabalı yetiştirmeden uzak durulması şarttır.  Tabii, bu iyi bir kayıt tutmayı gerektirir.  Çekinik (resesif) genler ancak yanlarına bir çekinik gen daha bulurlarsa etkili hale gelirler.

Doğal aşım, bilinmeyen genetik materyal çekinik genlerin bir araya gelme ihtimalini arttırır.

Ayrıca; doğal aşım BVD, Mavi Dil gibi hastalıkların çiftleşme yoluyla bulaşmasına sebep olabileceğinden, suni tohumlama bu yönde bir koruyucu hekimlik görevi görür.

A Avitaminosis için yemlere katkılar eklemek yerinde bir uygulama olur.

Hepsinden önemlisi tahlil yaptırıp, gerçeği bulmaktır.

Hidrocephalus vakası görüldüğünde bunu bir uyarı kabul edip, tahlil yaptırarak viral hastalıkların sürüde olup olmadığını görmek gerekir.

Bu yönde yapılacak tahliller hem ayrıcı tanı, hem de sürünün geleceği için çok büyük önem taşır.

  Brown Swiss Holstein Simmental Jersey

 

Ayrshire
ABD 10277 kg / 2017 11646 kg / 2017 Etçi 9477 kg / 2017 6942 kg / 2015
İspanya 7218 kg / 2017 11035 kg / 2017    
Çek Cumhuriyeti     7376 kg / 2017    
Almanya     7513 kg / 2016    
Slovakya     6858 kg / 2017    
Kanada   10257 kg / 2015    

İlk koşulumuz kuru – temiz ve havalandırmalı ortam.

Büyüklerden ve diğer hayvanlardan ayrı bir doğum bölümü.

1-      Göbek kordonu iyotlu bir solüsyona batırılacak veya iyotlu solüsyon ile silinecek.

2-      Ağız sütü ilk olarak en az 2 litre, tercihen 4 litre içirilecek. İlk 12 saatte mutlaka 8 litreye tamamlanacak.

3-      Buzağı doğar doğmaz kas içi veya deri altına hazır antiserum (Coli Sera +C) yapılacak.

4-      Boynuz köreltme yapılacaksa bu esnada yapılabilir.

Genç erkek sığırları büyüme dönemlerinde uygun yemlerle besler ve canlı ağırlık kazanmalarını sağlarsak “besicilik” yapmış oluruz.  En önemli şartımız bu işin ekonomik olmasıdır.

Besicilikte iki önemli girdi vardır.  Uygun dana ve uygun yem.  Danalar dışarıdan alındığında mutlaka bir “besi başlatma programı” uygulanmalıdır.  Program nakliye sonrası strese girmiş danaların stresten arındırılmaları ile başlamalıdır.  İşkembeyi rahatlatacak, mineral, vitamin destekleri ile acil enerji sağlayacak, yorgunluğu bir an önce giderecek katkılarla işe başlanırsa stres en kısa zamanda danaların yakasını bırakır.

Besicilik süt sığırcılığından farklıdır.  Besleme programları da bazı farklılıklar gösterir.

Süt sığırcılığında süt ve yavru beklerken, besicilikte et bekliyoruz.  Yani; günlük canlı ağırlık artışı.  Danalara verdiğimiz yemin ete dönmesine de “yemden yararlanma” adını veriyoruz.  Bunu etkileyen 2 faktör var.  Canlı ağırlık artışına yatkın, uygun ırklardan ya da melezlerinden danalar ve ağırlık artışını sağlayacak yemleme programı.  Tabii, danaların sağlıklı olmaları koşuluyla.  Demek ki; diğer koşulumuz hasta olmalarını önlemek.

Nakliye sonrası stres giderme programı 1 hafta sürer.  Besiye girişte aşılamalar ve parazit mücadelesi bir kez, aynı anda yapılarak tekrar tekrar danalara stres yaratacak işlemlerden kaçınmalıyız.

Besi danaları için çeşitli yem formülleri yapılabilir.  Yemin kesif kısmının ana materyali tane yemler olmalıdır.

Danalar tane yemlerden canlı ağırlık artışı sağlarlar.  Yeterli miktarda protein kaynağı, vitamin, mineral karışımları, tuz, mermer tozu ekleyerek basitçe kesif yem formülünü oluşturabiliriz.

Bir örnek formül üzerinde çalışalım;

Arpa 300 kg, Buğday 200, Mısır 110, Kepek 100, Ayçiçeği Küspesi 85, Pamuk tohum küspesi 180, Tuz 7, Vitamin + Mineral premiksi 1 kg olmak üzere 1 tonluk yem formülümüz olsun.

Bu formülde bazen protein kaynağı olarak soya fasulyesi küspesi de kullanılabilir.  Ayçiçeği küspesi, soya fasulyesi küspesi, pamuk tohumu küspesi kendi aralarında değiştirilebilir.

Arpa, buğday, mısır gibi taneli yemler de kendi aralarında değiştirilebilir.

Diğer kısımlar zaten gayet az miktardadır.

Kesif kısmın formülü yapıldıktan sonra, kaba yem kısmı düşünülmelidir.  Kaba yemler kapçık, saman, çeşitli otlar ve yoncadan oluşabilir.  Kaba yemin veya yemlerin durumuna göre, kesif kısım ile biraz oynayabiliriz.   Örneğin; yonca vereceksek küspeden bir miktar tasarruf etmek mümkündür.

Sonra kesif kısımdan yüzde 50, kaba kısımdan yüzde 50 alarak karıştırır, yiyebildiklerince (ad libitum) danaların önüne koyarız.  Onar günlük aralıklarla 60/40, 70/30, 80/20 oranlarına ulaşır, 80/20 oranını muhafaza ederek kesime kadar devam ederiz.

Danaların önünde her zaman yem bulunmalıdır.  Taneli kısımlar karma veya ezme şeklinde olmalı, un olmamalıdır.  Yani; arpa ezmesi, ama arpa unu değil.

Besi danaları ortalama canlı ağırlıklarının yüzde 2,5 u kadar kuru madde tüketirler.  Önlerine konulacak miktar bu şekilde hesaplanır.  Ertesi gün yemlikte yem kalmamışsa arttırılır.  Yem kalmışsa kalan miktar kadar azaltılır.  Zaten kısa bir zaman içerisinde doğru miktar bulunur.   Yem oransal olarak aynı kalmak suretiyle, sadece miktar olarak arttırılır.  Çünkü hayvanların canlı ağırlığı arttıkça ihtiyaçların da artacaktır.

Görüldüğü gibi besicilikte yemleme programları basittir.  Süt hayvancılığı işletmelerdeki gibi karmaşık ve çeşitli değildir.  Tek bir ürün bekliyoruz.  Et.

Doğru bir başlangıç ve alıştırma programıyla yukarıdaki temel kuralları uygulayarak ekonomik bir besleme yapmak mümkündür.

Bilindiği gibi yeni doğmuş buzağı tek midelidir. Abomasum, şirden veya şırdan adı verilen gerçek mideye ek olarak buzağılar, sonraki günlerde üç ön mide oluştururlar. Böylece, geviş getiren haline gelirler.  Bu, geviş getiren hayvanların sindirim sistemlerinin evrimidir.

Süt içen buzağının üç ön midesinin, yani börkenek, işkembe ve kırkbayırın oluşması için taneli yemlerin yenmesi gerekir. Taneli yemlere ‘starter yem’ veya ‘buzağı başlangıç yemi’ diyoruz. Böyle yemler tüketen buzağıların genel olarak işkembe diye adlandırılan üç ön midesi kaslanır, damarlaşır. Süt içmeye devam eden ve kesif yem olarak buzağı başlangıç yemi tüketmeyen buzağıların işkembeleri gelişmez. Halbuki buzağıların bir an önce işkembeli hayvanlar olmalarını, yani geviş getirmelerini istiyoruz.

Yapılan çalışmalarda, küçük farklılıklarla birlikte, bu konuya yönelik önemli bilgiler elde edilmiştir. Yakın zamana kadar erken biçilmiş, örneğin tomurcuktayken biçilmiş yumuşak yapraklı, kartlaşmamış yoncanın buzağıların önünde bulundurulması önerilirken çalışmalar, yoncanın değil, yulaf kuru otu, arpa kuru otu ve kurutulmuş tritikale otunun daha iyi işkembe oluşturduğunu ortaya koymuştur.

Buzağının yaşama başlarken en fazla tüketmesi gereken önemli yiyecekler süt ve başlangıç yemidir. İri taneli başlangıç yemleri tavsiye edilmekte olup, kırılmamış halde mısır, yine kırılmamış halde yulaf ile protein, vitamin konsantresi tarzında pelet yem karışımının uygun olduğu bildirilmektedir. Buzağı süt içmeye devam ederken bu karışımdan önünde her zaman bulundurulmalıdır. Tabii ki su da her zaman içebilecekleri şekilde buzağıların önünde olmalıdır. Yani; iki kovanın her zaman dolu olarak buzağıların önlerinde olması şarttır. Birinde su, diğerinde kaliteli, iri taneli başlangıç yemi olmalıdır. Yapılan çalışmalar Avrupa ve Amerika’da biraz değişiklik gösteriyor. Avrupa’daki yazarlar ikinci ayda, ABD’deki yazarlar ise üçüncü ayda kaba yem verilmesini öneriyorlar. Kaba yem yukarıda yazdığım gibi yulaf kuru otu, arpa kuru otu ya da tritikale. En iyi işkembe gelişiminin, kaslanma, damarlaşma ve papilla gelişiminin sağlanmasının böyle olduğu ortaya konulmuştur.

ABD’li yazarlar ise işkembedeki yararlı mikroorganizmaların gelişmesi ve kimyasal parametreler yönünden otların, kaba yemlerin bir ay daha sonra verilmesi yönünde görüş bildiriyorlar. Onların görüşü iki yönlüdür. Birincisi, kaba kısımlarla küçük bir işkembeyi doldurmak yerine daha yüksek besin değeri olan başlangıç yeminin verilmesidir. Böylece buzağının daha gürbüz olması sağlanır. İkincisi ise butirik asidin daha çok şekillenerek damarlaşmanın hızla oluşmasıdır.

Starter yemin 3-4 günlükten sonra buzağıların önlerine konulması, 60 günden önce kaba yem verilmemesi en uygun işkembe oluşumu yönünden son yıllarda Avrupa ve ABD’li bilim adamlarının birleştikleri noktadır. Böylece yakın zamana kadar bilinen kaba yemlerin daha önceki günlerde verilmesi, yoncanın kaba yem olarak kullanılması gibi bilgiler eskide kalmış oluyor. Yeni çalışmalara göre süt, iri taneli buzağı başlangıç yemi, 60 veya 90 gün sonra kaba yem verildiğinde buzağılar daha gürbüz oluyorlar.

Starter yemlerin formüllerinde mısır, arpa veya yulafın yanı sıra, pelet olarak soya fasulyesi küspesi, keten tohumu, sıvı melas, dikalsiyum fosfat ve vitamin, mineral premiksleri bulunuyor. En önemlisi ise sütün günde 2 öğün yerine 3 öğün verilmesi, başlangıç yemine sürekli serbest ulaşacakları şekilde buzağılara sunulması.

Böyle bir besleme sonucunda dişi buzağıların ileride düve olduklarında ilk laktasyonda diğerlerinden 200 litre daha fazla süt vererek yaşamlarına başladıkları, inek olarak daha sütlü, daha dayanıklı, pik seviyesine daha erken ulaşan inekler oldukları belirlenmiştir. Özetle; bol süt veya bol buzağı maması ile birlikte starter (başlangıç) yem verilecek ve 60 günden önce kaba yem verilmeyecek. Böylece iyi işkembe, gürbüz buzağı, tam bir geviş getiren hayvan elde etmiş olacağız.

Buzağı Kayıpları Kader Değildir

    Çaresi Vardır.

1-     İlk koşulumuz, kuru, temiz, havalandırmalı ortam.

2-     Buzağı büyüklerden ayrı bir yerde barındırılmalı.

3-     Anneye doğuma  1 ay kala aşılama. (Septisemi ve enterotoksemi aşısı)

4-     Göbek kordonunun iyotlu bir solüsyona batırılması veya iyotlu

solüsyon ile iyice silinmesi.

5-     Ağız sütü (İlk olarak en az 2 litre tercihen 4 litre, ilk 12 saat içerisinde bu miktar 8 litreye tamamlanmalı)

6-     Doğar doğmaz kas içi veya deri altı hazır antiserum yapılmalı.

Buzağılar sürünün geleceğidir.  İyi beslenmiş buzağılar ise “iyi bir sürü” oluşturmanın temelidir.  O sebeple buzağı yetiştirmeye “doğru adımla” başlamak başlıca koşuldur.

Doğru adımla başlamak buzağının hayatta kalmasını sağlamak ile başlar.  Ancak; devamını doğru getirmek gerekir.  Buzağı süt içen bir yavru olup, onu ilk 2 ay içinde tamamen geviş getiren ve artık süt içmeyen bir hale getirmeliyiz.  Bu dönemde iki büyük problemden buzağılarımızı uzak tutmalıyız.  İshal ve öksürük.  Doğru besleme,  ishal ve öksürükten koruma ile buzağı iki aylıkken 100 kg canlı ağırlığa ulaşabilirse atılan adımlar doğrudur.  Buzağılar sütten kesildiklerinde doğum ağırlıklarının en az iki katına ulaşmış olmalıdırlar.  İlerideki performansları için daha yüksek bir ağırlığa ulaşmalarının büyük yararı olduğu bilimsel araştırmalarla ortaya konulmuştur.  Verilen, önerilen süt ya da buzağı mamasının üzerindeki  miktarlarda almalarını sağlarsak sütten kesme ağırlığı 100 kg olmakta ve hatta bu rakamı geçmektedir.

Buzağının hayatta kalmasını  sağladıktan ve buzağıyı geviş getiren hale getirdikten sonra en önemli işimiz hedeflenen büyüme parametrelerine ulaşmaktır.

Sütten kesme ağırlığı 100 kg, 6 aylık canlı ağırlığı 200 kg veya üzerinde olmalıdır.

İlk 6 ay çok önemlidir. Bir sağmal ineğin tahminen, yaşamının yüzde 8 ini oluşturan ilk 6 aylık dönem ergin ağırlığının yüzde 25 inin, boyunun ise %54 ünün oluştuğu dönemdir.

Kemik ve kas gelişimi 0-6 aylık yaşam diliminde en üst seviyededir.  İneğin gelecekteki yapısını bu dönem belirler ve 0-6 aylıkken yaşanan büyüme geriliği, eksikliği kesinlikle ileride telafi edilemez.  Sütten kesilene kadar, yani ilk 2 ay içinde 100 kg, 6 aylıkken ise 200 kg olan dişi buzağıların inek olunca daha çok süt verdikleri gözlenmiştir.

Sağlıklı, verimli, verimlilik ömrü uzun inekler için sürüdeki buzağıları hasta etmeden ve iyi besleyerek büyütmemiz gerekir.  Hasta olmamalarını doğru barınak, kuru ve temiz ortam, koruyucu hekimlik uygulamaları ile sağlarız.

Hızlı büyüme için daha çok süt veya buzağı maması almalarını sağlamalıyız.

Tekrar edelim ve hiçbir zaman aklımızdan çıkmasın.  Buzağının ilk 6 ayda büyümede geri kalması daha sonra telafi edilemez.

Bir çiftlik bu yaz fan koydu.  Serinletme yapmaya başladı.  Kendi ifadelerine göre; 10 litre ortalama süt artışı sağladı.  Çok sayıda ineği olan bu işletme sadece fan ve serinletme sistemi ile büyük kazanç elde etti.  Fan konulmasaydı ortaya çıkacak olan süt miktarındaki düşüşler ve süt yağı oranındaki azalma buna dahil değil.

Bu süt sığırcılığı işletmesinin elde ettiği yararlar süt artışı ile de kalmayacak.

Ayrıca; döl tutma oranı artacak, topallık olmayacak.  Fanlar konulmasaydı sıcaktan belki çok verimli bazı inekler ölecekti.  Onlar da kurtulmuş oldu.

Aşırı sıcaklarda ineklerin yaşamı tehlikeye giriyor.  Nabız ve solunum sayısı yükseliyor,  enerji ihtiyaçları artıyor.  Buna karşın daha az yem tüketebiliyorlar.

Kuru madde tüketimi 200C hava sıcaklığı olduğunda normal miktarda oluyor.  Örneğin; 26,9 litre süt veren bir inek 18,1 kg toplam kuru madde tüketmelidir  ve bu miktarı tüketir.

Fakat 35 0C sıcaklıkta ineğin tüketmesi gereken kuru madde miktarı 19,4 kg iken, gerçekleşen tüketim 16,6 kg’da kalır.  Süt verimi de 18 kg’a düşer.

İnek bu durumda aç kaldığı için yağlarını değil, kaslarını eritir.  Kas protein yapısında olduğu için kanda çok miktarda üre birikimi olur (ÜREMİ).

Su kaybı, üremi ve metabolik asidoz sonucu inek ölür.

Ayrıca; stres “Kortizol” demektir.  Kortizol vücudun savunma sisteminin bozulması, bu durum da hastalıkların artması anlamına gelir.

Susuzluk en büyük tehlikedir. Canlılarda vücut ağırlığının yüzde 2 si gibi, göze küçük görünen bir oranda su kaybı bile performansı düşürür.  Daha az süt, daha az buzağı.

Isı stresinde inekler bize dertlerini anlatıyorlar.  Fakat biz gözleyip bunu anlayamıyoruz.

Birçok yerde zaten barınaklar kapalı.  Açık barınaklarda bile inekler,  gölgelikler olmasına rağmen,  ahır kenarlarına giderek temiz hava arıyorlar.  “Bizim buralarda bir rüzgar vardır, siz bilmezsiniz” sözüne sığınıp kendimizi avutmayalım.  Hayvanlara iyi havalandırma, serinletme ve konfor sağlarsak, onlar bunun karşılığını fazlasıyla vereceklerdir.  Doğru şekilde duşlama ve fan sistemi kuranlar pişman olmadılar. Çok memnun kaldılar.

İki konuya dikkat etmek gerekir.  Sisleme değil duş.  Duşların öncelikle yemlik hizasında olması.   Diğeri ise; bu dönemde ineklerin elektrolit kayıplarının karşılanması.

 

Verilen  miktarlar  en  az  olması  gereken  miktar  olup  daha  çok  verilirse  buzağı daha  gürbüz  olur  .  Bu  durum ileride  düve  ,  inek  veya  besi  danası  olduğunda  daha yüksek  performans  göstermesini  sağlar .

Tablo sütle  buzağı  besleyenler  için  de   geçerlidir.

Sizin İçin Hangi İndeks Uygundur ?

TPI % NM $ % DWP $ %
Verim 46 43 34
Sağlık 28 41 56
Fiziksel Özellikler 26 16 10

Boğa seçimi hayvancılık işletmelerinin en çok üzerinde durması gereken konudur.  Çünkü bugün vereceğimiz kararlar yarını etkileyecektir.  Hem de büyük ölçüde.

Şimdi boğa seçiminde karar verirken baktığımız indeksler var.  Boğa kataloglarının ilk yapıldığı yıllarda sadece 3 veri varken şimdi veriler çoğaldı.  Yıllar içerisinde ortaya çıkan istatistikler ve son on yıl içindeki genomics ile ilgili gelişmeler indeksleri ayrıntılı hale getirdi.  Giderek sektördekilerin kolay değerlendirme yapabilmelerini sağlayacak şekilde özet haline getirilen indeksler boğa seçiminde işletmelere kolaylık sağlıyor.

En önemli üç indeks TPI, NM $ ve DWP $

Bunlar çeşitli ağırlık puanlarıyla verim, sağlık ve konformasyon ( Fiziksel özellikler) bilgilerini içeriyorlar.

İlk önce TPI vardı.  Hesap formülleri sektörün ihtiyaçları doğrultusunda zaman zaman değişse de, boğa seçimi için iyi bir özet.

Sonraki yıllarda NM $ = Net Merit $ indeksi çıktı.   Net Değer olarak dilimize çevirebileceğimiz bu indeks kullanılan boğanın kızlarından alınacak süt, yağ, protein gibi değerleri alt alta koyup dolar cinsinden hesaplarsak, sağlık harcamalarını da azaltarak sağlayacağı yararları da işin içine katarsak sonuçta çiftçiye ne kadar fazladan kazanç sağlayacağını gösteriyor.

DWP $ ise Dairy Welness Profit indeksinin kısaltılmış hali.  Özet olarak kolay anlaşılabilecek şekilde, dilimize “dayanıklılık” olarak çevirebiliriz.

 Bütün bu indeksler aynı temel verileri içeriyor.  Ama; ağırlık puanları değişiyor.

TPI formülünde verim ile ilgili puanlar %46, sağlık ile ilgili puanlar %28, fiziksel yapı ile ilgili puanlar %26 oranında yer alıyor.  Net Merit (NM $) indeksinde verim %43, sağlık %41, fiziksel yapı %16 ağırlığında.

Dayanıklılık (DWP $) indeksinde ise verim % 34, sağlık %56, fiziksel yapı %10 oranında etkili.

Çiftlik yöneticisi çiftlikteki düve ineklere boğa seçerken, özet olarak,  bu indeksleri göz önüne alarak karar verecek.  Gelecekte nasıl bir sürü istiyor?

Vücut yapısı yani fiziksel olarak tipi çok iyi olan ve yüksek verimli inekler istiyorsa TPI değeri yüksek olanları seçecek.

Ama sağlık yönünden başını az ağrıtacak, dayanıklı ineklere sahip olmak istiyorsa DWP $ indeksi yüksek olan boğaları seçecek.  Vücut yapısı, yani tip değeri yüksek inekler istiyorsa bir “eşleştirme programı” ile karar verirse daha akılcı seçim yapmış olur.

Sığırların gen haritası çıktıktan sonra, 2006 yılından beri Genomics veriler kataloglar ve pedigriler içerisinde yer aldı.

Hangi boğanın kızlarına verim, hangi boğanın sağlık, hangi boğanın tip özelliklerini aktardığı artık biliniyor.

Çiftlik yöneticilerinin sürüdeki eksiklikleri bilerek gidecekleri yöne doğru hızla ilerlemelerinin yolu açıldı.  Çiftlikler önce nerede olduklarını, sonra da nereye gitmek istediklerini belirleyerek yol alırlarsa gelecekleri daha aydınlık olacaktır.

Yalnız bir hatırlatma yapmak gerekiyor.  Doğumu takip eden hastalıklarda (Ketosis, abomasumun yer değiştirmesi, sonun atılamaması, metritis, mastitis, topallık) kesinlikle bakım, besleme, konfor ve özellikle kuru dönem besleme programı ile doğum öncesi, sonrası yapılan desteklerin büyük önem taşıdığını unutmayalım.

Akıldan çıkarmamamız gereken bir konu da; verimin, süt miktarı, süt yağı ve süt proteini ile döl tutmanın bakım, besleme, konfor, kızgınlık takibi gibi “yönetime dayalı” konularla ilgili olduğudur.

BLONDE DE AQUITAINE

Fransız kökenli bir ırktır. Özellikle ön kısmının, kaburga bölgesinin kaslı olmasıyla tanınır. Bir çok ırkla melezlenebilir. Karkas randımanı çok yüksektir.

  • Akitanya Sarısı olarak tercüme edebileceğimiz bu ırk,  Fransa etçi sığır ırkları arasında sayıca üçüncü sırada yer alır.
  • Yemi ota çevirme yeteneği çok yüksektir. Kemik oranı düşüktür.
  • Kasapları memnun eden bir ırktır.
  • İngiltere kökenli ırklarla(Angus, Hereford) melezlendiğinde ortaya çıkan erkek danalar hızlı büyürler, karkas kalitesi yüksek olur.
  • İnekleri yavrularını rahat besleyecek kadar süt verirler
  • Eti yumuşak, gevrek, ince liflidir.
  • Doğumlar kolaydır.

LİMOUSİN

Fransa kökenli bir ırktır. Adaptasyon yeteneği çok güçlüdür. Vücudunun uzun yapısıyla dikkat çeker. Kolay yönetilen, altın sarısından kırmızıya kadar renkte, kas yapısı kuvvetli, et endüstrisinin çok sevdiği bir ırk olarak ün salmıştır.

  • ABD’de siyah ve boynuzsuz Limousin ırkı elde edilmiştir.
  • Dayanıklı, buzağıları sağlam ve gürbüz olan bir ırktır.
  • Kolay adaptasyon sağlarlar.
  • Angus ile yapılan Ticari melezlemeleri çok tercih edilir.
  • İnce kemik yapısı ve bol kaslı olmasıyla, özellikle bonfilesinin büyüklüğü ile kasapların hoşlandığı bir ırktır.
  • Buzağılama kolay olup, annelerinin sütü buzağılara yetecek miktardadır.

 

ŞAROLE:

Fransa kökenli bir ırktır. Boynuzlu ve boynuzsuz soyları vardır.  Beside kârlılığı yüksek bir ırk olarak bilinir. Adını Fransa’nın Charolles Bölgesinden almıştır. Vücudu, mermesi (burun ucu), tırnakları ve boynuzları beyazdır. Büyük cüsseli, gelişmiş kas yapısı olan, sakin mizaçlı, hatta tembel denebilecek hayvanlardır. Bu özelliği yemden yararlanmayı arttırır. Ancak; karkas genel olarak yağlıdır. Şarole ırkının adaptasyonu kolaydır.

PİEDMENTOSA:

Kuzey İtalya’nın Piedmonte Bölgesinden köken alan, Avrupa’nın en eski ırklarından biridir. Zebu sığırıyla akraba oldukları ve ilk çıkış noktasının Pakistan olduğu sanılmaktadır. Çift kas ile karakteristik bir ırktır. Etinin düşük kolesterol ihtiva etmesi ilgi çekici özelliğidir.

  • Eti dünyada “Sağlıklı Kırmızı Et” veya  “Kalp Dostu Kırmızı Et” olarak bilinir.
  • Etleri ince lifli, yumuşaktır.
  • Güç doğum söz konusu değildir.
  • Sakin, kolay yönetilen bir ırktır. Kemik oranı çok düşüktür.
  • İneklerin sütünden özel peynirler yapılır. Çünkü sütü özel kazein içeriğine sahiptir.
  • Hızlı canlı ağırlık artışı sağlar, Ekonomik besi ve randıman ırkıdır.

CHİANİNA

Orta İtalya kökenli bir ırktır.  ABD’ye götürüldüğü 1970’li yılların ardından Chianina x Angus Melezi Chiangus,  Chianina x Hereford Melezi Chiford,  Chianina x Main Anjou Melezi Chimaine ırkları elde edilmiştir.   Beyazdan griye değişen renktedir.  Vücudunun uç kısımları siyah olabilir.  Yüzü tipik olarak uzundur.  Chianina buzağıları hızlı büyür.  Ancak ineklerin memeleri gayet küçük olup,  süt  miktarı bazen yeterli olmayabilir.  Chianina ırkı adını İtalya’ da Toskana Bölgesindeki Chiana Vadisinden alır. Chianina eti yağsız olması sebebiyle, yağsız et isteyenler tarafından özellikle istenir.

  •        – Somatik  Gigantizm geni taşıyan bir ırktır. (Dev Gibi)
  •        – Buzağıları dayanıklıdır.
  •        – Adaptasyon yeteneği yüksektir.
  •        – Ayak yapısı sağlam ve dayanıklıdır.
  •        – Vücut genellikle beyaz olmakla birlikte kuyruk ucu ve burun ucu siyahtır.
  •        – İtalya’da Floransa usulü biftek yapılan tek ırktır. (Bistecca alla Fiorentina)
  •        – Etleri düşük kolesterol, yüksek protein içerir.
  •        – Melezlemede (Heterosis) çok iyi sonuç verir.
  •        – İri yapısına rağmen yönetimi kolay, uysal bir ırktır.
  •        – Buzağıları sarımsı-kırmızı renkte doğup, beş ay içinde beyaz renk alırlar.

BELÇİKA MAVİSİ

Hızlı büyüme ve yemden yararlanma oranının yüksek oluşuyla ünlü bir ırktır. Çift Gluteus kası bu ırkın tipik özelliğidir.

  •        – Belçika’nın Condroz Bölgesinde, İngiltere’nin Durham Shorthorn ırkından melezleme ile geliştirilmiş bir ırktır.
  •        – Safkan ineklerin doğumu çift gluteus kası sebebiyle zor olur. O yüzden safkan ineklerin doğumunda %70 civarında sezeryan operasyonuna gerek duyulur.
  •        – Melezlerinde ise böyle bir problem söz konusu değildir.
  •        – Yağ değil kas ırkıdır.
  •       –  Et kalitesi, yemden yararlanma, uysallık, annelik içgüdüleri, erken olgunlaşma, kas gelişimi gibi karakterlerde üstün bir ırktır.

ANGUS

Annelik özellikleri, doğum kolaylığı ve etindeki mermerleşme özelliği ile ünlü, orijinal siyah ve boynuzsuz bir ırktır.  Dünyadaki en büyük etçi ırk popülasyonunu oluşturur.

  •         – ABD’de “Kaliteli Et”denilince akla gelen sığır ırkıdır.
  •  – Kırmızı Anguslar da mevcut olup, 1954 yılından beri ayrı bir ırk olup tescillenmiştir.
  • Ticari melezlemelerde et kalitesini yükseltmek ve doğum kolaylığı açısından çokça kullanılan bir ırk olup, HEREFORD ırkıyla melezlenmesinden elde edilen “Beyaz Kafalı” danalar besi çiftlikleri tarafından özellikle tercih edilirler.

HEREFORD

İngiltere kökenli bir ırktır. Kahverengi – Kırmızı vücudu, beyaz başıyla dikkat çeker. Gerdan bölgesi de çoğunlukla beyazdır. Uzun ömürlü, her koşula dayanıklı, kolay idare edilebilen (Doc = Docility) bir ırk olup, boynuzlu ve boynuzsuz soyları vardır.

  •        – Çabuk besi tutan, yemden yararlanma yeteneği yüksek, karkas kalitesi bakımından üstün bir ırktır. Angusla melezlenmesinden elde edilenBeyaz Kafalı’lar ticari işletmelerde özellikle tercih edilir.
  •        – Enseden başlayarak karın altına doğru uzayan beyazlık simmental ırkından ayrılan en önemli özelliğidir. Baş beyaz olup, ırkın dominant(baskın) karakteridir.

Bu soru çoğunlukla gündeme gelir.  Ancak; arkasında başka sorular taşır.  Antibiyotik hangi sebeple kullanılmış ? İnek için antibiyotik kullanmaya ihtiyaç duyulan hangi problemle karşı karşıyayız ?

Doğumu takip eden saatlerde ve günlerde ineğe antibiyotik enjekte etmeyi gerektiren vakalar genellikle kuru dönem bakım ve beslemesinde yapılan hatalardan kaynaklanmaktadır.

Demek ki; antibiyotikli süt, hasta hayvanın sütüdür.

Yeni doğmuş buzağılara hasta hayvanların sütü, görünüşü normal olmayan, kanlı, sarı su halindeki sütler verilmemelidir.  İlk gün ise antibiyotikli süt ve hasta ineklerin sütü kesinlikle buzağılara verilmez.  Çünkü; yeni doğmuş buzağının bağırsak gözenekleri henüz çok geniş olduğundan iyi veya kötü her türlü molekülü geçirmeye hazırdır.  Bu arada patogen (hastalık yapıcı) etkenler de geçebilir.

ABD’de yetiştiricilerin yüzde 38’i atık sütü, antibiyotikli sütü, başka bir deyişle revir sütünü buzağılarına içiriyorlar.  Yüzde 62’lik bir üretici kesimi de bu tip sütleri buzağılarına içirmiyorlar.

Yüzde 38’lik, buzağısına satışa sunulmayacak sütleri içiren üretici kesimi “böyle bir gıda maddesini neden ziyan edelim, bedava protein varken, neden kullanmayalım ?” diye düşünüyorlar.  Ancak; bizden farklı olarak mutlaka sütü pastörize ederek veriyorlar.  Genellikle süt 72 0C de 15 saniye işleme tabi tutuluyor, pastörize ediliyor ve bekletmeden buzağıya içiriliyor.

ABD’de yüzde 62’lik bir kesimi oluşturan üreticiler revir sütü veya satışa sunulamayacak kalitedeki sütleri buzağılarına içirmiyorlar.  Hatta bu konuda çok ayrıntılı fiyat analizleri yaparak, buradan elde edilecek küçük bir kazancın, aslında büyük kayıplara yol açabileceğini düşünüyorlar.

İneklerin doğum sonrasında antibiyotiğe ihtiyaç duymalarına neler sebep olabilir?

Örneğin; BVD ( Bovine Viral Diarrhae) virus etkenli bir hastalıktır.  Antibiyotik kullanılmasında yarar yoktur.  Ancak; başka problemlerle karıştırılan bu klinik tablo sebebiyle antibiyotik kullanılırsa, bu ineğin sütü de buzağılara içirilirse derdimiz sadece antibiyotikli süt olmayacak, BVD saçılımı daha  büyük bir problem oluşturacaktır.

Viral etken olarak BLV ( Bovine Leukemia virusu) de akla gelebilir.

Diğer etkenler arasında Salmonella, Pasteurella, Streptococcus, Staphylococcus, M.paratuberculosis, Listeria, E.coli sayılabilir.  Özellikle ilk gün yeni doğan buzağıya gram negatif bakteriler çok kötü etki ederler.

Bazı bilim adamları düve mastitislerinde ve hatta düvelerin kör memeli olmalarında hasta ineklerin sütlerinin içirilmesini suçlu bulmaktadır.

Bilim adamlarının çok üzerinde durdukları bir sakınca ise;  bakterilerin zamanla antibiyotiklere karşı  direnç kazanması riskidir.

Bilim adamlarının işaret ettikleri diğer bir konu da antibiyotiklerin sadece kötü (hastalık yapıcı=patogen) bakterileri değil, yararlı bakterileri de öldürmesidir.

İnsan tüketimine sunulamayacak sütlerin buzağılara içirilmesi konusunun avantajları ile dezavantajlarını düşünerek kullanılmasına ya da kullanılmamasına karar verilmelidir.

Ülkemizde ağız sütü dahil olmak üzere, buzağılara içirilen sütlerin pastörizasyon işleminden geçirilerek verilmediğini biliyoruz. Bu durumda insan tüketimine sunulamayacak sütleri buzağılara içirirsek,  sürü yönetiminin kurallarından biri olan “hasta ineğin sütü ve görünüşü normal olmayan süt buzağılara verilmez”  ilkesine aykırı hareket etmiş oluruz.

Daha derin düşünürsek; yapılması gereken sürü yönetimi ilkelerine uyarak, koruyucu hekimliği eksiksiz uygulayarak, kuru dönem bakım ve beslemesini doğru yaparak, gerekli hallerde, özel durumlarda ineklere küçük destekler  vererek, stres önleyici önlemleri alarak antibiyotiğe duyulan ihtiyacı azaltmaktır.

Yeni doğmuş buzağıların sadece tırnaklarının ucuyla basabildikleri doğmasal (Kongenital) bir anormalliktir.  Buzağı yere tırnak ucuyla (sümbük) basabilir.  Tabanıyla basamaz.  Buna sebep olan fleksor (bükücü) tendonun kısa kalmasıdır.

Bu anormalliğe Fransızca’da Bouleture (Buletür) adı verilmektedir.  Buletür’ün arkasındaki asıl sebebin kalıtım olduğu düşünülmekle birlikte, vitamin, mineral eksiklikleri, yavrunun rahim içerisindeki pozisyonu (malposition), rahimin büyük bir fetusa dar gelmesi gibi etmenler de akla gelmektedir.  Hijyen yetersizliği olan, kalabalık barınaklarda görülme sıklığının arttığı, ineğin gebeyken ateşli bir hastalık geçirmesi, toksik bir bitki (zehirli ot) yemiş olması da etmenler arasında sayılmaktadır.

Sonuç olarak bir tek sebebe bağlı olmadığı anlaşılıyor.  Kalıtsal olarak bazı çekinik (resessif) genlerin etkili olabileceği düşünülüyor.

MFDP ( M. Flexor Digitalis Profundus) tendosunun topuğu aşırı olarak bükmesi sonucu “buletür” denen anormallikle doğan buzağı ayakta duramaz, annesini ememez veya ayakta durup, annesini emmekte zorlanır.

Bilek dikleşmesinin durumuna (derecesine)göre problem artar.

Anomalinin (Anormalliğin) kesin tedavisi cerrahi müdahaledir.  Cerrahi müdahale ya konservatif,  ya da operasyon ile yapılabilir. Basış bozukluğunun derecesine göre tedaviye karar verilir.

Konservatif tedavi ayağın atele (cebire) alınmasıyla mümkün olur. Ayak düzeltilip atele alınır. Atel PVC veya tahta olabilir.   10 gün kadar atelde kalan ayak düzgün pozisyona gelebilir.  Bu tedavi esnasında Vitamin E, Magnezyum, Fosfor, Vitamin D ve Kalsiyum kullanılması iyileşmeyi hızlandırır.

Buletür’ün operasyon ile tedavisinde ise “Z tenetomisi” adı verilen işlem yapılır.    Z tenetomisi operasyonu yapıldıktan sonra ayak,  yukarıda anlatıldığı gibi,  atele alınır.  İyileşmeye yardımcı olabilecek vitamin ve mineraller yine kullanılır.  Operasyon sonucunda tendon uzatılmış olur ve buzağı ayak tabanına basabilir.

Buletür tedavisinde;  uzun kemiklerin hızlı büyümesi, tendonun ise bu büyümeye yetişememesi göz önüne alınarak bir alternatif tedavi önerilmektedir.

Oksitetrasiklin (antibiyotik) Kalsiyum bağlayan bir özelliğe sahiptir.   Bundan yararlanmayı düşünen bilim adamları damar içi 20 mg/kg dozunda, 3 gün süreyle oksitetrasiklin vererek uzun kemiklerin kalsiyum emilimini ve dolayısıyla hızlı büyümesini engellemeye çalışmışlar ve böylece tendonların bu uzamaya yetişmesini sağlamışlardır.  Bu yönde yapılmış, ancak, bilimsel olarak daha çok çalışma yapılmasına ihtiyaç duyulan araştırmalar vardır.

Hastalığın koruyucu hekimliğinde, akrabalı yetiştirmeden uzak durmak, kalabalık, kötü koşullardaki barınaklardan sakınmak, gebelik esnasında özellikle A, D, E vitaminleri, fosfor ve magnezyum takviyeleri yapmak önerilmektedir.

Belçika Mavisi etçi sığır ırkıdır.  Arka bacaklarda çift kas (çift gluteus kası) olmasıyla ve et / kemik oranının yüksekliği ile ünlüdür.

Belçika’nın Hesbaye ve Condroz bölgelerinden köken almıştır.  Çok uzun süreli melezlemeler sonucunda, yıllar içerisinde ortaya çıkmış bir ırk olup, genetiğinde İngiltere’nin Durham Shorthorn, Fransa’nın Şarole ırkları ağırlıktadır.  Ancak; uzun yıllar içerisindeki melezlemelerde Holstein ırkının kullanıldığı da bilinmektedir.  Boynuzlu ve boynuzsuz soyları vardır.

Rengi beyaz veya beyaz üzerine siyah benekli olabilir.  Bazen kırmızı benekler de görülür.  Kırçıllı renk ağırlıktadır.

Kas gelişimi, erken olgunlaşma, etinin gevrekliği, sakin mizaçlı oluşu, yüksek yemden yararlanma oranı, beside yağlanma yerine kaslanma, annelik içgüdülerinin belirgin olması ırkın en önemli özellikleridir.

Safkan yetiştirmede doğum güçlüğü çok yüksek orandadır.  Safkanlarda sezaryen operasyonu %70’in üstündedir.  Fakat melezlerinde bu problem söz konusu değildir.

 

Belçika Mavisi ırkının inekleri 800 kg’a,  boğaları ise 1400 kg’a kadar çıkabilir.  İneklerde süt miktarı laktasyonda 4000 kg olup, % de 3,23 protein ve %3,48 yağlıdır.

Belçika Mavisi sığır ırkında Myostatin genini baskı altına alan bir gen vardır.  Myostatin geni kaslanmayı bir yerde durduran, sınırlayan gendir.  Bu geni baskılayan gene sahip olan Belçika Mavileri besi esnasında kaslanırlar.  Tüm vücut kasları belirgin olup, özellikle arka bacak kasları, bu yüzden çifttir.

Belçika’da kas yapısı sebebiyle “süper inek”,  yönetilmesinin kolay olması sebebiyle ise “nazik dev” olarak söz edilir.  Çok et veren bir ırk olduğundan “et makinesi” de denilmektedir.

Besi sonu randımanı %80, et / kemik oranı ise %85 olabilir.  Doğumlar diğer ırklardan 4-5 gün önce gerçekleşir.  Genellikle 283-285 gün olan sığır gebelik süresi Belçika Mavisinde 279 gündür.

Myostatin geninin baskı altına alınması sebebiyle diğer ırklara göre %20 daha fazla “et” elde edilir.

Karkası yağsız, değerli et kısımları büyük olduğundan kasapların sevdiği bir ırktır.

Angus ırkı ile melezlendiğinde et kalitesi daha da yükselir.

Eti gevrek, yağ asitleri dengeli ve kolesterolü düşük,  protein oranı yüksektir.

 

Ülkemizde kullanma melezlemesi için önerilebilecek, ülkemizin ortalama karkas ağırlığını yükseltecek, yemden yararlanmanın yüksek olması sebebiyle kârlı olacak bir ırktır.  Kullanma melezlemesi şemalarında yer alması kesinlikle düşünülmelidir.

Buzağıların kusması çok faktörün etkili olduğu bir reflekstir.

Bilindiği gibi buzağıların ön mideleri yoktur.  Sadece şirden (abomasum) adı verilen, geviş getirmeyenlerdeki gibi bir mideleri vardır.

Süt emmeye veya sütle beslenmeye devam edilirken, bir yandan taneli yemler, diğer yandan selülozlu yemler ile ön mideler (işkembe, börkenek, kırkbayır) oluşur.   Retikulum, rumen ve omasum adı verilen ön mideler şekillenmeden önce buzağılar “tek mideli” hayvanlardır.  O yüzden de insanlarda kusmaya sebep olabilecek etkenler buzağılardakilerle hemen hemen aynıdır.  Örneğin;  mide ülseri.

Abomasumun pH değeri asit karakterindedir.    Asitli ortamın daha da düşük bir pH seviyesine inmesi ülser oluşumuna zemin hazırlar.

Mide yangıları, veteriner hekimlikteki adıyla “Abomasitis” kusmaya sebep olur.  Abomasitise sebep olan mikroorganizmaların başında klostridiumlar gelir.   Başka mikroorganizmalar da abomasitise yol açarlar. Klostridyum perfringens’in yanı sıra,  Camphylobacter, Streptococlar, Helicobacter pylori de bakteriyel etkenler arasında sayılabilir.  Fungi (mantar) enfeksiyonları da abomasitise sebep olabilir.  Absidia ve mucor ailesinden mantarlar böyle vakalarda izole edilmişlerdir.

Abomasitise yol açabilecek en önemli konu strestir.  Çevresel ve besleme ile ilgili stresler en başta gelen sebeplerdir.

Çevresel sebeplerden kalabalık barınaklar, boynuz köreltme stresi sayılabilir.  Besleme ile ilgili streslerin başında ise soğuk süt veya soğumuş buzağı maması akla gelir.  Stresi takiben streptococcus, pseudomonas, proteus, K99 içeren E.coli bakterileri devreye girer. Rotavirus, Coronavirus, BVD gibi virüsler de abomasitis etkenleri arasındadır.

Vitamin ve mineral eksiklikleri hazırlayıcı sebeplerdendir.  Selenyum, E vitamini ve çinko eksiklikleri, buna karşılık molibden fazlalığı abomasitise sebep olur.

Midede oluşan proteini sindiren enzimlerin faaliyeti yani pepsinogen ve rennin (chymosin) enzimleri abomasum ülserine yol açabilir.

Soğuk süt veya soğuk buzağı maması sulkus özofagi (retiküler borucuk) oluşumuna engel olur.  Bu da büyük bir sindirim bozukluğu etkeni olarak karşımıza çıkar.  Uzun ve zorlu nakliyeler en önde gelen stres sebebidir.

Tüylerde bozulma, iştahsızlık, durgunluk, büyümenin durması, karnın şişmesi, tüylerin dökülmesi, kil benzeri renkte ishal  kusma ile birlikte ortaya çıkan belirtilerdir.

Abomasumdaki bezoar, trichobezoar adı verilen tüy yumakları kusmaya neden olurlar.  Kaba yapılı, kartlaşmış otlar abomasumda mekanik olarak sıyrılmalara sebep olursa, kusma ortaya çıkar.

Farklı grupların birbirine karıştırılmasının, ani hava değişimlerinin de strese yol açacağı unutulmamalıdır.

Koruma:

Annelere ve yavrulara klostridyum perfringense karşı aşılama yapmak, strese sebep olabilecek, yukarıda saydığımız etmenleri asgariye indirmek, bakır, çinko ve selenyum + E vitamini eksikliklerine engel olmak, süt veya buzağı mamasını ılık içirmek başlıca önlemlerdir.

Tedavi yaklaşık insan hekimliğindeki gibidir.  Asidite’nin artışına karşı antiasit ilaçlar, antibiyotik kullanımı, emzirme sıklığının arttırılması, mide koruyucular tedavide kullanılır.

Abomasitisin olmasını önleyememiş ve tedavisini zamanında yapamamış isek durum karın zarı yangısına (peritonitis) kadar gidebilir.  Böyle durumlarda tedavi şansı azalır.

Karın ağrısı ( abdominal sancı) ve kusma görüldüğünde ağızdan antibiyotik ile mide mukozasını korucu ilaçların derhal verilmesi yerinde olacaktır.

BVD (Bovine Viral Diarrhae) ve MD ( Muscosal Disease) hastalıklarının kısaltılmış halidir.  BVD-MD dünya çapında yaygın viral bir sığır hastalığıdır.  Etken Pestivirus ( Flaviviridae) ailesinden bir virus olup, her yolla bulaşabilir.  Ağız yoluyla, tükürük (salya), burun akıntıları, dışkı, idrar,  rahimden gelen akıntılar, ineğin sonu (eşi), vektörler, çiftleşme, boğa aşımı ve sperma ile bulaşabilen BVD-MD hastalığı büyük ekonomik kayıplara neden olan, zorlu bir hastalıktır.

Temas, çayırlar, ekipmanlar, aletler, ziyaretçiler, işletmeye dışarıdan getirilen hayvanlar, boğaların doğal aşımda kullanılmaları bulaşma riskini arttıran  durumlardır.

BVD-MD hastalığı mukozalara, yani organların iç yüzeylerine yerleşen bir hastalıktır. O yüzden her organda görülebilen problemlere sebep olur.

Hastalığın akut, kronik, inatçı, gizli tipleri vardır ve bu görülme şekillerine göre belirtiler farklı olabilir.

Ayrıca BVD-MD hastalığının 2 ayrı biotipi mevcuttur. Biotipler  sitopatik (CP) ve non-sitopatik (NCP)olarak sınıflandırılır.  Bir işletmede yukarıda sözü edilen tiplerin biri, birkaçı görülebilir.  Hastalığın belli safhalarında, enfeksiyonun alınması, üzerinden zaman geçmesi arasında farklı belirtiler de söz konusu olabilir.

Hastalık birçok başka hastalıkla karıştırılabilecek belirtilerle ortaya çıkar.  Döl tutma problemleri, yavrunun rahim içinde ölerek mumyalaşması, kronik karın şişkinliği,   ağızda ve ayaklarda ülserleşme, damak, yanak ve mermede sıyrıklar, erken embriyonik ölüm, tırnak arası deride yaralar, şiddetli ishal, yüksek ateş, diş etlerinde sıyrıklar, topallık, gözlerde hasar, kas ve iskelet sisteminde anormallikler ile doğmuş, zayıf, normalden küçük doğan, tüysüzlük gibi deri problemleriyle doğan , sinir sistemi bozukluğu ile doğan buzağılar, aşırı zayıflama bu hastalıkta görülebilecek belirtilerdir.

Ayrıca BVD-MD virusu parainfluenza 3, IBR gibi diğer virüslerle birlikte miks enfeksiyonlar yaparak ve pasteurella enfeksiyonlarıyla da kombine olarak solunum yolu enfeksiyonlarına, dolayısıyla öksürüğe sebep olur.

Yeni doğan buzağıların ayağa kalkamaması,  buzağının boynunun geriye doğru kasılmış olması (opistotonus) bu hastalıktan dolayı meydana gelmiş problemler olabilir.

Ayrıca ilk defa gebe kalacak olan düvelerin döl tutmaması, ovaryum yangısı (ovaritis= yumurtalık iltihabı) sebebiyle bu hastalıkla ilişkilendirilebilir.   Görüldüğü gibi hastalık belirtileri birçok hastalıkla kolayca karıştırılabilecek belirtilerdir.

Belirtilerden şüphe edilir.  Ama; kesin teşhis laboratuvar tahlilleriyle konulur.

Laboratuvar tahlillerinde antikor ve antijen aranması şarttır.  Sadece birinin aranması teşhis için yeterli değildir.  Hastalığın yukarıda sayılan değişik şekillerinde antikor pozitif, antigen negatif, antigen pozitif, antikor negatif sonuçlar ortaya çıkar.

İşletmede hastalığın PI (inatçı) şekli ya da başka bir deyimle hastalık etkenini sürekli saçan şekli olabilir.

PI ( Persiste Infection) olan durumlar hastalığın yayılması yönünden en tehlikeli olanlardır.

Ayrıca çiftlikte TI ( Transiently Infected) yani hastalığı geçirmiş hayvanlar olabilir.

Tüm bu hastalık şekilleri hem virus (antigen), hem de antikor aranmasını gerektirmektedir.

Kesin karar ancak bu şekilde verilebilir.

Hastalık dolayısıyla ölü doğan veya doğduktan sonra ölen buzağıların beyinciklerinin normalden çok küçük olması tipik bir bulgudur.  Otopside karşılaşılabilecek mukoza sıyrıkları,  özellikle abomasumda (şirden) oluşan sıyrıklar şüphe edilmesini gerektirir.

Yaşayıp taşıyıcı halde olan buzağılar da olabileceği akılda tutulmalıdır.

Yazının başında sözü edilen “zorlu hastalık” deyimi bunu ifade etmektedir.  Çok çeşitli şekillerde, çeşitli biotipler ile oluşturulmuş hastalığın teşhisi ve sürüde kontrol altına alınması çok kolay değildir.

Hastalığın tedavisi yoktur.  Aşıları mevcuttur.  Koruma tedbirleri normal biogüvenlik uygulamalarının eksiksiz yapılması ve aşılamadır.

Hastalık üç safhada kontrol altına alınabilir.  Sürünün hastalık yönünden taranması, PI (inatçı) enfeksiyonların ortaya çıkarılarak, hayvanların derhal kesime sevk edilmesi ve aşılama yapılması.   Görüldüğü gibi en önemli konu PI (inatçı) enfeksiyonların sürüde tesbitidir.  Bu yapılmadığı takdirde diğer önlemler ile hastalığı kontrol altına almak mümkün olmaz.

Antikor taşıyan buzağılar, antikor taşımadığı halde, virus pozitif çıkan hayvanlar söz konusu olabilir. Tamamen uzmanlık isteyen bir konudur. Laboratuvar tahlilleri iyice   anlaşılmalı, ona göre kararlar alınmalıdır.

Şüpheli durumlarda ihmal etmeden hastalığın olup olmadığına bakmak, laboratuvara kan göndermek şarttır.  Hastalığın olmadığının tesbiti bile önemlidir.  Çünkü görülen belirtiler başka hastalıkların belirtileri ile büyük benzerlikler taşımaktadır.  Hastalığın olmadığını bilmek ayırıcı tanı yönünden yol gösterici olur.

Hastalık çıkarsa;  erken müdahale ile tarama – sürüden çıkarma – aşılama kombinasyonu şeklinde mücadeleye başlanabilir.

BVD-MD hastalığı zoonoz değildir. İnsanlara bulaşmaz.

Açık veya kapalı besicilikte birtakım koruyucu hekimlik çalışmaları yapmak şarttır.  Ancak; koruyucu hekimlikte açık serbest sistem ile kapalı bağlı sistemler arasında bazı küçük farklar olabilir.

Öncelikle koruyucu hekimliğin sadece aşılamalar ile yapılacağını düşünmemek gerekir.  Koruyucu hekimlik her şeyden önce biyo güvenlik uygulamalarının eksiksiz, ihmal edilmeden yapılması ile başlar.

En başta, henüz barınak veya padok yapımında göz önüne alınması gerekenler ile, sonraki safhalarda uygun yemleme, gereken desteklerin zamanında verilmesi koruyucu hekimlik kapsamındaki işlerdir.

Biyo güvenlik için karantina padoğu,  girişte dezenfeksiyon çukuru, çevre çiti mutlaka düşünülmelidir.

Ek olarak; düzenli ve etkin bir sinek mücadelesi kesinlikle ihmal edilmemelidir.

Koruyucu Hekimlikle ilgili uygulamalar:

Açıkta serbest sistem besicilikte grupların birbirine denk danalar ile oluşturulması şarttır.  Ülkemizde kastre edilmemiş danalarla besicilik yaptığımızı unutmayalım.

Besi yerine girişte stres giderici yem katkıları kullanılması, özellikle solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanma riskini azaltacaktır.  Besiye yeni alınan danalar nakliyeyi takip eden 3-10 gün içerisinde mutlaka öksürürler.  Pneumoni (zatürre) vakalarının stres ile başladığını bilerek, anti-stres uygulamaları ihmal etmeyelim.

Besi yerine yabancı girişleri önlenmelidir.  Bu önlem başta şap hastalığı olmak üzere, hastalıkları önlemek için, diğer yandan stresi önlemek için gereklidir.   Danalar besi alanına giren yabancılardan rahatsızlık duyarlar.

Kaba – kesif yem dengesinin doğru olması, yemin kaba ve kesif kısımlarının karıştırılarak verilmesi gerekir.

Yemlerin un halinde ince öğütülmüş olmamasına dikkat edilmelidir.  Un haline getirilmiş taneler, yani arpa, buğday ve mısırın çok ince öğütülmüş halleri ani ve çok hızlı sindirime gireceğinden işkembede asidoza yatkınlık oluşturur.

Karışık olarak tüm yemler yemlikte gün boyunca bulundurulmalıdır  (Ad Libitum yemleme).

Aşırı kalabalık barınaklardan kaçınılmalıdır.

Suluklar kış aylarında donmayı önleyecek şekilde olmalıdır.  Danaların susuz kalmaları, kısa bir süre için bile olsa, büyük problem oluşturur.

Danalar için besiye kabul programı esnasında, ilk giriş günlerinde yapılacak uygulamaların tümü bitirilmeli, daha sonra sıklıkla hayvanlar rahatsız edilmemelidir.   Vitamin ve mineral takviyeleri ise yem katkıları şeklinde yapılmalı, ikide bir enjeksiyon yapmaktan kaçınılmalıdır.

Yem değişiklikleri stres kaynağıdır.   Besi dönemi boyunca önemli bir yem değişikliği yapmamak gerekir.

Besiye kabul programında iç ve dış parazitler için yeterli uygulama yapılmalıdır.

Aşılar yine besiye girişte yapılmalı, rapelleri ihmal edilmemelidir.  Rapeli yani tekrarı gereken aşılar,  ayrıca Şap, LSD gibi aşılar yapılacağı için, aşı programını mümkün olan en kısa sürede bitirmek gereklidir. O sebeple Klostridyum karma aşıları, pasturella ve virus hastalıklarıyla ilgili aşılar, leptospiroz aşısı gibi ölü aşılar birlikte, aynı anda yapılmalıdır.

Girişte birçok işletme ADE kombine vitamin enjeksiyonu ile uzun etkili antibiyotik uygulamaktadır.  Yukarıda sayılan ölü aşılarla birlikte bu enjeksiyonları da aradan çıkarmak yerinde olur.  Bu aşıların rapelleri (tekrarları) ile, Şap, LSD ve eğer yapılacaksa Şarbon (Anthrax)aşıları besiciliğe başlarken zaman alıcı, stres yaratıcı uygulamalar olup, hayvanlar bir an önce rahat bırakılmalıdırlar.

Küfler zehirdir.  İşkembedeki faydalı bakteriler, böbrekler ve karaciğer üzerinde zararlı etkiler yaparlar.  Küflerden uzak durulmalıdır.

Havalandırma özellikle kapalı, bağlı, ya da kapalı serbest sistemlerde başlıca koruyucu hekimlik hizmetidir.

Zararlı gazlar, amonyak, karbondioksit, metan ve hidrojen sülfit hayvanların bulundukları ortamdan derhal uzaklaştırılmalı, birikmesi önlenmelidir.  Kapalı barınakların en tehlikeli tarafı bunların ortamda birikerek solunum yollarına zarar vermesidir.

Açık serbest sistemlerde ise sıcaklığın oluşturduğu stresi önlemek büyük yarar sağlar.  Gölgelikler, sundurmalar, öğle vakti su püskürtmek koruyucu hekimlik yönünden önemlidir.  Öğle vakti açık alana su püskürtmek toza karşı da etkin bir önlemdir.

Sıcaklığın oluşturduğu stres termometrenin gösterdiği derece ile ilgilidir.  Bölgenin rüzgârlı olması sıcaklık stresini biraz daha az hissettirir.  Ama, termometrenin 22 0C’den fazla gösterdiği yerlerde, her derece sıcaklık stresini arttırır.

Sıcaklığın şiddetine göre öğle vakti su püskürtmeye ek olarak, birkaç saat sonra tekrar etmek yararlı olacaktır.

Buzağıların (aynı zamanda malak, kuzu ve oğlakların) doğar doğmaz göbek kordonları mutlaka dezenfekte edilmelidir.  Yeni doğan hayvanların ilk tanıştığı mikroorganizmalar annelerinin dışkılarındaki ve çevredeki mikroorganizmalardır.  Bunların başında E.coli gelir.  E.coli ile hazırlanmış antiserumların kullanılması ve göbek kordonunun dezenfeksiyonu, doğum bokslarının, hayvanların doğum yaptıkları alanların temiz ve kuru olması septisemi, ishal, eklem yangısı, göbek yangısı gibi problemleri önleyecektir.

Bu konuda ağız sütünün içirilmesi, göbek dezenfeksiyonu, antiserum uygulamaları gibi önlemler genellikle septisemiyi önlemek için uygulansa da “tetanoz” gibi problemlerin de nadiren görüldüğü bildirilmektedir.

Tetanoz görülmesi,  neredeyse,  en son akla gelebilecek bir problemdir.  Genellikle bu yönde bir önlem alınmaz.  Zaten göbek dezenfeksiyonu yapılırsa bunun önlemi de alınmış olmaktadır.

Ancak; ülkemizde ve dünyada göbek kordonundan tetanoz kapmış vakalar bildirilmiştir.  Demek ki; göbek dezenfeksiyonu sadece E.coli, Trueperella pyogenes  (Arcanobacterium pyogenes) için değil, aynı zamanda tetanozdan koruma için de gereklidir.

Tetanoz genellikle insanlarda, atlarda ve koyunlarda görülen bir hastalık olarak bilinir.  Sığırlarda görülmesi nadir olduğundan akla bile gelmez.

İnsanların ve atların hassasiyeti zaten bilinmektedir.  Koyunlarda ise kırkım hataları bu probleme yol açar.  Tetanoz etkeni Clostridium tetani toprakta bulunur.  Vücuda girdikten sonra çoğalarak nörotoksin ( sinirleri etkileyen toksin) salgılar.  Kuluçka süresi değişken olmakla birlikte, ortalama 10-14 gündür.

Hastalık genellikle bir yara ile ilişkilidir.  Hayvanın karnı şişer, kabızlık söz konusu olur. Hayvan adeta “tahta at” halini alır.  Kulaklar dimdik olur. Kaslar mikroorganizma tarafından salgılanan tetanospasmin?in etkisiyle kasılır.  Çene kilitlenir.

Tetanozun aşısı vardır.  Tedavisi de mümkündür.  Penisilin grubu antibiyotikler, tetanoz antitoksini ve spazm gidericilerle tedavi mümkün olmaktadır.

Asıl konu “Koruyucu hekimlik” kurallarına uymaktır.

Bu yüzden genel kural “Kuru ve Temiz” her zaman geçerlidir.  Göbek kordonunun dezenfeksiyonu kendiliğinden bu problemi önlemektedir.

Koyunlarda ise kırkım esnasındaki yaralar derhal oksijenli su ile yıkanmalıdır.

Görülüyor ki;  göbek kordonu ve çevresinin dezenfeksiyonu ile bilerek, bilmeyerek biz tetanoz hastalığını da önlüyoruz.

Özet; septisemi, eklem yangıları, ishal ile birlikte tetanoz için mutlaka göbek dezenfeksiyonu yapılmalıdır.

24.03.2016

BİBERON HATALARI

Buzağılara ağız sütü, süt veya buzağı maması içirirken kullanılan biberonların yanlış kullanımı yüzünden ne yazık ki, buzağı kayıplarıyla karşılaşıyoruz.

Buzağılara biberon ile ağız sütü içirmek şu anda yapılan en önemli yanlışların başında gelmektedir. Tekniği açısından; hayvanlara bir şey içirirken kesinlikle alt çene ve dilin tutulmaması gerektiğini bilmeliyiz.  Buzağı olsun ya da ergin olsun bu kural tüm hayvanlar için geçerlidir. Alt çenesi ve dili tutulan hayvan verilen sıvıyı yutamaz, akciğere kaçar.   Sonuçta akciğere kaçan yabancı madde yüzünden hayvan pneumoni, yani zatürre olur.  Buna aspirasyon pneumonisi, ya da oluşturduğu zatürrenin yapısı dolayısıyla “gangrenli pneumoni” adını veriyoruz.  Böyle hatalar yüzünden yavru kayıpları söz konusu oluyor.

Ağız sütünün biberonla içirilmesinde ikinci problem “sabırsızlık” olarak karşımıza çıkıyor.  İlk seferinde buzağılara 4 litre ağız sütünün içirilmesini öneriyoruz.  Ağız sütünün yani kolostrumun içerisindeki koruyucu maddelerin yoğunluğu ve yavrunun bağırsak geçirgenliği dolayısıyla doğumu takip eden en kısa sürede verebileceğimiz en yüksek miktarda ağız sütünü yavruya vermeye çalışmalıyız.  Biberon ile bu miktarın verilmesi zaman alan, sabır isteyen bir durumdur.

Bir süre sonra buzağının dört litreyi hızlı bir şekilde içememesi dolayısıyla içiren sabırsızlanıyor ve yavruyu zorluyor.  Yavru aşırı miktarda gelen sütü yutamayınca bir kısım süt akciğerlere kaçıyor.  Yine “aspirasyon pneumonisi” ne yol açmış oluyoruz.

Artık bu sakıncalar sebebiyle ve bolca ağız sütünü içirmemiz gerektiğinden doğrudan sonda ile, yani uygun bir plastik bir hortum ile yavrunun midesine ağız sütünü verme yöntemi benimsenmiştir.  Böylece hem yüksek miktarda ağız sütü verilmiş, hem de bu işlem kısa sürede bitirilmiş olmaktadır.

Buzağılara ileriki günlerde de biberon ile süt ya da buzağı maması verilmesi bazı sakıncalar oluşturabiliyor.  Biberonlara konulan buzağı maması, özellikle membransız biberonlar yüzünden yavrunun ağzına hızla dolunca, yine yavru tamamını yutamıyor ve süt akciğere kaçabiliyor.

Tavsiye edilen sütün ılık olarak, yani 39-40 0C de kovadan verilmesidir.  Her buzağının önünde mutlaka 2 kova olmalıdır.  Bunların birinde her zaman temiz ve taze su bulundurulmalıdır. Diğerine ise buzağı başlatma yemi konulur.

Süt verme zamanında su kovası kısa bir süre için boşaltılıp süt o kovadan verilir.  Tekrar su konularak devam edilir.  Süt mutlaka ılık verilmelidir.  Yavrunun yutak bölgesinde ılık sütü algılayacak olan reseptörler vardır.   Reseptörler sayesinde “sulkus özofagi” adı verilen bir oluk meydana gelir ve süt doğrudan şirdene gider.  Soğuk süt verilirse bu oluk oluşmaz, süt ileride ön midelerin oluşacağı yere düşer.  Orada sindirilemeyen süt bozulur.  Buzağı ishal olur, karnı şişer veya ölebilir.  Özet olarak; kovadan ılık süt verilebilir ve biberona ihtiyaç olmaz.

Biberon hatalarından diğeri ise; cryptosporidiosis ( Kripto enfeksiyonu) dir. Kriptosporidia bir protozoon olup, bir haftalıktan büyük buzağılarda şiddetli ishal oluşturur.  Aşısı yoktur.  Tedavi şansı kısıtlıdır.  Koruma yöntemi “Kuru ve Temiz”  ilkesidir.

Biberonların vidalı bölümlerinin iç yüzeyi genellikle arzu edilen derecede temizlenememekte, Kriptolar için uygun besi yeri haline gelmektedir.  Dışarıdan temiz görünse bile, kuru olmayan yüzeyler ve vidalı kısımlar Kriptoların aşırı üremesine yol açmakta, biberonlar yüzünden buzağılar ishal olmaktadır.  Biberon yerine su kovalarından süt içirilmesi,  daha sonra kovaların çalkalanarak tekrar su kovası olarak kullanılması bu problemin de önüne geçecektir.  Tabii kovaların temizliğine de dikkat etmek şarttır.

Ancak; biberonların dışarıdan görünmeyen iç yüzeyleri ve özellikle vidalı kısımları temizlik yönünden ihmale ve dolayısıyla tehlikeli bir duruma yol açmaktadır.

Zaten buzağı kayıplarımız oldukça fazladır.  Bir de “biberon hataları” yüzünden buzağı kayıpları yaşamayalım.  Bu konuda dikkatli davranalım.

Buzağıların ilk 2 günü hayatta kalıp kalamayacaklarını, ilk 2 ayı ise ileride iyi bir inek olup olamayacaklarını belirler.

Buzağılar sürünün geleceğidir.  İki önemli noktaya çok dikkat etmek gerekir.  Buzağıların ölmemesi ve büyüme oranlarının yüksek olması.  Bilindiği gibi buzağılar 2 sebepten yitirilmektedir.  İshal ve zatürre.   Her ikisi de buzağıların bulundukları yerlerin temiz , kuru, iyi havalandırmalı yerler olmasıyla önlenir.  Gerekli zamanda annelerin aşılanması, doğan yavrulara antiserum enjekte edilmesi, ilk iki gündeki kayıpları önleyecektir.

Besleme kaplarının temizliği ise en başta gelen önlemdir.  Havalandırma ve barınağın hava kalitesi ise zatürreyi önlemek için şarttır.

Kuru dönemde, gebeliğin son 45 veya 60 günü içerisinde parazit mücadelelerinin yapılması, annelerin selenyum ve D vitamini bakımından takviye edilmesi buzağının yaşamı açısından dirençli olması ve ağız sütünün zenginliği, koruyuculuğu, kalitesi açısından çok büyük önem taşır.

Buzağıların yaşamındaki önemli dönem annenin doğum öncesi bulunduğu alandır.  Doğum padoğu kuru ve temiz olmalı,  doğuma gereksiz müdahale yapılmamalıdır.  Doğum zaman alır ve sabırlı davranılmalıdır.   Annenin döl yolu yeterli genişlemeyi sağlamadıkça çekme-çıkarma işlemine başvurmak her zaman olumsuz sonuçlar vermektedir.  Holstein ineklerde güç doğum oranı, genel olarak %3, düvelerde ise ortalama %8 dir.  Güç doğum olma ihtimali, rakamlardan anlaşılacağı üzere, çok düşüktür.  Doğumun normal koşullarda kendi haline bırakılması yerinde olur.  Döl yolunda tam bir gevşeme ve genişleme olmadan yavruyu zorla çekmeye çalışmak daha sonra rahim yangısı ( metritis) oranlarını arttırıyor.

Buzağıların gerek annelerinin, gerekse, doğduktan sonra kendilerinin bulundukları ortam kirli, çamurlu, ıslak olursa ölüm oranları yükseliyor.

Doğum sonrası düvelerin annelik içgüdüleri özellikle izlenmelidir.  Düveler bazen yeterli annelik içgüdüsü göstermeyebilir.

İlk işimiz her zaman ağız sütünün içirilmesi olmalıdır.  Mutlaka 4 litre ağız sütü içirilmelidir.  Buzağı annesinin yanından ve diğer tüm büyüklerden ayrı, temiz ve kuru bir bölmeye konulmalı, 12 saat içinde 2 şer litrelik öğünlerle ağız sütü 8 litreye tamamlanmalıdır.  Üşüdüğü gözlenen buzağılar varsa üzerlerine bir örtü konulmalı,  tercihen bir buzağı ceketi giydirilmelidir.

Sürü yönetiminin iki temel ilkesi kuru ve temiz ise, diğer iki temel ilkesi de iyi kayıt, iyi gözlemdir.  

Doğum kaydı tutulması çok önemlidir.  Mümkünse doğum ağırlığı bilinmelidir.  Ayrıca; doğuma yardım edilip, edilmediği, yardım edildiyse ne şekilde yapıldığı not alınmalıdır.  Örneğin; müdahale edildi, 1 kişi çekti, 2 kişi çekti, sezaryen ile doğum oldu v.s gibi.

Özellikle 4 üncü günden itibaren Kriptosporidiosis vakalarının görülme ihtimaline karşı, sıklıkla dışkı gözlenmelidir.  Dışkının kıvamı nasıldır? Rengi nasıldır? Gri, yeşil, beyaz, ishalli, kanlı, normal, anormal gibi her konu her zaman gözden geçirilmelidir.   Bu dönemdeki gözlem buzağı veya buzağıların yaşamı için çok değerlidir.  Erken önlem almamızı sağlayan gözlemleri ihmal etmeden yapmamız gerekir.

Buzağılar en azından üçüncü günden itibaren oynayan, zıplayan, neşeli bir halde olmalıdırlar.  Gözlemlerimiz bu yönde de sürdürülmelidir.  Durgun, halsiz buzağıların erken fark edilmesi için böyle bir gözlem şarttır.

Buzağıların dayanıklı, gürbüz olmalarının koşulu iyi beslenmeleridir.  Bilinen, canlı ağırlığının %10 u kadar ağız sütü, süt veya buzağı maması verilmesi geçerli değildir.  Daha fazla verilmelidir.

İlk hafta 4 litre süt veya buzağı maması 6 litreye, 2. Hafta 6 litreden 8 litreye, üçüncü ve dördüncü haftalar 8 litreden 10 litreye, 5 inci hafta ise 10 litreden 12 litreye çıkarılmalı, daha sonra ise üçer, dörder litre azaltılarak geriye doğru gidilmeli, sekizinci haftada sütten kesilmelidir.   Bu arada mama tüketimi ve büyüme iyice izlenmelidir.

Buzağıların önünde daima  “buzağı başlatma yemi” ve su olmalıdır.  Süt veya buzağı maması verilmesi su ihtiyacı olmaması anlamına gelmez.  Buzağılara buzağı maması veriliyorsa her zaman “süt bazlı” buzağı mamaları tercih edilmelidir.  Böylece buzağılar gürbüz, dayanıklı olup, daha hızlı büyürler.  Buzağılara asla anormal süt, mastitisli süt verilmez.

Buzağıların 56 günlük oldukları ve en az 1 kg buzağı başlatma yemi tüketebildikleri zaman sütten kesme hedeflenir.  Eğer doğum ağırlığı biliniyorsa, sütten kesme    günlerinde buzağı doğum ağırlığının en az iki katına ulaşmış olmalıdır.

Buzağılar eğer bu koşullarda büyümüşler ise, ileride erken gebe bırakılacak duruma gelebilirler.

Gebe bırakılacak düve haline gelmeleri 14 aylıkken 375 kg canlı ağırlığa ve 127 cm boya ulaşmaları anlamına gelir. Her şey yolundaysa bu rakamlara ulaşılır.  Gecikmeler işletmenin zararınadır.  Çünkü, düve yetiştirmek çiftliğin en önemli maliyet kalemidir.  Bir an önce gebe bırakılmalı, doğurmalı, yavrumuz ve sütümüz olmalıdır.

Buzağıların Rahim İçi Büyüme Geriliği

Bu problem tüm memelilerde görülür. Kısaltılmış adı IUGR olarak bilinir.  İngilizce olarak “Intra Uterine Growth Retardation” kelimelerinin baş harflerinden oluşmuştur.    Kuzu ve oğlaklar için de aynı problem geçerlidir.

Bu tip bozukluklarda;  doğan yavru küçüktür.  Problem hayat boyu yavrunun peşini bırakmaz.  Doğum ağırlığı düşük olan yavrunun bağışıklık sistemi de zayıftır.  Dolayısıyla, hastalıklara yatkın olur.  Büyümesi yavaştır.

Buzağıların Rahim İçi Büyüme Geriliği sorunu anne ile yavru arasındaki kan akışının, buna bağlı olarak besinlerin, oksijenin yavruya ulaşımının az olması, yavrunun metabolik atıklarının yeterince temizlenememesi ile ortaya çıkıyor.  Geviş getiren hayvanların yavru zarlarındaki placentome adı verilen karunkula ve kotiledonların sayıca az, boyut olarak küçük kalması, göbek kordonundaki damarların yeterli olmaması sonucunda yavru rahim içinde büyüyemiyor.

Rahim içinde büyümesi eksik kalan yavru küçük doğuyor ve doğum sonrasında yavaş gelişiyor.  Yavruya anneden geçen besinler ile büyüme hormonunun,  enerji ve aminoasitlerin eksik olması da yavrunun yeterli gelişmesine engel oluşturuyor.

Rahim içinde anne tarafında bulunan karunkulalar, yavru tarafında bulunan kotiledonlar birbirine geçmiş durumdadır.  İkisine birden “placentome” adını veriyoruz.  Placentomların zayıf olması yavrunun beslenememesi sonucunu doğuruyor.  Yavrunun kas hücreleri adet ve boyut olarak gelişemiyor.  Yavru küçük, cılız bir halde kalıyor.

Bilim adamları tüm bunları iki ana sebebe bağlıyorlar.  Annenin eksik beslenmesi ve ısı stresi.

Annenin eksik beslenmesi yeterli enerji ve proteinleri alamaması, özellikle proteinlerin yapıtaşı olan aminoasitlerin eksikliği yavruların küçük  doğmasına sebep olarak gösteriliyor.

Diğer önemli etken ise;  ısı stresi.  Stresi başlatan cortisol ( Kortizol) hormonunun küçük yavru konusunda etkisi olduğu biliniyor. Isı stresi yavru zarları ile yavru arasındaki besin naklini sekteye uğratıyor.   Yeterli oksijeni ve enerjiyi alamayan yavrular küçük kalıyorlar.  Bağışıklık sistemlerinin geri kalması sonucunda da dirençsiz oluyorlar.

Isı stresiyle beslenme bozuklukları çoğunlukla kombine olduğu için; öncelikle ısı stresini önleyecek tedbirlerin alınması şarttır.  Serinletme için gerekli olan fan ve duş sistemleri, çapraz havalandırma veya tünel soğutma gibi daha ileri yöntemler kullanılmalıdır.  Isı stresinin önlenmesiyle ilgili çalışmalar ineğin kaybettiklerinin geri verilmesi yönünde de sürdürülmeli, yeterli besin maddeleriyle inek, özellikle gebeliğinin son 45 gününde mutlaka desteklenmelidir.   Bu sorunun gebeliğin son 45 günündeki ısı stresiyle ortaya çıktığı bilindiğine göre, doğuma yakın  45 günlük dönemde serinletme ve desteklere özen göstermek yerinde olacaktır.

Dökümanı görüntülemek İçin Tıklayınız.

Fotoğrafları görüntülemek için tıklayınız.

Bazen yatırım yapmak isteyenler sorarlar, hangisini tercih edeyim, besicilik mi, süt sığırcılığı mı?

Kanaatimce; birbirine alternatif olamayacak kadar iki farklı iş koludur besicilik ve süt sığırcılığı.  İkisi de sığırcılık diye düşünülse bile, ortak tarafları çok azdır.  Farklılıkları ise yapılmadan anlaşılmaz.

 

Hangisini tercih edeceğimize karar verirken tamamen işletme konusundaki yönetim becerileri öne çıkarılmalıdır.  Süt sığırcılığı işletmeleri sürü yönetimi bakımından daha fazla bilgi, daha çok marifet ister.  Besicilikte, eğer hayvan kaybı olmazsa, adet olarak işletmeye koyduğunuz kadar hayvan çıkarırsınız.  Sadece ağırlıkları artar.  Süt sığırcılığı ise adet olarak katlanarak gider. Uzun vadeli bir iştir. Sürdürülürse, nesilden nesile geçebilecek harika bir yatırım ortaya konulmuş olur.

Zorluklar nelerdir? Süt sığırcılığı işletmeleri dişi hayvan ile uğraştıkları için meme ve rahim sağlığı ile ilgilenmek zorundadırlar.  Ayrıca; süt sığırcılığı işletmeleri buzağı doğumu, bakımı, güç doğum, loğusa inek, doğum sonrası hastalıklar ile uğraşmak zorunda kalacaklardır.  İşin içinde ?dişi? hayvan vardır.  Bu durum üreme, çoğalma, bereket, büyüme demektir.  Ama; aynı zamanda daha çok dikkat etmek, daha fazla özen göstermek anlamına gelir.  Sürü yönetimi becerilerini geliştirmeyen işletmeler kesinlikle başarılı olamazlar.  Süt sığırcılığı bebek büyütmek, genç kız yetiştirmektir. Buzağılar hassastır.  Düve yetiştirmek ise bilgi ve beceri ister. Her şey doğru şekilde kayıt altına alınmalıdır.

Süt sığırcılığı yatırımları daha pahalıdır.  Ancak; iyi yönetilen işletmeler mutlaka yüz güldürür.  İyi yönetilememiş işletmeler ise sürü yönetimini antibiyotiklerle yapmaya kalkarlar. Antibiyotik kullanımı ise sürü yönetimindeki zayıflıkları gösteren en önemli göstergedir.  Antibiyotiğe sarılan işletmeler mutlaka dönüp sürü yönetimi eksikliklerini gözden geçirmelidirler.

Besicilik mi, süt sığırcılığı mı?  Eğer sürüyü doğru idare edebileceksek, tabii ki süt sığırcılığındaki bereket, çoğalma faktörlerinden yararlanmalıyız.  Aylık düzenli gelir getirmesi de finansal yönden avantaj sağlayacaktır.

Buzağı, döl, süt ve zaman kaybetmeyen sütçü işletmeler sahipleri için kazanç kapısı olabilecekleri gibi, tersi olursa zarar kapısı da olabilirler.  Tüm çırpınma ve gayretlere rağmen problemleri eksik olmayan işletmeler yönetim zayıflıklarını gözden geçirirlerse başarılı olacaklardır.

Buzağıları mikroplar değil, ihmal ve bilgisizlik öldürüyor.  Ülkemizde doğması gereken buzağıların bir kısmı yavru atma sebebiyle canlı doğamazken, büyük bir kısmını ise ishal, septisemi ve solunum yolu enfeksiyonlarından dolayı kaybediyoruz.  Bunların yanı sıra göbek iltihabı, eklem iltihabı ve başka sebeplerden buzağıları kaybediyor olsak da  yukarıda saydıklarımız yoğunluktadır.

Buzağılar çiftliklerin, dolayısıyla da hayvancılığımızın geleceğidir.  Gelecek dönemin düveleri, besi danaları olan buzağılarımızı yitirirsek, bunca materyale rağmen yeterince damızlık düvemiz ve besi danamız olmaz.  İthalata muhtaç hale geliriz. Kayıplarımızın toplamı hesap edilirse, sanırım, ithalat yoluyla getirdiklerimizden çok fazla bir rakam çıkacaktır.

Özellikle septisemi, enzootik pneumoni yani öksürük konusunda 80’li yılların sonlarına doğru, 90 lı yılların başlarında meydana gelen olumlu gelişmelerle çaresizliğimiz son buldu.  Daha önceki yıllarda gerek koruyucu aşılama, gerekse hem tedavi edici, hem de koruyucu antiserumlar gibi olanaklarımız yoktu.  İshal, septisemi ve komplike olaylar için bunlar imdadımıza yetişti.  Şimdi elimizdeki olanaklar ile artık buzağı kaybetmiyoruz.  Ancak; doğumdan önce ineklere, doğumdan sonra ise buzağılara uygulanacak olan aşı ya da antiserumları ihmal edersek yine kayıpları önleyemeyiz.

Yeni doğan buzağıyı annesinin ve diğer yaşlı hayvanların yanından ayrı bir yere koymalı, bilerek, görerek ağız sütünü aldığından emin olmalıyız.  En az 2 litre ağız sütünü doğumu takiben ilk 2 saat içerisinde buzağıya içirmeliyiz.  Bu miktar ilk 12 saat içinde en az 6 litreye tamamlanmalıdır.  Bu miktarların üzerine çıkılmasında yarar vardır.

Sürü yönetiminin temel kuralı olan  “Kuru ve Temiz” kuralına, ihmal edilmeksizin, uyulmalıdır.  Doğumdan hemen sonra buzağının göbek kordonu iyotlu bir dezenfektan ile temizlenmelidir.

Buzağıları yitirmemize sebep olan diğer önemli hastalık öksürük veya enzootik pneumoni olarak bilinen solunum yolu enfeksiyonudur.  Solunum yolu enfeksiyonları çok faktörlü hastalıklar grubuna girer. Stres ile başlayan problem viruslarla ilerler.  Son darbe ise mikroplar, özellikle de pasteurella adı verilen mikroplarla vurulmuş olur.

Öksürük olan buzağı ölmezse bile, halk arasındaki deyimle, “kavruk” kalır.  Emsallerinin potansiyeline ulaşamaz.  İyi bir düve, iyi bir besi danası olamaz.

En başta “Stres” demiştik.  Buzağıların başlıca stres dönemi “Sütten Kesme” günleridir.  Doğru bir besleme, selüloz sindirimine alıştırma, işkembe oluşturma yöntemi izlenmezse,  sütten kesme zamanında buzağılar büyük ölçüde strese girerler.  Stresi takiben viruslar, onları da takiben bakteriler devreye girer.  Yani her şey stres ile başlar.  Buzağıların ileride, büyüdükleri zaman birer geviş getiren, selülozu sindiren hayvanlar olduğunu unutmamalıyız.

Sütle ya da buzağı mamasıyla beslediğimiz buzağılarımızın işkembe oluşumlarını sağlamak üzere kaliteli kuru ot ve buzağı başlangıç yemi verilmesi şarttır. Doğduklarında işkembe ve diğer ön mideleri olmayan buzağılar, sütten kesildiklerinde dört mideli, geviş getiren, selülozu sindirebilen birer düve veya dana adayı olacaklardır.  Sütten kesme buzağının  yaşamındaki en büyük değişikliktir.  Her türlü değişiklik stres faktörü olduğuna göre, bu dönemin de stres yaratacağını bilerek birkaç gün “profesyonel yardım” yapmak gerekecektir.  Selüloz sindirimine yardımcı olan, işkembedeki yararlı bakterileri destekleyen, vücuda güç veren, vücut direncini arttıran vitamin, mineral, enerji yardımlarını buzağılardan esirgemeyelim.

Görüldüğü gibi buzağıların ölümünü engellemek için aşılarımız, antiserumlarımız, destek ürünlerimiz vardır.    Bu olanaklara rağmen buzağı kaybı yaşıyorsak, bir ihmalimiz, bir eksikliğimiz, bilgisizliğimiz söz konusu demektir.  Benzer durumlar kuzu ve oğlaklar için de geçerlidir.

Buzağıları, yavruları kaybetmeyelim, çiftliğimizin ve ülkemiz hayvancılığının geleceğine sahip çıkalım.

Buzağıların doğar doğmaz ilk içecekleri süt “Ağız Sütü” ya da Kolostrum adı verilen, yoğun yapılı, koruyucu maddeler içeren süttür. Kolostrum üç – dört gün sürer ve giderek süte dönüşür.  İlk 24 saat içerisinde, annenin maruz kaldığı hastalık etkenlerine karşı ürettiği antikorları yani koruyucu maddeleri içeren ağız sütü buzağıları korur.  Rahimdeki yavru zarlarının yapısı itibariyle annesinden buzağıya koruyucu maddelerin geçmesi sadece ağız sütü vasıtasıyla olur.  Daha sonraki saatlerde koruyucu maddeler azalır.  Ama ağız sütü içerdiği enerji, vitamin ve mineraller ile zengin içeriğini, besleyiciliğini üç, dört gün boyunca sürdürür.

Ağız sütü normal süte dönüştükten sonra, buzağıya anne sütü veya buzağı maması verilebilir.

Buzağı mamaları, süt yerine geçen yemlerdir.  Toz halinde olan mamalar ılık suda eritilip, yine ılık olarak buzağıya içirilir.  Ülkemizde çoğunlukla çiğ süt fiyatı ile ekonomik yönden kıyaslanarak kullanılır.  Sulandırılmış haldeki buzağı mamasının fiyatı çiğ süt fiyatının altında olursa, buzağı maması kullanmak ekonomiktir.

Buzağılar ilerideki ineğin başlangıcıdır.  İyi beslenen buzağılar ileride verimli inekler olurlar.  Erkekler buzağıların da iyi besi materyali olabilmeleri için buzağılık dönemlerinde iyi beslenmeleri gerekir.  Buzağılık dönemlerinde besleme hataları ile, ishal veya öksürükle karşı karşıya kalan buzağılar halk arasındaki deyimle “Kavruk” kalırlar.  Verimlerini gösteremezler.  Halbuki çiftliğin devamlılığı iyi buzağılar ile mümkündür.

Buzağılar doğduklarında abomasum denilen, şirden olarak  da bilinen tek bir mideye sahiptirler.  Daha sonra ön mideler oluşur.  Buzağılar süt içtiklerinde, süt doğrudan şirdene gider.  Sütün şirdene gitmesini sağlayan sıcaklığıdır.  Süt ya da buzağı maması sıcak olarak içirilmelidir.

Buzağı mamaları süt tozu, peynir altı suyu tozu ve yayık altı suyu tozundan oluşur.

Ayrıca içine bitkisel yağlar ile, bitkisel proteinler de eklenir.  Vitamin ve mineraller ile takviye edilen karışım buzağı maması haline gelir.  Mamalar ya kuru karışım şeklinde, ya da yukarıda sayılanların önce karıştırılıp, sıvı haldeyken toz haline getirilmesi şeklinde imal edilebilir.  Önce karıştırılıp, sonra toz haline getirilmiş olan mamalar, her zerresinde eşit gıdalar olması, aynı zamanda yağ zerreciklerinin proteinlerin içinde bulunması sebebiyle daha kaliteli olurlar.

Buzağı mamalarının en önemli hammaddesi, peynir üreten fabrika veya mandıraların artığı olan, peynir alt suyunun toz haline getirilmiş şekli, yani peynir altı suyu tozudur.  Peynir altı suyu tozu ne kadar çok kullanılmışsa, mama o kadar yararlı, besleyici olur.  Mama yapımında kullanılan bitkisel yağ ve bitkisel proteinler de, inek sütündeki yağ asitleri ve aminoasitlere uygun yapıda seçilirlerse buzağı daha fazla yararlanır.  Sindirilebilme özelliği ile ilgili olan bu hammadde seçimi buzağının gelişmesini sağlamasının yanı sıra, ishal olmasını da önler.  Çünkü sindirilemeyen protein ve sindirilemeyen yağlar bağırsaklara geçerek ishale neden olurlar.

İyi bir buzağı mamasında yağlar ayrışmamalı, kovalara yağlar sıvaşmamalıdır.  Mama ılık suda kolayca çözülmelidir.  Birkaç buzağıya birden mama verilecekse hazırlanan mamanın soğumaması için özen gösterilmelidir.

Buzağılar süt içen yavrulardır.  Halbuki ileride selüloz tüketebilen canlılar olacaklardır.  Bu yüzden buzağı başlangıç yemlerine ve kaba yemlere alışmaları sağlanmalı,  2 aylık olduklarında ise sütten kesilmelidirler.  Eğer 1 kg civarında buzağı başlangıç yemi tüketebiliyorlarsa 8 haftalıktan sonra sütten kesme mümkündür.

Buzağıların önünde her zaman temiz ve taze su bulundurulmasına mutlaka dikkat edilmelidir.  Buzağı mamaları tariflerindekinden daha fazla verilirse, buzağılar daha gürbüz olurlar.  Ilık suda çabuk eriyen, topaklaşmayan, ishale sebep olmayan ve buzağının büyümesini sağlayan mamalar ile buzağıların beslenmesi ve uygun sütten kesme programı geleceğin verimli ineklerinin başlangıcı olacaktır.

Bilindiği gibi ülkemizde sütçü ırk ineklerin erkek buzağıları besiye alınıyor.  Bu durum süt hayvancılığı ile besicilik arasında tam bir bağımlılığa yol açıyor.  Süt sığırcılığında yaşanan en küçük bir kriz bile et temininde sıkıntı yaratabiliyor.  Ülkemizde de,  ABD’de olduğu gibi besi yerleri için bir “tedarik zinciri” oluşturulmalıdır.  Bu “tedarik zinciri”nin adı cow-calf operation, yani, inek-buzağı işletmeleridir.

Süt sığırcılığı işletmelerinin erkek buzağılarını besi materyali olarak kullanıyoruz. Örneğin; İzmir ve çevresinde kültür ırkı ineklerin ortalama verimleri yılda 5 ton civarındadır.  Hatta İzmir’de yakın zamanda yapılan Tarım ve Gıda Zirvesinde yıllık ortalamanın 6,3 ton tona çıktığı açıklandı.  Süt inekleri için güzel bir gelişme. Biz bunu kolay olsun diye 5 ton olarak kabul edelim.  Besiye uygun bir erkek dana için, doğanların yarısının da dişi olacağını varsayarsak, piyasaya 10 ton süt girecektir.  Ülkemizin,  besilik erkek dana ihtiyacını bu şekilde karşıladığımızda,  piyasaya arz edilen süt miktarı artacak, dolayısıyla çiğ süt fiyatları düşecektir.  Yem fiyatlarının artışı karşısında çiğ süt fiyatları artmaz ise,  işletmeler zarar edecek, inekler kesilecek, piyasaya arz edilen erkek dana sayısı azalacak, besi materyali bulamayan besi yeri sahipleri bakanlığa başvurarak ” besilik erkek dana”ya ihtiyaçları olduğunu söyleyecekler, yurt dışından besilik erkek dana ithal edilecek, daha sonra ise kesilen ineklerin yerine yurt dışından tekrar inek ithal edilecek, tekrar çiğ süt çoğalacak, yine başa dönüp aynı durumu tekrar tekrar yaşayacağız.  Ülkemizdeki son gelişmeler tamamen bu şekilde olmuştur.  Bu durum ülkemizi et açığı yönünden tam anlamıyla bir ithalatçı ülke haline getirmiştir.

Öyleyse ne yapalım?  Öncelikle belirtmek gerekir ki,  süt sığırcılığı ile uğraşan işletmelerin erkek danaları besi materyalidir.

Bu böyle devam edecektir.  Ancak; et açığımız vardır.  Süt sığırcılığı ile besicilik arasındaki bu bağımlılığı yüzde yüzden biraz aşağı indirmeye, örneğin; yüzde seksen oranına çekmeye çalışmamız, geri kalan yüzde 20  lik dilimi ise,  cow-calf (inek-buzağı) işletmelerinden sağlamamız gerekir.

Cow-Calf (İnek-Buzağı) İşletmeleri; özellikle etçi ırkları melezleyip, doğan yavruları besi yerlerine satan işletmelerdir.  Böylece  ABD’de besicilik yapanlar binlerce dana kapasiteli besi yerlerini doldurmakta zorluk çekmezler.   İnek -buzağı işiyle uğraşanlar ise danalarını alacak olanları en baştan bilirler ve müşteri arama sıkıntıları olmaz.  Tam bir tedarik zinciridir.

İnek-buzağı işletmelerinin başarılı olabilmeleri için bazı koşullar gerekir.  Birincisi;  otlak, mera imkanıdır ki, dana ucuza mal olsun.  İkincisi; sadece  bir buzağı için çalışan işletme bir takım sebeplerden dolayı buzağıyı kaybetmesin.

İnek ve buzağısı doğumu takip eden yedi ay içerisinde birlikte yaşarlar.  Yedi ay sonra sütten kesilen ve annesinden ayrılan buzağı stresten kurtulana  kadar, tahminen bir ay daha işletmede kalır. Bu arada aşılama ve parazit mücadeleleri tamamlanır.  Sonra besi yeri sahipleri gelip bu danaları alırlar.

İşletmede süt olmaması, sütün tamamen yavrunun büyümesine ayrılması, bir takım avantajları ve dezavantajları birlikte getirir.

Et sığırcılığında,  genellikle,  buzağılama aralığı 365 gündür.  Süt sığırcılığında ise bu aralık tahminen 400 günü geçer.  Çoğunlukla ise 400 günün çok üzerine çıkar.

Sağım işi, meme yangısı problemleri ve süt sığırcılığının derdi olan birçok metabolik problem bu tip etçi ırk ve melezleme işi yapan işletmelerde görülmez.  Melezler her zaman yüksek verimli, dayanıklı, uzun ömürlü olurlar.  Döl verimleri daha iyidir.  Bu tip melezlerin annelik yetenekleri de daha yüksektir.

Ülkemizin uygun bölgelerinde, mera olanağı olan yerlerde, anne ve yavrusuna yeterince otlama alanı ayırabilecek işletmelerde bu iş yapılabilir.  Ancak; ortada günlük gelir sağlayabilecek bir süt olmadığı için, mutlaka bu tedarik zincirinin bir takım desteklemelere ihtiyacı vardır.  İneklerini melezleyip, danalarını besicilere satan işletmeler desteklenirse, süt sığırcılığı ile besicilik arasındaki mutlak bağımlılık ortadan kalkar.  Bir kısım erkek dana böyle işletmelerden karşılanır.

Buradan çıkan danalar daha iyi canlı ağırlık artışı sağlayacak olduklarından besicilik işletmelerince tercih edilirler.  Böylece süt fiyatlarında, arz fazlası dolayısıyla,  düşüşler yaşanmaz.  Sütçü işletmeler zarar etmez.  En başta sözünü ettiğimiz kısır döngüyü tekrar tekrar yaşamayız.

Mutlaka bu işe bir şekilde başlamamız gerekir.  Kullanma melezlemesi yapmanın avantajları görüldükçe sektör kendiliğinden oluşacaktır.  Hatta; ilk uygulamalar pilot illerde başlatılabilir.  Her şeyi isteyip hiçbirini tam olarak bulamamaktan kurtulup, uzmanlaşma, branşlaşma yönünde çalışma yapmaya başlamamızın zamanı gelmiştir.

Blonde de Aquitane etçi bir sığır ırkıdır. Dilimize “Akitanya Sarısı” olarak tercüme edebiliriz.  Fransa’nın güneybatı bölgesinde, İspanya sınırına yakın bölgesinde Pirene dağlarından ve Garonne vadisinden köken almış olan bu ırk, Fransa’daki besi sığırları arasında üçüncü sırada yer alır.  Şarole, Limousin ırklarının ardından sayısal olarak üçüncü sırada bulunan Akitanya Sarısı birçok iyi özelliği bünyesinde barındıran bir ırktır.  Yağsız et, yüksek büyüme hızı, yumuşak başlılık, kolay doğum, yüksek randıman, düşük kemik oranı, değerli et kısımlarının büyük olması, çevreye uyum sağlama yeteneği bu ırkın başlıca üstün yanlarıdır.  Kolay doğan, ince uzun yapılı buzağılar hızla büyürler.  Yemden yararlanma oranı, yani yemi ete çevirme yeteneği çok iyi olup, randıman %70 civarındadır.  Kemik oranının düşük olması dolayısıyla kasapların çok sevdiği bir ırktır.  İneklerinin annelik yeteneği çok belirgindir.  Soğuk bölgelerden köken alan bir ırk olmakla birlikte sıcak bölgelere de gayet hızla uyum sağlar.
Blonde de Aquitane kısa tüylü, sarı renklidir.  Ön kısmı, özellikle kaburga üstü çok kaslıdır.  Boynuzları açık renk, boynuz kaidesi kalındır.  Ancak boynuzsuz soyları da vardır.  Kanada’da boynuzsuz soylardan “Boynuzsuz Blonde de Aquitane” ırkı elde edilmiştir.

Fransa’dan ABD’ye, Kanada’ya ve İngiltere’ye götürülmüş, İngiltere’de British Blonde, yani Britanya Sarısı adı verilmiştir.

Buzağılar baş yapısı ve yuvarlak omuz yapısı sayesinde ve ineklerin pelvik bölgelerinin genişliği ile gayet kolay doğarlar.  Dişi buzağılar ortalama 36 kg, erkek buzağılar ortalama 38,5 kg doğum ağırlığına sahiptirler.  Düveleri 400 kg, inekleri 600 kg, boğaları 1000 kg ortalama ağırlığa gelirler.  Blonde de Aquitane ırkı inekler 860 kg’a, boğalar 1270 kg’a ulaşabilirler.

Yüksek döl verimli, uzun ömürlü olan bu ırk ortaçağdan beri Fransa’da bilinir ve hem iş, hem et amaçlı yetiştirilmiştir.

Eti yumuşak, gevrek, kas lifleri incedir.  Simmental, Şarole, Brahman, Brangus, Brown Swiss ırklarıyla ve Angus, Hereford gibi İngiliz ırklarıyla melezlendiğinde ideal besi danası olurlar.  Melezlemeler için uygun bir ırktır.  Melezlemelerde hızlı büyüme ve yüksek karkas kalitesi yönünden tamamlayıcılık söz konusudur.  Soğukta, sıcakta, nemli veya kuru ortamlarda uyum problemi olmadığından melezlemelerde aranan bir ırktır.

Sütten kesme ağırlığı yani 205-210 günlük ağırlığı ortalama 272 kg olup, düveler genellikle ilk doğumlarını 2 yaşındayken yapmış olurlar.  Yüzeysel yerleşmiş olan ter bezleri, sıcaklık stresine karşı önemli ölçüde dayanıklılık sağlar.   Blonde de Aquitane inekleri yavrularını rahatlıkla besleyecek miktarda süt verirler ve ayrıca süt ilavesine gerek duyulmaz.

SORU: Buzağılara çiğ tank sütü nasıl verilmelidir?

CEVAP: Çiğ tank sütünün buzağılara verilmesi pek çok işletmede uygulanmaktadır.  Ancak bu sütün pastörize edilmesi ve çeşitli hastalık etkenlerinin buzağılara geçmemesi açısından önemli bir uygulamadır.  Bu sebepten çiğ tank sütü veren işletmeler, sütü pastörize etme yönünde teşvik edilmelidir.  Sütün sıcaklığının 30-35°C olması yeterlidir.  Bunun üstünde bir dereceye ısıtmak gereksizdir.

Yeni bir uygulama ise tank sütüne bir miktar buzağı maması ilave edilerek sütün verilmesidir.  Bu şekilde verildiğinde enerji ve protein seviyesi yükseltilmiş olur ve buzağının gelişmesini destekler.  Söz konusu buzağı mamalarının süt bazlı olmasına ve soya ya da bitkisel kaynaklı olmamasına dikkat edilmelidir.

Lindell Whitelock
Teknik Danışman
World Wide Sires

Bazı kimselere buğday, çilek, fıstık, ceviz gibi yiyecekler dokunur.  Bunun gibi çok miktarda örnek vardır.  Bazılarına da süt, özellikle inek sütü dokunur.  İnek sütünün kendisine dokunduğunu bilenler olduğu gibi, bilmeyenler de vardır. Bilenler genellikle süt içince karın ağrısı, şişkinlik, ishal gibi şikayetlerinin olacağını, bu yüzden süt içmediklerini söylerler.

Süt genellikle üç ayrı şekilde insanlara dokunabilir.  Birincisi “Laktoz intolerans”  denilen süt şekerinin sindirilememesi olayıdır. Buna süt şekerini bağırsakta parçalayan laktoz enziminin yokluğu veya azlığı sebep olur.  Laktoz enzimi süt içen bebeklerde ilk 2 yıl normal düzeydedir.  Ancak; 2 yıl sonra düzenli süt içemeyen çocuklarda vücut  “artık ihtiyaç yok” gibi bir algılamayla bu enzimi üretmez.  Bu durumda bağırsaklarda süt şekeri yani laktoz parçalanamaz.

Laktoz enziminin eksikliği,  bazı bağırsak enfeksiyonu geçirenlerde de kısa süreli olarak ortaya çıkabilir.  Bağırsaklardaki problem geçince durum  düzelir.  Diğer bir süt şekeri sindirememe olayı da kalıtsal olarak ortaya çıkar.  Yani anne veya babadan kalıtımla çocuğa laktoz enzimi noksanlığı geçebilir.  Bütün bunlar süt şekerinin bağırsakta parçalanıp, basit şekerlere dönüşmesi ve bağırsakta emilebilmesi yönünde engeller olup, sonuç olarak bu bünyelere “süt dokunur”.

Sütün şekeri dışında proteini de bazı bünyelerde problem yaratabilir.  Özellikle inek sütünde sindirimi zorlaştırıcı betalaktoglobulin isimli bir protein vardır ki;  birtakım insanlara sindirimi zorlaştıran bu protein yüzünden “süt ağır gelir”.  Sütün asıl proteini bilindiği gibi kazeindir, yani peyniri oluşturan proteindir.  Süt proteinine karşı alerjisi olan kimseler kusma, ishal, karın ağrısı gibi belirtiler yanında, baş dönmesi, sık soluma, vücutta kızarıklıklar gibi belirtiler de gösterebilirler.

İnek sütü alerjisi adı verilen bu durum daha şiddetli belirtilerle de ortaya çıkabilir.  Bu alerjik bir bünyenin süt proteinine karşı gösterdiği reaksiyondur.

Avrupa ülkelerinde kişi başına düşen süt tüketimi bize göre gayet yüksektir.  İskandinav ülkelerinde bizden 5 kat, diğer Avrupa ülkelerinde bizden 4 kat fazla, kişi başına düşen süt tüketimi, vardır.  Buradan yola çıkarak ülkemizde sütün dokunduğu kimselerin daha çok olduğunu düşünebiliriz.  Yapılan araştırmalar da bu yönde düşünmemizi desteklemektedir.

Asyalılarda ve ataları Asyalı olanlarda daha çok “Laktoz intolerans” görüldüğü, özellikle İskandinav kökenlilerde ve atası Kuzey Avrupalı olanlarda ise “Laktoz intolerans”görülme sıklığının çok az olduğu ifade edilmektedir.

Süt içtikten sonra karnı ağrıyan, midesi guruldayan, şişkinlik ve gaz şikayetlerini yaşayan kimselerden oluşan bir toplum, doğal olarak süt tüketiminden de kaçınacaktır.

ABD’de ise,  Afrika kökenli Amerikalılar arasında süt şekerini sindirememe probleminin yaygın olduğu bilinir.  Ancak; bütün bu problemlere rağmen özellikle Kuzey Amerika’da yaşayanlar sütün yararlarını bildiklerinden veya sütten yapılmış gıdaları tüketmek istediklerinden, süt tüketebilmek ve hasta olmamak için laktaz enzimi içeren tabletler yutmaktadırlar.  Ülkemizde de laktozsuz sütler piyasada satılmakta olup, hem süt içmek hem de süt şekerinin sindirilememesi durumunda hasta olmaktan korunmak mümkündür.

Süt alerjilerine gelince, daha önce belirttiğimiz şekilde bunun ad “inek sütü alerjisi” dir.  Keçi sütü bu tip alerjik reaksiyonlara sebep olmaz.  Keçi sütünde protein ve yağ zerrecikleri inek sütünden farklı olup, sindirimi zorlaştırıcı protein olan betalaktoglobulin bulunmaz.

Kazein yani süt proteini inek sütüne göre daha az Alpha S1 fraksiyonu bulundurur.  Hatta bu kolay sindirilebilme özelliğinin tam olarak neden kaynaklandığı ise henüz kesin bir biçimde açıklanamamıştır.  Ancak; bilinir ki keçi sütü sindirimi kolay ve ” dokunmayan” bir süttür.

Diğer yandan keçi sütünde süt şekeri (laktoz) miktarı da, inek sütünden daha azdır.  Laktozun az olması, protein içeriği, yağ zerreciklerinin çok küçük olması gibi özellikler keçi sütünü daha kolay sindirebilir bir hale getirmektedir.  Bu sebeple inek sütünün kendisine dokunduğunu söyleyenler, süt içtikten sonra mide gurultusundan, karın ağrısı ve ishal’den şikayet edenler laktozsuz süt içerek hem sütün nimetlerinden yararlanmış hem de hasta olmadan süt içmiş olurlar.

(Food Allergies)

Besi danası alırken ucuzunu tercih edip paradan tasarruf etmek bir strateji olabilir.  Ancak başta düşük fiyatla tasarruf etme isteği, sonunda daha büyük kayıplara neden olabilir.

Eğer bir besici düşük kıymetteki böyle besi danalarını almaya eğilimli ise, bazı ek uygulamaları yaparak olası riskleri azaltabilir.  Öncelikle bir veteriner hekim ile çalışarak olası riskleri azaltabilir.  Öncelikle bir veteriner hekim ile çalışarak olası sağlık risklerinin bir değerlendirmesi yapılmalıdır:

Yüksek riske sahip hayvanların belirlenmesinde veteriner hekime danışınız.  Bazı hayvanlar daha çok risk taşır.  Örneğin sütten yeni kesilmiş buzağılar, 1 yaşında olan sığırlardan daha risklidir.  Bir yerden alınmış sığırlara kıyasla pek çok farklı kaynaktan toplanmış sığırlar daha çok risk taşır.  Ayrıca besi çiftliğine alınan sığırların daha önce hiç aşılanmamış veya herhangi bir aşılama programına tabi olmamaları bir risk oluşturur.  Riski arttıran diğer faktörler arasında; çok kısa sürede büyük hava sıcaklığı değişimleri, soğuk/ıslak yağmurlu hava koşulları, sıcak nemli hava sayılabilir.

Besi çiftliği sahibi, sığırlar işletmesine gelmeden önce hazırlıklı olmalıdır.  İşletmeye gelen buzağılara uzun saplı, yumuşak kuru ot verilmeli, ıslak veya küflü kuru ot verilmemelidir.  Mümkün olduğunca fazla temiz su temin edilmelidir.  Su kaynağı serbest erişime imkan verecek şekilde padoklar arasına yerleştirilmelidir.  Geldikleri yerden farklı sistemdeki suluklara alışana kadar çitlerin önüne tank içinde ek suluklar konmalıdır.  Gelen danaların yem tüketimi takip edilerek, hayvanların yem yediklerinden emin olunmalıdır.  Danalar düzgün bir şekilde kuru otu tüketip su içmeye başladıklarında dane yeme başlanabilir ve kademeli olarak karbonhidratlar arttırılır.  Dane yemin ilavesini ilk iki gün uzun saplı kuru otun üzerine dökerek yapabilirsiniz.  Dereceli olarak bir hafta içinde miktar arttırılabilir.

Danalar satış yerinden işletmeye gelmeden önce parazit mücadelesi ve sığırlar için büyük risk olan BRD’ye (Bovine Respiratory Disease/Sığırların Solunum Yolu Hastalığı) karşı burundan yapılan intra nasal aşı uygulanmalıdır.  Bir diğer uygulama ise yavaş salınımlı antibiyotik uygulamasıdır.  Buna metafilaksi uygulaması denir.  Düşük riskli, stres altında olmayan ya da organik yetiştirilen sığırlar için böyle bir uygulama yapılmaz.  Ancak hastalık belirtisi gösteren danalar tedavi edilmelidir.  Sığır solunum yolu hastalıkları ile ilgili bir salgın, danalar işletmeye geldikten yaklaşık 5 – 14 gün sonra ortaya çıkabilir.

Böyle bir durum ortaya çıktığında sürü içerisinde tek tek danaları tedavi etmek yerine, belli grup oluşturarak, danaları tedavi etmek daha doğru bir uygulamadır.  Genel bir kural olarak, yeni sığır solunum yolu hastalık kompleksi vakaları ortaya çıktığında birbirine temas eden hasta hayvanlar, 3 gün içinde yüzdesini % 10 oranında arttırır, ya da herhangi bir gün tedavi isteyen danaların sayısını % 25 arttırır.  Yukarda belirtilen söylenen şekilde önlemler alır iseniz, hayvanların çoğunun enfekte olmasını engelleyebilirsiniz.

Hayvanlar işletmeye yeni geldiklerinde, gün içinde iki kez sağlık açısından takip edilmeli, izlenmelidir.  Tedavi gören hayvanları ayrı bir padoğa koymalı ve onları daha yakından takip etmelidir.  Bu şekilde hastalığın diğer padoklara yayılması önlenir.  Besi çiftliğine gelen hayvanlar 21-35 gün ayrı bir barınağa alınmalıdır.  Bu şekilde uygulamalar yapılır ise, öteki hayvanlara olası bir hastalık bulaşması engellenmiş olur.

İşletmeye geldikten sonraki 5’inci ile 7’inci günler arasında, sığırlar yeni yerlerine alışıp stres azaldıktan sonra aşılanabilir.

Yeni gelen sığırlar için şu aşılar önemlidir:
*IBR
*BVD
*PI3 ve BRSV

Karma Klostridial aşı, BRD’den sonra sekonder olarak görülen enfeksiyon için Pasteurella Multocida-Manheimia Haemolytica aşısı da önemlidir. Güvenilir ve geçerli bir veteriner hekim – çiftçi işbirliği ile söz konusu işletme için uygun bir aşılama protokolü belirlenmelidir.  Aşıların etkili olabilmeleri için doğru bir şekilde muhafaza edilmesi ve kullanılması gerekir.  Uygulama yolu için etiket üzerindeki talimatlar takip edilmelidir.

Birden fazla aşı uygulanırken, aşılar kesinlikle aynı şırınga içinde karıştırılmamalıdır.  Aşılar karıştırılırsa etkileri azalabilir. Besi danalarına  boynuz köreltme veya kastrasyon işlemi  uygulanacağı zamanda aşılama yapılmamalıdır.  Boynuz köreltme, kastrasyon ve benzeri işlemler hava şartlarının kötü olduğu zamana denk gelirse, bu uygulamalar hayvanlar üzerinde daha çok strese yol açar.  Çok soğuk havalarda bu işlemlerin yapılması önerilmez.  Aynı zamanda yağışlı, ıslak ve çok sıcak günlerde de bu işlemler tatbik edilmemelidir.  Eğer yaz aylarında aşı uygulaması gerekecekse, günün serin olduğu saatler seçilmelidir.   Bu şekilde uygulama yapıldığında, sığırların hem ortam kaynaklı sıcaklık stresi hem de aşıya bağlı vücut sıcaklığı yükselmesiyle ilgili reaksiyonları minimize etmiş oluruz.   Sözü edilen bu reaksiyonlar, bazen istenmeyen kalıcı zararlara ve hatta ölüme yol açabilir.

Besi işletmeleri yöneticileri düşük fiyatlı büyük risk altındaki sığırları satın almaya karar verdiklerinde bu sığırlarla yaşayabilecekleri sağlık sorunlarını gidermek için iyi bir plan hazırlamaları gerekir.  Söz konusu hayvanlardaki sağlık sorunlarıyla ilgili uygulanacak koruyucu hekimlik ve tedavi planı sürüdeki salgınları minimize ederek olası masrafları kontrol altında tutmayı temin eder.  Bu önemli kriterler göz önünde bulundurulmaz ise belirgin ekonomik kayıplarla karşılaşılması kaçınılmazdır.

Derleyen: Dr Nuran Yavuz, Ata Fen A.Ş. Genel Müdürü
Kaynak: Zen Miller, UW Extension Dairy Livestock Agent, Bill Halfman,UW Extension Agriculture Agent, Amy E. Radunz, UW Extension State Beef Cattle Specialist, “Sale Barn Receiving Health Program for Beef Cattle”, UW Extension, May 2010

Buzağıların ishalden sonra en önemli kayıp nedeni pnömoni (zatürre, öksürük) yani solunum sistemi enfeksiyonlarıdır.  Genellikle doğumu takip eden ilk aylar ile sütten kesme dönemi pnömoni için hassas günlerdir.

Buzağıların zatürresi (pnömoni) kötü havalandırma koşullarında, kapalı, kalabalık barınaklarda bakterilerle viruslar tarafından oluşturulan, ekonomik kayıplar ve buzağı ölümleriyle ortaya çıkan bir hastalıktır.  Sebepleri çok olduğundan tedavi genellikle başarısız olur.

Ekonomik kayıpların başında buzağının ölümü gelir.  Ancak; tedavi masrafları, nükseden hastalığın tekrar tedavi edilmeye çalışılması ve verim düşüklükleri de büyük ekonomik kayıplara yol açarlar.
Zatürrenin tedavi edilmesi mümkün olsa bile, hastalık geçirmiş buzağı hiçbir zaman hastalık geçirmemiş olanlarla aynı seviyede verim veremez.  Her bakımdan geri kalır.

Çözüm, aşılamadır.

Aşılama programına kuru dönemdeki inekten (anneden) başlamak gerekir.

Buzağılar doğar doğmaz hazır ANTİSERUM uygulanarak korunurlar ve üç aylık olunca aşılanırlar.

KORUMA, ucuz, kolay ve garantilidir.
TEDAVİ,  çoğunlukla başarısız, pahalı ve zordur.

Buzağının tedavi sonucunda ölümden kurtulması ekonomik olarak kayıpların önlenmesi anlamına gelmez.  Çünkü; o buzağı artık istenen verimi veremez.  Zaten tedavi girişiminde bulunmak yeterince koruyucu önlemin alınmadığını gösterir.  Buzağıların bulunduğu yerlerin koşullarını düzeltmek ve aşılama yapmak en akılcı yoldur.

Yeni doğan buzağıların ishalleri sık görülen, çoğunlukla çaresiz ve ölümcül bir problemdir. Gerekli önlem alınmamış sürülerde buzağılar belirti göstermeksizin, aniden ölürler veya ishal belirtisi görüldükten sonra buzağıyı kaybederiz.

Gerekli önlemler:
1) Doğuma 1 ay kala gebe inek veya düvenin aşılanması
2) Buzağıya ağız sütünün yeterince içirilmesi
3) Doğumu takiben en kısa sürede antiserum uygulaması

Önlem almak tedaviden daha ucuz ve garantilidir.

Eğer buzağıları koruyamazsak;
Buzağının ölümü, ilaç ve tedavi masrafları, artan bakım giderleri gibi ekonomik kayıplar ortaya çıkacaktır.  İshalden kurtulan buzağılar ise her bakımdan geri kalacaklardır.

Ağız sütünün önemi:
Buzağılara doğumu takiben en kısa sürede, en az 2 litre ağız sütü içirilmeli, içtiğinden emin olunmalıdır.  Ağız sütü içirmeye devam edilmeli, buzağının ilk 12 saat içinde en az 6 litre ağız sütü alması sağlanmalıdır.  Ancak bu şekilde buzağı annesinden koruyucu maddeleri ve besin maddelerini yeterince almış olur.  Ağız sütünün daha sonraki günlerde de içirilmesi sürdürülmelidir.

Ağız sütlerinin fazlası ziyan edilmemeli, dondurularak saklanmalı, gerekli hallerde kullanılmalıdır.


VBR K99+C (tıklayın)

BOVİ SERA (tıklayın)

Beklentilerimiz çoktur.  Ancak bunların birçoğu gerçekleşmeyecektir.  Hiç olmazsa 2011 yılı daha sonraki yıllarda yapılacaklar için bir başlangıç olmalıdır.  Aslında beklentileri sıralarken birçok hayalimizi sıralamış olacağız.  Gerçekleşmesini dileriz.

Öncelikle hayvan hastalıklarıyla mücadelenin sıkı bir şekilde sürdürülmesini beklemek hakkımızdır.  Bruselloz, Tüberküloz (verem), Şap hastalığı, IBR-VD, Leptospiroz (sarılık) gibi hastalıklar hayvancılığımıza her yıl çok büyük zararlar vermektedir.  Özellikle Bruselloz hastalığı yapılabilecek olan birçok proje veya yatırımın önünü kesmekte, başarısızlığı daha en baştan gündeme getirmekte, cesaret kırıcı bir etki yaratmaktadır. 2011 yılı ülkemiz için bir yatırım yılıdır.  Yatırımcıları caydırıcı olabilecek, sektördekilere zarar verebilecek bu hastalıkların en azından aşısı olanlarla önlenmesiyle ilgili çabalar kesintisiz olarak, bilinçli bir şekilde sürdürülmelidir.

Suni tohumlamanın özendirilmesi, arttırılması ve desteklenmesi çalışmalarına 2011 yılında da devam edilmelidir.  Hem ırk ıslahı, hem de hastalıklarla mücadele için, özellikle de Brusella ile mücadele için, suni tohumlama uygulamalarının arttırılması şarttır.

Şap hastalığı ile mücadele etmek için ise aşılamanın yanısıra hayvan hareketlerinin kontrolünün önemini vurgulamak yerinde olur.  Kuluçka dönemi ve karantina konularına dikkat edilmediğinde hastalığın yayıldığı ile ilgili olarak bilgilendirme çalışmaları yapılmalıdır.  Görüldüğü gibi beklentiler ve hayaller 2011 yılına sığmayacak kadar geniştir.  Her şey başlamakla olur.

Ülkemiz hayvan ithalatçısı durumuna gelmiştir.  Çok çeşitli sebeplerle buzağı ve döl kaybettiğimiz için düve ve danalarımız az olmaktadır.  Buna anaç hayvan kesimi de eklenmiş ve problem daha da büyümüştür.  Süt sığırcılığında ” tankta süt, yerde buzağı ” olmadıkça karlılık söz konusu olamaz.  Süt hayvancılığında verim sadece sütten ibaret değildir.  Aynı zamanda yavru alabilmek gerekir.

2011 yılı beklentilerimiz arasında, süt ve döl verimi düşüklüklerini önlemeye yönelik olarak, uygun besleme tekniklerine kulak verileceğini ümit etmek de vardır.  Bundan dolayı bir ülkeyi besleyecek materyalimizi kaybediyoruz.

2011 yılından başlayarak konforlu barınakların, kuru, temiz, strese sebep olmayan, sıcak aylarda serinletme yöntemlerinin uygulanacağı barınak sistemlerinin ülkemizde yaygınlaşması da beklentilerimiz arasındadır.

Süt hayvancılığında yıllardan beri söylenen ” süt ucuz, yem pahalı” söylemine ek olarak yeni bir şeyler söylemenin de zamanı gelmiştir.

Ülkemizde süt sığırcılığının erkek buzağıları besi materyali olarak kullanılmaktadır.  Etçi ırklarla tanışmamız çok yenidir ve sayıları gayet kısıtlıdır.  Ülkemizin et ihtiyacının tahminen yarısı içeride üretilmektedir. Eğer süt sığırcılığı işletmelerinin erkek buzağılarıyla et sığırcılığı yapmayı sürdürürsek, maliyetlerin yüksekliği, et sanayisinin tamamen süt sığırcılığı işletmelerine bağımlı olması gibi problemler sürecektir.  Diğer yandan, sütçü işletmelerden çıkan erkeklerle besi materyali elde edilmesi için sütçü işletmelerin veya hayvan sayılarının artması gerekir ki, bu durum süt fiyatlarının düşmesine, kar edemeyen işletmelerin sektörden çekilmesine, inek azalmasına, tekrar ithalat yapılmasına sebep olacaktır.  Yani bugünlerde belirgin şekilde gözönünde olan ” kısır döngü” sürüp gidecektir.

Ülkemizde, 2011 yılında başlangıç yaparak, etçi ırklarla melezleme ve besi materyali olarak “azman” yetiştirme yönünde bir uygulamaya geçilmelidir.   Mevcut yapımız gözönüne alındığında devletin öngörüp, desteklemediği bir atılım mümkün görülmemektedir.  Bu uygulama kendiliğinden başlamaz ve başarılı olmaz.  Besilik materyal oluşturabilecek girişimcilerin sektörde birer oyuncu olabilmelerini sağlamak yönünde öngörü, destek, teşvik şarttır.

Küçükbaş hayvancılığımız geçmiş yıllarda en çok zarar gören sektörümüz olmuştur.  Dileriz, 2011 yılı küçükbaş hayvancılığımız için “restorasyon” çalışmalarının başlangıç yılı olsun.  Bu konuda en somut öneri Saanen ırkı keçilerin yaygınlaşması yönündedir.  Devlet öngörüsü ve teşviği ile Saanen ırkı keçilerin kısa sürede yaygınlaşması sağlanabilir.  Ayrıca çok sayıda üreticimizin anaç Saanen keçisi istediğini ve bunları temin edemediğini de biliyoruz.  Devletin yapacağı küçük müdahaleler kısa zamanda sonuç getirecektir.

Her zaman söylediğimiz ve yararlı olacağına inandığımız ” Süt Tanıtım Grubu”nun kurulması, işlerliğe kavuşturulması için de 2011 yılı bir başlangıç olabilir.  Üretici ve tüketici örgütlerinin birlikte oluşturacağı, gelirleri listelenmiş olan bir süt tanıtım grubunun her kesime büyük yararlar sağlayacağı bir gerçektir.

Görüldüğü gibi hayallerimizin çoğu devletin öngörüsüne dayanmaktadır.  Özet olarak; hastalıklarla kararlı bir şekilde mücadele edilen, uygun yemleme ve barınak modellerinin yaygınlaştığı, buzağı ve döl kayıplarının önlendiği, etçi ırklarla melezlemelerin özendirildiği, suni tohumlamanın desteklendiği ve arttırıldığı, küçükbaş hayvancılığın restore edildiği, süt ve et üretimi yapanların kar ettiği, yeni yatırımcıların düş kırıklığına uğramadan işlerini geliştirdikleri bir ülkede yaşamayı hayal ediyor ve bu hayalimizin gerçekleşmesini yürekten diliyoruz.

İnekler ortalama yirmi günde bir kızgınlık gösterirler ve kızgınlık süresi ortalama on sekiz saattir.  Biz bu konuyu böyle öğrendik.  Klasik bir bilgidir ve tamamen doğrudur.  Ancak; genetik yeteneğin artışı ve ineklerin süt verimlerinin yükselmesi ile birlikte klasik bilgimizde ufak tefek sapmalar oluştu.  ABD’de yapılan çalışmalarda ineklerin süt verimleri günde
25 kg’ın üzerine çıktığında kızgınlık süresinin 15 saate, 30-35 kg süt verdiklerinde kızgınlık süresinin 10 saate, 40 kg süt verenlerde sürenin 6 saate, 45-50 kg süt verenlerde sürenin 5 saate, 55 kg’dan fazla süt verenlerde ise 3 saate kadar düştüğü saptanmıştır.  Diğer bir deyişle çok süt verimi ile meşgul olan inek döl verimiyle ilgili kısmı biraz ihmal ediyor ve o günlerdeki gerçek meşguliyetiyle daha fazla ilgileniyor.

Bu durum ise bizim kızgınlıklarını kaçırmamıza yol açıyor.  Aslında inekler kızgınlık gösterdiklerinde tohumlanacakları için iyi bir döl tutma programının kızgınlık tesbitiyle başladığını söyleyebiliriz.  Örnek olarak; kızgınlık göstermesi beklenen 100 ineğin bulunduğu bir işletmeyi ele alalım.  Örneğin; döl tutturma başarısı %60 olan bir işletmede, kızgınlık yakalama başarısı %70 ise, 42 gebelik elde edebilirsiniz.  Halbuki döl tutturma başarısı % 80 olan bir işletmede, kızgınlık yakalama başarısı %50 ise sadece 40 gebelik elde edilir.  Görüldüğü gibi döl tutmada başarının ilk adımı kızgınlık tesbitinden geçmektedir.  Döl tutturmadaki başarı bile kızgınlık yakalamadaki başarısızlığı telafi edemez.  Bu durumda yapılacak olan günde 4 kez, en az yarım saatlik sürelerle kızgınlık takibi için, inekleri gözlemektir.  Gözlem sabah saat 10.00, öğleden sonra 16.00, gece 22.00 ve sabaha karşı 04.00 de yapılmalıdır.

Böyle bir gözlem tarzı pratikte uygulanabilir bir yöntem değildir.  Zaten uygulama konusunda başarı da sağlanamamıştır.  İnsanların uykuda olduğu sabaha karşı 04.00 saati ise ineklerin kızgınlık gösterme ihtimallerinin en yüksek olduğu zaman dilimidir.

Kızgınlık takibi ve tesbitindeki problemler artınca ABD’de yeni yöntem arayışlarına girişilmiştir.  Kuyruk üzerine kazı-kazan tarzında boyalı kağıt yapıştırmak, inek atlamaya izin verdiğinde patlayan boyalı tüpler, atladığında çalışmaya başlayan saatli kızgınlık dedektörleri ve benzeri birçok konu üzerinde çalışılmıştır.  Fakat ineğin atlamaya izin verdiği zamanın tam olarak saptanması yine de mümkün olamamıştır.

Şimdi ABD’de “Boya ve Tohumla” yöntemi yaygın bir kullanım alanı bulmuştur.  Kuyruk üstü boyanan kızgınlık göstermesi beklenen inek grubu her sabah aynı saatte kontrol ediliyor.  Boyası silinen inek diğer, ikincil kızgınlık belirtilerinin de gözlenmesi ile,  derhal tohumlanıyor.  Başarısı yıllar içerisinde görülen bu yöntem artık ABD’de tamamen oturmuş durumda.  Sistemin ana unsuru her sabah aynı saatte kontrol edilmesi olup, en büyük engeli ise kaşınma fırçalarıdır.

Tercih kaşınma fırçalarından yana değil, kızgınlık tesbitinden yana kullanılmalıdır.  Atlamaya izin veren ineğin kuyruğu üzerindeki boyanın silinmesine dayanan sistem, eğer kaşınma fırçası varsa, yanlış yönlendirmeye sebep olmaktadır.  Mutlaka ikincil kızgınlık belirtilerinden biri veya birkaçı da gözlenerek kızgınlık teyid edilmelidir.

Dünya’nın hiçbir yerinde çiftlik sahipleri veya çalışanlar “kızgınlık kaçırdığını” kabul etmezmiş.  Ancak; yine gözlemler ve çalışmalar “kızgınlık kaçırma” probleminin sanıldığından çok daha büyük problem olduğunu ortaya koymuşlar.

Boya ve Tohumla yönteminin ülkemizde de kullanılmaya başlanmasında yarar vardır.

Gelelim gebelik için ilk tohumlama yaşına.  Ülkemizde değişik yaşlar uygulanmaktadır.  Kabul edilen en erken tohumlama yaşı 15 ay olarak belirlenmiştir.  Şubat ve Mayıs 2010’da yaptığım en son ABD’deki çiftlik ziyaretlerinde bu yaşın 13 aya düşürüldüğünü gördüm.  Yakın zamana kadar 14 ay, 375 kg canlı ağırlık ve 127 cm boy olarak kabul edilen uygun değerlerin, ineklerin bir an önce gebe kalması, bir an önce bir yavru almak ve süte kavuşmak isteğiyle öne çekildiğini izledim.

Bazı çiftliklerde cidago yüksekliğine bakmadan 350 kg canlı ağırlığını geçen düveleri 13 ayda tohumluyorlar.  ABD’de, eğer bir sakıncası görülmezse, önümüzdeki yıllarda bu yönetimin yaygın bir hale geleceği tahmin ediliyor.

İneklerin döl tutmasının besleme, çevre koşulları, genetik, vücut kondüsyonu, buzağı besleme, düve yetiştirme, metabolik hastalıklardan ve mastitisten uzak durma, iyi bir kızgınlık tesbit ve uygun tohumlama programı ile ilişkili olduğunu bilmek gerekir.

Buzağılarda göbek fıtığı bazen görülebilir.  Göbek fıtığı sütten kesme dönemi öncesinde görülebilecek üç önemli problemden biridir.  Sütten kesme dönemi öncesinde, buzağılarda, solunum yolu enfeksiyonları, karın şişkinliği ve göbek problemleri görülmesi sürü sahiplerinin başına gelen önemli dertlerdir.

Göbek fıtığı basit olabileceği gibi komplike de olabilir.  Basit göbek fıtığı olaylarında buzağı sırt üstü yatırıldığı zaman göbekteki şişlik karın içine doğru kaçar ve görünmez.  Bu şişlik elle itilirse de içeriye doğru sorunsuzca girer.  Ancak; göbek fıtıkları birçok olayda başka problemlerle birlikte karşımıza çıkarlar.  Göbek bölgesindeki bir kitle fıtıkla birlikte göbek kordonu yangısı, göbek apsesi gibi komplikasyonlarla ortaya çıkabilir.  Böyle durumlarda elle itme veya sırt üstü yatırma hallerinde şişlik içeriye doğru gitmez ve kaybolmaz.  Göbek fıtığında, fıtıklaşmış organlar gelip deri altına yerleşirler.  Bu organlar içerisinde bazen gerçek mide, yani şirden ve karın yağları olabilir.  Göbekteki deliğin sonradan daralması ile boğulmuş fıtıklarla karşılaşmak mümkündür. Apseli veya yangılı durumlarda göbekteki kitlenin karaciğere kadar giden bir yangı ile birlikte olabileceği gözlenmiştir.

Göbek fıtığı olaylarının en çok Holstein ırkında görüldüğü bildirilmektedir.  Göbek fıtığına sebep olan ya da yatkınlık yaratan problemler sıralandığında, güç doğum, sezaryen ile doğum, büyük yavru, ikizlik, annenin çok süt verimli bir inek olması, doğumun aşırı güçle buzağı çekilerek gerçekleşmesi gibi sebepler sayılmaktadır.  Bu sebeplere bakıldığında Holstein ırkı zaten kendine derhal bir yer bulmaktadır.  Holstein ırkı çok süt vermesi ile bilindiği gibi, düvelerde güç doğum oranının yüksekliği ile de bilinen bir ırktır.  Birçok araştırmacı aslında güç doğum, büyük yavru ve sezaryen operasyonu ile doğum olaylarının göbek kordonunun kısa kopması ile ilgili olduğunu, göbek fıtıklarının başlıca sebebinin ise “kısa kopmuş göbek kordonu” olduğunu bildirmişlerdir.

Diğer yandan, Holstein ırkının bu yönde daha çok problem çıkarmasında genetik faktörlerin, kalıtımın yeri olup olmadığını akıllara getirmiştir.   Holstein ırkı boğalarda yapılan genetik çalışmalarda sadece Kanada orijinli bir boğa olan Glenhapton Enhancer isimli boğada böyle bir gene rastlanmış, diğer boğalarda ise kalıtımı gösterecek bir bulguya rastlanmamıştır.  Buna rağmen; araştırmacılar bazı inek ailelerinin fıtık yönünden genetik yatkınlığı olduğu yönünde görüş belirtmişlerdir.

Göbek kordonu enfeksiyonuyla, göbek fıtığı arasında yakın bir ilişki olduğu ispatlanmıştır.  Göbek kordonu enfeksiyonu olan buzağıların, olmayanlara göre yaklaşık 6 kat daha fazla fıtık ihtimali olduğu araştırmalarla kanıtlanmıştır.  Bazı çalışmalarda dişi buzağıların erkeklere oranla yaklaşık 2,5 kat daha fazla fıtık olabileceği bildirilmiştir.  Araştırmacıların birleştiği nokta, göbek temizliğinin, doğum boksu temizliğinin fıtık konusundaki önemidir.

Göbek fıtıklarının buzağı için yaşamsal tehlike yaratması başka problemlerle birlikte olmasıyla ilgilidir.  Basit göbek fıtığının yaşamsal tehlikesi yoktur.  Göbek apseleri, göbek kordonu yangıları, fıtık olan organların boğulması yaşamsal tehlikeyi beraberinde getirir.

Göbekteki kitlelerin sağıtımı her zaman cerrahi yöntemlerle olur.  Basit fıtıktaki operasyon daha kolay ve iyileşme daha hızlı olurken, göbek apsesi ve göbek kordonu yangısı ile karışık fıtıkların operasyonu daha zorludur.  Böyle durumlarda iyileşme zamanı biraz uzayabilir ve operasyon sonrası bakım daha da fazla önem kazanır.  Göbek fıtıklarının diğer göbek problemleriyle birlikte olmasının bazen karın zarı yangısına sebep olabileceğini unutmamak gerekir.  Basit fıtıklar buzağının genel olarak sağlığını bozmazlar.  Fakat komplike fıtıklarda  buzağının sağlığı bozulur.  Böyle hallerde antibiyotik kullanılması kaçınılmaz olur.

Göbek fıtıklarında koruyucu hekimlik için iki yönde önlemler alınmalıdır.  Birincisi, güç doğum’a sebep olabilecek boğa spermalarının düvelerde kullanılmasından kaçınılmalıdır.  İkincisi ise doğum olur olmaz göbek kordonunun tentürdiyot ile temizlenmesi, buzağının temiz ve kuru bir yere alınmasıdır.  Birçok deneyimli araştırıcı alkol içermesi ve kurutucu etkisi dolayısıyla tentürdiyotun diğer iyot içeren antiseptiklerden daha iyi sonuçlar verdiğini savunmaktadır.  Göbek kordonunun kısa kopmasının göbek fıtığı sebeplerinin başında gelmesi dolayısıyla, büyük yavru, güç doğum, sezaryen gibi olaylardan uzak durmak için, en baştan uygun boğa seçimi yapmak yerinde olacaktır.  Eğer sürü sahibi hep aynı inek soylarında göbek fıtığına rasgeliyorsa o inek ailelerini sürüden çıkarmak suretiyle bir çare bulabilir.

Buzağılarda göbek fıtıkları sürülerde çok görülen olaylar değildirler.  Ancak görüldüklerinde can sıkıcı olan ya da yaşamı tehdit edici hale gelen durumlardır.  Kuru ve temiz doğum boksları, doğum sonrası göbek bakımı, güç doğuma sebep olmayacak boğa spermalarının kullanılması akla gelen önlemlerdir.  Bunlara rağmen yine fıtıkla karşılaşılırsa operasyon için bir veteriner hekime başvurmak gerekir.

Check- List

  1-Sperma seçimi uygun yapıldı mı ?
Güç Doğum ? Düve

  2-Gebeliğin son döneminde uygun besleme yapılıyor mu?
Yağlanma-Dengesiz besleme

  3-Doğum yapacak olan anne adayı başka bir bölüme alındı mı?
Temiz- Kuru- Bol altlıklı, yeterince geniş

  4-Doğuma müdahale edildi mi?
Güç doğum, gereksiz müdahale 

  5-Ağız sütü içirildi mi? Ne kadar içirildi ? Ne sıklıkla içirildi ? Verilen miktar buzağı tarafından gerçekten alındı mı?

  6-Doğuma 1 ay kala Septisemi aşısı uygulandı mı?
(K99+C)

  7-Doğumu takiben en kısa sürede hazır antiserum uygulandı mı?
Bovi Sera

  8-Sürüde yavru atmaya sebep olabilecek hastalıkların aşıları yapılıyor mu ?
Leptospiroz, Bruselloz, Vibriosis, IBR v.b.
Lepto-5Vira-Shield

  9-Gebeyken anneye antiparaziter uygulandı mı ?
Bazı yuvarlak kurtlar rahim içi yolla ve sütle yavruya geçebilir.

10-Sürüde BVD, Rotavirus, Coronavirus, Clostridium perfringens, Coccidiosis yönünden
gerekli önlemler alınıyor mu?

11-Temizlik, hijyen, dezenfeksiyon’a dikkat ediliyor mu? Buzağı boksları temiz ve
kuru mu?
Çevre, buzağı boksları, süt ya da mama kovalarının temizliği.

12-Buzağı doğumu takiben annesinden ayrılıp, kendi boksuna konuluyor mu?

13-Buzağıların konforu yeterli midir?
Kapalı ve kalabalık barınaklar
Kötü havalandırma koşulları

14-Buzağı maması veriliyorsa karıştırma ve içirme sıcaklığına dikkat ediliyor mu?
Topaklaşma olmamalı, içirme sıcaklığı 40-42 °C olmalıdır.

15-Üç ayın üstündeki buzağılara Pasteurella aşısı uygulanıyor mu?
Mannheimia haemolytica-Pasteurella multocida Bacterin.

16-Çiftliğin suyu tahlil edildi mi?
Nitrat, Nitrit, Salmonella, E.coli v.b

17-İşletmede acil müdahale için oral rehidrasyon tozları bulunduruluyor mu?
Sky High Energy

18-Ölen buzağı olduysa, laboratuar tahlili yapıldı mı ? Sonuçlar nelerdir?

19-Laboratuar tahlilinde, ek olarak Cryptosporidium arandı mı?

20-Doğar doğmaz, buzağının göbek kordonu iyotlu bir antiseptik solüsyonu ile temizleniyor mu? 

Sütçü işletmelerde üretilen sütün pazarlanmasında üretici fiyat belirleme konusunda daima dışa bağımlıdır. Süt fiyatını genellikle başkaları belirler. İşletmenin karlı olabilmesi için buzağı, süt ve döl kaybetmemesi gerekir. Bu kayıpların önlenmesi üreticinin kendi kontrolünde olabilecek işlemlerden ibarettir. Buzağı, döl ve süt kaybeden işletmelerin kazanç elde etmesi zorlaşır ve hatta olanaksız hale gelir. Bu kayıpları önlemek için dünyanın her yerinde kabul edilmiş bazı önlemler vardır. Bu tip problemler birçok sütçü işletmede aşağıda sayacağımız önlemlerde çözülmüştür. Canlı bir varlıkla uğraşmak kolay değildir. Kolay ve ucuz yol önceden önlem almaktadır. 

Bu önlemleri bilikte gözden geçirelim.

1.Buzağı kayıplarının önlenmesi
Buzağı kayıplarına çoğunlukla güç doğumlar, septisemi ve diğer ishaller ile enzootik pneumoni (zatürre) hastalıkları sebep olur. 

Güç doğumlar:
Güç doğum özellikle Holstein ırkının kötü bir özelliğidir. Genel olarak ilk doğumda Holstein düvelerde güç doğum oranı %9 olarak tespit edilmiştir. Test edilmiş boğa spermleri kullanıldığında bunların katalog bilgilerinde güç doğum oranları belirtilmiştir. Kataloglarda %9’un altında belirtilenler kolay doğum özelliğine sahip boğalardır. Bir başka deyişle kolay ve güç doğum olayları boğa ile ilgili bir karakter olarak ortaya çıktığından düvelerde kullanılacak spermaya özellikle bu yönden dikkat etmek gerekir. Gebe düvelerin yanlış beslenme sonucu yağlandırılması da güç doğumlara sebep olabilir. Bu konuya da özen gösterilmeli, gebe düveler şişmanlatılmamalıdır.

Holstein düvelerin bu özelliklerini bilerek sperm seçildikten sonra bir problem söz konusu olmaz. Zaten genellikle birkaç doğum yapmış ineklerde böyle bir dert ortaya çıkmaz. İnekler çoğunlukla yardıma ihtiyaç olmadan doğururlar. Ancak yardım gerekirse bu iş bir doğum krikosu ile yapılmalıdır. Şayet elle müdahale ve extraksiyon force tabir edilen zorla çekme işlemi yapılacaksa iki-üç insan gücünden daha fazla güç uygulanmamalıdır.

Anormal pozisyonlar varsa zaten ne kadar güç uygulanırsa uygulansın doğum gerçekleşmez. Normal pozisyona çevrildikten sonra ise iki insan gücü doğumu gerçekleştirmek için yeterlidir.

Buzağıları hastalıktan koruyan en önemli madde ağız sütüdür. Ağız sütü (colostrum) annenin daha önce karşılaştığı mikroorganizmalara karşı vücudunda hazırladığı koruyucu maddeleri (antikorları) yavrusuna aklanmasının yoludur.

Ağız sütü doğumu takiben 3 gün sürer. ilk zamandaki ağız sütü daha çok koruyucu madde içerirken, bu maddeler giderek azalır. O yüzden buzağıya doğumdan sonraki en kısa sürede, sıklıkla, bolca ağız sütü içirilmesi gerekir. Ağız sütü ile koruma sağlanan en önemli hastalık yeni doğan buzağıların septisemisidir. Buzağı septisemisi doğumu takiben ilk saatlerden itibaren görülebilir. Buzağılarda 1-7 gün içerisindeki ölümlerin başlıca sebebidir. Etken E. coli’dir. Ancak diğer E. coli suşlarında farklı olarak E.coli’nin Enteropatojenik (EPEC) ve Enterotoksijenik (ETEC) suşları septisemi oluşturur. E. coli somatik hücre antijenlerinin ülkeden ülkeye, bölgeden bölgeye hatta ahırdan ahıra değişebilen suşları vardır. Buzağı septisemisine sebep olan enterotoksijenik suşlarda patojeniteyi belirleyen pilus antijenidir. En iyi bilinen pilus antijenleri K 99, K 88 gibi antijenlerdir. Bu tip fimbria antijenleri dünyanın her yerinde aynıdır. Somatik hücre antijenleri gibi, ülkeden ülkeye, bölgeden bölgeye veya ahırdan ahıra değişmezler. Koruyucu aşı veya antiserumlar K 99 pilus antijeni kullanılarak hazırlanırlar. K 99 kullanılmadan bölgesel somatik hücre antijenleriyle hazırlanmış aşı veya antiserumların koruyuculuğu tesadüfi olmaktadır. Özellikle ithal yoluyla ülkeye getirilmiş ya da bir bölgeden diğerine nakledilmiş ineklerde K 99 pilus antijeni ile hazırlanmış aşı ya da antiserumlar kullanılmazsa buzağıların septisemiden ölmesi kaçınılmaz olur. Bu konudaki önerimiz kuru dönemdeki gebe ineklere doğuma bir ay kala K 99 pilus antijeni ile hazırlanmış E. coli (K99 +C) aşısı, doğumu takiben ilk saatlerde, mümkün olan en kısa sürede aynı antijenlerle hazırlanmış (Bovi Sera) antiserum uygulanmasıdır.

Rotavirus ve Coronaviruslar’da ishal olaylarına karışabilirler. Genellikle ilk günlerdeki ishal olaylarına E. coli ile birlikte Rotavirus’un, ilk haftadan sonraki ishal olaylarına E. coli ile birlikte Coronavirus’un eşlik ettiği gözlenmiştir. Rotavirus, Coronavirus ve E. coli’nin Enterotoksijenik suşlarına karşı hazırlanmış karma aşılar vardır. Bunlar genellikle kuruya ayrılırken ve takiben 1 ay sonra 2 kez yapılır. Başka bir deyişle doğuma 45 gün kala ve doğuma 15 gün kala iki enjeksiyon yapılarak inek E. coli, Rotavirus ve Coronavirus aşısıyla aşılandığında buzağı bu etkenlere karşı korunmuş olur. Unutulmaması gereken husus AĞIZ SÜTÜ’nün mutlaka içirilmesidir.

Buzağılar ileriki günlerde de çeşitli nedenlerden ishal olabilirler. ishalin sebebi ne olursa olsun tedavisinde oral elektrolit tozları ya da başka bir deyimle oral rehidrasyon tozları (Sky High Energy) kullanılmalıdır. ishali yapan etkenle mücadele ederken kaybedilen sodyum, potasyum ve klorür gibi kritik mineralleri, vitaminleri ve acil enerji maddelerini yerine koymak, vücuda iade etmek gerekir. Bu yapılmazsa buzağının etkenle mücadele etmeye zamanı kalmaz. Verilen diğer ilaçların etki süresi tamamlanmadan önce buzağıyı kaybederiz.

Buzağıların ishallerinin kontrol altında tutulması için temizliğe önem verilmeli, kalabalık ve yetersiz havalandırmalı barınaklardan kaçınılmalıdır. Yukarıda sözü edilenlere rağmen ishal görülüyorsa, olaylar BVD, CIostridium perfringens tip C, Cryptosporidium enfeksiyonları ve Coccidiosis yönünden araştırılmalıdır.

Buzağı kayıpları ile ilgili olarak leptospiroz ve bruselloz başta olmak üzere yavru atmaya sebep olabilecek hastalıkları göz önünde bulundurmak gerekir. 

Buzağı kayıplarının diğer bir sebebi enzootik pneumoni’lerdir. Enzootik pneumoni (zatürre) kötü koşullar, stres faktörleri, viruslar ve Mannheimia haemolytica, Pasteurella multocida gibi bakterilerin birlikte oluşturduğu çok etkenli, komplike bir hastalıktır. Buzağılarda, genellikle 3 ayın üstündekilerde, çoğunlukla da sütten kesme döneminin stresi içerisinde oluşur. Kapalı ve kalabalık barınaklar, kötü havalandırma koşulları, özet olarak buzağının rahatlığını, konforunu engelleyen her faktör enzootik pneumoni’ye zemin hazırlar.

Bunun önlenmesi için 3 ayın üzerindeki buzağılara Pasteurella aşısı (Mannheimia Haemolytica-Pasteurella Multocida Bacterin) yapılması yerinde olur. Zaten 3 aydan önce yapılacak aşılar anneden gelen koruyucu maddeler tarafından bloke edilebileceğinden ve buzağının bağışıklık mekanizmasının henüz tam çalışır durumda olmamasından dolayı umulan yararı sağlamaz. Yine buzağı doğar doğmaz yapılacak olan hazır antiserumlar (Bovi-Sera) koruyucu etki yapacağı gibi, koruyucu dozu üzerinde antiserum uygulamaları tedavi edici olarak yarar sağlarlar.

2. Süt kayıplarının önlenmesi:
Süt verimi, ırk ve beslenmenin birleşmesiyle artar. Irk olarak iyi süt verim özelliğine sahip bir inek uygun şekilde besleniyorsa istenilen verimi verir. Aksine ırk özelliği olarak üstün verimli inekler iyi beslenmiyorsa istediğimiz verim elde edilemeyeceği gibi hastalıklar da ortaya çıkar. iyi ırktan bir ineği tamamen uygun bir şekilde beslesek bile mastitis ve özellikle gizli mastitis sebebiyle yine beklenen verimi alamayız. Gizli mastitisi belirleyen en önemli indikatör somatik hücre sayısıdır. Somatik hücre sayısı normalde 200.000’den fazla olmamalıdır. Sürünün durumunu bilmek bakımından somatik hücre sayısının kontrol edilmesinde yarar vardır. Somatik hücre sayısının yüksekliğine göre süt kaybı % 5-25 arasında değişir. Gizli mastitislerin başlıca sebebi Staphylococcus aureus’tur. Bu son derece bulaşıcı mikroorganizma adeta memenin vebası durumunda olup, inekten ineğe ve memeden memeye bulaşır. Bu kontagiöz mastitis etkeni çiftliklerin en büyük derdi olup, memenin körelmesine yol açar. Hem gizli mastitisin önlenmesi hem de klinik mastitlerin azaltılması, çabuk tedavilerinin sağlanması için sürüdeki yedi ayın üzerinde tüm dişilere Staphylococcus aureus’a karşı mastitis aşısı (Mastivac) yapılmalıdır. Bu aşı altı ayda bir tekrarlandığında bulaşmaları ve çok büyük ekonomik kayıpları önler. Mastitis yapan etkenlerden sadece biri olan Staphylococcus aureus genelde meme dokusu şekillenirken memeye girerek yuvalanan bir mikroorganizma olduğu için ileride düve ve inek olacak olan bu dişi danalara da aşının yapılması, dolayısıyla programa 7 aylıkken başlanması önerilmiştir. Staphylococcus aureus vücut içerisinde çevresine bir nedbe dokusu yani adeta bir koruyucu duvar ördüğünden mastitis tedavisinde kullanılan ve diğer mastitis etkenlerini tedavi eden antibiyotiklerden etkilenmez. O yüzden koruyucu hekimlik yöntemlerini kullanmak en akılcı yoldur. Mastitis yapan diğer etkenlerden bazıları şunlardır; E.coli, Streptococcus agalactiae, dysgalactiae, uberis, pyogenes, Arcanobacterium pyogenes. Bunların tümüne karşı bağışıklık sağlayan karma aşılar mevcut olup, mastitisle savaş esnasında mutlaka kullanılmalarında yarar vardır. (MASTIVAC)

Mastitis tedavisi zor, bazen imkansız bir hastalıktır. Tedavi kaybedilmiş bir savaşı kazanma çabasıdır. Her zaman kazanılmadığı gibi, pahalı bir yöntemdir. Mastitis mücadelesinde genel temizlik, dezenfeksiyon kurallarına uyulmalı, kuru dönem tedavisi yapılmalı, meme başı daldırma solüsyonları yani teat dip yöntemi kullanılmalı, inekler aşılatılmalı ve problemi çözülemeyen inekler sürüden çıkarılmalıdır. Sağım, uygun sağım teknikleri çerçevesinde yapılmalı, makinalı sağımda memeliklerin temizliğine, vakuma, sütün indirilmesi ve alınmasındaki temel kurallara, hasta ineklerin en son sağılmasına titizlik gösterilmelidir. Diğer yandan, vücudun direncini arttırmak, başta mastitis olmak üzere hastalıklara karşı savunma mekanizmasını ve bağışıklık sistemini güçlendirmek için yemlere Vitamin E, selenyum ve Çinko katılmasında büyük yararlar vardır. Bu vitamin ve mineral katılması somatik hücre sayısının düşürülmesine de yardımcı olur.

3. Döl kayıplarının önlenmesi:
Bir süt ineğinden her yıl bir yavru alınması istenir. ideal olan ineklerin doğumdan iki ay sonra tekrar döl tutmasıdır. Ülkemizde birçok inek, özellikle ithal inekler döl tutmama probleminden dolayı, birçok zaman ve para kaybından sonra, kesime gitmişlerdir

İneklerde kızgınlık göstermeme veya kızgınlık gösterdiği halde döl tutmama gibi problemler yılda bir yavru alınmasını önler. Bu döl kayıpları çoğaldıkça işletmenin karlılığı azalır.

Döl kayıplarının başlıca sebebi besleme hataları ve özellikle enerji noksanlığıdır. Yüksek süt verimi olan ineklerin en büyük problemlerinden biri döl tutmamadır. Çünkü verimi dengeleyecek enerjiyi sağlayamadığımız inek, kızgınlık göstermez veya geç kızgınlık gösterir ya da kızgınlık gösterse bile gebe kalmaz. Yapılacak en akıllıca iş doğuma on gün kala ineğin süt veriyormuş gibi alıştırılarak artan bir yem rejimine alınması ve doğumdan sonra hızla zayıflamanın önüne geçilmesidir. Doğumu izleyen günlerde birdenbire süt verimine geçen inekler hızla zayıflarlar. Bu zayıflamanın önüne geçilmezse ketosis, metritis (rahim iltihabı), geç kızgınlık gösterme, süt veriminde düşme gibi problemler görülür. Tabii ki metritis söz konusu olursa ileride inek kızgınlık gösterse bile döl tutmaz. Bu problemler bazı yüksek verimli ineklerde yemlerin ayarlanmasıyla bile aşılamaz. Böyle durumların önlenmesi için sodyum propionat, propionik asit, metil propionat, kalsiyumpropionat, monopropilen glikol veya gliserin gibi enerji prekürsörlerinin doğuma 1 hafta kala ile doğumu takip eden 1 haftalık süre içerisinde ineklere verilmesi yerinde olur.  Propionatların günde 200 gr doğum öncesi ve doğum sonrası toplam 15-20 gün yeme katılması, ineklerin en kritik dönemi olan bu dönemde, son derece yararlıdır. Gerçekten bu dönem ineklerin özel ilgi istedikleri günlerdir.

Döl kayıpları konusunda ineklerde döl tutmamaya ya da erken embriyonik ölümlere sebep olan trichomoniasis ve camphylobacteriosis gibi hastalıkları da her zaman göz önünde bulundurmak gerekir. Bu hastalıklarda en büyük yardımcımız laboratuar teşhisidir. 

Buzağı, süt ve döl kayıpları işletmeyi zarara soktuğu gibi, büyük işletmelerde işletme yöneticisinin başarısız olmasına da sebep olur.
Başarılı işletme yöneticisi koruyucu önlemleri baştan düşünen yöneticidir. Temiz, iyi havalandırılmış barınaklarda, tüm aşıları zamanında yapılmış, iyi beslenen sürülerin kazanç sağlayacağını, böyle olmayan durumlarda işletme sahibinin veya yöneticisinin çok yorulduğu halde başarılı olamayacağını tekrar hatırlatmakta yarar vardır.

1.Ayrı bir doğum boksu var mı?

2.Anne adayı doğumdan ne kadar önce ayrı bir boksa alınıyor?

3.Anneye kuru dönemde yapılan aşılar:
?IBR
?BVD
?BRSV
?PI3
?Haemophilus somnus
?Pasteurella multocida
?Mannheimia haemolytica
?Diğerleri

4.Doğum sonrası buzağının göbek kordonu dezenfekte ediliyor mu?

5.Doğum sonrası Kolostrum (Ağız sütü);
?İlk 2 saatte en az 2 Litre
?İlk 12 saatte en az 6 litre içiriliyor mu?

6.Buzağı annesinin yanından hemen alınıyor mu?

7.Ağız sütü, annesinden serbest emme suretiyle mi, yoksa elle besleme suretiyle mi veriliyor?

8.Buzağı kulübesi havadar mı?

9.Buzağı kulübesi temiz mi?

10.Buzağı kulübesi kuru mu?

11.Soğuk havalarda doğan buzağılar bir battaniye ile örtülüyor mu?

12.Buzağılara doğumu takip eden en kısa sürede antiserum uygulanıyor mu?

13.Doğum öncesi anneye vitamin, mineral, enerji ve protein yönünden dengeli yem veriliyor mu?

14.Doğum sonrası buzağıya vitamin ve aminoasit destekleri veriliyor mu?

15.Doğum sonrası buzağıya immun sistemi güçlendirme amacıyla destek veriliyor mu?

16.Buzağının önünde her zaman temiz ve taze su bulunduruluyor mu?

17.Buzağıya uygun sütten kesme prosedürü uygulanıyor mu?
?Buzağı başlangıç yemi veriliyor mu?
?Kaliteli kuru ot veya yonca veriliyor mu?

18.Doğum kolay mı, zor mu olmuştu?

19.Buzağı uygun ve dengeli besleniyor mu?
?Enerji
?Protein
?Kuru madde

Bir işletmede bunlar varsa, işletme kâr edemez. İşletmenin ömrü kısa olur. Buzağı katilleri iki tanedir. İshal ve öksürük. Başka bir deyimle septisemi ve zatürre. İshal dedik ama, ishal görülmeden de buzağı ölebilir. Bu ani ölümler genelde ilk hafta içerisinde olur ve buzağıyı aniden kaybedebiliriz. Buna “septisemi” adını veriyoruz. Asıl sebebi buzağılara, ağız, burun ya da göbeklerinden bulaşabilecek ölümcül E.coli mikrobudur. Hastalık çok hızlı seyrettiği için tedaviye şans tanımaz. Yapılması gereken “Koruyucu hekimlik” tir.

Nasıl Önlenir?
Buzağıya ölümcül E.coli mikrobu genelde annesinin bulunduğu ortamdan bulaşır. O zaman doğum boksu ayrı bir yerde, temiz bir ortamda olmalıdır. Buzağı doğar doğmaz kurulanmalı ve buzağı kafesine alınmalıdır. Yani annesinden ve o ortamdan ayrılmalı, temiz- kuru bir boksa alınmalıdır. Göbeği dezenfekte edilmeli ve derhal en az iki litre olacak şekilde, görerek ağız sütü verilmelidir. Buzağıyı koruyacak en önemli madde ağız sütüdür. Buzağı ya da anne yorgun olabilir. O sırada bir telaş olabilir. Hiç aksatılmaması gereken nokta ağız sütünün en az iki litre olduğunu görerek içirmektir. Kendi emmesine bırakılırsa ne kadar içtiği bilinemez. İlk oniki saatte en az altı litre ağız sütünün buzağıya içirilmesi şarttır. Ağız sütünün koruyucu değeri saatler içerisinde giderek azalır. Ağız sütü konusunda ihmal, üşenme, sonraya bırakma buzağının kaybına sebep olabilir. Başka bir işletmeden ya da ithal yoluyla getirilmiş inek veya düvelerde ise daha dikkatli davranmak gerekir. Buzağı sağlığını korumak için anneye doğuma bir ay kala yapılan aşılar, buzağıya doğar doğmaz yapılan antiserumlar vardır. İşi şansa bırakmadan ve buzağının hayatıyla kumar oynamadan bunları mutlaka kullanmak gerekir. Daha sonraki dönemlerde buzağıları ishalden kaybedebiliriz.

Eğer buzağı maması veriliyorsa mamanın hazırlama ve içirilme sıcaklığına çok dikkat edilmelidir. Süt veya mama verilen kapların temizliğine özellikle önem vermek, herşeye rağmen ne olur ne olmaz diye hazırda ishal tozları bulundurmak şarttır. İster süt, ister buzağı maması verilsin buzağıların önünde mutlaka su bulundurulmalıdır.

Gelelim ikinci katile; ikincisi zatürredir. Özellikle annenin gebeyken, kuru dönemde aşılanması yavrunun korunmasını sağlar. Yoksa buzağı öksürük ve zayıflama ile kaybedilebilir ya da akranlarından daha küçük kalarak hiçbir zaman potansiyel verimini gösteremez. Buzağılarda zatürrenin tedavi edilmesi çok zor, neredeyse imkansızdır. Yine yapılması gereken “Koruyucu hekimlik” tir. Anneye yapılan aşı ve buzağıya yapılan antiserumu takiben buzağının temiz, kuru ve ayrı bir boksta bulundurulması en önemli koruyucu faktördür. Sağlıklıların hastalarla teması ya da buzağıların büyüklerle teması hastalık oranını arttırır. Buzağı boksları havalandırma açısından yeterli düzenekte olmalı, buzağının temiz hava soluması her zaman temin edilmelidir.

Buzağı katillerinden sonra sıra geldi süt hırsızına. Süt hırsızı meme iltihabı yani mastitistir. Ancak; özellikle gizli mastitistir. Gizli mastitiste memeler dışarıdan sağlıklı görünür. Şişlik, kızarıklık ve ağrı görülmez. Özel tahlililer ile anlaşılabilecek olan ” gizli mastitis” sürekli süt çalan ve bu problemi ahıra yayan zincirleme bir hırsızlık ağıdır. Görünmeyen düşman olduğundan mücadelesi de zordur. İş yine gelir, ” koruyucu hekimlik” konusunda düğümlenir.

Nasıl Koruruz?
Sağımın temiz ve kuru olması gerekir. Kuru olmayan meme temiz değildir. Sağım öncesi ve sonrası daldırma solüsyonları kullanılmalıdır. Bu konudaki ihmal ” süt hırsızına” kapı açar. Diğer önlemler ise aşılama ve kuru dönem tedavisidir. Aşılamanın özellikle yedi aylık dişi danalardan başlatılması ve aksatılmadan sürdürülmesi tavsiye edilir. Görünmeyen düşmanı görünür hale getirmek için ya CMT denilen Kaliforniya Mastitis testi ya da tank sütünde somatik hücre araması yapılmalıdır. İşletmelerin en az ayda bir bu konuda profesyonel yardım almaları ” süt hırsızını” uzak tutmak için gereklidir. Korumak garantili ve ucuzdur. Süt hırsızı ve buzağı katiline karşı uyanık olan, önlem alan çiftlikler mutlaka kârlı olacaklardır.


Kuyruğa bulaşmış sarı renkli
ishali olan bir buzağı

Buzağı ishalleri sütçü sürülerde görülen en önemli problemlerden biridir. ishaller, tedavi masrafları ve düşük performansa bağlı olarak olan belirgin ekonomik kayıplara neden olur. Hasta buzağılarda, dehidrasyon, elektrolit dengesizliği ve asidoza yol açan şiddetli bir ishal görülür. Kurtulan buzağılar ise hiçbir zaman potansiyel verimlerini ortaya koyamazlar. Buzağı ishalleri çeşitli nedenlere dayanan karmaşık bir hastalıktır. 

Bu karmaşıklık, hastalığın engellenmesi, tedavi edilmesi ve kontrolünü güçleştirmektedir. İshallerin nedenleri ya enfeksiyöz ya da değildir.

Enfeksiyöz nedenler arasında E.coli, Clostridium suşları gibi bakteriler, coronavirus ve rotavirus gibi viruslarla parazitler bulunmaktadır. Enfeksiyöz olmayan nedenler de ortam ve beslenme kaynaklıdır. Bu çeşitli nedenleri verdikten sonra görüleceği gibi tek bir koruyucu önlemin çeşitlik koşullarda oluşan tüm ishalleri kontrol etmesi olası değildir.

Dikkatlice planlanmış ve uygulanmış aşı programlarında bile eğer gebe inek fiziksel kondüsyon bakımından zayıfsa (örneğin internal parazitler bulunduruyorsa) ishale karşı başarısız olunabilir. 

Güç doğum oranının yüksek olduğu, ağız sütünün (kolostrum) düşük kalitede veya az miktarda alındığı durumlarda ve kötü ortam koşullarında (düşük standartlarda temizlik, yetersiz havalandırma veya aşırı kalabalık barınaklar) aşılamanın etkinliği düşük olmaktadır. Kısacası yeni doğan buzağıların ishalleri için tek ve basit bir çözüm yoktur. 

Kolostrum; ineğin doğumdan sonrası ilk sütü, yavru için önemli besin maddeleri ve hastalıklara karşı koruyucu maddeler bulundurmaktadır. Maksimum oranda korunma sağlanması için yeni doğan yavrunun doğumdan sonraki ilk 4 saat içinde ağız sütü alması koruyucu antikorların buzağının bağırsaklarından geçerek kan dolaşımına karışması sağlanmalıdır. Bazı durumlarda inek yeterli miktarda ağız sütü üretemeyebilir veya ağız sütü zayıf kalitede olabilir. Pek çok sürü yönetim programlarında buzağılara direkt olarak yeterli miktarda ağız sütünün verilmesi önemli yer tutmaktadır. Kapsamlı bir program dahilinde, ortam kaynaklı stres faktörlerini minimize edip beslenmeyi optimum seviyede tutarak enfeksiyöz ajanlara karşı koruyucu aşıların yapılması ile ishallerle mücadele en iyi şekilde kontrol edilebilir. Zaman tablosuna bağlı olan buzağı ishallerinden korunma, teşhis ve tedavi konularında bir kılavuz aşağıda verilmiştir. Bu kılavuz size yardımcı olarak buzağı ishallerine karşı mücadelede optimal koruma sağlayacaktır.

İSHAL BUZAĞILARI NASIL ETKİLER


ishalli bir buzağının
kalın bağırsak kesiti

İshale neden olan enfeksiyöz ajanlar, başlıca E.coli, rotavirus veya coronavirus çoğunlukla birbiriyle birarada bulunurlar. Genellikle ishale neden olan tek bir ajan bulmak olası değildir. Hem bakteri hem de viruslar buzağının bağırsak yüzeyine tutunarak tahribata neden olurlar. Bunun sonunda vücuttan bağırsağa doğru su kaybına yol açarlar. Tahrip olmuş bağırsak hücrelerinin, gıda ile alınan ve bağırsak kanalından geçen besin maddelerini absorbe etme yetenekleri kısıtlanmış olur.

Bakteriler, intestinal, dokuları tahrip eden kuvvetli toksinler salgılarlar. Bunun sonucu; fazla su kaybı, ishal, ateş, halsizlik, iştahın azalması, dehidrasyon şekillenir. Su kaybı sırasında bir buzağı, vücut ağırlığının % 10 veya daha fazlasını kaybedebilir. Vücut sıvılarının kaybı sonunda total kan hacminin azalması kan dolaşımının düşmesi ve vücut için kritik mineraller olan sodyum, potasyum ve klorür kayıplarına neden olur. Potasyum kaybı, buzağının normal kas fonksiyonları için gerekli sinir uyarımlarını etkiler. 

Rotavirus enfeksiyonları çoğunlukla 1-3 günlük buzağılarda görülür.

Bu virus bağırsaklardaki su ve besin maddelerinin emilmesine olanak sağlayan tüy benzeri oluşumları enfekte ederek yıkımlar. Bu yıkım sonunda buzağının sindirim sisteminden sıvı ve besin maddelerinin alımı durarak ishal, vücut sıvılarının kaybı (dehidrasyon) ve intestinal boşlukta elektrolitlerin kaybı ile sonuçlanır. Rotavirus’lar özelikle ısı ve kuruluğa karşı dirençlidirler ve kötü ortam koşullarında bile haftalarca dayanabilirler. E.coli: Bu bakteri özellikle 1-7 günlük buzağılarda ishal oluşturması ile bilinir. Şiddetli intestinal yıkım, toksin oluşumu, ishal ve dehidrasyon sonucu ölüme neden olur.

Enfeksiyon, bakteri filamentlerinin bağırsak yüzeyine tutunması ile başlar. Bakteri, koloni oluşturur ve ishal ile sonuçlanan aşırı miktarda toksin salgılar. Coronavirus enfeksiyonu çoğunlukla 7- 14 günlük buzağılarda görülür.

Başlıca belirtiler, sulu, yeşilimsi ishal, halsizlik ve iştahsızlıktır. Bu virus, ince ve kalın bağırsak yüzeyinde ciddi yıkıma neden olur ve buna bağlı olarak yüksek oranda mortalite görülür. Bu viruslar, vücuttan büyük miktarlarda atıldığından hastalık bir hayvandan diğerine kolayca bulaşır.

Clostridium perfringes Tip C tarafından oluşturulan clostridial ishaller, buzağılarda ani ölümlerle karakterizedir. Bu tip ishaller daha çok 1-28 günlük arasında olan buzağılarda görülür. Enfeksiyon belirtileri eğer görülür ise kanlı ve kokulu bir ishal şeklindedir.

BUZAĞI İSHALLERİNİ ENGELLEME KILAVUZU

(Korunma, Tanı ve Kontrol)

PLAN A:
Koruyucu Aşılama:

1-Gebe düve ve ineklere doğuma 2-6 hafta kala yapılır. Boyun bölgesinden kas içi 1 ml şeklinde uygulanır. Yılda bir kez uygulanır, rapeli gerekmez.

PLAN B :
Koruyucu Uygulamalar:

1-E.coli’nin üniversal K 99 pilus antijeni ve tüm somatik antijenlerini bulunduran antiserumlar yeni doğan buzağılara ağız yolu ile doğumdan sonra, tercihen 12 saat içinde ağızdan 10 ml iğnesiz şırınga ile verilmesi ile E.coli ishallerinden tam koruma sağlanır. 2-Karma antiserumlar: (BOVi SERA) E.coli, P.haemolytica P.multocida, Corynebacterium pyogenes ve S. typhimurium’un neden olduğu bağırsak ve solunum yolu enfeksiyonlarında koruyucu ve tedavi edici olarak kullanılan antiserumlardır. Buzağılara doğumdan sonra mümkün olan en kısa zamanda verilir.

BUZAĞI DOZU:
Koruyucu:
 20 ml, deri altı veya kas içi
Tedavi edici: 40-100 ml, deri altı veya kas içi.

PLAN C:
TEŞHiS VE KONTROL

Oral rehidrasyon tozlarının kullanılması: (SKY HIGH ENERGY) Bu amaçla hazırlanmış tozlar, buzağılarda bakteriyel, viral veya beslenme ile ilgili olarak oluşan ishallerde şekillenen dehidrasyon, asidoz ve elektrolit kayıplarını gidermek için kullanılır. ishalin ilk belirtileri görülür görülmez kullanılmaları ile ishal kontrol altına alınabilir. Ağızdan verilen bu rehidrasyon maddeleri; buzağı ishalini derhal keser ve buzağının kaybettiklerini geri verir. Bir paket (105 gr) 1.5-2 litre ılık suda (37°C) iyice karıştırılarak jel oluşturmadan önce 15 dakika içinde buzağıya içirilir. ilk uygulamadan 12 ve 24 saat sonra tekrarlanır.

İSHALLERDEN KORUNMA ANAHTAR LİSTESİ

1-Sürüde sağlıklı inekler oluşturarak sağlıklı ineklerin yavrularına koruyucu maddeleri aktarması temin edilir. Koruyucu sağlık programının yaratılması için veteriner hekiminiz ile işbirliği yapınız.

2-Yavruyu ishallerden korumak için gebe ineğe E.coli’ ye karşı aşı uygulayınız.
3-iç parazitler için gerekli ilaçların yapılması gerekir. Pasif immunitenin sağlanması için parazit mücadelesinin yapılması şarttır.

4-Gerekli gördüğünüz hallerde, anne ve yavruya stres oluşturmamak için doğuma yardımcı olunuz.


Beyaz ishalli bir buzağının arkadan görünüşü

5-Buzağı doğar doğmaz mümkünse ilk 4 saat içinde ağız sütünü alması sağlanır. Düveler ve ikinci doğumunu yapan inekler yeterli miktarda antikor oluşturamayabilirler. Olgun ineklerden alacağınız ağız sütü ile yavruları destekleyiniz. Doğan yavrulara K 99 pilus antijeni ile hazırlanmış antiserum uygulayınız. (BOVİ SERA)
6-Doğum odasını ılık ve temiz tutunuz. Doğumdan sonra oda temizlenip dezenfekte edilmelidir.
7-En kısa süre içinde anne ve yavruyu başka temiz bir bekleme bölmesine veya temiz bir meraya alınız.
8-Buzağıları temiz ve ılık tutunuz. Soğuk ve ıslak hava şiddetli ishallerin oluşmasını sağlayan unsurlardır.
9-Hayvanları kalabalık halde tutmayınız. Yeterli havalandırmayı sağlayınız.
10-Buzağılar arasında ishal çok süratle yayılır. Şişeler, kovalar ve ağız sondaları dezenfekte edilerek bulaşma riski azaltılmalıdır.
11-Hasta hayvanları sağlıklı alanlardan hemen ayırınız. iyi direnajı olan buzağı boksları kullanınız.
12-Eğer hasta buzağıları tedavi etmek için yutturma sondası kullanıyorsanız her buzağıdan sonra dezenfekte ediniz. Genel sanitasyon kurallarına uyunuz; iğne uçlarını sıkça değiştiriniz, aşıların kontaminasyonunu engellemek için transfer iğne uçları kullanınız. Dışkı ile kaplı, nemli ortamlarda buzağılara aşı yapmaktan kaçınınız.
13-Bir ishal salgınında, erken tanı ve tedavi çok önemlidir. İshal başladıktan 12 saat içinde dışkı örneklerini teşhis için laboratuvara gönderiniz. İshal görülür görülmez oral rehidrasyon preparatlarını kullanınız. (SKY HIGH ENERGY)
14-İshalleri engellemek ve salgınları tedavi etmek için ishaller ile mücadeleyi bir plan dahilinde uygulayınız.

Süt sığırcılığı işletmelerinde kesintisiz uygulanan ıslah çalışmaları bir veya birkaç nesil sonra kendisini gösterecektir.  Yapılması gereken doğru yönde boğa sperması kullanılmasıdır.

Doğru yön neyi gösterir? Sürüdeki eksiklikleri gideren, bu arada, kan yakınlığı yani başka bir deyişle akraba evliliği olmayacak şekilde boğa sperması seçimi doğru yönde çalıştığımızı gösterir.  Bunun en teknik yöntemi bilgisayarlı eşleştirmedir.

Sürüde kullanılacak boğa spermalarını seçerken sadece süt verimindeki artış göz önünde tutulmamalı, o süt verimini verecek memeler ve o vücudu taşıyacak ayaklar da hesaba katılmalıdır.  Her yıl bir doğum yapmasını istediğimiz ineğin kalça açısı, çok süt vermesini istediğimiz ineğin göğüs derinliği üzerinde durulması gereken konulardır.  Süt verimiyle fiziksel özelliklerin ve uygun sütçü tipin çok yakından ilişkisi vardır.  Ayrıca; fiziksel yapının hastalıklarla da yakından ilişkisi olduğu bilinmektedir. Memeleri sarkık, dizin altına düşmüş bir ineği mastitisten korumak zordur.  Bununla birlikte birçok kaza, örneğin, meme başı yırtılması, üzerine basmak suretiyle zedelenme gibi olaylarda başımıza gelebilir.  O zaman yapmamız gereken meme indeksine dikkat ederek boğa sperması seçmektir.  Kataloglarda UDC olarak belirtilen bu indeks uzun ömürlülük bakımından da önem taşır.  Bir ineğin koskoca vücudunu taşıyan dört ayaktır.  Doğru basmayan, özellikle arkaya kavisli ayaklar çabuk deforme olur.  KataloglardaFLC olarak gösterilen ayak-bacak değerlerine önem vermek, o yönde düzeltici boğa tohumlarını seçmek gerekir.

Ön ayakları birbirine yakın, dar göğüslü inekler yeterince akciğer kapasitesine sahip olamayacakları için öngörülen süt verimine ulaşamazlar.  Arka ayakları birbirine çok yakın inekler ise yüksek süt verecek meme loblarını nereye sığdıracaklar? İçe doğru eğik sağrı yapısı doğum sonrası rahmin temizlenememesi, rahim iltihabı, döl tutmama gibi sonuçlar doğuracaktır.
Sürülerin geleceği düvelerdir.  En yüksek değere sahip tohumlar her zaman düvelere kullanılmalıdır.  Sürünün geriden gelen düveleri seleksiyon olanağını arttırırlar.  Eğer düveler sayıca çok ve genetik olarak üstün özelliklere sahiplerse inekler gönüllü olarak sürüden çıkarılıp, iyi fiyatlara başka çiftliklere satılabilir.  Yerine yeni gelen yüksek verimli ve üstün özelliklere sahip düveler konulabilir.  Düvelere boğa tohumu seçerken, özellikle holstein düvelere, ilk doğumlarında zorluk çekebilecekleri göz önüne alınarak, kolay doğum boğası olanlardan seçilmelidir.  Kataloglarda CE olarak gösterilen bu özellik % 8’in altında olanların seçilmesiyle elde edilir.

Sürüden mecburi çıkartmaların sebepleri araştırılırsa meme körelmesi, sağım esnasında problem yaratan meme başları, ayak yangıları, döl tutmama gibi sorunların başta geldiği görülecektir.  Boğa seçiminde fiziksel karakterlere dikkat edilir, düzgün memeler, doğru basan ayaklar, düz kalça açısı olan soylar seçilirse mecburi sürüden çıkarma sebepleri ortadan kaldırılmış olur.  Bu durumda bizim aradığımız sadece çok verimli inekler değil, fonksiyonel inekler olmalıdır.  Yani; çok süt veren ve bu verimi vücudunun fiziksel özellikleriyle taşıyabilecek inekler elde etmemiz, bunun için de o yönde düzeltici boğaların tohumlarını seçmemiz gerekir.

Diğer karakterler yukarıda sayılanların tam olarak yapıldığı durumlarda artı değer yaratırlar.  Örneğin; somatik hücre skoru, tahmini döl tutma skoru gibi değerler göz önüne alınsalar da, bunların asıl bağlı olduğu noktaların insanların elinde olduğu unutulmamalıdır.  Süt veriminde olduğu gibi, somatik hücre skorunda da sürü yönetimi kurallarının önceliği vardır.

Tahmini döl tutma oranında ise uygulamayı yapanın becerisinden, beslemeye, kızgınlık tespitinin isabetine kadar birçok konu rol oynayacaktır.  Üstelik bu tip karakterler kalıtım katsayısı düşük karakterler olduğu için sürüde olumlu değişiklikler uzun zaman diliminde kendini gösterir.  Bütün bu görüşler ışığında bir sütçü sığır işletmesinde beş temel kategoride boğa tohumu seçilmesi uygundur.

1- Süt verimi yönünde, verim boğası
2- Endam ve yapı yönünde Tip boğası
3- Ayak-bacak indeksi yönünde FLC boğası
4- Meme yapısı, sarkık olmayan, meme başları sağıma uygun memeler için UDC boğası
5- Düvelere güç doğuma sebep olmayacak CE ( Kolay doğum) boğası.

Zaten işletmeler göz önüne alınıp, iyice bakıldığı zaman boğa seçiminin bu yönde olduğu, bilerek ya da bilmeyerek çeşitli kategorilerde boğa tohumları seçildiği gözlenebilir.  Burada kategoriler fiyatla değil, yukarıda saydığımız temellere dayalı şekilde oluşturulmalıdır.

BLAD (Bovine Leukocyte Adhesion Deficiency / Sığır Lökosit Adhezyon Eksikliği), Holstein sığırlarda görülen letal, resesif bir genetik bozukluktur. Bu durumda olan sığırlarda nötrofiller bir enfeksiyona yanıt veremezler ve fonksiyonel olarak da bozukturlar. Bu rahatsızlığı olan hayvanlar erken yaşlarda ölürler. BLAD, Holstein ırkının ciddi bir sorunudur, çünkü bazı iyi boğalar bu hastalık genini taşımaktadır. 

ABD Holstein Birliği’nin düzenlediği pedigriler üzerinde BLAD taşıyıcısı olan hayvanlar “BL” kodu, taşıyıcı olmayan hayvanlar ise “TL” kodu ile belirtilmektedir. 

BLAD taşıyıcısı olan buzağılarda nötrofillerin daha az sayıda komplemente ve immunoglobulin IgM’ye bağlandığı ortaya konmuştur. Komplement ve IgM, bakterilerin yok edilmesinde önemli görevler üstlenmektedir.

1991’den beri, geliştirilmiş olan bir DNA testi, BLAD taşıyıcısı olan boğaların tespitinde kullanılmaktadır.

BLAD taşıyıcısı boğaların spermalarının ithaline Tarım Bakanlığı tarafından izin verilmemektedir.

Koruma yöntemlerini Ege Vet’e danışabilirsiniz.

  1- Buzağılar ölebilir.
  2- Ayak hastalıkları, topallıklar ortaya çıkabilir.
  3- İnekler döl tutmaz.
  4- Buzağılar öksürük olabilir.
  5- İneklerin memeleri iltihaplanır.
  6- Güç doğumlar olabilir.
  7- Doğum sonrası problemler ortaya çıkabilir.
      (Ketosis, süt humması, midenin kayarak yer değiştirmesi)
  8- Şap hastalığı olabilir.
  9- Bruselloz ? Tüberküloz gibi sürü hastalıkları ortaya çıkabilir.
10- Çeşitli sarılık hastalıkları ortaya çıkabilir.
11- İneklerin karnı şişebilir, işkembeleri gaz yapar, iştahları kesilir.
12- Sütü satın alanlar sütün kalitesini beğenmez.
13- Bazı kalıtsal hastalıklar ortaya çıkabilir.
14- Ani ölümler görülebilir.
15- Hayvanlarda çeşitli iç ve dış parazitler söz konusu olabilir.
16- Çeşitli alerjiler, böcek sokmaları, göz iltihapları, yaralanmalar görülebilir.
17- Buzağılarda eklem iltihapları, göbek iltihapları ya da ishaller görülebilir.
18- Hayvanlarda çene altında şişlik, baş veya vücudunda kellik görülebilir.

Koruma Yöntemlerini Ege Vet‘e danışabilirsiniz.

Betakaroten sarıdan portakal rengine kadar değişik renklerde bitkilerin fotosentez için kullandığı bir pigment’tir.

Vücutta A vitamininin ön maddesi olarak kullanılır. Bu reaksiyon bağırsak duvarında ve karaciğerde oluşur. Betakaroten yağda erir. Kuvvetli antioksidandır. Flavonoidler içerir.

Betakarotenin immun sistemi uyarıcı etkisi bilinmektedir. Özellikle kışın doğan buzağılara direnç arttırıcı etkisi dolayısıyla yem katkısı olarak verilmesi önerilir. Meme dokusunda fagositöz aktivitesini arttırır. Polimorfonükleer lökositlerin ve makrofajların meme dokusunda fagositik aktivitelerini ve Staphylococcus aureusu öldürme yeteneklerini arttırdığı saptanmıştır.

Betakaroten LH salınımını arttırır. Luteal hücrelerin progesteron üretimini arttırıcı rol oynar. Bilindiği gibi Corpus Luteumun büyük bir bölümü betakarotenden oluşmaktadır. Plazma progesteron seviyesiyle Betakaroten seviyesi arasında pozitif bir ilişki olduğu yapılan çalışmalarda ortaya çıkmıştır. Bu durumda Betakarotenin gebelik ve östrus siklusu ile yakından ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Yine yapılan çalışmalarda sonun atılamaması, metritis ve kistik ovarium problemlerinin diğer eksikliklerle birlikte plazmaBetakaroten seviyesinin azlığıyla da ilgili olabileceği kanaatine varılmıştır. Betakaroten desteklemelerinin glutathione peroksidaz aktivitesini arttırdığı, dolayısıyla gebeliğe bağlı olarak oluşan serbest radikallerin negatif etkilerini önleyebileceği belirtilmiştir. Betakarotenin kanda kışın azaldığı, yazın ise daha yüksek seviyede olduğu tesbit edilmiştir. Bunun hayvanın yediği otlarla ilgili olarak doğallığı kabul edilmektedir. Yazın ise betakarotenin sıcaklık stresini önlediği, bu stres dolayısıyla problem olan gebe kalma oranındaki düşüklükleri giderdiği anlaşılmıştır. Literatür bilgilerine göre, Betakarotenin tek başına kullanılmasının istenen sonuçlara çok yarar sağlamayacağı, A, E ve D vitaminleriyle kombine olduğunda daha yararlı olacağı belirtilmiştir.

Özet olarak; A, D ve E vitaminleriyle birlikte desteklenen Betakarotenin yumurtlama, zigotun rahimde nidasyonu, embriyonun yaşam gücü yönünde pozitif etkileri olduğu, fertilite ve reprodüktif performansı arttırdığı gözlenmiştir.

Barzona:
İlk defa 1942 yılında, Afrikaner, Hereford, Shorthorn ve Angus ırklarından kombine edilmiş bir ırktır.

 

Beefalo:
Yüksek protein, düşük yağ ve düşük kolesterol içeren etiyle ünlüdür. Amerikan yaban sığırı (Buffalo) ile evcil sığırın melezlemesi sonucu elde edilmiş, mera besisine uygun bir ırktır. Evcil sığır olarak etçi ırklardan biri seçildiğinde et kalitesi, kaba yemden yararlanma yeteneği gibi özellikleri çok üstün hale gelir. Beefalo kolay idare edilebilen, fertilitesi ve aynı zamanda sütçü yeteneğiyle öne çıkmış, heterozigot melezlemeler için uygun bir etçi ırktır. Beefalo 3/8 Buffalo (Bison), 5/8 evcil sığır oranına sahiptir.

Beefmaster:
İlk defa 1930 yılında Güney Teksas’ta Brahman, Hereford ve Shorthorn sığırlarından sistematik melezleme ile elde edilmiş bir ırktır. Bos indicus etkisinde bir ırk olup, çok hızlı gelişir.

 

Belted Galloway: 
İskoçya kökenli bir ırktır. Black Galoway ile Dutch Belted ırklarından melezlemeyle elde edilmiştir. Orta boylu, siyah renkli bir ırk olup, vücudunun ortası kuşak şeklinde beyazdır (Kuşaklı Galloway). Kötü hava koşullarına çok dayanıklıdır.

 

Blond d` Aguitane:

Fransız kökenli bir ırktır. Özellikle ön kısmının, kaburga bölgesinin kaslı olmasıyla tanınır. Bir çok ırkla melezlenebilir. Karkas randımanı çok yüksektir.

Braford:

Braford 1930’lu yıllarda Florida’da elde edilmiş, 5/8 Hereford, 3/8 Brahman karışımı bir ırktır. Başı dominant olarak beyazdır. İnekleri güzel meme yapısıyla ünlü olup, göz hastalıklarına karşı özel direnci olan bir ırk olarak bilinir.

Brahman:

Hörgüçlü bir ırktır. Hindistan dan köken alır. Gri ve Kırmızı olarak iki ana renk hakimdir. Sinekleri, dış parazitleri ve sıcağı çok iyi tolere eder.

Brangus:
Brahman ve Angus ırklarından 1949 yılında elde edilmiş, 3/8 Brahman, 5/8 Angus kombinasyonu bir ırktır. Süt verimi, büyüme potansiyeli, kolay doğum, hastalıklara dayanıklılık, fertilite ve karkas randımanı konusunda göze çarpar.

 

British White:

İkinci dünya savaşı sırasında İngiltere hükümetinin ulusal hayvan mirasını işgale karşı koruyabilmek amacıyla, hükümet emriyle ABD’ye gönderdiği bir etçi ırktır.

 

Chianina:

Orta İtalya kökenli bir ırktır. ABD’ye götürüldüğü 1970’li yılların ardından Chianina x Angus melezi Chiangus, Chianina x Hereford melezi Chiford, Chianina x Main Anjou melezi Chimaine ırkları elde edilmiştir. Beyazdan griye değişen renktedir. Vücudun uç kısımları siyah olabilir. Yüzü tipik olarak uzundur. Chianina buzağıları hızlı büyür. Ancak ineklerin memeleri gayet küçük olup, süt miktarı yetersizdir. Chianina ırkı adını İtalya’da Toskana bölgesindeki Chiana Vadisinden alır. Chianina eti yağsız olması sebebiyle, yağsız et isteyenler tarafından özellikle istenir.

 

Belçika Mavisi:
Hızlı büyüme ve yemden yararlanma oranının yüksek oluşuyla ünlü bir ırktır.

 

 

Corriente:

İspanya kökenli bir ırktır. Etçi ve sütçü kombine ırk kabul edilir. Orta boylu, kıvrık boynuzlu, dar yapılı hayvanlar olup, etleri yağsızdır.

 

Angus:

Annelik özellikleri , doğum kolaylığı ve mermerleşme özelliği ile ünlü, orijinal olarak siyah ve boynuzsuz bir ırktır.

Hereford:

İngiltere kökenli bir ırktır. Kahverengi ? Kırmızı vücudu, beyaz başıyla dikkati çeker. Gerdan bölgesi de çoğunlukla beyazdır. Uzun ömürlü, her koşula dayanıklı, kolay idare edilebilen (Doc = Docility ) bir ırk olup, boynuzlu ve boynuzsuz soyları vardır.

 

HighLander:

Kolay idare edilebilen, doğum kolaylığı olan, mükemmel annelik karakterine sahip, zor koşullara dayanıklı bir ırktır.

 

Limousin:

Fransa kökenli bir ırktır. Siyah, Kırmızı, boynuzlu ve boynuzsuz soyları vardır. Kas gelişimi ve yemden yararlanmasının yüksek olmasıyla ünlü bir etçi ırktır.

 

Maine Anjou:
Fransa’nın Maine ve Anjou vadilerinden isim almış, karkas randımanı ve karkas kalitesiyle ünlü bir etçi ırktır.

 

Marchigiana:

İtalya kökenli, beyaz renkli bir ırktır. Karkas kalitesiyle ünlüdür. Sıcağa, sineklere ve dış parazitlere dayanıklı olmasıyla, kolay adapte olabilen özelliğiyle bilinir

 

Murray Grey:

Avustralya kökenli bir ırktır. Gümüş gri renkli ve orta boylu, boynuzsuz olurlar. Ergin erkekler 900 kg, ergin dişiler 680 kg civarındadırlar.

 

Normande:

Fransa’nın Normandia bölgesinden köken almış, Vikingler tarafından başka ülkelere götürülmüş bir ırktır. Sütçü-etçi kombine sayılabilecek bir ırk olup, çayırda otlamak suretiyle gayet uygun miktarda süt verebilir.

Parthenaise:

Fransa kökenlidir. Et kalitesi ile ünlüdür.


Charolais (Şarole):

Fransa kökenli bir ırktır. Boynuzlu ve boynuzsuz soyları vardır. Beside kârlılığı yüksek bir ırk olarak bilinir. Adını Fransa’nın Charolles bölgesinden almıştır. Vücudu, mermesi, tırnakları ve boynuzları beyazdır. Büyük cüsseli, gelişmiş kas yapısı olan, sakin mizaçlı, hatta tembel denilebilecek hayvanlardır. Bu özelliği yemden yararlanmayı arttırır. Ancak karkas genel olarak yağlıdır. Şarole ırkının adaptasyonu kolaydır.

 

Piedmontese (Piedmontesa):
Kuzey İtalya’nın Piemonte bölgesinden köken alan, Avrupa’nın en eski ırklarından biridir. Zebu sığırıyla akraba oldukları ve ilk çıkış noktasının Pakistan olduğu sanılmaktadır. Çift kas ile karakteristik bir ırktır.

 

Pinzgauer:

Avusturya kökenli, etçi-sütçü kombine bir ırk olup, kırmızı-beyaz renklerdedir. Ergin erkekler 1088, ergin dişiler 725 kg civarında olurlar.

 

Red Angus:

Aberdeen Angus ırkının kırmızı soyundan gelen, kolay doğum, düşük doğum ağırlığı ile doğarak sonradan hızlı gelişmesi ile göze çarpan, karkas kalitesiyle ünlü bir etçi ırktır. Annelik karakterleri yüksek, iştahlı, güzel görünümlü olurlar.

 

Red Poll:

Kırmızı ve boynuzsuz bir ırktır. Fertilite, annelik karakteri, hızlı ve kolay doğum yapmasıyla ünlüdür. Ticari melezlemeler için çok kullanılır.

Romagnola:

İtalya’dan köken almış, yağsız eti ve yüksek randımanı ile ünlü bir ırktır. Hava koşullarına kolay adapte olur.

 

Salers:

Avrupa’nın en eski ırklarından biri olarak bilinir. Fransa kökenlidir. Karkas verimi ve doğum kolaylığı ile göze çarpar.

 

Salorn:

ABD’de 1986 yılında elde edilmiş 5/8 Salers, 3/8 Teksas Longhorn karışımı bir ırktır. Üstün karkas verimi ve doğum kolaylığı ile üreticilerin tercih ettiği bir ırk olarak bilinir.

 

Santa Gertrudis:

ABD’de, Güney Teksas’ta elde edilmiş 5/8 Shorthorn, 3/8 Brahman karışımı, kiraz kırmızısı renkte bir ırktır.

 

Senepol:

Senegal ırkıyla red-poll’ün melezlemesi sonucu elde edilmiş, tropikal iklimlere kolay adapte olabilen, özellikle Meksika, Brezilya, Venezuella’da hastalıklara, sineklere ve dış parazitlere karşı dayanıklılığı ile tercih edilen bir ırktır.

Shorthorn:

İngiltere kökenli, annelik yetenekleri, yemden yararlanmasının yüksek oranda olması, karkas kalitesi ve uzun ömürlülüğüyle ünlü, kırmızı ve benekli kır renklerde bir ırktır.

Simmental:

ABD’de etçi ırklardan kabul edilen bir kombine ırktır. 5/8 Simmental, 3/8 Brahman kombinasyonuyla, Güney Teksas’ta elde edilmiş SİMBRAH ırkı çok iyi gelişen fertilite, süt verimi, karkas kalitesi, hastalık ve dış parazitlere dayanıklılığı, adaptasyon yeteneği, uzun ömürlülüğü ile ünlü bir ırktır.

 

South Devon:

Güney batı İngiltere’nin Devon bölgesinden köken almış bir ırktır.

 

Texas Longhorn:

Kristof Kolomb’un İspanya’dan ABD’ye götürdüğü bir ırktır. Korunan, tarihi bir ırk olarak bilinir. Renk çeşitliliği çoktur. Açıktan koyuya değişen ve standart olmayan renktedirler.

 

Tuli:

Bos indicus olmadığı halde, sıcaklık stresine dayanıklı, Güney Afrika kökenli bir ırktır. Karkas kalitesi ve annelik özellikleri yüksek bir ırk olarak bilinir.

Zebu:

Dünyanın en eski evcil sığırı olarak bilinir. Hindistan kökenli olup 6 ayrı soyu vardır. (Gyr, Guzerat, Indu-brazil, Nelore, Red zebu, Gray zebu).