Yazılar

Dünya’da bu konuda tartışmalar yaşanıyor.  Tartışmaları başlatan Yeni Zelanda Lincoln Üniversitesi Tarım Ekonomisi Tarımsal Yönetim ve Zootekni bölümünden Prof. Dr. Keith Woodford.

Dr. Woodford sütteki Kazein’in Beta Kazein fraksiyonuna göre sütleri ikiye ayırıyor.  Bunlardan biri Beta Kazomorfin 7 içeren sağlıksız süt.  Buna A1 süt ismini veriyor.  Diğeri ise; bu fraksiyonu içermeyen sağlıklı süt, yani A2 süt.

Beta Kazomorfin 7 içeren sütlerin devamlı içilmesinin hazımsızlık, otizm, bebek ölümü, kalp ve damar hastalıkları, diabet gibi bazı hastalıklara yol açabileceğini söyleyerek bu bilgileri Devil In The Milk (Sütteki Şeytan) kitabında toplayıp yayınlıyor.  Böylece büyük bir tartışma başlıyor.

Beta Kazomorfin 7 içeren sütler Holstein ırkı ineklerin sütleri.  Bunu içermeyen sütler Guernsery, Jersey ve Brown Swiss ırkının sütleri.  Ayrıca keçi, koyun ve anne sütleri de Beta Kazomorfin içermiyor.

Sütte yüzde 85 oranında su var.  Ortalama %4,6 laktoz yani süt şekeri, %3,7 süt yağı, %2,8 süt proteini (Kazein) ihtiva ediyor.  Diğer kısımlar ise; vitamin, mineral v.s.

Yüzde 2,8 civarında bulunan kazein 3 şekilde bulunuyor.  Alfa Kazein %36, Beta Kazein %27, Kappa Kazein %9, geri kalan kısımlar ise amino asitler ve peptidler.

Dr. Woodford’un iddialarına karşı çıkan bilim adamları da bu yöndeki yayınların A2 süt şirketinin “Pazarlama Yöntemi” olduğunu söylüyorlar.  Karşı çıkanların savundukları iki konu var.

Birincisi; Beta Kazomorfin 7 nin ısıl işlemlerde ve yoğurt yapımında yıkımlandığı konusu.  Diğeri ise; sebep olabileceği söylenen sorunların hiçbirinin ispatlanmadığı, sayılan hastalıkların birçok sebebi olduğu yönünde.

Özet olarak; A1 ve A2 süt konusunda daha çok araştırma yapılması gerekiyor ve tartışmanın epeyce bir süre daha devam edeceği anlaşılıyor.

ABD’nin Wiskonsin Eyaletinde, şimdi üçüncü nesil tarafından yönetilen bir aile işletmesi, Sunburst Dairy, tam örnek alınacak ideal çiftlik ve referans işletme.

Çiftlik sahibi Brian Brown ve Eşi Yogi Brown. Brian’ın eşi Yogi çiftliği yönetiyor.  Brian sadece boğa sperması seçiminde etkin.

Brian’ın babası ve oğlu ise bitkisel üretimden, tarlalardan sorumlu.  Kendi mısırlarını ve kendi yoncalarını çiftlik arazisinden temin ediyorlar.

Hava koşulları yüzünden yoncayı ot olarak kurutamadıkları için silaj yaparak hayvanlara veriyorlar.  Brian’ın eşi Yogi her sabah 4.30 da kalkıyor.  En önemli işi, en çok dikkat ettiği konu buzağı bakım ve beslemesi.

Sunburst süt sığırcılığı çiftliği  500 sağmallık bir işletme.  Ortalama inek başına günlük süt miktarı 45 litre (100 pound).

Hayvancılıkla ilgili olarak Yogi dışında 4 kişi çalışıyor.  Biri kahya Alfonso, diğerleri sağımcı, bakıcı, traktörcü.  Sağım odasında sadece 1 sağımcı var.

Buzağı doğumları mutlaka kayıt altında.  Doğumu takiben göbek kordonu dezenfeksiyonu, boynuz köreltme, kulak küpesi takma, 4 litre ağız sütünü içirme işleri derhal yapılıyor.  Anneden ayrılmış olan buzağı kendi boksuna konuluyor.  Kolostrum (ağız sütü) mutlaka pastörize edilerek veriliyor.

Doğum bilgileri bir cetvel halinde olup, ilgilisi tarafından dolduruluyor.  Doğum saati, buzağının cinsiyeti, ineğin kulak numarası, doğumun kolay mı, zor mu olduğu, ilgilinin imzası, göbek kordonu temizliği vs. bilgiler kesinlikle yazılıyor.

Yogi 4 litre kolostrumun içirilmiş olmasına çok dikkat ediyor.  Uygunsa, bizzat içiriyor.  Hatta, 4 litre ağız sütü içirildikten sonra, gün içinde 8 litre’ye tamamlamasa bile, bunun yeterli olduğunu söylüyor.  Deneyimleri bunun doğru olduğunu gösteriyor.  Çünkü, çiftlikte  buzağı kaybı yılda 1-2 adet.

Buzağının önünde her zaman su ve buzağı başlangıç yemi bulunuyor.  Buzağılara pastörize edilmiş tank sütü veriyorlar.  4 litreden arttırarak 7 litre’ye çıkıyorlar.   Bu arada buzağı başlatma yemini tüketen yavru 7 litre’den geri dönülerek 5,5- 6,5 hafta içerisinde sütten kesiliyor.  Yani ortalama sütten kesme günü,  buzağı 42 günlükken.

Bu arada ot verilmiyor.

Fakat; buzağı başlatma yemi,  kırılmamış mısır, pelet ve kırılmamış yulaftan oluşuyor.

Yogi “İnek süt içen bir hayvan değildir.  Buzağılarımızı bir an önce katı yeme geçirmeye gayret ediyoruz” diyor.

Buzağılar günlük olarak sıkı bir gözlem altında.  İshal olmasını beklemeden, düşünen, keyifsiz, donuk bakışlı  buzağıya derhal probiyotik içiriliyor.  Problemler başında yakalandığı için ishal ve benzeri olaylar çiftlikte yok.  Günlük, çok iyi gözlem sayesinde.

Erkek buzağılar 10 uncu günden itibaren başka bir çiftliğe besi materyali olarak satılıyor.

Düveler 12 aylıkken tohumlanıyor.  Doğum yapmalarına 3 hafta kala memelerine kuru dönem mastitis preparatı (ilacı) konuluyor.   K 99 antijenine karşı hazırlanmış bir aşı uygulanıyor.

Doğum öncesi inek doğum padoğuna alınıyor. Doğum başladığında ineklere ilk 2 saat, düvelere ilk 3 saat müdahale edilmiyor.  Gözleniyor.

Doğum olunca buzağı anneden hemen ayrılıyor.  Ağızdan kalsiyum takviyesi yapılıyor.  Enerji sağlayıcı, işkembeyi uyarıcı katkılar veriliyor.  Sunburst Dairy’de mutlaka 7 gün lohusa takip programı uygulanıyor.

İneğin ateşi, akıntısı, iştahı, dışkısı ve genel durumu kontrol ediliyor.

Sağım dönüşü yemliğe gitmeyen  veya yemliğe gittiği halde yem yemeyen, yem yemekten ziyade yatmayı tercih eden ineklerin mutlaka vücut ısısı ölçülüyor.

Sıkıntısı olan, anormallik sezilen ineğe direnç pompasıyla, enerji sağlayan, işkembeyi uyaran, mineral ve vitaminler ihtiva eden bir karışım ile yonca tozu içiriliyor.

Günde 1 kez yemleme yapılıp, günde 4 kez itiliyor.

Çiftlikte  5 farklı rasyon var.

Kuru dönem , doğuma yakın, lohusa, düvelerde ilk laktasyon yemi ve inekler için laktasyon yemi.  Düvelere henüz büyümekte oldukları göz önüne alınarak yüksek enerjili ilk laktasyon yemi veriliyor.

Günde 3 sağım yapılıyor.  Susuz sağım (kuru sağım) uygulanıyor.  Sağımhane 2×10 luk.  Sağım odasında 1 kişi görevli.

Ön daldırma, son daldırma, havlu ile kurulama konularına kesinlikle dikkat ediliyor.

Tabii, sağımcının konforuna da önem veriliyor.

Sunburst Dairy sütünü ABD’nin en büyük peynir fabrikalarından biri olan Grande şirketine veriyor.  Grande şirketi ayda bir kez, ücretsiz olarak, ünlü meme doktoru ( The Udder Doctor) Andy Johnson’u süt kalitesi için çiftliğe gönderiyor.  Andy Johnson sağım ekipmanına dinamik kontrol yapıyor.  Yani sağım makinesini sağım yaparken kontrol ediyor.  Dr. Johnson sağım ekipmanının sağım esnasında kontrol edilmesi gerektiğini söylüyor.

Dr. Johnson daha sonra çiftliği hayvan konforu, temizlik ve tüm çevresel koşullar yönünden kontrol ediyor.  Andy, sistemin kalite kontrol değil, kalite sağlama olduğunu özellikle belirtiyor.

İnekler yatıyor mu? Yattığı yerler kuru ve temiz mi ? Sürü bir örnek (uniform) mi?

Bu arada söylemek lazım; çiftlikte gezinti yeri yok.

Barınaklarda  22 0C de çalışmaya başlayan fan ve duşlar mevcut. Kontrol paneli kumanda ediyor.  İnsan eline bağlı değil.

Dr. Johnson ve Yogi “memeyi günde 3 kez “cimcikleyen” bir aletin, yani sağım makinesinin ne yaptığını, nasıl yaptığını kesinlikle kontrol etmemiz gereklidir” diyorlar.  Pompanın gücünü, vakum v.s konularını incelemek gerektiği gibi, sağıma geçmeden ön hazırlığın önemine işaret ediyorlar.  Sağım öncesi hazırlığın sütün inmesi ve memeye dolması konusunda en önemli nokta olduğunu, daha önce sağıma başlanırsa meme uçlarının tahrip olacağını, hiperkeratoz şekilleneceğini ifade ediyorlar.

Sunburst Dairy’de buzağı kaybı, daha önce yazdığım gibi, yılda 1-2, klinik mastitis oranı da aynı.

Yıllık gönüllü seleksiyon oranı %22-23.  Yani her yıl sürünün dörtte birine yakın kısmını, daha düşük süt verenleri başka çiftliklere satarak, geriden gelen daha yüksek süt verimlileri ile değiştiriyorlar.  Zaten 30 litrenin altında süt veren bir hayvanın kesinlikle sürüde tutulmaması gerektiğini,  üzerine basa basa, söylüyorlar.

Çiftlikte gebelik oranı %30.

Yani; doğum yapmış, döl tutması beklenen ineklerin yüzde otuzunu ilk tohumlamada gebe bırakabiliyorlar.  Yapılan tohumlama sayısına göre değil, toplam tohumlanması gereken inek sayısına göre bu hesabı yapıyorlar.  Burada ineklerin kızgınlıkta yakalanması büyük önem taşıyor.

Çiftliğe haftada bir gün besleme uzmanı, ayda bir gün veteriner hekim geliyor.

Görüldüğü gibi;  bildiğimiz ve yaptığımız her şeyin tersine işler yapan Sunburst Dairy ve Yogi çok başarılı.

Başarının sırrı ailenin çiftlikte yaşaması.

Bütün bu verilere bakarak bilgilerin çok değiştiğinin farkına varmamız gerekiyor.

Yaptıklarımızda ve bildiklerimizde ısrarcı, inatçı olmamamız lazım.  Çünkü onların yaptıkları doğru, durum ortada.

Ayrshire İskoçya kökenli, ünlü bir sütçü sığır ırkıdır.  İsmini Glasgow kentinin güney batısındaki Ayr bölgesinden almıştır.  1800 lü yıllardan önce Dunlop sığırı olarak bilinen bu sütçü ırk daha sonraki yıllarda Ayrshire olarak adlandırılmıştır.  ABD?de yetiştirilmeye başlandıktan sonra, ilk yetiştirici birliği 1875 yılında kurulmuştur.

Ayrshire ırkı sığırlar kırmızı- beyaz renktedir.  Renkler kırmızı, kızıl-kahverengi ve beyaz olarak dağılmıştır.

Ayrshire boynuzlu bir ırktır.  Boynuz ırkın karakteristik özelliği olmakla birlikte, artık boynuzsuzlaştırma işlemi yapıldığından boynuzlu Ayrshire görmek pek mümkün değildir.

Ayrshire ırkı inekler 450-600 kg canlı ağırlıkta, erkekler ise 635-900 kg canlı ağırlıkta olurlar.  Ayrshire ırkı güçlü yapısı, meme ve ayak bacak yerleşimleri dolayısıyla sorun çıkarmayacak bir ırktır.

Fertilite ve dayanıklılık konusunda sahiplerini rahat ettirir.  Uzun ömürlülük ve kolay doğum gibi pozitif özellikleri vardır.  Kaba yemleri kolaylıkla kullanıp süte çevirir.  Ekonomik ve kârlı bir ırk olarak bilinir. Yönetimi kolaydır.  Adaptasyonu gayet iyidir. Afrika sıcağında ve İskandinavya kışında bile kolaylıkla yetiştirilebilir.  Derisi ve memeleri ipeksi yumuşaklıkta olup, meme başları sağım makinelerine uygun yapıdadır.

Son yıllarda organik süt üreten çiftliklerde tercih edilmektedir.

Verim Özellikleri :

ABD Ayrshire Yetiştiricileri Birliğinin resmi raporunda ülke ortalaması 6942 kg süt, 274 kg (%3,9) süt yağı, 221 kg (%3,18) süt proteini bildirilmiştir.

Dünya rekoru Lette Farms daki bir ineğe ait olup, 16.860 kg süt, 305 günlük, günde 2 sağım ile elde edilmiştir.  Sütteki yağ 722 kg (%4,28) olmuştur.

 Ayrshire ırkı ile Holstein, Jersey, Brown Swiss, Guernsey ırkları arasında melezlemeler gayet başarılı olmaktadır.  Melezlemelerde Ayrshire ırkı dominant (baskın) rol oynamaktadır.

Çayır-mera yetiştirmesinde özellikle tercih edilen bir ırktır.

Dökümanı görüntülemek için tıklayınız.

İneklerin ilk sütüne, bilindiği gibi, ağız sütü veya kolostrum adını veriyoruz.  İneklerdeki yavru zarlarının yapısı dolayısıyla anneden yavruya koruyucu maddelerin geçişi tamamen kolostrum yoluyla olmaktadır.  Dolayısıyla, doğumu takiben en kısa sürede ağız sütünün yavruya içirilmesi şarttır.

ABD’de ve ülkemizin modern çiftliklerinde uygulama ağız sütünün anneden sağılarak yavruya içirilmesi şeklinde yapılmaktadır.  Önerilen, 4 litre ağız sütünün mide sondasıyla doğrudan verilmesidir.  Bunu biberon ile yapmak da mümkündür.  Ancak; 4 litre ağız sütünü biberonla içirmek sabır ister.  Vakit alır.  İnsanların sabrı tükenip, buzağıyı zorlamaları sebebiyle ağız sütünün akciğerlere kaçırılması gibi kazalara sıklıkla şahit olmaktayız.  ABD’de kolostrum tek kullanımlık poşetlere konularak, mide sondasıyla buzağıya kısa sürede veriliyor.

Kolostrum koruyucu maddeler içermesinin yanı sıra, buzağının ihtiyacı olan protein, enerji ve mineral maddeleri içerdiğinden çok değerli bir besindir.  Buzağıya içirilmesi şarttır.  Kolostrumun yararı tartışılamaz.  Ancak; kolostrumla birlikte hastalık etkeni olan bazı bakterilerin de buzağılara geçebileceği unutulmamalıdır.  ABD’de ve ülkemizin birçok modern çiftliğinde bu yüzden kolostrum pastörize edilerek buzağılara verilmektedir.

Hastalık etkeni olabilecek zararlı mikroorganizmalar olarak; tüberküloz (verem) etkenini en başa koyabiliriz.  Ayrıca; John’s disease etkeni olan M.paratuberculosis, mycoplasmalar, Salmonella, Brusella, Listeria, E.coli, Camphylobacter, Streptococcus, Staphylococcus aureus, gibi patojenleri sayabiliriz.

Tümü sütle yavruya geçebilen hastalık etkenlerinin bazıları da, aynı zamanda, zoonoz’dur. Yani, hayvanlardan insanlara bulaşabilen hastalıklara sebep olurlar.

Kolostrum içirirken buzağılara daha hayatlarının başında hastalık etkenlerini de aktarmamak için pastörizasyon işlemi yapılmaktadır.  Önerilen iki yöntem vardır.   Ya 630C de yarım saat, ya da 720C de 15 saniye ısıl işlem uygulanabilir.  Bunlar üzerindeki ısı ve zaman koruyucu maddelerin tahrip olmasına sebep olur.  Bu ısıda ve zaman içerisinde bile bir miktar koruyucu madde tahrip olmaktadır.  Fakat, yavruya aktarılma ihtimali olan hastalıklar çok daha kötüdür.  O yüzden pastörizasyon işlemi yapılması uygun görülmektedir.

Pastörizasyon sterilizasyon değildir.  Çok yüksek ısılarda yapılmıyor. Pastörizasyon tüm mikropları yok etmez.  Sadece en tehlikeli hastalık etkenlerini yok eder.

Pastörizasyon işlemi üzerinde yapılan araştırmalar buzağılarda daha önceden tahmin edilemeyen bulguların ortaya çıkmasına neden olmuştur.  Yapılan çalışmalar, özellikle ABD Penn- State Üniversitesinde elde edilen bulgular pastörize edilmiş ağız sütünün buzağı tarafından daha kolay emilerek koruyucu madde seviyesinin kanda daha yüksek miktarda oluştuğunu göstermiştir.

Hâlbuki; pastörizasyon işlemi esnasında bir miktar koruyucu maddenin yıkımlandığı (tahrip olduğu) bilinmektedir.  Çalışma sonucunda ortaya çıkan bulgular  ilk başta bilim adamlarına tuhaf gelmiştir.

İlerleyen incelemelerde yavrunun “Kötü tabiatlı”  proteinlerle uğraşmaktan kurtulup, koruyucu maddelerin emilimi yönünde daha çok gayret sarf ettiği kanaatine varılmıştır.

Özet olarak; ağız sütünün doğumu takiben en kısa sürede, en az 4 litre olacak şekilde, pastörizasyon işleminden geçirilerek,  tek kullanımlık poşetlerle, mide sondası vasıtasıyla buzağıya verilmesi önerilmektedir.

                                                                   10.08.2015

ABD’DE SÜT SIĞIRCILIĞI

ABD’de süt sığırcılığı bizim için şimdilik  “masal” gibi bir şey.  O sebeple masal gibi anlatacağım.

ABD’de 1940 yılında 20 milyon inek varmış.  Süt verim ortalaması ise laktasyon başına 2063 kg. imiş. Bu rakamlar 2010 yılında  8,9 milyon inek ve ortalama 10.714 kg.  2014 yılı sonundaki resmi rakam ise;  11.342 kg süt.  Son yetmiş yılda süt verimindeki müthiş artış ortada. Sütçü inekler yarının altında bir sayıya inerken, toplam süt iki katından daha fazla bir seviyeye çıkmış.  İnek başına ortalama süt verimi ise görüldüğü gibi 5 kattan daha çok olmuş.

Benim söylemek istediğim şudur;  acaba onların yaptıklarını izleyerek bizim ülkemizde de başarılı süt sığırcılığı yapmak mümkün olabilir mi?

Bu konuma nasıl gelmişler? İncelediğimizde ortaya çıkan gerçekler şöyle sıralanıyor.

Doğru kayıt tutma, özellikle kaba yemi önemseyen, doğru besleme programları, koruyucu hekimlik, inek konforu, genetik ilerlemenin kesintisiz sürdürülmesi ve iyi sürü yönetimi.

Biz yapabilir miyiz?  Neden olmasın?  Önce bizi kısıtlayan, başarımızı engelleyen faktörleri listeleyelim.

Kaba yem kalitesizliği, döl tutma sorunları, mastitis, hem klinik, hem de gizli mastitis, çiftlik çalışanlarının eğitimsizliği, çalışanların sıklıkla çiftliklerden ayrılıp yer değiştirmeleri şu anda işletmelerin en büyük dertleridir.  Asıl büyük dert ise işletmelerin maliyet kontrolü yapmamalarıdır.

Süt sığırcılığının sorunları saydıklarımdan daha çoktur.  Bu saydıklarım sadece bir kısmıdır.  Ancak; sorunların birçoğu sığırcılıkla uğraşan çiftçinin çözümü kendi elinde olmayan sorunlardır.

Örneğin;  süt fiyatı, yem fiyatı.  Süt fiyatını ve yem fiyatını sütü üretenler belirlemiyor.  Devletin destek, teşvik ve yardımlarını da süt üretenler belirlemiyorlar.

Yukarıda sayılanlar ise tamamen süt üreticisinin kendi belirleyebileceği, üzerinde az veya çok etkisinin olabileceği konulardır.

Etkimizin olumlu yönde ya da olumsuz yönde olması tamamen bize bağlıdır.  Sütü ucuza alan, yemi pahalıya satan bize “Koruyucu hekimliğe dikkat etme, sürünü kötü yönet, ineğe döl tutturma, kayıt tutma, çiftliğinde buzağı kayıpları, mastitis, yanlış besleme gibi sorunlar devam etsin, ineklerini rahat ettirme, genetik ilerlemeni sürdürme” demiyor.

Sütü iyi fiyata satmak, yemi uygun fiyata satın almak için her türlü gayreti göstermeliyiz. Bu konuda kişisel veya birlik olarak çabalarımızı sürdürmeliyiz.  Ancak; kendi elimizde olan konuları da ihmal etmeden doğru yapmamız gerektiğinin bilincinde olmalıyız.

Başaranlar var. Biz de başarabiliriz.  Onlar yapmış.  Biz de yapabiliriz.  Öyleyse, bir yerden, bir an önce başlayalım.  Haydi, biz de yapalım.

Fotoğrafları görüntülemek için tıklayınız

Dökümanı görüntülemek için tıklayınız.

Birleşmiş Milletler, FAO nun (Gıda ve Tarım Örgütünün) önerisini dikkate alarak 2014 yılını “Uluslararası Aile Çiftçiliği” yılı ilan etti .  Yıl boyunca dünyada ve ülkemizde Aile Çiftçiliği ile ilgili toplantılar düzenlendi.

 

Aile çiftçiliği “Aile tarafından yapılan tarımsal faaliyet” olarak tanımlanıyor. Aile çiftliği terimi  “aile tarafından sahip olunan ve işletilen çiftlikler” anlamında kullanılıyor.  Bu çiftlikler genel olarak arazisi küçük, hayvan sayısı az ve geliri düşük işletmeler şeklinde algılanmaktadır.  Sorulması ve yanıtlanması gereken bazı konular da vardır?  Örneğin; Aile işletmesi eleman çalıştırmayan işletme anlamına gelir mi?  Yoksa; sadece küçük işletme anlamında mıdır?  Kuşaklar boyu aileden gelen işletmeler “aile işletmesi” olarak kabul edilebilir mi?

 

Ülkemizde son yıllarda önemli gelişmeler olduysa da, halen küçükbaş hayvan işletmelerinin yüzde kırkı 50 başın altındadır. Büyükbaş işletmelerinin yüzde 55’i ise 1-5 hayvandan oluşmaktadır.

 

Aile çiftliğinden,  aile hayvancılığına doğru giderek; sürdürülebilir hayvancılık ve kârlılık için yapılması gerekenler ile ilgili bazı öneriler sunabiliriz.

 

Öncelikle aile hayvancılığı yapanların kooperatifleşmeleri önerilebilir.  “Birlikten kuvvet doğar” deyişine uygun olarak, iyi ellere emanet edilmiş kooperatiflerle işleri sürdürebilmek mümkündür.  Bu yönde başarılı olmuş örnekler vardır.

 

Diğer öneri ise; branşlaşma ve ihtisaslaşmadır.  Sütçü damızlık yetiştiren işletme, etçi ırk damızlık yetiştiren işletme,  besicilere besiye uygun dana sağlayan işletme, besicilik işletmesi, süt üreten işletme gibi alanında uzmanlaşmış işletmeler kurulmasıdır.  Küçük, ama,  aile tarafından yönetilebilen, işini doğru yapan, uzmanlaşmış işletmelere ihtiyaç vardır.  Böyle işletmelerin devlet tarafından ihtisasları yönünde desteklenmesi, teşvik edilmesi gerekir.

 

Yönetimle ilgili öneriler dışında, sürdürebilirlik için teknik önerilere de uyulması yerinde olur.  Süt, buzağı, döl, anaç hayvan ve zaman kaybına meydan vermeyecek şekilde çalışılmalıdır. Kârlılığın yolu “daha çok verim ve daha az hastalık” tan geçmektedir.  Bu amaç doğrultusunda çalışmalar yapılmalı ve önerilere, ihmal edilmeksizin, uyulmalıdır.

 

Kayıplara uğramamak için “operasyonel maliyet” göz önüne alınmalıdır.  Bir günlük, bir alışverişlik maliyet hesabı, sonuçta şaşabilir.  Örneğin; bir kere kalitesiz, fakat ucuz yem ya da ürün alındığında kazançlı bir iş yapılmış gibi gelse de, sonuçta;  problemler, kayıplar, hastalıklar, azalmış üretim v.s derken, durum tersine dönebilir.

 

Hayvancılık koşulları yıllar içerisinde değişmiştir.   Uyum sağlayan aile işletmeleri başarılı olacaktır.  Geçmiştekilere takılıp, atadan, dededen görülen şekilde yapılan işler, o günler için doğru olsa da, bugünlerde geçerli olmayabilir.  Artık atalarımızın, dedelerimizin inekleri yok.  Daha çok verim beklediğimiz inekler var.

 

Bunları göz önüne alarak aile işletmelerinin inek konforuna, doğru barınak yapımına, doğru beslemeye, doğru sağıma, koruyucu hekimlik ilkelerine, doğru boğa sperması kullanımına özen göstermeleri şarttır.  İyi kayıt tutma konusu ihmal edilmemelidir.  Kuru dönemde ineklerin beslenmesine, sıcak günlerde ineklerin serinletilmesine önem verilmelidir.

 

Doğru uygulamaları yapan, takip eden aile işletmeleri, kayıplarını önleyerek, verimi arttırarak başarılı olacaklar ve işlerini sürdüreceklerdir.

Etçi sığırlar çok sayıda ayrı ırkı içinde barındırırlar.  Bunların başlıcası Angus ise kendi içinde birçok soyu bulundurur. Temel olarak siyah ve kırmızı Angus olarak 2 renkte oldukları bilinse de, bunların da çok sayıda alt kategorileri vardır.  Bu sebeple Angus ırkı sığırlar farklı ve çeşitlidir.  Bu farklılık isteğe bağlı olarak gelişmiştir.

Angus ırkı sığırlar ABD’nin etçi sığır ırkı popülasyonun yüzde 60 ını oluştururlar.  Diğer yüzde kırklık kısım ise öteki etçi sığır ırklarının toplamıdır.  Angus ırkı sığırların eti ABD’de ve dünya’da “Kaliteli et” ile eşdeğer anlamdadır.  ABD’de özel damga ile satılır.

Angus ırkı üreticinin arzusu yönünde çeşitli amaçlar doğrultusunda öne çıkmış soylardan oluşmakta, bunların başında mermerleşme gelmektedir.  Yazılı et veya çıralı et dediğimiz şekilde, içine yağ zerrecikleri girmiş olan etler özellikle tercih edilir.

Buna önem veren yetiştiriciler kullandıkları boğalarda Marbling (mermerleşme) değerine dikkat ederler.  Eğer inek-buzağı (Cow-Calf) işi yapan bir çiftlik ise, melezleme yaparken Angus ırkını özellikle kullanır.  Angus ırkının siyah rengi o kadar üstün bir karakter olarak ortaya çıkmıştır ki, orijinali siyah olmayan Limousin ve Simmental ırkları da giderek siyah renk olarak elde edilmiştir.

Angus ırkındaki diğer çeşitlilikleri şöyle sıralayabiliriz:

Kolay buzağılama:

Buna önem veren işletmeler, genellikle ineğin doğumunu görmeyen, ineğin arazide kendi kendine doğum yapmasını isteyen, uzakta veya büyük arazide kurulmuş işletmelerdir.  Zaten Angus ırkı kolay doğum açısından öne çıkmış bir ırktır.

Kataloglarda ortalama değer +6 olarak görülür.  Bu rakamın üzerine çıkan değerler daha kolay doğumu, altına inen değerler ise daha güç doğumu ifade eder.

Doğum ağırlığı:

Angus ırkında doğum ağırlığı diğer etçi ırklara göre daha düşüktür.  İlginç bir şekilde yavrular hızlı büyüme göstererek arkadan gelip, diğerlerini geçerler. Bunu 205 günlük canlı ağırlıkta, yani sütten kesme ağırlığında görürüz. Örneğin; Angus ırkı buzağılar 33-38 kg ağırlıkta doğmalarına rağmen, 205 günlük canlı ağırlıkları tüm etçi ırklardan yüksektir.  Bir yaşındaki canlı ağırlık ortalamaları ise hızlı büyümeyi ifade eder ve ünlü etçi ırkların hepsinden fazladır.

Scrotum çevresi:

Bazı üreticiler bu değere önem verir, ona göre boğa seçerler.  Boğa istasyonlarına gidecek olan damızlık boğalarla, doğal aşımda kullanılacak damızlık boğaların seçiminde 1 yaşındaki boğanın testis çevresinin önemli olduğuna inanılır.  Bu konu etçilik (kas yapısı), karkas randımanı, et kalitesi yönünden değil, ama aşım gücü yönünden önemlidir.

Angus süt ırkı olmamasına rağmen ineklerin süt miktarı göz önünde tutulur.  Çünkü; buzağı annesinin yanında gezer ve yedi ay süresince anne sütünü ete çevirir.

Karkastaki kaslılık oranı  “Kas gözü” değerine bakılarak ölçülür.  Bir boğanın erkek danalarının, kesildikten sonraki 12 inci ve 13 üncü kaburga arasındaki kas kesitinin büyüklüğü et verimi açısından iyi bir göstergedir.  Et kalitesi, mermerleşme önemli değilse sadece karkas ağırlığı ve mezbahadaki tartı önemliyse bu yönde yetiştirme yapan işletmeler ” Kas gözü” değerine önem verirler.  Fakat kas içine yayılmış yağ değeri önemliyse, kesim öncesi ultrasonla ve kesim sonrası  kas gözündeki yağ zerrecikleriyle bir değerlendirme yapılır.  Bu durum fiyatı da etkiler.  Bütün karkaslar aynı fiyata satın alınmazlar.

Önemsenen bir yetiştirme metodu da sütten kesilmiş danaların besi yerlerindeki performansının ölçülmesidir.  Hızlı besi tutan soyların erkek danalarına besi yeri sahipleri daha iyi fiyat veriyorlarsa ve bu konu öncelikli ise   o zaman feed-lot değerine bakılarak boğa seçimi yapılır.

Yağlılık, özellikle kabuk yağı oranı önem taşıyorsa, yine 12 inci ve 13 üncü kaburgalar hizasındaki yağ kalınlığı bu konuda fikir verir.

Kesim öncesi ultrason ile, kesim sonrası ise ölçerek yağ kalınlığına bakılır.

Et lezzeti yönünden yağlı olanları tercih eden kesimhaneler çoktur.

Boğaların kızlarının sürüde kalma zamanına göre seçim yapan çiftlikler de vardır.  Bu çiftlikler Angus ineklerin sürüde en az altı yıl kalmalarını isterler.  Aslında etçi ırklarda ineklerin altı yıl ve üzerinde sürüde kalma ihtimalleri sütçü ineklere göre çok daha yüksektir.  Bu değer ne kadar yüksek olursa, o kadar tercih edilir.

Bunlar dışında başka değerlere göre de boğa seçimi yapılarak doğal aşım veya suni tohumlama ile Angus inekler döllenir.  O yüzden odaklanma yönüne göre yetiştirilmiş çeşitli Anguslar görebiliriz.  Kimi et kalitesi, kimi ağırlık, kimi yağlılık, kimi günlük canlı ağırlık artışı özelliklerine öncelik vererek yetiştirme yapar.   Bütün Anguslar aynı değildirler.

İneklerin ağız sütü yani kolostrum ilk süttür.  Bilindiği gibi yoğun kıvamlıdır.  Birkaç gün içinde kıvamı ve görünüşü süte döner.  Ağız sütünde,  süte göre 2 kat toplam kuru madde vardır. Toplam yağlar süte göre 1,7 kat, protein 4,5 kat, toplam mineraller 1,5 kattır.  Bu miktarlar giderek azalır ve bildiğimiz inek sütü haline gelir.

Ağız sütünün içeriği çok zengindir. En çok bilineni koruyucu maddeler yani immunoglobulinlerdir.  Ancak; ağız sütü bu maddeler dışında buzağının yaşama tutunması için gereken tüm bileşikleri içinde bulunduran, sağlıklı bir başlangıç için gerekli mükemmel bir kombinasyondur.  Ağız sütünde;  kalsiyum, magnezyum, fosfor, potasyum, sodyum, çinko gibi mineraller, thiamin, riboflavin, niacin, folikasit, pantotenik asit gibi vitaminler, B 12 vitamini, ayrıca yağda eriyen A,D,E,K vitaminleri ile betakaroten bulunur.

Ağız sütü; büyüme hormonu, büyüme faktörleri, antimikrobiyel proteinler, glikoproteinler, savunma sistemini aktive eden, vücut direncini arttıran, bakterilerin bağırsak duvarına tutunmasını engelleyen maddeler ihtiva eder.  Ayrıca; insülin benzeri büyüme faktörleri sindirim sisteminin gelişimi için çok büyük önem taşır.  Çünkü, buzağılar büyüdükçe, zamanla işkembe, börkenek, kırkbayır gibi ön mideler oluşacak ve geviş getirme fonksiyonu başlayacaktır.

Sağlıklı inek veya düvelerin ağız sütleri sağlıklı olur.  Anneler aşılanmış ise, koruyucu maddeler ağız sütüyle yavruya geçer.  Zaten ağız sütü dışında annenin yavruya koruyucu maddeleri aktarmasının başka bir yolu yoktur.

Ağız sütünün faydası doğumu takip eden ilk saatlerde daha çok olup, giderek azalır.  İçindeki hazır maddeler sayesinde pasif bağışıklık ve tam bir besleme sağlar.  Tek şart;  ilk iki saat içerisinde en az 2 litre, ilk 12 saat içerisinde en az 6 litre ağız sütünün içirilmesi ve içirildiğinden emin olunmasıdır.

Buzağının annesinden ağız sütünü emmiş olması,  ne miktarda aldığından emin olmadığımız anlamına gelir. O sebeple bir biberonla verilebileceği gibi, sonda ile de verilebilir.  Ağız sütünün verilme metodu ne olursa olsun, yukarıdaki miktarları aldığını bilmek önemlidir.  Meme iltihabı olan ineklerin ağız sütünü buzağılara vermek doğru olmaz.  Bazı ineklerin doğumda ölmesi, mastitis geçirmeleri ve benzeri sebeplerden yavrulara ağız sütü verilememesi gündeme gelebilir.  Böyle durumlar için çiftlikteki fazla ağız sütleri dondurulmalı, ziyan edilmemelidir.  Gerektiğinde dondurulmuş ağız sütü ılık suda çözündürülerek buzağıya içirilir.

Buzağı bir- iki saat içerisinde annesinden ayrılmalı ve temiz-kuru bir yere konulmalıdır.  Bu konuda yapılan araştırmalar annesiyle kalan buzağıların ölüm riskinin 4 kat fazla olduğunu göstermiştir.

Ağız sütü çok temiz bir şekilde içirilmelidir.  Ağız sütü verirken buzağıya hastalık yapabilecek mikroplarla bulaşık süt verilmemesine özen gösterilmelidir.

Ağız sütünün kalitesi kuru dönemdeki ineklerin beslenmeleriyle doğru orantılıdır.  Ayrıca; sıcaklık stresine maruz kalmış ineklerin ağız sütlerinin kaliteli olmayacağı bilinmelidir.

Ağız sütü kompozisyonu ırklara göre de değişiklik gösterebilir.  Örneğin; Jersey ırkı ineklerin ağız sütleri, Holstein ırkı ineklere göre daha zengin içeriklidir.  Etçi ırkların ineklerinde ise daha yoğun besin maddesi içerikli ağız sütü oluşur.

Ağız sütü koruma, besleyicilik ve vitamin deposudur.  Örneğin; ağız sütü normal süte göre 8,6 kat daha fazla A vitamini içerir.  Her türlü gıda maddesi yüksek olmakla beraber,  süt şekeri yani laktoz ağız sütünde, süte göre yarı yarıya daha azdır.

Ağız sütünün zengin içeriği fark edilmiş ve son yıllarda insan hekimliğinde gıda katkısı olarak piyasaya sunulmuştur.

Buzağının yaşamı için şart olan ağız sütünün içirilmesi ve içirildiğinden emin olunmasının “sağlıklı bir başlangıç”  anlamına geldiğini unutmayalım.

Anneden koruyucu maddelerin yavruya kan yoluyla geçmeyeceğini, sadece ağız sütüyle aktarılabileceğini bilelim.

Ağız sütünün buzağılara verilmesiyle ilgili problemlerden her yıl binlerce buzağı kaybediyoruz.  Bu bilgilerle buzağı kayıplarını önleyebiliriz.

Angler sığır ırkı kırmızı rengiyle tanınmış, çoğunlukla İskandinav ve Baltık ülkelerinde yaygın bir ırktır.  Avrupa’nın önemli sütçü ırklarından biridir.  Ancak; erkek buzağıları süt danası için kullanıldığından, bazı ülkelerde çift amaçlı ırk veya kombine ırk olarak da değerlendirilir.

Angler süt yağının yüksekliğiyle tanınır.  Avrupa’da birbirine benzer özellikler taşıyan Alman Kırmızısı, Estonya Kırmızısı,  Danimarka Kırmızısı, İsviçre Kırmızısı, Norveç Kırmızısı, Litvanya Kırmızısı gibi ırklarla birlikte anılır.  Zaten bu ırkların teker teker genetik havuzları küçük olduğundan, birbirlerinin genetiklerinden de yararlanırlar.  Hatta, bu genetik yardımlaşma bazen Kırmızı Holstein, Montbeliard ve Jersey ırklarına kadar ulaşabilir.

Britanya’da sığır ırkları kodlamasında Angler ırkı  AR,  melezleri Kırmızılar ise ARX olarak kodlanmıştır.

Angler ırkı inekler orta yapılı, yapılarına oranla ise çok süt verimli hayvanlardır.  Irk ortalaması Almanya’da 8.486  kg,  %4,77 yağlı süt bildirilmektedir.  Proteini ise ortalama %3,64 dür.  Buzağıları kolay doğarlar ve dayanıklı olurlar.  Irk olarak meme yapısı sağlam, somatik hücre skorları düşüktür.  Almanya’da 1879 yılından beri kayıtları tutulmakta olan bir ırktır.  Angler ırkı yemi süte çevirme konusunda en ekonomik ırklardan biridir.

Angler ırkı ithalat yoluyla Avrupa dışındaki ülkelere, örneğin, ABD, Japonya, Yeni Zelanda, Kazakistan, Suudi Arabistan, Kanada, Şili, Cezayir gibi ülkelere gitmiştir.

Angler’i Almanya’da “tereyağı ineği” olarak isimlendirmişlerdir.  Peynir yapımına yönelik kappa-casein geni sayesinde iyi kalitede peynirler elde edilir.  Diğer yandan, erkek danaların beslenmesiyle elde edilen etler yumuşaktır.

Bu ırkın buzağıları ortalama 32 kg doğarlar.  Ergin inekler ortalama 500 kg olup, 780 kg’a kadar çıkabilirler.  Boğaları 800-900 kg’a kadar ulaşabilirler.  Boğalar ineklere göre daha koyu renkli olurlar.

Angler ırkı sağlam yapılı, dirençli, cüssesine göre çok verimli, bol yağlı sütü olan, kırmızı rengiyle ünlü bir ırktır.

Hayvan barınaklarında, özellikle kapalı barınaklarda biriken gübrenin açığa çıkardığı dört zararlı kimyasalın biri amonyaktır.

Hidrojen sülfit, karbondioksit ve metan gazı ile birlikte amonyak birikmesi ineklere, besi danalarına, diğer tüm çiftlik hayvanlarına ve özellikle de buzağılara büyük zararlar verir.

Gaz halinde ortaya çıkan ve barınak içerisine yayılan amonyağın en kötü etkisi solunum yollarına yaptığı tahriş edici etkidir. Akciğerlerde şişme, göz ve solunum yolunda tahriş yapan amonyak, aynı zamanda zatürre hastalığına da zemin hazırlar.

Amonyak, özellikle kapalı barınaklarda en büyük stres kaynağıdır.  Barınak havasının kalitesini bozar.  Ahırın kalabalık olması ayrıca bu problemi daha da zor bir hale getirir.

Ahırlarda iyi havalandırma,  iyi besleme kadar önemlidir. Amonyak ve diğer zararlı gazlar hayvanların savunma mekanizmasını bozup, hastalıklara hazır hale gelmelerine yol açacağı gibi, yemden yararlanmalarını da azaltır.  Bu kötü etkiye maruz kalan hayvanlar istenilen canlı ağırlık artışı veya süt artışını sağlayamazlar.

Amonyak ahır ortamında birikerek önce gözyaşının artmasına sebep olur.  Daha sonra, yutkunma güçlüğü, boğulma hissi meydana gelir.  Giderek akciğer dokusuna derinlemesine işleyen zararlı gazlar tahriş ettikleri dokuya mikropların girmesi için kapı açarlar.  Sonraki safhada öksürük, burun akıntısı, sık soluma ile zatürre belirtileri kendini gösterir.

Amonyak emisyonunun artması hayvanlar için zararlı olduğu gibi, insanlar için de zararlıdır.  Çalışanlara zarar verir.  Diğer yandan hayvan refahı ilkelerine de aykırıdır.  Bu koşullar düzelmedikçe, zatürre olan, öksürüğe yakalanan sığırlar tedavi edilseler bile nüksetmeler kaçınılmazdır.  Buzağılar ise;  ergin sığırlardan çok daha hassas olup, zatürre’den ölürler ve buzağılar arasında zatürre hızla yayılır.

Solunum yolu enfeksiyonlarından uzak durmak, süt ve et üretiminde karlılık, insan ve hayvan sağlığı için amonyak birikimine mutlaka çare bulunmalıdır.   Bunun için kapalı, havalandırmasız barınaklar yerine açık, havalandırmalı barınaklar tercih edilmelidir.  Çatı ortasında açıklık bırakılmalıdır.  Zararlı gazların ahır içinde birikmesine meydan verilmemelidir.

Gübreler sıklıkla ortamdan uzaklaştırılmalıdır.  Ahırların aşırı kalabalık olmaması için önlem alınmalı, sürü yönetiminin temel ilkesi olan “Temiz ve Kuru” prensibine uyulmalıdır.  Gübre yönetimi, gübrenin ahırda kalma süresi, mekanik ve doğal havalandırma ve sıcak havalarda alınacak olan ek önlemler amonyak seviyesini azaltacak, hayvanların verimli ve sağlıklı olmalarını sağlayacaktır.  Ahırdan gübrelerin uzaklaştırılması ve havalandırma aynı zamanda bir “Koruyucu Hekimlik”  hizmeti olarak algılanmalıdır.

Stresi azaltmak, hastalıkları azaltmak ve verim arttırmak, dolayısıyla kazanç elde etmek anlamına gelir.

1-TPI :En yüksek TPI’ya sahip olan 20 boğa çoğunlukla embriyo üretiminde ve boğa istasyonlarına alınacak adayların babası olarak kullanılırlar.  Spermalarına talep çoktur.  Fiyatları yüksek olur.

2-Tip Değeri:  Boğanın Tip değeri yüksekse sperma birim fiyatı yüksek olur.

3-Boğanın Sperma Üretme Yeteneği:  Yüksek miktarda sperma üretebilen boğaların sperma birim fiyatı az miktarda sperma üreten boğalara göre daha düşük olabilir.  Tamamen arz-talep konusudur.  Piyasada çok istenen bir boğanın sperması tabii ki yüksek fiyata satılabilir.

4-Süt, Protein ve Yağ Verimi: Bu değerler yüksekse, boğa spermasına daha yüksek fiyat istenir.

5-Tanınmış, meşhur inek ailelerinden gelen boğaların spermaları daha çok istenir.  Çiftçiler, yetiştiriciler bu tip boğaların spermalarına büyük ilgi gösterirler.  Fiyatlar yüksek olur.

6-Verimlilik ömrü, kızlarının gebelik oranı (DPR),  Boğa’ya ait döl tutma oranı (SCR) değerleri yüksek olan boğaların spermaları yüksek fiyata satılabilir.  Bu değerlerden sadece biri bile yüksek olsa fiyat büyük ölçüde  etkilenir.

7-Akrabalık (kan yakınlığı) yaratmayan boğaların spermalarına talep çoktur.  Çok kullanılan boğalardan olmayan pedigriler her zaman kan yakınlığını önleyecek olduğundan bu boğaların spermaları yüksek fiyata alıcı bulur.

8-Tanınmış inek ailelerinden ve soylarından gelen boğa tohumları için inek sahipleriyle anlaşma yapan boğa istasyonları vardır.   İnek sahipleri böyle boğalar seçildiğinde kar payı isterler.  Dolayısıyla kar payı verilmesi birim fiyatı etkiler.

9-Kolay Buzağılama: Buzağılama kolaylığı,  ABD’de çok arzu edilen bir karakterdir.  Diğer özelliklerinin yanı sıra bu özelliğe de sahip bir boğa sperması için daha yüksek fiyat talep edilmektedir.
Görüldüğü gibi; sperma dozunun fiyatının belirlenmesi ekonomik kurallardan farklı değildir.  Arz-talep dengesi her zaman fiyatın oluşumunda etkendir.

Amerika’nın gelecekteki çiftçileri (Future Farmers of America =FFA) 1928 yılında kurulmuş, çok geniş bir gençlik organizasyonu.  ABD’de elli eyalette, 7.498 şubesi olan FFA,  yerel bazda, eyalet bazında ve tüm ABD’de organize olmuş.  Şu anda 558.000 üyesi var.  Bu üyeler 12-21 yaş arası çocuklar ve gençler.  Her eyaletin FFA organizasyonu olduğu gibi, ayrıca bir ulusal FFA vakfı var.   Kaliforniya Eyaletinde, FFA eğitimleri okul müfredatına girmiş.

FFA organizasyonu,  Kansas City de Baltimor Otelinde, çiftlik sahiplerinin çocuklarından 33 kişinin buluşmasıyla 1928 yılında kuruluyor.  Tarımın önemini, dünyada hızla artan gıda ihtiyacını, tarım sektörünün sorunlarını, tehditleri, fırsatları, kariyer planlamalarını, çiftçilikle ilgili eğitimleri ve aynı zamanda kişisel gelişim eğitimlerini ön plana alan FFA, bir lider kuruluş olarak göze çarpıyor.

Tarımsal alanda deneyim kazandıran, liderler yetiştirmeyi amaçlayan bu kuruluşun gelirleri çoğunlukla sponsorların destekleriyle sağlanıyor.  Bilinen, tohum, traktör, ilaç firmaları başlıca sponsorlardan.  Geleceğin çiftlik yöneticileri,  zooteknistleri, ziraat mühendisleri, veteriner hekimleri, teknisyenleri hep bu kuruluşun üyeleri arasında yetişiyor.  FFA vakfı, tarımla ilgili iş adamları ve kuruluşlar burslar vererek eğitimlerini sürdürmek isteyen gençlere olanak sağlıyorlar.  FFA genel merkezi Indianapolis’te.  Üye aidatı yılda sadece 7 dolar.  Indianapolis dışında, ABD  Tarım Bakanlığı ile birlikte çalışmalar sürdüren Virgina, Alexandria’da  da bir ofisleri bulunuyor.  Diğer yandan üniversitelerde de şubeleri var.  FFA takım çalışması, insan ilişkileri, çevre, sağlıklı yaşam, ekonomi gibi konularda da eğitimler veriyor.  Özellikle  tarım kesiminde çalışanların çocukları,  FFA üyesi olmakla büyük gurur duyuyorlar.  Gelecekleri de güven altına alınmış oluyor.

Ülkemizde; tarımda çalışacak genç nüfusun azaldığı, çiftliklerin, hayvancılık işletmelerinin babadan çocuğa geçme sürecinde sıkıntılar olduğu ve buna benzer şikayetler giderek artmaktadır.

Bu organizasyon incelenerek uygun bir şekilde ülkemize adapte edilebilirse, belki yukarıda sayılan problemlerin önüne geçilebilir.  Öğrenimini sürdürenler ise burs bulabilir.  Sanayi bu kuruluş üyelerinden yetişenleri seçebilir.  Hatta, ileri safhada, buralarda yetişenlere üniversite girişinde özel tercih hakları verilebilir.  FFA’nın tarımsal eğitim ile birlikte, kişisel gelişim, ekonomi gibi konularda da eğitim vermesi, liderlik vasfı olanları ortaya çıkarması, deneyimlerin paylaşımı bizde de örnek  alınabilir.

İnek üç tarafı kapalı bir boks içerisine alınıyor.

Bu çiftlikte yanyana 4 boks var.

Aynı anda 4 inek tohumlanabiliyor.

 

 

Suni tohumlama yapan eleman hazırlanıyor.

 

 

Suni tohumlama işlemi bittikten sonra sağ taraftaki ip çekilerek makara sistemi ile kapı açılıyor ve inek dışarı çıkıyor.

 

 

 

 

 

Suni tohumlama bokslarının dışarıdan görünüşü. Üst tarafta kapıyı kilitleyen ve açan mandal sistemi var

 

 

 

 

 

 

Suni tohumlamayı yapacak olan eleman sürü içerisinden tohumlama yapacağı inekleri bokslara yönlendiriyor.

 

ABD’nin Main Eyaletinde Yüksek Verimli İneklere Sahip Olan, Aynı Zamanda Embriyo Satan Çekirdek Sürü = Conant Acres Farm

ABD’de, bilindiği gibi, birçok etçi sığır ırkı ve altı adet de sütçü sığır ırkı tescillenmiştir. Bunların her birinin ayrı birlikleri vardır. ABD’de tescilli ırklar verimlilikleriyle dünya çapında ilgi görüyorlar.  Etçi sığır ırklarının spermaları başta Güney Amerika ülkeleri olmak üzere bütün dünyaya satılıyor.  Sütçü ırkların spermaları da yine dünyanın birçok ülkesine gönderiliyor.  İncelendiğinde görülecektir ki bu verim seviyelerine ulaşmak yıllar içerisinde devamlılık ve sabır ile mümkün olmuştur.  Branşlaşma, uzmanlaşma, kesintisiz olarak devam etme ve sabır ABD’de öne geçen özelliklerdir.

ABD’de sütçü ve etçi sığır ırklarının ayrımı yıllar önce yapılmış ve başarıyla sürdürülmektedir.  Kombine ırk denilen bir ırk yoktur.  Bizde kombine ırk olarak bilinen Simmental ırkı ABD’de etçi ırk olarak geliştirilmiştir.  Hatta son yıllarda klasik sarı-kırmızı-beyaz alaca olarak bildiğimiz Simmental ırkı etçi siyah Simmental’e dönüştürülmüştür.

ABD de süt sığırı olarak tescillenmiş 6 adet ırk vardır.  Holstein, Brown Swiss, Jersey, Guernsey, Ayrshire ve sütçü Shorthorn.  Süt sığırcılığı çiftlikleri bu ırkları kullanarak süt elde ederler.  Son zamanlarda dişi sperma teknolojisiyle birlikte, Jersey ırkı tekrar öne çıkmıştır.  Büyük sürülerde gübre yönetiminin kolay olması, süt yağı ve süt proteinine verilen primler, Jersey ırkının cüssesine göre en çok süt veren ırk olması gibi avantajlar, dişi sperma teknolojisiyle erkek olma ihtimalinin azalması ile birlikte Jersey ırkını ABD’de gözde bir ırk haline getirmiştir.

ABD’de ırklar yıllar içerisinde yapılan çalışmalarla geliştirilmiş olup, son elli yıllık ilerlemeler ABD Tarım Bakanlığının web sayfasında yayınlanmaktadır.  Bu bilgilere www.aipl.arsusda.gov internet adresinden ulaşmak mümkündür.  USDA-ARS (ABD Tarım Bakanlığı, Tarımsal Araştırma Servisi) tarafından yayınlanan bilgilere göre yıllar içerisinde kat edilen yol hakkında bilgi edinilebilir.

lkemizde olmayan ve adı pek bilinmeyen Ayrshire ırkının 1979 yılındaki süt verimi ortalaması 4454 kg iken, bu rakam 29 yılda 3918 kg artışla 8372 kg’a çıkarılmıştır.

Ayrshire ırkındaki süt yağı ortalaması 29 yılda, 1979-2008 yılları arasında 143 kg artışla 180 kg’dan, 323 kg’a çıkarılmış, süt proteini ortalaması ise 29 yıllık bir çalışmayla 70 kg artırılmış, 192 kg’dan 262 kg’a ulaştırılmıştır.

Brown Swiss ırkı üzerindeki çalışmalarla 1957-2009 yılları arasındaki 52 yılda ortalama süt miktarı 4937 kg’dan 10.637 kg’a ulaşmış olup, sağlanan artış 5.700 kg’dır.  Süt yağı 201 kg’dan, 214 kg artışla 415 kg’a çıkarılmıştır.  Ortalama süt proteininde 33 yıllık verilere göre 220 kg’dan 346 kg’a ulaşılmış olup, artış 126 kg’dır.

Guernsey ırkı da ülkemizde olmayan ve adı pek bilinmeyen sütçü ırklardan biridir.  52 yılda (1957-2009) 3.930 kg olan ortalama süt miktarı 8.440 kg’a çıkarılarak 4.510 kg ortalama artış sağlanmıştır.

Guernsey ırkının süt yağı ortalaması 52 yılda 186 kg’ dan 373 kg’ a çıkarılmış.  187 kg artış sağlanmıştır.  Süt proteini için 1976-2009 yılları arasındaki 33 yıllık kayıtlar ortalama süt proteininde 186 kg’ dan 270 kg’a çıkıldığını ve 84 kg artış sağlandığını göstermektedir.

Holstein ırk ortalamalarına bakacak olursak;  52 yılda (1957-2009) süt miktarı 5.858 kg’ dan 12.184 kg’a,  süt yağı miktarı 215 kg’ dan 442 kg’ a çıkmış olup, sütte artış 6.326 kg, süt yağında artış 227 kg’dır. Süt proteini için 29 yıllık kayıt mevcuttur.  1970 yılında 224 kg olan süt proteini ortalaması, 2009 yılında 368 kg’a ulaşmış ve 144 kg artış görülmüştür.

Jersey ırkında; verim ortalamaları, 52 yılda  süt miktarında 5104 kg (3688 kg’dan 8792 kg’a ) süt yağında 190 kg (219 kg’dan 409 kg.a) artış sağlanmıştır.  Süt proteininde 1972 yılından 2009 yılna dek 37 yılda 166 kg’dan 313 kg’a çıkılmış olup, 147 kg artış söz konusu olmuştur.

Yine ülkemizde olmayıp adı da pek bilinmeyen sütçü Shorthorn ırkında 1958-2008 yılları arasındaki 50 yılda süt miktarı ortalaması 3.950 kg’dan 8099 kg’a çıkarılmış. 4149 kg lık bir artış sağlanmıştır.  Ortalama süt yağı 148 kg’dan 229 kg’a çıkarılarak 151 kg artış sağlandığı saptanmıştır.

Sütçü Shorthorn ırkında 1981 yılı ile 2008 yılı arasındaki 27 yıllık kayıtlara göre ırkın süt proteini ortalaması 177 kg’dan 249 kg çıkarak 72 kg artış kaydedilmiştir.

Etçi sığır ırklarında da yıllar içinde büyük artışlar sağlanmıştır.

Limousin ırkında son 19 yıl içinde sütten kesme ağırlığında 8,8 kg, 1 yaşındaki canlı ağırlık ortalamasında 16 kg artış kaydedilmiştir.  Bu ırk yumuşak başlılık (docility= kolay yönetilebilirlik) yönünden selekte edilerek 1992 yılında 1,67 olan docility puanı 2011’de 20,07 ye çıkarılmıştır.

Şarole ırkında 1990-2011 yılları arasında geçen 21 yılda, sütten kesme ağırlığında 25,9, 1 yaşındaki canlı ağırlık ortalamasında 45,2 ve ortalama süt miktarında ise 7,5 kg artış görülmüştür.  Etçi bir ırk olan Şarole ırkının dişilerinde buzağısına yetmeyen süt miktarı bu şekilde artış sağlanarak yeter hale getirilmiştir.  Süt miktarı için Angus ırkında da bir ıslah çalışması başarıyla sürdürülerek 1972-2010 yılları arasındaki 38 yılda 9,5 kg süt artışı elde edilmiştir.  Böylece etçi ırkların anneleri sütleriyle yavrularını besleyerek, bir anlamda, sütü ete çevirebilmektedirler.

Angus ırkında kolay doğum önemli bir özelliktir.  1980 yılında ortalama doğum ağırlığı 34 kg iken 1990 yılında ortalama 38 kg’a çıkmış ve bir telaş yaratmıştır.  2009 yılında doğum ağırlığı ortalama 2 kg aşağıya çekilmiş ve 36 kg a düşürülmesi sağlanmıştır.  Çünkü; Angus ırkında inekler çoğunlukla sahipleri veya bakıcıları görmeden doğururlar.

Angus ırkında 1972-2010 yılları arasında, 38 yılda sütten kesme ağırlığında ortalama 20 kg artış elde edilmiştir.

Dişi ve erkek danalar üzerinde yapılan çalışmalarla, ırk ortalaması olarak, son 29 yılda, 1 yaşındaki erkek danaların canlı ağırlık ortalaması 418 kg dan , 515 kg’a çıkarılarak 97 kg artış elde edilmiştir.  Aynı artış dişilerde 314 kg’dan, 381 kg’a çıkarak 67 kg olmuştur.

Sütçü sığır ırklarında somatik hücre skoru mastitise dayanıklılığı gösteren bir kriterdir. ABD’de ineklerin somatik hücre skoruyla ilgili genetik çalışmalar da yapılmaktadır. Doğal olarak somatik hücre skoru genetik dışındaki etkenlere de bağlı olsa bile, genetik yönden elde edilebilecek yararlar hesap edilerek ineklerin mastitise daha dayanıklı olmaları yönünde çalışmalar devam etmektedir.

Son 25 yılda Ayrshire ırkında 3,12 olan S.C.S ( Somatik Hücre Skoru) 3,12den, 2,61’e, Brown Swiss’te ortalama S.C.S 3,19’dan 2,60’a, Guernsey’de 3,86’dan 2,89’a, Holstein’de 3,50’den 2,54’e, Jersey’de 4,05’den 2,80’e düşürülmüştür. Bilindiği gibi, ırklar arası çok küçük farklar olmakla birlikte, somatik hücre skorunda 3’ün üzeri mastitise karşı hassasiyeti, 3 ün altı mastitise karşı dirençli olmayı göstermektedir.

ABD dışında bir gözlemim de İtalya’da mandalar üzerinde olmuştur.  İtalya’da manda üreten işletmeleri gezdiğimde mandaların aynı inekler gibi olduklarını görmüştüm.  İtalyanlar yıllar içinde mandaların sert, haşin, hırçın karakteri olanlarını, verimine bakmadan kesmişler, sakin, kolay yönetilebilir bir manda ırkı ortaya çıkarmışlar.  Şu anda mandaların sevk ve idaresinde son derece rahatlar.

Bizim verimi düşük olarak bildiğimiz, ancak zor koşullara adapte olmuş, dayanıklı ırklarımız vardır.  Doğu Anadolu Kırmızısı, Güney Doğu Anadolu Kırmızısı, Boz Irk ve Yerli Kara olarak bilinen, her biri rengi ile anılan sığır ırklarımız sayıca giderek azalmaktadır.  Halbuki bizim Boz ırkımıza benzeyen Macar Boz ırkı sığırlarla Macarlar övünmektedirler.  Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız, Evcil Hayvan Genetik Kaynaklarımızın Korunması ve Sürdürülebilir Kullanımı hakkında bir yönetmelik çıkarmıştır. Yönetmelik 22 Aralık 2011 tarihli ve 28150 sayılı Resmi Gazetede yayınlanmıştır.

Eski uzmanlardan birinden duymuştum.  Traktörün henüz icad olmadığı tarihlerde yerli sığır ırklarımızın en iyi, en gösterişli, en güçlü erkekleri burulup öküz yapılmış ve dişileri, geriye kalan erkekler döllemiş.  Biz de bu ırklardan umudu kesmişiz.  Geriye kalanların korunması yanında, devlet işletmelerinde verimlerinin arttırılması yönünde çalışmalar yapılıp yapılmayacağı ilgililer tarafından tartışılmalıdır.  Doğal olarak bu çalışmalar bütçe, sabır ve devamlılık ister.  İlgili kamuoyu, yetkililer ve bilim insanları bu yönde, ırkların korunması değil, ileriye götürülmesi yönünde bir şeyler yapılıp yapılamayacağını tartışmalıdırlar.

Mayıs ayının son haftasında ABD’de Kolorado eyaletinde birkaç büyükbaş işletmesini ziyaret ettik.  İzlenimlerimi sektörle paylaşmanın yararlı olacağını düşünüyorum.

Kolorado’da, özelikle başkent Denver çevresinde, üç adet büyük sayılabilecek sütçü sığır işletmesi, bir adet düve işletmesi, bir adet boğa barınağı ve bir de ilginç bizon çiftliği gezdik.  Sütçü işletmelerin biri 2.000 baş sağmal, biri 4.000 baş, diğeri ise 5.000 baş sağmal inek bulunduruyordu.  Bunlar Holstein çiftlikleriydi.  Holstein işletmelerinin bir tanesinin yakınında 80.000 başlık besi çiftliği vardı.  İçine giremedik.  Ancak, uzaktan fotoğraflarını çektik.  Bizim için gerçekten çok ilginç bir görünüm sergileyen, et sığırcılığı için ise harika bir manzara.

ABD Kolorado eyaletinde de daha önce gezdiğim birçok eyaletteki gibi temel noktalar iyice oturmuş.  İnek konforu, ineklerin serinletilmesi, lohusa takip programı, kuru sağım artık tartışmasız ve sorgulamasız bir biçimde tamamen uygulamaya konulmuş.

Kolorado’daki süt sığırcılığı işletmelerinin sorunları bugünlerde iki ana konuda bütünleşiyor.  Birincisi süt çok ucuz, ikincisi kredi veren bankaları batmış.  2009 yılındaki krizi halen atlatamadıkları görünüyor.  Çiğ sütün 100 poundu, 13 Dolar.  Güncel fiyatlarla 1 litre süt 46 Kuruşa geliyor.  Çiftlik sahipleri kredi aldıkları bankanın battığını, banka devlete geçince borçları başka bankalara 1 doları 25 cente sattığını söylediler.  Sütün ucuzluğu ve kredi verecek bankaların batmasının üst üste gelerek problemleri katladığını ifade ettiler.  Yine de umutlu olduklarını, çünkü süt fiyatının geçen yıl 100 pound için 9 dolar olduğunu söylüyorlar. (Güncel fiyatlarla 1 litre çiğ süt 32 kuruş)  Çiftlik sahiplerine ısrarla sormamıza rağmen, devletten hiçbir yardım görmediklerini, problemleriyle baş başa kaldıklarını, geçen yıl birçok çiftliğin kapandığını, bu yıl da birçok çiftliğin kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını anlattılar. Piyasada çok süt olduğunu, tüketimin ise azaldığını, bu yüzden sütün ucuzladığını söylediler.

Bölgede genel olarak verilen yemler yonca, mısır ve şeker pancarı posasından oluşuyor. Süt çiftliklerinden Bella Holstein bir aile işletmesi.  Karı-koca işletiyorlar.  1979 yılında, yani 31 yıl önce, 100 inekle başladıkları Holstein çiftliği şimdi 2400 baş sağmal ineğe ulaşmış.  Başarılarının sırrını sorduğumuzda “çok çalışma ve yıllar süren planlama” olarak yanıtladılar.  Çiftliklerinde eşleştirme programı ve dişi sperma kullanıyorlar.  Yıllar içerisinde sperma seçiminde Tip puanına önem verdiklerini, çünkü süt miktarının zaten yüksek olduğunu, bu gelinen noktadan sonra yemden yararlanma, yemi süte çevirme ( Feed-Pro) konusunda öne çıkmış boğalar tercih ettiklerini söylediler.  Yüksek cüsseli ineklerden ziyade, orta cüsseli, ayaklara çok yük bindirmeyen yapıda inekler tercih ediyorlar.    Uzun ömürlülük puanı, ayak-bacak ve meme indeksi yüksek boğa tohumlarını tercih ediyorlar.  Krizde son yıllarda elde ettikleri birikimleri tamamen kaybettiklerini ifade eden çiftlik sahibi, inek başına sürü ortalamasının 81 pound = 36,7 kg olduğunu, fiyatın ise en az 100 pound için 17 dolar olması gerektiğini söyledi. ( 1 litre süt için talep edilen fiyat en az 60 kuruş).

Diğer bir çiftlik ise sütünü peynir fabrikasına veren 21 yıllık bir işletme, Empire Dairy şirketiydi.  82 kişinin çalıştığı bu işletmede 4.800 baş sağmal inek vardı. Erkek buzağıları, ağız sütünü aldıktan sonra, hemen satıyorlar.  Fiyatı 50 Dolar.  3 kez sağım yapılıyor.  Kuru sağım sistemi uygulanıyor.  Tohumlamada “boya ve tohumla” sistemi tamamen oturmuş.  Altlıklar kum.  Somatik hücre ortalama 104.000.  Sürü süt ortalaması inek başına, günlük 39,5 litre.  Buzağı barınaklarının yönleri yaz ve kış olarak değiştiriliyor.   İnek barınaklarının rüzgar gelen tarafı kışın kapalı.  Diğer tarafları açık.  Haziran ayında ise hepsi açılıyor.

Yol üzerinde içine giremediğimiz Aurora organik süt işletmesi hakkında bilgi aldık.  İnekler tamamen çayırda besleniyorlar.  Sütleri markette normal sütün iki katından biraz fazla bir fiyata satılıyor.  Toplam 14.000 baş inekleri var.  Sütleri tesis kendi şişeleyip, satıyor.

Üçüncü işletme Veeman Dairy.  Ortalaması 36,5 kg.  Fiyatlarına ek olarak, 100 pound için 10 cent somatik hücre azlığı dolayısıyla prim alıyorlar.  Yağ ortalamaları % 3,6. Protein ortalamaları ise %3,15.  Sütü pizza peyniri yapan bir fabrikaya satıyorlar.  Boğa sperması seçerken meme ayrımı belirgin, meme ligamentleri sağlam, çok büyük cüsseli olmayan inekler verecek spermaları tercih ediyorlar.  Meme yerleşimine çok dikkat ediyorlar.

Özellikle Quail Dairy şirketinde sağım Rotary Sistem ile yapıldığından çok büyük cüsseli hayvanların bu sisteme uygun olmadığını ifade ediyorlar.  Çiftlik sahibi Rotary Sistemin ineklerin çok hoşuna gittiğini ve sağımı biten ineklerin aşağıya inmek istemediklerini söyledi.  Genel olarak ABD’deki diğer çiftliklerde olduğu gibi ziyaret ettiğimiz işletmelerde de sahipleri işletme içerisindeki evlerinde oturuyorlar.  Yonca, mısır dışında barbunya fasulyesi ve bira posası verenler de var.

Bu işletmelerden Empire Dairy kışın doğumların az olması için, kışa denk gelmeyecek şekilde ovsync programı uygulayarak östrus sinkronizasyonu yaptıklarını söyledi.

Çiftliklerde en önemli iki problemin işçi sirkülasyonu, çiğ süt fiyatlarının ucuzluğu olduğunu, diğer problemlerin ise çevre konusundaki aşırı sıkı kurallar ve her türlü ekonomik koşulların kendilerini etkilemesi olduğunu söylüyorlar.  Eskiden süt ve yem fiyatlarını takip etmelerinin yeterli olduğunu, şimdi ise global her türlü ekonomik faaliyeti takip etmeleri gerektiğini ifade ediyorlar.  Endüstriyi her şeyin etkilediğini, bir çiftlik sahibinin bunları yakından takip etmezse başarılı olamayacağını anlatıyorlar.

Bazı işletmeler BST (Bovine Somatotropin) kullanmayı sürdürürken, bazı işletmeler BST kullanmaktan vazgeçmiş. Buna nasıl karar verdiklerini sorduğumuzda sütü alanların kendilerini yönlendirdiklerini anlattılar.  Sütü alan peynir yapıyorsa kesinlikle BST kullanılmasını istemiyor, ancak içme sütü yapanlar ise BST kullanılması konusunda çok sıkı davranmıyorlarmış.

Quail Dairy çiftliği gübreyi kurutup altlık olarak kullanıyor.  Önce suyu sıkılan gübre, daha sonra bir aletle araziye uzun hatlar boyunca yayılıyor.  Aletle gübre içerisine oksijen enjekte ediliyor. Yanma işleminden sonra gübre mikroplardan arınmış olarak altlık halinde kullanılmaya elverişli hale geliyor.

Yol üzerinde içine giremediğimiz Cattlco şirketinin besi yerini gördük.  Fotoğraflarını çektik.  Açık serbest sistemde 80.000 dananın bir arada beslendiği bir üniteyi görmek gerçekten güzel bir deneyim oldu.

Q-Ranch Düve çiftliği ise, düvelerin bakılıp beslenerek, gebe bırakıldıktan sonra asıl işletmeye gönderildikleri bir yer.  11.000 başlık bu işletme tamamen açık biçimde tasarlanmış.  Kolorado deniz seviyesine göre 1800 metre yükseklikte bir eyalet.  Böyle yüksek bir yerde yetişen düvelerin daha uzun ömürlü, daha yüksek verimli olduklarını söylüyorlar.

Rocky Mountain etçi ırk boğa barınağında ise spermaları alınan, işlenen, orada bakılıp, beslenen boğaları görmek çok hoşumuza gitti.  Siyah, Kırmızı Angus ve Hereford boğaların bulunduğu barınakta fotoğraf çekme, yem formülasyonu ve sperm üretimi hakkında bilgi sahibi olma imkanlarını bulduk.

Bizon (Buffalo) çiftliği ziyareti ilginçti.  Buffalo bizde bilinen Water Buffalo ya da Manda değil.  Amerika’da Bizon denilen iri hayvanlar.  Bunların etleri hamburgerde diğerlerine göre 1 dolar daha fazla fiyata satılıyor.  Örneğin; hamburger 5 dolar ise, buffalo etinden yapılmış olanı isterseniz 6 dolar oluyor.  Etlerinin daha lezzetli, kolesterol oranının ise düşük olduğunu söylüyorlar.  Buffaloların çiftlikte üretimi ise küçük çaplı bir iş.  Çok büyük besi işletmelerinin yanında tamamen butik işletme tarzında yetiştirme yapıyorlar.

Süt işletmelerinde, ABD’nin diğer eyaletlerinde çok yaygın bir şekilde kullanılan, püskürtmeli ve fanlı serinletme sistemlerinin Kolorado’da çok yaygın olmadığını gördük.  Kolorado’da gezdiğimiz bir işletmede bu sistem olmasına rağmen, diğerlerinde yoktu.  Sorduğumuzda “ihtiyaç olmuyor, bölgede sürekli esen bir rüzgar var” dediler.  Bu rüzgara karşı açık barınaklarda rüzgar kıranlar yapılmış.  Bazı işletmeler ise geçici olarak saman balyalarını rüzgarı kesecek şekilde dizerek ve daha sonra kaldırarak çare bulmuşlar.